<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Dokuz Eylül - Güncel İzmir Haberleri</title>
    <link>https://dokuzeylul.com</link>
    <description>izmir haberleri, İzmir son dakika haber, ekonomi, siyaset, magazin, bölgesel, spor, turizm, etkinlik, tarih, bilim, teknoloji ve güncel izmir haberler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://dokuzeylul.com/rss/doganin-sesi" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2026 - Yayınlanan haber ve fotoğrafların tüm hakları İGC - 9 Eylül Medya grubuna aittir.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 23 Aug 2026 06:00:54 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/rss/doganin-sesi"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sakin şehir Seferihisar'a 235 dönümlük GES projesi!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/sakin-sehir-seferihisara-235-donumluk-ges-projesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/sakin-sehir-seferihisara-235-donumluk-ges-projesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’in Seferihisar ilçesinde hayata geçirilmek istenen güneş enerji santrali ve depolama tesisi projesine ait resmi ÇED dosyasından başka şehirlere ait metinler ve 125 katlık devasa kapasite çelişkileri çıktı. Aktif fay hatlarının yanı başında ve tarım arazilerinin ortasında kurulması planlanan 400 milyon liralık proje, bölgedeki yaban hayatını ve su kaynaklarını da ciddi biçimde tehdit ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><i><strong>KAZİM BOZKURT/</strong></i>İzmir’in sakin şehir (Cittaslow) unvanına sahip ilçesi Seferihisar’da kurulması planlanan dev enerji projesi, resmi kurum dosyalarında çelişkili ifadelerle dikkat çekti. Ninova Yenilenebilir Enerji Şirketi tarafından Turabiye Mahallesi sınırlarında bulunan 23,52 hektarlık alanda hayata geçirilmek istenen "Seferihisar Camiikebir GES ve Enerji Depolama Tesisi" projesinin <strong>ÇED raporu</strong> adeta dökülüyor. EN-ÇEV Enerji Çevre Yatırımları firması imzası taşıyan Proje Tanıtım Dosyası üzerinde yapılan incelemeler, bürokratik denetim mekanizmasının nasıl yüzeysel işletildiğini gözler önüne serdi. Çevre dosyasının hazırlanış biçimi, sadece bölgesel bir doğa tahribatı tartışmasını değil, kopyala-yapıştır metotlarıyla onay süreçlerinden geçirilmeye çalışılan resmi evrak krizini de beraberinde getirdi.</p>

<h2>Başka şehirlerin raporlarını İzmir diyerek dosyaya koymuşlar</h2>

<p>Dosyanın "Bölüm IV: Kümülatif Etki Değerlendirme" başlıklı 104. sayfasında, "Aşağıda Kütahya ilinde kurulması planlanan GES alanları ile birlikte söz konusu projenin oluşturacağı kümülatif etkiler değerlendirilmiştir." ifadesi yer alıyor. Ancak bu cümlenin hemen altında "Tablo 31: İzmir İlinde Bulunan İşletmedeki Güneş Enerji Santralleri" başlıklı tablo bulunuyor. Tabloda, İzmir'deki 40 santral ve toplam 398 MWe kurulu güce ilişkin veriler sıralanıyor.</p>

<p>Dosyanın "Projenin ve Yerin Alternatifleri" başlıklı bölümünde (sayfa 12), proje alanının seçilme nedenleri açıklanırken, "Tüm bu hususlar değerlendirildiğinde Gaziantep ilinin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alması, arazi yapısının ve eğiminin uygun olması vb. sebeplerden ötürü yatırım için en uygun alan seçilmiştir." cümlesinin kullanıldığı görülüyor. Ege kıyısındaki Seferihisar için hazırlanan resmi bir çevre dosyasında, Güneydoğu Anadolu'daki bir ile ait yer seçimi gerekçesinin yer alması, dosyanın başka bir projenin raporundan uyarlandığı değerlendirmesine yol açtı.</p>

<h2>Enerji depolama kapasitesinde resmi belgeler arası 125 katlık devasa çelişki</h2>

<p>Dosyadaki en dikkat çekici teknik çelişkinin, enerji depolama tesisi kapasitesine ilişkin verilerde yaşandığı belirlendi. Proje başlığında, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) önlisans belgesinde (09/11/2023 tarihli ve ÖN/12173-12/05967 numaralı) ve hidrojeolojik değerlendirme raporunda EDT kapasitesi "20 MWh" olarak belirtiliyor.<br />
Ancak dosyanın "Projenin Teknik Olmayan Özeti" başlıklı 6. sayfası ile "Doğal kaynakların kullanımı" başlıklı 20. sayfasında, "Proje konusu faaliyet kapsamında 54.000 Adet (500 Wp), 8 Adet İnverter, 8 ünite Lityum-İyon batarya (2500 MWh) kullanılacaktır." ifadesi yer alıyor. İki resmi beyan arasındaki fark 125 kata ulaşıyor.</p>

<h2>Yüksek sismik riskli sahada lityum batarya patlaması kabusu</h2>

<p>Dosyaya eklenen jeolojik özellikler ve depremsellik raporuna göre, proje alanı Türkiye Deprem Tehlike Haritası'nda PGA_475 değeri 0,465 g olan bölgede bulunuyor. GES alanı, Holosen fayı niteliğindeki Seferihisar Fayı'na kuş uçuşu yaklaşık 2,50 kilometre, Tuzla Fayı Doğanbey Segmenti'ne ise yaklaşık 9 kilometre mesafede konumlanıyor.<br />
Raporda ayrıca, "İçerisinde az miktarda zehirleyici madde bulunan PV uygulamalarında bu kimyasalların az miktarının bile çevreye yayılması sonucu zayıf da olsa bir yangın riski vardır." ve "Bu tür durumlarda toprak ya da yeraltı suyu kirlenmesi söz konusu olabilir." ifadeleri kullanılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Meralar ve mandalina bahçeleri kamulaştırma kıskacına giriyor</h2>

<p>Projeyle birlikte bölgenin tarımsal dokusu da ağır bir darbe almaya hazırlanıyor. 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Çevre Düzeni Planı'nda <strong>Tarım Arazisi</strong> ve <strong>Çayır-Mera</strong> olarak tescilli olan alan, tapu kayıtlarında "Tarla" vasfıyla Maliye Hazinesi adına kayıtlı bulunuyor. Ankara merkezli şirketin talebi doğrultusunda 23,52 hektarlık kamu arazisi için kamulaştırma süreci başlatılacak. ÇED yer inceleme tutanağı verilerine göre, dev sahanın 100 metre kuzeyinde aktif bir büyükbaş hayvan çiftliği, 300 metre güneyinde ise dünyaca ünlü <strong>Seferihisar mandalinası</strong> üretimi yapılan mandalina bahçeleri yer alıyor. 54 bin adet güneş panelinin kurulacağı alanın tel örgülerle kapatılması, yöre halkının otlatma hakkını elinden alırken; inşaat aşamasında sıyrılacak olan 37 bin 638 tonluk bitkisel toprak tabakası, eğimli arazide şiddetli erozyon riskini tetikleyecek.</p>

<h2>Nesli tehlikedeki canlı türleri ve kuş göç yolları panellerin altında kalacak</h2>

<p>ÇED sahası ve yakın çevresi, uluslararası sözleşmelerle koruma altında olan nadir canlı türlerine de ev sahipliği yapıyor. Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) Kırmızı Listesi'nde Nesli Tehlikede (EN) kategorisindeki Küçük Akbaba ile Hassas (VU) statüsündeki Tosbağa, Toy Kuşu, Ada Martısı ve Mehely Nalburunlu Yarasası proje alanını yaşam alanı olarak kullanıyor. Ayrıca bölgeye özgü endemik bitkilerden İzmir Deliçayı ve Kılkuyruk otu doğrudan santral kurulmak istenen sahada yayılış gösteriyor. Tali kuş göç rotası üzerinde bulunan alana yerleştirilecek 54 bin panelin yaratacağı göl yanılsaması, göçmen kuşların çakılmasına ve habitatın tamamen parçalanmasına yol açacak. Ayrıca sahanın 100 metre kuzeyinde hâlihazırda faal olan ÇİMKO GES tesisinin bulunması, bölgedeki ekolojik baskıyı dayanılmaz boyuta taşıyor.</p>

<h2>100 metre mesafede faal GES</h2>

<p>Kümülatif etki değerlendirmesi bölümünde, proje alanının yaklaşık kuzey istikametinde 100 metre mesafede ÇİMKO GES Projesi'nin bulunduğu belirtiliyor. Bölgede ayrıca yapım aşamasında 11 santral (33 MWe), önlisans almış 5 santral (101 MWe) daha yer alıyor.</p>

<h2>Proje bedeli 400 milyon lira</h2>

<p>Dosyada projenin toplam bedeli 400 milyon lira olarak açıklanırken, ekonomik ömrün 25 yıl, inşaat ve montaj süresinin ise 6 ay olarak öngörüldüğü bildirildi. İnşaat aşamasında 20, işletme aşamasında ise 15 personelin çalışması planlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ, İzmir, Seferihisar</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/sakin-sehir-seferihisara-235-donumluk-ges-projesi</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 15:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/haber-foto1161-1.jpg" type="image/jpeg" length="61105"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bergama'da mermer ocağına kapasite artışı!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/bergamada-mermer-ocagina-kapasite-artisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/bergamada-mermer-ocagina-kapasite-artisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’in Bergama ilçesi Karahıdırlı Mahallesi sınırlarında Bergama Mıcır Madencilik A.Ş. tarafından yapılması planlanan mermer ocağı kapasite artışı ve ilave yıkama-eleme tesisi projesinin ÇED raporu Bakanlığa sunuldu. Ağaç kesimleri, zeytinlik riskleri ve bölgedeki endemik bitki türlerinin tehdit altında olması sebebiyle çevreciler ve bölge halkı projeye sert tepki gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="p-rc_fb3c1eb05d7a67a4-421"><span><i><strong>KAZİM BOZKURT/</strong></i></span>İzmir’in tarihi ve doğal mirasıyla öne çıkan Bergama ilçesinde, çevre mücadelelerinin odağında yer alan bir maden projesi yeniden kentin gündemine oturdu. Bölgede daha önce kalker ocağı açan ve ardından mermer üretimine başlayan Bergama Mıcır Madencilik A.Ş., Karahıdırlı Mahallesi sınırları içerisinde yer alan "RN: 48729 Ruhsat Numaralı Mermer Ocağı Kapasite Artışı ve İlave Yıkama-Eleme Tesisi Projesi" kapsamında hazırladığı kapsamlı ÇED Raporu dosyasını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu’na (İDK) sundu. </p>

<h2>Mevzuattaki sınır oyunu ve yasal boşluk iddiası</h2>

<p>Maden sahasının geçmişine bakıldığında, şirket için ilk etapta tam olarak <strong>24,95 hektar</strong> büyüklüğünde bir çalışma alanı belirlendiği ve bu alan üzerinden 150 bin tonluk kalker üretimi için "ÇED Gerekli Değildir" kararı alındığı görülüyor. Devam eden süreçte bu alanın 9,91 hektarlık bölümünde mermer üretimi yapmak için 2023 yılında gerekli izinleri alan şirket, toplam üretim kapasitesini resmiyette aşmama taahhüdüyle mermer ocağını faaliyete geçirmişti. Ancak proje alanının ısrarla 25 hektar eşiğinin milimetrik olarak altında, yani 24,95 hektar olarak gösterilmesi hukuki bir tartışmayı beraberinde getirdi.</p>

<p>Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği uyarınca projelerin kapasite büyüklüğü, tabi tutulacakları hukuki prosedürün uzunluğunu ve sertliğini belirliyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan İzmir Barosu Kent ve Çevre Komisyonu üyesi <strong>Avukat Cem Altıparmak</strong>, 25 hektar ve üzerindeki maden işletme projelerinin "ÇED Olumlu" kararı alabilmesi için 1 ila 2 yıla yayılan kapsamlı ve zorlu bir süreçten geçmek zorunda olduğunu vurguluyor. Bürokratik zaman kaybından ve kamuoyunun denetiminden kaçınmak isteyen şirketlerin ise proje alanını ilk aşamada 25 hektarlık kritik sınırın hemen altında tutarak hızlıca "ÇED Gerekli Değildir" kararı almayı tercih ettiğini ifade eden Altıparmak, sonradan yapılan kapasite artışlarıyla alanın devasa boyutlara ulaştırıldığını belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Proje sahası iki katına çıkarılıyor</h2>

<p id="p-rc_fb3c1eb05d7a67a4-422"><span>Projenin teknik detayları incelendiğinde sahadaki mevcut üretim ve izin alanlarının genişletilmesinin amaçlandığı görülüyor</span><span>. Ruhsat sahası bünyesinde yer alan 24,95 hektarlık mevcut çalışma alanına 26,71 hektar ilave edilerek <strong>ÇED raporu</strong> kapsamındaki toplam çalışma alanının 51,66 hektara çıkarılması planlanıyor</span><span>. Bu genişleme hamlesi çerçevesinde <strong>mermer ocağı kapasite artışı</strong> iki ayrı poligon üzerinden yürütülecek</span><span>. Poligon-1 alanında 12,49 hektarlık bir ocak, Poligon-2 alanında ise sırasıyla 5,96 hektar ve 3,50 hektarlık iki yeni ocak alanı devreye alınacak</span><span>. Böylece tesisin nihai aşamadaki toplam mermer çalışma alanı 31,86 hektara ulaşacak</span><span>. Sahada yıllık 150 bin ton olan mevcut kalker ocağı üretim kapasitesinde herhangi bir artışa gidilmezken, ilave mermer ocaklarında yıllık 20 bin metreküp (54 bin ton) kapasiteli üretim yapılması hedefleniyor</span><span>. Çıkarılan malzemenin 5 bin 400 tonluk kısmının blok mermer, 48 bin 600 tonluk kısmının ise pasa olarak ayrılacağı raporda yer alan veriler arasında bulunuyor</span><span>.</span></p>

<h2>Yeni kurulacak yıkama tesisinde saatlik kapasite yüz tona ulaşıyor</h2>

<p id="p-rc_fb3c1eb05d7a67a4-423"><span>Proje bünyesine dâhil edilecek <strong>yıkama-eleme tesisi</strong> ise maden sahasının işleme ve katma değer sağlama kabiliyetini artırmayı amaçlıyor</span><span>. ÇED poligonlarının arasındaki 0,18 hektarlık alanda kurulması planlanan tesis, saatte 100 ton malzeme işleme kapasitesine sahip olacak</span><span>. Bu ünitede, ocak faaliyetlerinden elde edilen ince boyutlu ve by-pass malzemeler yıkanarak sınıflandırılacak; böylesi bir süreçle elenmiş kum, mıcır ve mil ürünleri elde edilecek</span><span>. Üretim sürecinde ihtiyaç duyulan suyun çöktürme havuzlarında bekletilerek kapalı devre geri dönüşüm sistemiyle kullanılacağı, buharlaşma sonucu eksilen taze su ihtiyacının ise tesis içi depolama düzenekleriyle entegre biçimde yönetileceği belirtiliyor</span><span>. Yaklaşık 8 milyon 163 bin TL tutarındaki yatırımla hayata geçirilmesi öngörülen proje, <strong>İzmir Bergama maden projeleri</strong> kapsamında bölgesel inşaat ve altyapı sektörlerinin ham madde gereksinimini daha düşük nakliye maliyetleriyle karşılamayı hedefliyor</span><span>.</span></p>

<h2>Karahıdırlı Mahallesi ve yerleşim alanlarına yakınlık dikkat çekiyor</h2>

<p id="p-rc_fb3c1eb05d7a67a4-424"><span>Projenin konumlandığı coğrafi saha, çevresel hassasiyetler ve yerleşim alanlarına olan mesafesiyle öne çıkıyor</span><span>. İzmir il merkezine kuş uçuşu 67 kilometre, Bergama ilçe merkezine ise 7,5 kilometre mesafede yer alan faaliyet sahasına en yakın yerleşim birimi <strong>Karahıdırlı Mahallesi</strong> sınırlarında yer alıyor</span><span>. Sahaya en yakın konut yaklaşık 300 metre uzaklıktayken, mahalle merkezine olan mesafe 550 metre olarak hesaplanıyor</span><span>. Üretim yöntemine ilişkin raporda sunulan teknik ayrıntılarda, mermer çıkarımı esnasında herhangi bir patlatma yapılmayacağı, tamamen "Sulu Tel Kesme Yöntemi" kullanılacağı taahhüt ediliyor</span><span>. Çevresel etkileri asgariye indirmek adına saha sınırlarında ve dere yataklarına komşu kısımlarda 30 metrelik sağlık koruma bandı bırakıldığı vurgulanıyor</span><span>.</span></p>

<h2>Çevre önlemleri ve istihdam planlaması netleşiyor</h2>

<p id="p-rc_fb3c1eb05d7a67a4-425"><span>Proje sahasındaki mülkiyet yapısının orman arazileri ve yatırımcı şirkete ait şahıs parsellerinden oluştuğu belgelenirken, orman izinleri ve gerekli kurum görüşlerinin alınması şartıyla faaliyetlerin yürütüleceği bildiriliyor</span><span>. İşletme aşamasında mevcut 20 kişilik personel kadrosuna 5 kişinin daha eklenerek toplam istihdamın 25 kişiye çıkarılması planlanıyor</span><span>. Oluşturulacak yeni iş imkânlarında personel ihtiyacının öncelikli olarak <strong>Karahıdırlı Mahallesi</strong> ve civarındaki yakın yerleşim birimlerinden karşılanması hedefleniyor</span><span>. Ayrıca 1,68 hektarlık şantiye alanı içerisinde evsel ve proses kaynaklı atıkların mevzuata uygun bertarafı için sızdırmaz fosseptik deposu, geçici atık depolama alanı ve acil toplanma noktalarının kurulacağı raporda detaylandırılıyor</span><span>. 16 Eylül'deki İDK toplantısının ardından <strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı</strong> ve yerel birimlerin değerlendirmeleri doğrultusunda projeye ilişkin nihai kararın açıklanması bekleniyor</span><span>.</span></p>

<h2>Endemik bitkiler ve çan çiçeği işgal tehdidi altında</h2>

<p>Maden faaliyetinin genişlemesi yalnızca ağaç varlığını değil, bölgedeki hassas ekosistemi ve biyolojik çeşitliliği de doğrudan tehdit ediyor. Proje için hazırlanan çevresel raporda yapılan flora tespitlerinde, maden sahasının ve etki alanının doğrudan içerisinde kalan bazı nadir flora türleri kayıt altına alındı. Rapora göre sahanın göbeğinde, Türkiye biyoçeşitliliği açısından büyük önem taşıyan endemik <strong>çan çiçeği</strong>, <strong>dağ çayı</strong> ve <strong>kekik</strong> bitkilerinin yayılış gösterdiği kabul ediliyor. Ağır iş makinelerinin, kırma-eleme tesislerinin ve işleme sahalarının getireceği toz ve yıkım sebebiyle bu endemik türlerin doğal habitatlarının yok olma riski taşıdığı belirtiliyor. </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ, İzmir, Bergama</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/bergamada-mermer-ocagina-kapasite-artisi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/haber-foto1148-1.jpg" type="image/jpeg" length="39716"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Menemen’de GES’e Bakanlıktan kırmızı ışık!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/menemende-gese-bakanliktan-kirmizi-isik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/menemende-gese-bakanliktan-kirmizi-isik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir'in Menemen ilçesinde kurulması planlanan ve 30 hektarlık alanı kaplayacak olan dev güneş enerjisi ve depolama tesisi projesi, bölgedeki içme suyu havzalarını tehdit ettiği gerekçesiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından iptal edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><i><strong>KAZİM BOZKURT/</strong></i>Enerji piyasasında yenilenebilir kaynaklara yönelik yatırımlar hız kesmeden devam ederken, İzmir'in Menemen ilçesine bağlı Kır Mahallesi sınırları içerisinde yapılması planlanan dev tesis, çevresel hassasiyetlere takıldı. Mirhan Enerji tarafından hayata geçirilmek istenen ve toplam 264 milyon TL yatırım bedeli biçilen Bornova-1 GES ile Elektrik Depolama Tesisi projesi, 30,58 hektarlık geniş bir alanda elektrik üretimi ve depolaması yapmayı hedefliyordu. 20 MWe kurulu güce sahip olması, 40 bin adet tek kristalli fotovoltaik panel kullanılması ve lityum-iyon bataryalarla desteklenerek yıllık 40 milyon kWh enerji üretmesi öngörülen tesis için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'ndan ön lisans dahi alınmıştı. Arazi hazırlık ve montaj süreçleri için detaylı mühendislik hesapları yapılmış, bir yıllık inşaat takvimi oluşturulmuştu. Ancak projenin kaderi, sahadaki ekolojik ve hidrolojik gerçeklerin kağıt üzerindeki planlarla uyuşmaması nedeniyle değişti. Bölgenin çevre düzeni planlarında tarım arazisi ve orman alanı statüsünde bulunması, sivil toplumun ve yerel halkın dikkatini çekerken, asıl kırılma noktası yeraltı ve yerüstü su rezervleri oldu.</p>

<h2>Kurumlar arası yazışmalar iptali getirdi</h2>

<p>Proje için 2025 yılının Mart ayında Çevrimiçi Çevresel Etki Değerlendirmesi sistemine yapılan başvurunun ardından uzun ve çetin bir bürokratik maraton başladı. Haziran ayında halkın katılım toplantıları düzenlendi, yöre halkının mera ve tarım arazileriyle ilgili endişeleri tutanaklara geçti. Ardından komisyon üyesi kurumlardan görüşler istendi. Nisan 2026'da toplanan İnceleme Değerlendirme Komisyonu'nda dosya masaya yatırıldı. Tam bu aşamada, kentin su güvenliğini sağlayan en önemli kurumlardan biri olan İZSU devreye girdi. İdarenin Ruhsat Denetim Koruma Şube Müdürlüğü tarafından bakanlığa gönderilen kritik yazıda, sahanın memba kaptajlarına tehlikeli derecede yakın olduğu vurgulandı. Yapılacak hafriyat, kazı ve temel betonu dökme işlemlerinin, bölgenin can damarı olan su kaynakları üzerinde geri dönüşü olmayan tahribatlar yaratabileceği ve kaptajların tamamen kaybolma riski taşıdığı açıkça belirtildi. Bu teknik ve hayati uyarı, bakanlığın karar mekanizmasını doğrudan etkiledi ve dosyanın akıbetini belirledi.</p>

<h2>Yönetmeliğin kritik maddesi devreye girdi</h2>

<p>İlgili idarenin olumsuz ve risk belirten görüşü üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin en keskin maddelerinden birini uyguladı. Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, bir projenin ilgili mevzuat bakımından uygun olmadığının tespit edilmesi halinde, sürecin hangi aşamada olduğuna bakılmaksızın derhal sonlandırılmasını emrediyor. Ağustos 2026 tarihinde bakanlık tarafından proje sahibine ve tüm ilgili kurumlara gönderilen resmi yazıyla, ÇED süreci tamamen iptal edildi. Dosya sistemden düşürülürken, enerji depolama ve panel kurulumu için hazırlanan tüm flora, fauna, akustik ve jeolojik raporları da rafa kaldırılmış oldu. Karar, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu başta olmak üzere tüm bakanlıklara ve valilik makamlarına tebliğ edildi. Yenilenebilir enerji üretimi her ne kadar küresel iklim kriziyle mücadelede kritik bir öneme sahip olsa da, yerel ekosistemin ve içme suyu havzalarının korunmasının, beton ve çelik yığınlarından çok daha öncelikli olduğu bir kez daha tescillenmiş oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ, İzmir, Menemen</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/menemende-gese-bakanliktan-kirmizi-isik</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/haber-foto1135-1.jpg" type="image/jpeg" length="21671"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kaynarpınar’da direniş 6'ıncı gününde sonuç verdi: İş makineları geri çekiliyor!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/kaynarpinarda-direnis-6inci-gununde-sonuc-verdi-is-makinelari-geri-cekiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/kaynarpinarda-direnis-6inci-gununde-sonuc-verdi-is-makinelari-geri-cekiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar köyünde JES projesine karşı sürdürülen direniş, 6’ncı gününde sonuç verdi. Köylülerin tepkisinin ardından iş makineleri bölgeden çekilmeye başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SEMİ TEKTAŞ/</strong> Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar köyünde, ABD merkezli IGNIS H2 Anonim Şirketi tarafından hayata geçirilmek istenen Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı yurttaşların başlattığı mücadele 6’ncı gününde sonuç verdi.</p>

<h2><strong>İş makinelerinin girişine engel oldular</strong></h2>

<p>7 Ağustos sabahı jandarma eşliğinde bölgeye iş makinelerinin sokulmak istenmesi üzerine köylüler bir araya gelerek çalışmalara tepki göstermişti. İş makinelerinin çalışma alanına girişini engellemek isteyen yurttaşlar ile güvenlik güçleri arasında gerginlik yaşanmıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Eylemler sonuç verdi</strong></h2>

<p>Köylülerin günlerdir sürdürdüğü eylemler ve yaptığı basın açıklamalarının ardından iş makineleri köyden çekilmeye başladı. Bölgedeki iş makinelerinin geri çekilmesi, Kaynarpınar köyünde büyük sevinç yarattı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Semi Tektas</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/kaynarpinarda-direnis-6inci-gununde-sonuc-verdi-is-makinelari-geri-cekiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 16:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/semi-tektas-9-2.png" type="image/jpeg" length="51134"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kaynarpınar’da JES tepkisi 5’inci gününde: Gelin, birlikte savunalım, birlikte kazanalım!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/kaynarpinarda-jes-tepkisi-5inci-gununde-gelin-birlikte-savunalim-birlikte-kazanalim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/kaynarpinarda-jes-tepkisi-5inci-gununde-gelin-birlikte-savunalim-birlikte-kazanalim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar köyünde kurulmak istenen Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine yönelik tepkiler 5’inci gününde devam ediyor. Köyde toplanan yüzlerce yurttaş sloganlar ile JES’e tepki gösterdi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>SEMİ TEKTAŞ/</strong> Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar köyünde, ABD merkezli IGNIS H2 Anonim Şirketi tarafından hayata geçirilmek istenen Jeotermal Enerji Santrali projesine karşı yurttaşların mücadelesi 5’inci gününde devam ediyor.</p>

<p>7 Ağustos sabahı jandarma eşliğinde bölgeye iş makinelerinin sokulmak istenmesi üzerine köylüler bir araya gelerek çalışmalara tepki göstermişti. İş makinelerinin çalışma alanına girişini engellemek isteyen yurttaşlar ile güvenlik güçleri arasında gerginlik yaşanmıştı.</p>

<p>Kaynarpınar ve Vartolu yurttaşlar bugünde köyde toplanarak JES’e tepki olarak miting ve basın açıklaması gerçekleştirdi.</p>

<p><img height="1200" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/whatsapp-image-2026-08-11-at-30044-pm.jpeg" width="1600" /></p>

<h2><strong>“Komşumuza ihanet etmiş olmuyor muyuz”</strong></h2>

<p>Köy halkı adına konuşan Hıdır Tekin, mücadele çağrısında bulunarak “Bizim çayırımızdan bir kürek çim aldığı için, tepki gösterdiğimiz komşumuza karşı bunları hiç düşünmeden yaparken; bir gün ırkını, milletini, yaşamını, yüzünü hiç tanımadığımız birileri gelip toprağımızı elimizden alarak bizi yok ettiğinde sessiz kalıyorsak, kendimize ve komşumuza ihanet etmiş olmuyor muyuz?</p>

<p>Eğer bugün Varto’da, Karlıova’da, Perî’de ve Yedisu’da kurulacak jeotermal santrallere; yıkıma, talana, ranta ve işgale sessiz kalırsak, yaşam alanlarımıza sahip çıkmazsak yarın çocuklarımızın gidecek bir yeri olmayacak. Onların geleceğine sahip çıkmadığımız için çocuklarımızın karşısında mahcup olacak ve onlara ihanet etmiş anne babalar hâline geleceğiz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gelin, yaşam alanlarımızı birlikte savunalım. Birlikte kazanalım. Havamız temiz, doğamız yeşil, bedenimiz sağlıklı, sularımız berrak olsun ve özgürce aksın. Gelin, birlikte savunalım, birlikte kazanalım ve zaferin tadını birlikte yaşayalım” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img height="1200" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/whatsapp-image-2026-08-11-at-30043-pm.jpeg" width="1600" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Semi Tektas</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/kaynarpinarda-jes-tepkisi-5inci-gununde-gelin-birlikte-savunalim-birlikte-kazanalim</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 15:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/semi-tektas-6-3.png" type="image/jpeg" length="19975"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kozak’ın çığlığını duyan var mı?]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/kozakin-cigligini-duyan-var-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/kozakin-cigligini-duyan-var-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin çam fıstığı deposu Kozak Yaylası, granit ocaklarının kuşatması altında. Köylüler, doğayı koruması gereken SİT kararlarının kendilerini sınırlandırdığını, maden faaliyetlerinin ise yayılmayı sürdürdüğüne işaret ediyor; bu çığlığa kulak tıkamayın çağrısı yapıyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ahmet Engin YAVUZ/</strong> Bir zamanlar taş ustalarının dağ yamaçlarına açılmış küçücük ocaklarda sadece çekiç kullanarak granit parke taşına dönüştürdükleri Türkiye’nin çam fıstığı deposu Kozak Yaylası, devasa bir granit ocağı haline geliyor. 15 bin hektar genişliğindeki yaylanın 7 bin 800 hektarlık bölümü çeşitli maden firmalarının ruhsat sahası olarak tahsis edildi.</p>

<p>16 köyde geçimlerini çam fıstığı üreterek ve hayvancılık yaparak sürdüren 10 bin kişinin yaşadığı, henüz kazı yapılmamış Perperene Antik Kenti’nin kalıntılarının da bulunduğu yaylada, granit ocaklarının ve işleme tesislerinin 24 saat dinmeyen gürültüsünden, rüzgarlarla her yere yayılan tozlardan, verimli arazilerin giderek yok olmasından şikayet edenlerin sayısı artıyor.</p>

<p>5 milyon fıstık çamı ağacının bulunduğu yaylada doğadaki tahribata tanık olmak ve bölgedeki köylerin sakinleriyle görüşebilmek için Kozak Yaylası’ndaki granit ocaklarının köylerle komşu haline geldiği Terzihaliller, Hacıhamzalar, Aşağıcuma ve Okçular köylerini dolaştık.</p>

<p>Sahip olduğu jeolojik özellikleri ve tarihi buluntularıyla UNESCO’nun Jeopark Ağı’na dahil olmayı hedeflerken, granit ocaklarının varlığı nedeniyle bu şansını kaybeden yaylanın 250 nüfuslu köyü Terzihaliller’de köy muhtarı İsmail Bozyaka ve köy sakinleriyle buluştuk.</p>

<p><img alt="Kozak21 1" class="detail-photo img-fluid" height="959" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/kozak21-1.JPG" width="1823" /></p>

<p><strong>“SADECE BİR OCAĞI KAPATTIRABİLDİK”</strong></p>

<p>Köy Muhtarı İsmail Bozyaka, köyün civarında çalışır durumda üç granit ocağı bulunduğunu, yeni ocakların açılması için de birçok ruhsat başvurusu olduğunu duyduklarını belirterek şöyle konuştu:</p>

<p>“Bu ocaklardan hepimiz şikayetçiyiz. Tozu, gürültüsü bitmiyor. Granit bloklarını taşıyan büyük kamyonlar yollarımızı kullanılmaz hale getirdi. Gelip bu yolları onaracak bir devlet kurumu yok. Köy halkından 15 kişi birleştik dava açtık, anca bir ocağı kapattırmayı başarabildik. Ama bitmiyorlar. Geçenlerde bir ocağın çalışma alanını büyütmek için hayvanlarımızı otlattığımız meranın bir bölümünü Hazine’den 22 milyon liraya almışlar. Dinamit patlatma izinleri yok ama her gün dinamit patlatıyorlar. Köyümüz savaş alanına döndü. Çıkan tozlardan kadınlarımız balkonlarına çamaşır asamıyor. Balkon yıkamaktan bıktılar artık.”<br />
<br />
<strong>“BİZ GİTMEYECEĞİZ, ONLAR GİTSİNLER”</strong><br />
<br />
Kozak Yaylası’nın doğayı koruma gerekçesine sığınılarak 3. Derece Sürdürülebilir Doğal SİT Alanı olarak ilan edildiğini belirten muhtar Bozyaka şunları söyledi:<br />
“Terzihaliller, Yukarıcuma, Kıranlı, Karaveliler, Çamavlu ve Güneşli köylerinde fıstık çamı ormanlarımız var. Aralarında 200 yaşında ağaçlar da var ama o ağaçların çoğunu herkes kendi arazisinde kendi dikti, suladı, büyüttü. Tozdan, topraktan, böcekten eskisi kadar olmasa da çam fıstığı üreterek geçimimizi sağlıyoruz. Eskisi kadar üretim yapılamıyor ama piyasada fıstığın kilogramı 6 bin- 6 bin 500 lira arasında. Birçok köylü geçimini çam fıstığından sağlıyor. Ama şimdi bütün fıstık çamı ormanlarımız tehdit altında. Bu ağaçların daha çok ürün verebilmesi ve sağlıklı olabilmesi için sık sık budanması, seyreltilmesi, tazelenmesi gerekiyor. 3. Derece SİT diye ağaçlara dokunmamıza bile izin vermiyorlar. Ama bu yasak, her geçen gün bir yenisi açılan granit ocakları için bir engel değil. Onlara her türlü izni veriyorlar. Onlar da doğayı istedikleri gibi tahrip ediyorlar. Biz bu yaylada doğduk, büyüdük. Bu yayla bize ait. Biz burada granit ocağı istemiyoruz. Biz gitmeyeceğiz. Onlar çekip gitsinler buradan.”</p>

<p>Terzihaliller Köyü’nde granit ocaklarına karşı mücadele eden köy sakinlerinden Tansel Taşdelen ise, “Bir zamanlar bölgeyi incelemek için İzmir’den AKP milletvekili köyümüze gelmişti. Biz şikayetçi olunca, ‘Yer altındakiler mi, yer üstündekiler mi daha değerli, biz ona bakacağız’ demişti. Anladık ki, yeraltındakiler onlar için bizim fıstık çamlarımızdan çok daha değerliymiş” diye konuştu.</p>

<p><img alt="Kozakbüyükfotoğraf 1" class="detail-photo img-fluid" height="769" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/kozakbuyukfotograf-1.JPG" width="1280" /></p>

<p><strong>“GÖÇ ETMEMİZ İÇİN BASKI YAPIYORLAR”</strong></p>

<p>Granit ocaklarının en çok tahrip ettiği köylerden 200 nüfuslu Okçular Köyü’nde sayıları giderek artan ocaklara karşı yasal girişimlerini bir süre önce köye yerleşen Aysel Özcan ile sürdüren İlhan Korkmaz, “O kadar çok gürültü ve kirlilik baskısı altındayız ki, bizim buradan göç etmemiz için sanki bilerek baskı yapıyorlar” dedi ve şunları ekledi:</p>

<p>“Sadece ocaklar değil, granitin işlendiği tesisler de var. Granit bloklarını burada keserek TIR’lara yükleyip ihracat için İzmir limanına gönderiyorlar. Köyden bu ocaklara gidip çalışan birkaç kişi belki vardır ama sigorta primi ödememek için düşük ücretlerle yabancı uyruklu işçileri çalıştırıyorlar. Ocakların atık sularını arıtmaları yasal bir zorunluluk iken çözeltili çamurlu sularını bizim hayvanlarımızın da su içtiği derelere veriyorlar. Bu çamurlu sular Madra Barajı’na kadar gidiyor. Tozdan, kirlilikten fıstık çamlarımız çok etkilendi, zaten eskisi gibi verim alamıyoruz. Artık ben bile mücadeleden yıldım, göç edip gitmek istiyorum bu köyden.”</p>

<p><strong>“NE YAPIYORSUNUZ DİYE BAKAN YOK”</strong></p>

<p>Köy Muhtarı Ali Ürküt ise ocaklardan herkesin şikayetçi olduğunu belirterek, “Hiçbir ocak sahibine söz dinletemiyorum. Bütün köy toplanıp CİMER’e yazsak iyi olacak. Hiç olmazsa geceleyin çalışmayı durdurmaları gerek. Çoğu Ankara firması. Nereden cesaret alıyorlarsa bildiklerini okuyorlar” diye konuştu.<br />
Kozak Yaylası’nda ocakların en çok tahrip ettiği köylerden 500 nüfuslu Aşağıcuma Köyü’ne de uğradık. Köy Muhtarı Şükrü Kaya, köy çevresinde taş ocaklarının köyün çevresini ele geçirdiklerini belirterek şöyle dedi:</p>

<p>“Ocakların doğaya zararı büyük. Bu tahribatın geriye dönüşü de yok. Ancak bu durumdan memnun olanlar da var. Gidip ocaklarda çalışıyorlar. 500-600 işçi var gelip giden. Ama köylü olarak çok mağduruz. 3. Derece SİT ilan ettiler burayı. Kendi ağaçlarımızı budayamıyoruz, yasak. Fıstık çamlarımız gözümüzün önünde kuruyor. Keşke sadece granit ocakları olsaydı. Yakın çevremizde iki altın madeni var. Cevheri çıkarıp Bergama Ovacık’ta siyanür ile ayrıştırıyorlar. Kalıntıları burada, yaylada kalıyor. İki altın madeni de ÇED olumlu raporu aldı. Yakında on binlerce ağacı kesip cevheri çıkarmaya başlayacaklar. Bir yandan tepelere rüzgar türbinleri dikiyorlar, o ayrı bir tahribat. Bölgedeki demir madeninden çıkarılan pasayı da Erzincan İliç’teki gibi yığıp bir dağa dönüştürdüler. Gelip ne yapıyorsunuz diye bakan bile yok. Burada bir facia yaşanacak diye korkuyoruz. Toprağımız kirleniyor, sularımız kirleniyor, ağaçlarımız kuruyor. Kozak Yaylası’nı kaybediyoruz ve sesimizi duyan yok.”</p>

<p><strong>AVUKAT SERDAR SİNAN: MÜCADELE ŞART</strong></p>

<p>Granit ocaklarıyla mücadele eden yayla sakinlerinin avukatlığını üstlenen Avukat Serdar Sinan, yaylada ilk granit çıkarma faaliyetlerinin 1990’lı yıllarda başladığını hatırlattı. Sinan, “Bunlar küçük işletmeler olduğu için zararları yoktu ve kimse ses çıkarmıyordu” dedi ve şöyle konuştu:</p>

<p>“Ancak granit ocaklarının giderek çoğalarak günlük hayatı da etkilemeye başlamasından sonra önceki yıllarda çam fıstığı ve hayvancılıkla geçimlerini sağlayan köylü ekonomik olarak çökmeye başladı. Çam fıstığında verim düştü, meralar granit ocaklarına dönüştü, hayvancılık geriledi. Eskiden kimsenin ekonomik sıkıntısı yoktu ve gelişmiş bir fıstık çamına baktığınızda üç yıl boyunca ürün alabileceğinizi tahmin edebilirdiniz. SİT uygulaması ocaklara engel değil ama köylüye engel. Her türlü zorluğu çıkarıyorlar. Yayladan göç artmaya başladı. Bu yaylayı geleceğe miras olarak bırakmak istiyorsak, ocakların hemen disipline edilmesi, yeni ocak açılmasına da izin verilmemesi gerekiyor. Eskiden köy mahalle yapılmadan önce halk bütün sorunlarını el ele vererek, birlikte kararlar alarak hallediyordu. Köyleri mahalle yaptılar. Kimsenin bir yetkisi kalmadı. Yayla halkının tepkisini Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın, Orman Genel Müdürlüğü’nün acilen, duyarlılıkla ve dikkatle değerlendirmesi gerekiyor. Sonuca ulaşmak için toplumsal mücadele şart, bu bilinci geliştirmeliyiz.”<br />
<br />
<strong>EROL ENGEL: OCAĞA RUHSAT VAR, KÖYLÜYE İZİN YOK</strong></p>

<p>Bergama’da çevre mücadelesini yıllardır sürdüren Bergama Çevre Platformu Başkanı Erol Engel ise, son yıllarda Kozak Yaylası’nda ruhsat borsası oluştuğunu, ruhsatların sürekli el değiştirdiğini belirterek şu bilgileri verdi:</p>

<p>“3. Derece Sürdürülebilir Doğal Sit Alanı’nda, 800 dekarlık bölgede bir firmaya ocak için ruhsat verebiliyorsunuz. Ama köylü fıstık çamını budamak isteyince ‘Burası doğal SİT” deyip izin vermiyorsunuz. Bölgede 100’ün üzerinde ocak var. Çoğu kaçak çalışıyor. Ocakların bulunduğu köylerden işçi istihdam edilmiyor. Afgan, Suriyeli, Nijeryalı işçiler sigortasız çalıştırılıyor ve buna göz yumuluyor. Sadece granit yağması yok bunların yanına altın madenleri de ekleniyor. TEMAD altın madeni için 66 bin ağaç kesecek. Madende 6.5 milyon metreküp su kullanacak. Bu miktar Burhaniye’nin içme suyu ihtiyacının üç katı.”<br />
Kozak Yaylası’nın UNESCO bünyesinde İda Madra Jeopark’ı olarak kayıtlara geçmesi için yapılan girişimlerden de sonuç alınamadığını belirten Engel, “30 bilim adamının katıldığı bir toplantı düzenlemiştik. Madra Ulusal Çalıştayı. Tunç Soyer ve o dönemin Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı girişimlere destek verdiler ama arkasında duramadılar. Geriye sadece levhalar kaldı. Çünkü jeopark ağına dahil olunması için bütün madencilik faaliyetlerinin durdurulmasını istemişlerdi” diye konuştu.</p>

<p><strong>HOROZLA DEĞİL DİNAMİTLE UYANIYORUZ</strong></p>

<p>Karşıyaka’da öğretmen olarak görev yaptığı İnci Şener İlkokulu’ndan emekli olduktan sonra eşi Selin Uludağ Yıldırım ile birlikte Terzihaliller Köyü’ne yerleşen Zeki Yıldırım, “Bir köye yerleşmek ve o köyün sakinleri gibi yaşamak en büyük hayalimizdi. Bunun için çok araştırdık, en sonunda bu köyün sıcak insanlarını görünce, bu köye yerleşmeye karar verdik” dedi.</p>

<p>Zeki Yıldırım şöyle konuştu:</p>

<p>“Terzihaliller Köyü’nün halkıyla kaynaşınca en doğru seçimi yaptığımıza inandık. Çok eski yıkık bir köy evi vardı. Bütünlüğüne hiç zarar vermeden muhtarımızın ve birkaç arkadaşımızın yardımıyla bu evi yaşanacak hale getirdik. Bahçesine ağaçlar, çiçekler diktik. Sebzemizi bahçemizden topluyoruz. Ama birkaç yıldır huzurumuz kalmadı. Granit ocağı evimizin 50 metre gerisinde. Tozuna katlanıyoruz ama dinamit gürültüsüne dayanamıyoruz. Bu köye yerleştiğimizde sabahları horoz sesiyle uyanacağımızı hayal etmiştik, şimdi dinamitle uyandırıyorlar. Ama yine de bu köyü çok seviyoruz. Onlar gidecekler biz burada kalacağız.”<br />
<br />
<strong>HENÜZ TAM BİLİNMEYEN BİR ANTİK KENT</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Perperene, antik dönemde Misya bölgesinde yer alan bir tarihi kent olarak biliniyor. Bir zamanlar zengin bakır madenleri ve verimli üzüm bağlarıyla tanınıyormuş. Kentin kalıntıları Kozak Yaylası’nda Aşağıbey Köyü ile Okçular Köyü’nün arasında bulunuyor. Bir Aiol kolonisi olarak kurulan kent, bölgenin sosyo-ekonomik dokusunda önemli bir paya sahip.</p>

<p>Antik kent yerleşimi hakkında günümüzde yörede yaşayan halkın Çakal Kayası dedikleri tepede her yana saçılmış sütun, duvar malzemesi, kesme taşlar, granit taştan kapı söveleri, tapınağa benzer bir alanın temel izleri, yukarıdan aşağıya doğru zaman zaman düzenli bir şekilde izlenebilen Hellenistik döneme ait duvar parçaları kent alanını dolaşırken rastlanabilecek kalıntılardan.</p>

<p>Günümüzde kentin görkemli geçmişinden yüzeye yansıyan sınırlı ancak nitelikli kalıntılar var. Arkeolojik araştırmalar sonucunda tespit edilen bu yapılar; kenti çevreleyen iki farklı sur hattı, bir tapınak kalıntısı, Roma dönemine tarihlenen bir hamam ve yaklaşık 2 bin kişi kapasiteli bir antik tiyatrodan oluşuyor. Kent ekonomisinin temelini oluşturan bağcılık kültürü, Perperene darphanelerinde basılan sikkeler üzerindeki üzüm salkımı motifleriyle günümüze ulaşmış.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ahmet Engin YAVUZ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/kozakin-cigligini-duyan-var-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/9-eylul-2026-08-10t113028716.png" type="image/jpeg" length="68882"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kaynarpınar’da JES tepkisi sürüyor: Yurttaşlara miting çağrısı]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/kaynarpinarda-jes-tepkisi-suruyor-yurttaslara-miting-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/kaynarpinarda-jes-tepkisi-suruyor-yurttaslara-miting-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar köyünde kurulmak istenen Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine yönelik tepkiler sürüyor. Bölgedeki ekoloji platformları, salı günü gerçekleştirilecek mitinge geniş katılım çağrısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SEMİ TEKTAŞ/</strong> Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar köyünde, ABD merkezli IGNIS H2 Anonim Şirketi tarafından hayata geçirilmek istenen Jeotermal Enerji Santrali projesine karşı yurttaşların mücadelesi devam ediyor.</p>

<p>7 Ağustos sabahı jandarma eşliğinde bölgeye iş makinelerinin sokulmak istenmesi üzerine köylüler bir araya gelerek çalışmalara tepki göstermişti. İş makinelerinin çalışma alanına girişini engellemek isteyen yurttaşlar ile güvenlik güçleri arasında gerginlik yaşanmıştı.</p>

<h2><strong>Salı günü miting düzenlenecek</strong></h2>

<p>Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu Sözcüsü Ekrem Alan, bölgedeki ekoloji platformlarının yaptığı değerlendirme sonucunda salı günü miting havasında bir basın açıklaması düzenleme kararı aldıklarını belirtti.</p>

<p><strong>Alan, şu ifadeleri kullandı:</strong></p>

<p>“Ekoloji Platformu, Varto Ekoloji Platformu, Yedisu Ekoloji Platformu ve Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu olarak durum değerlendirmesi yaptık. Yaptığımız değerlendirme sonucunda miting havasında bir basın açıklaması düzenleme kararı aldık. Dört günlük süre içerisinde çalışmalarımız gerek bürokratik ve siyasi gerekse ekolojik ve toplumsal alanda devam edecek. Köylülerimizle görüşecek, örgütlenme çalışmaları yapacağız. Salı günü burada bir basın açıklaması gerçekleştireceğiz. Herkes davetlidir.”</p>

<h2><strong>“Kendi gücümüze inanmalıyız”</strong></h2>

<p>JES projesine karşı bürokratik ve siyasi alandaki mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini vurgulayan Alan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Tüm alanlarda baskımızı artırmak zorundayız. Özellikle bürokratik ve siyasi alanda baskı kurmalıyız. Her şeyden önce kendi gücümüze inanmalıyız. Halk olarak karşı durur, kenetlenir ve örgütlenirsek bunları memleketin her tarafından kovarız. Kısa süreli mücadelemiz pratikte sonuç verdi. Sağlam durduğumuz yerde geri çekilmek zorunda kaldıklarını gördük. Bundan dolayı sağlam durmaya devam edeceğiz.”</p>

<h2><strong>“Köprüden önce son çıkış olabilir”</strong></h2>

<p>Mitinge katılım çağrısı yapan bir yurttaş ise salı günü gerçekleştirilecek eylemin kritik öneme sahip olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>

<p>“Salı günü yapacağımız eylem, köprüden önce son çıkış olabilir. Sabah buraya geldiğimizde bir haftalık eylem yasağı kararı alınmıştı. Basın açıklaması yapamayacağımızı söylemiş ve köye giriş çıkışları yasaklamışlardı. Bu nedenle önümüzde dört günlük bir süre var. Salı günü yapılacak eyleme çok büyük bir katılım sağlanması gerekiyor.”</p>

<p>Kaynarpınar halkının JES projesini istemediğini vurgulayan yurttaş, “Salı günü kritik bir gün. Olabildiğince fazla yurttaşımızı buraya çağırmamız gerekiyor. Ne kadar çok insan gelirse o kadar güçlü bir mesaj vermiş oluruz” diye konuştu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Semi Tektas</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/kaynarpinarda-jes-tepkisi-suruyor-yurttaslara-miting-cagrisi</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/semi-tektas-3-7.png" type="image/jpeg" length="10318"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mordoğan’daki imar planına itiraz!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/mordogandaki-imar-planina-itiraz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/mordogandaki-imar-planina-itiraz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’in Karaburun ilçesi Mordoğan Mahallesi'nde dört ayrı araziyi kapsayan yeni imar düzenlemesi meslek odaları ve yerel yönetimlerin itirazlarına neden oldu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından askıya çıkarılan plana karşı ilgili kurumlar tarafından hukuki süreç başlatıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir'in Karaburun ilçesine bağlı <strong>Mordoğan Mahallesi</strong> sınırları içerisindeki dört farklı arazi üzerinde yapılan yeni <strong>imar düzenlemesi</strong> bölgede yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. İzmir Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından 7 Temmuz 2026 tarihinde askıya çıkarılan planlara karşı çıkan <strong>Karaburun Sivil İnisiyatifi</strong>, sürecin durdurulması talebiyle resmi itirazlarını ilgili makamlara iletti. Sivil inisiyatifin yanı sıra Şehir Plancıları Odası, Mimarlar Odası, Karaburun Belediyesi ve <strong>İzmir Büyükşehir Belediyesi</strong> de olası bir yapılaşmanın önünü açacağı gerekçesiyle ayrı ayrı dava açarak yargı yoluna başvurdu.</p>

<h2>Yargı süreci tamamlanmadan sahada işlem yapılmaması uyarısı</h2>

<p>Bölgede faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, açılan davalarda henüz yürütmeyi durdurma veya iptal kararı verilmemiş olmasına rağmen, sahada geri dönüşü zor uygulamalara başlanmasının kamu yararına aykırı olacağını savundu. Ortak açıklamada, davaların ilerleyen süreçte iptalle sonuçlanması durumunda mevcut <strong>parselasyon planı</strong> uygulamalarının hukuki dayanağını yitireceği vurgulandı. Devam eden yargı süreci sonuçlanıncaya kadar herhangi bir fiziki müdahaleden kaçınılması gerektiği ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Tarım alanları ve ekolojik denge için risk endişesi</h2>

<p>Dava konusu edilen arazilerin daha önceki üst ölçekli planlarda genel hatlarıyla <strong>tarım alanı</strong> olarak tanımlandığı, yeni hazırlanan detaylı planlarda ise turizm amaçlı yapılaşmaya açıldığı belirtiliyor. Alanların bir bölümünün doğal ve arkeolojik sit statüsünde olduğu, sınırları içerisinde asırlık zeytinliklerin bulunduğu vurgulanıyor. Planlama sahasının ormanlarla çevrili olması nedeniyle olası yangın ve deprem risklerine dikkat çekilirken, bölgenin ekolojik hassasiyeti de gündeme taşındı. İzmir-Karaburun-Ildır Körfezi Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde yer alan arazideki sulak alanların, su samurlarının ve çeşitli kuş türlerinin üreme sahalarının yeni yapılaşma kararlarından zarar görebileceği uyarısında bulunuldu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ, İzmir, Karabağlar</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/mordogandaki-imar-planina-itiraz</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 15:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/haber-foto11-2026-08-07t155153387.jpg" type="image/jpeg" length="74702"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Amerika’dan gelip köyleri talan ediyorlar: Bingöl’de JES nöbeti]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/amerikadan-gelip-koyleri-talan-ediyorlar-bingolde-jes-nobeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/amerikadan-gelip-koyleri-talan-ediyorlar-bingolde-jes-nobeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar köyünde yapılmak istenen Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesi nedeniyle köyde gerilim yaşandı. Jandarma eşliğinde getirilen iş makinelerinin bölgeye girişini engellemek isteyen köylüler, yaşam alanlarını savunacaklarını belirterek direnişe geçti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SEMİ TEKTAŞ/</strong>Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Kaynarpınar köyünde, Amerika merkezli IGNIS H2 Anonim Şirketi tarafından hayata geçirilmek istenen JES projesi için sabah saatlerinde bölgeye iş makineleri getirildi.</p>

<p>Kepçelerin jandarma eşliğinde köye girmesi üzerine bir araya gelen köylüler, çalışmalara tepki gösterdi. İş makinelerinin alana girişini engellemek isteyen yurttaşlar ile güvenlik güçleri arasında gerginlik yaşandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="1776" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/whatsapp-image-2026-08-07-at-34124-pm-2.jpeg" width="1080" /></p>

<h2><strong>“JES’e izin vermeyeceğiz”</strong></h2>

<p>Kaynarpınar sakinleri, projenin yaşam alanlarını ve doğal yapıyı tehdit ettiğini belirterek santral çalışmalarına karşı çıkmaya devam edeceklerini ifade etti.</p>

<p>Köylüler, son günlerde köy ve çevresinde jandarma devriyelerinin arttığını aktarırken, bunun nedenini sorduklarında kendilerine herhangi bir sorun olmadığı yanıtının verildiğini söyledi.</p>

<p><img height="1791" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/whatsapp-image-2026-08-07-at-34124-pm-3-1.jpeg" width="1080" /></p>

<h2><strong>Destek için gelen yurttaşlar durduruldu</strong></h2>

<p>Kaynarpınar’daki direnişe destek olmak için Varto’dan yola çıkan yurttaşlar da köy yolunda bir süre durduruldu. Girişlerine izin verilmeyen yurttaşlar, engelin kaldırılmasının ardından köye ulaşarak bölgedeki yurttaşlara destek verdi.</p>

<p>Köylülerin, JES projesine karşı nöbetlerini sürdüreceği belirtildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Semi Tektas</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/amerikadan-gelip-koyleri-talan-ediyorlar-bingolde-jes-nobeti</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/semi-tektas-2-7.png" type="image/jpeg" length="80887"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[9 işçinin öldüğü madene verilen izin yargı yolunda]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/9-iscinin-oldugu-madene-verilen-izin-yargi-yolunda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/9-iscinin-oldugu-madene-verilen-izin-yargi-yolunda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[EGEÇEP, Erzincan'ın İliç ilçesinde 9 işçinin yaşamını yitirdiği Çöpler Altın Madeni'ne verilen geçici faaliyet belgesinin iptali için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na başvurdu. Başvuruda, çevre felaketinin ve bilirkişi raporlarının göz ardı edildiği belirtilerek belgenin geri alınması istendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Erzincan'ın İliç ilçesinde 13 Şubat 2024'te meydana gelen liç kayması sonucu 9 işçinin yaşamını yitirdiği Çöpler Altın Madeni yeniden gündemde. Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Derneği ile avukat Arif Ali Cangı, maden işletmesine 24 Temmuz 2026 tarihinde verilen "Geçici Faaliyet Belgesi"nin iptali istemiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na başvurdu. Başvuruda Anadolu Madencilik Sanayi ve Ticaret AŞ (Erzincan Şubesi) adına maden atığı bertarafı ve depolama faaliyetleri kapsamında hava emisyonu, gürültü kontrolü ve atıksu deşarjı izin konularını kapsayan geçici faaliyet belgesinin 24 Temmuz 2026 tarihinde onaylandığı belirtildi.</p>

<p><img alt="Ekran Görüntüsü 2026 08 03 152857" class="detail-photo img-fluid" height="487" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/ekran-goruntusu-2026-08-03-152857.png" width="756" /></p>

<h2>"Felaket ve ekokırım suçu görmezden gelindi"</h2>

<p>Başvuruda, söz konusu onayın yalnızca idari bir işlem olmadığı, kamuoyunun hafızasında derin iz bırakan İliç faciasının ve çevresel etkilerinin göz ardı edildiği savunuldu. Dilekçede, Çöpler Altın Madeni'nin Türkiye'nin yığın liçi yöntemiyle altın üreten en büyük tesislerinden biri olduğu, 2009 yılından bu yana faaliyet yürüttüğü ve Fırat Nehri'nin önemli kollarından Karasu Çayı ile Bağıştaş Barajı'nın hemen yakınında bulunduğu hatırlatıldı.</p>

<p>Dilekçede <strong>"İşletme, Fırat Nehri'nin bir kolu olan Karasu ve bunun üzerinde bulunan Bağıştaş Barajı'na çok yakın konumdadır. İşletmenin bulunduğu alanın akarsu ve baraja göre daha yüksek konumda olması, işletmede oluşabilecek her türlü sıvı atığın serbest kalması halinde aşağıya doğru akarak akarsuya erişmesi ve büyük çevre felaketlerine yol açma riski bulunmaktadır. Nitekim 13 Şubat 2024 Salı günü saat 14.30 sularında yığın liçi sahasında meydana gelen kayma/çökme sonucunda büyük bir ekolojik yıkım yaşanmıştır. Resmi açıklamalara göre maden çalışanı 9 kişi, kayan siyanürlü ve ağır metalli kütlenin altında kalmıştır. Can kaybına yol açmasının yanı sıra yığın liçi sahasının kayması aynı zamanda sonucu kestirilemeyecek büyük bir çevre felaketine yol açmıştır. Konunun uzmanları tarafından zehirli ve ağır metalli atığın Fırat Nehri'ne karışma riski uyarısı yapılmıştır. Olayın soruşturması kapsamında alınan bilirkişi raporu ile civardaki akarsu ve göletlerden alınan su örneklerinin analizi sonucu ağır metaller bakımından sınır değerlerin aşıldığı tespit edilmiştir. Sınır aşan suların kirlenmesi halinde Türkiye açısından uluslararası boyutta sorumluluklar doğuracak nitelikte bir ekokırım suçu işlenmiştir."</strong> ifadelerine yer verildi.</p>

<p><strong>9 işçi yaşamını yitirmişti</strong></p>

<p>Erzincan'ın İliç ilçesindeki Anagold Madencilik AŞ'ye ait Çöpler Altın Madeni'nde 13 Şubat 2024'te yığın liç sahasının çökmesi sonucu 9 işçi yaşamını yitirdi, yaklaşık 10 milyon metreküp siyanürlü toprak kaydı. Facianın ardından hazırlanan ilk bilirkişi raporunda ÇED olumlu kararını veren kamu görevlileri asli kusurlu gösterilirken, daha sonra hazırlanan ikinci bilirkişi raporunda olayın ÇED raporuyla ilişkilendirilemeyeceği ve Bakanlık yetkililerinin kusursuz olduğu belirtildi. Bunun üzerine ÇED sürecinde görev alan kamu görevlileri hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Ailelerin itirazlarına rağmen kamu görevlileri yargılanmazken, karar Anayasa Mahkemesi'ne taşındı. Facianın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen davada yargı süreci devam ediyor.</p>

<p>EGEÇEP ve Avukat Arif Ali Cangı, Bakanlığa yaptıkları başvuruda yalnızca geçici faaliyet belgesinin iptalini değil, belgenin hangi teknik ve hukuki gerekçelerle verildiğinin de açıklanmasını istedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başvuruda şu taleplere yer verildi:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Geçici faaliyet belgesinin hangi inceleme ve değerlendirmeler sonucunda verildiğinin açıklanması,</li>
 <li>İliç faciası sonrasında hazırlanan bilirkişi raporları ve çevresel etkilerin izin sürecinde dikkate alınıp alınmadığının açıklanması,</li>
 <li>24 Temmuz 2026 tarihli geçici faaliyet belgesinin geri alınması,</li>
 <li>Sürece ilişkin bilgi ve belgelerin kamuoyuyla paylaşılması.</li>
</ul>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>özge uyanık</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ, İZMİR GÜNCEL</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/9-iscinin-oldugu-madene-verilen-izin-yargi-yolunda</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/9-eylul-79-7.png" type="image/jpeg" length="16706"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karaburun'da çevre kıyımına blirkişiden iptal raporu!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/karaburunda-cevre-kiyimina-blirkisiden-iptal-raporu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/karaburunda-cevre-kiyimina-blirkisiden-iptal-raporu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir'in Karaburun ilçesinde yapılması planlanan yardımcı Güneş Enerji Santrali (GES) projesinin imar planlarına karşı açılan davada bilirkişi raporu tamamlandı. İzmir 7. İdare Mahkemesi'ne sunulan raporda, imar planlarının şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına açıkça aykırı olduğu vurgulandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ege Yarımadası'nın özgün doğası ve biyolojik çeşitliliğiyle bilinen Karaburun ilçesinde, yenilenebilir enerji yatırımları ile çevre koruma dengesi arasındaki hukuk mücadelesinde kritik bir eşik daha aşıldı. Lodos Karaburun Elektrik Üretim A.Ş. tarafından hayata geçirilmesi hedeflenen Karaburun Rüzgar Enerji Santraline (RES) Yardımcı Kaynak Güneş Enerji Santrali (GES) projesinin imar planlarına ilişkin adli süreçte bilirkişi heyeti incelemelerini tamamladı. Bölge halkı ve çevre savunucularının açtığı iptal davasında mahkemeye sunulan bilirkişi raporu, projenin mevzuata aykırılıklarını tek tek gözler önüne serdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Küçükbahçe Muhtarlığı ile Yaylaköy sakini Mustafa Şenbahar tarafından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı aleyhine <strong>İzmir 7. İdare Mahkemesi</strong> nezdinde açılan davada, imar planlarının iptali ve yürütmesinin durdurulması talep edilmişti. Proje sahasında gerçekleştirilen keşif ve teknik incelemelerin ardından hazırlanan raporda; projeye ait 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı’nın üst ölçekli plan kararlarına, <strong>şehircilik ilkelerine</strong>, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olmadığı görüşüne yer verildi.</p>

<h2>Özel çevre koruma bölgesinde zeytinlik ve tarım arazileri tehdit altında</h2>

<p>Bilirkişi heyetinin hazırladığı kapsamlı raporda öne çıkan en dikkat çekici hususlardan biri, planlama alanının statüsü oldu. Söz konusu alanın "Karaburun - Ildır Körfezi Özel Çevre Koruma Bölgesi" sınırları içerisinde yer aldığına işaret eden uzmanlar, üst ölçekli koruma kararlarının alt ölçekli planlarla çiğnendiğini kaydetti. Üst ölçekli 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı’nda kısmen "Zeytinlik Alan" olarak tescillenen arazilerin, alt ölçekli imar düzenlemeleriyle <strong>enerji üretim alanı</strong> olarak değiştirilmesinin hiyerarşik plan kararlarına tamamen zıt olduğu ifade edildi.</p>

<p>Toplamda 139 hektarlık devasa bir büyüklüğe sahip olan ve Yaylaköy yerleşim alanının doğu ile batı yönlerini kuşatan proje sahasında, nitelikli tarım topraklarının korunmasının esas olduğu hatırlatıldı. Raporda, özellikle Yaylaköy’ün batı bölümünde kalan 624 bin 624 metrekarelik <strong>tarımsal niteliği korunacak özel ürün arazisinin</strong> sanayi ve enerji odaklı yapılaşmaya açılmasının koruma ilkeleriyle bağdaşmadığının altı çizildi.</p>

<h2>Hukuki süreç tamamlanmadan imar planlarının onaylanmasına tepki gösterildi</h2>

<p>Bilirkişi raporunun mahkeme dosyasına girmesinin ardından yazılı bir değerlendirme yayımlayan <strong>Karaburun Sivil İnisiyatifi</strong>, ÇED süreci ve adli yargı kararları kesinleşmeden imar planlarının askıya çıkarılmasına tepki gösterdi. Açıklamada, Çevre Kanunu’nun ilgili maddeleri gereğince ÇED Olumlu kararı hukuken kesinleşmeden herhangi bir projeye ilişkin onay, izin veya yapı ruhsatı verilemeyeceği, sahada yatırıma başlanamayacağı kamuoyuna anımsatıldı.</p>

<p>Yarımada yüzölçümünün yüzde 89 gibi ezici bir oranını kapsayan RES projelerine şimdi de GES yatırımlarının eklenmek istenmesinin bölgedeki ekolojik dengeyi geri dönülmez şekilde bozacağını belirten çevre aktivistleri, geçmiş yargı kararlarını örnek gösterdi. Daha önce açılan ÇED iptal davalarında da benzer şekilde <strong>kamu yararı</strong> bulunmadığı yönünde hükümler kurulduğunu hatırlatan yerel oluşumlar, Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarında kalan zeytinlik, mera ve doğal yapısı korunacak alanlar üzerindeki bu planların mahkemece iptal edilmesini beklediklerini dile getirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ, İzmir, Karaburun</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/karaburunda-cevre-kiyimina-blirkisiden-iptal-raporu</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/haber-foto11-2026-08-02t172105502.jpg" type="image/jpeg" length="28662"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yarım asırlık rapor... Denizimiz adeta kaynıyor!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/yarim-asirlik-rapor-denizimiz-adeta-kayniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/yarim-asirlik-rapor-denizimiz-adeta-kayniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün son 55 yıla ait verilerinden derlenen rapor, Türkiye’deki iklim krizinin ulaştığı ürkütücü boyutları gözler önüne serdi. Türkiye genelinde ortalama hava sıcaklığı 1,7 derece artarken, üç tarafı denizlerle çevrili ülkede deniz suyu sıcaklıkları rekor seviyelere ulaştı. Ege Denizi’nde son 45 yılda yaşanan toplam sıcaklık artışının sadece son 10 yıla sıkışması ise iklim krizinin ivme kazandığını kanıtlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p id="p-rc_3b79e68632b45389-159">Meteoroloji Genel Müdürlüğü verileri doğrultusunda hazırlanan ve yarım asrı aşkın bir süreci kapsayan kapsamlı inceleme, Türkiye’nin atmosferik ve denizel dengelerinin nasıl bir değişim geçirdiğini somut rakamlarla ortaya koydu. 1970'li yıllardan bu yana tutulan düzenli kayıtlar, küresel ısınma baskısının coğrafyamız üzerindeki etkilerini gün geçtikçe artırdığını gösteriyor. Rapor detaylarına göre, 1970-1980 döneminde Türkiye genelinde 12,7 derece olarak ölçülen ortalama <strong>hava sıcaklığı</strong>, 2014-2025 periyoduna gelindiğinde 14,4 dereceye yükseldi. Toplamda gerçekleşen <strong>1,7 derecelik artış</strong>, kara ikliminde kuraklık, orman yangını riskleri ve aşırı hava olaylarının frekansını doğrudan tetikliyor.</p>

<h2>Marmara Denizi en keskin ısınmanın yaşandığı bölge oldu</h2>

<p id="p-rc_3b79e68632b45389-160">Kara atmosferindeki bu yükseliş, Türkiye’yi çevreleyen deniz ekosistemlerine de doğrudan yansıdı. 55 yıllık periyot boyunca deniz suyu sıcaklıklarında 1,3 ile 2,2 derece arasında değişen ciddi artışlar kaydedildi. Kıyılarımız arasında en yüksek sıcaklık artışının yaşandığı su kütlesi ise Marmara Denizi olarak kayıtlara geçti. 1970’li yıllarda ortalama 15 derece civarında seyreden <strong>Marmara Denizi</strong> su sıcaklığı, son 10 yıllık dilimde 17,2 dereceye kadar tırmandı. Marmara'da görülen <strong>2,2 derecelik artış</strong>, denizel biyolojik çeşitlilik ve müsilaj gibi ekolojik sorunlar açısından da kırmızı alarm anlamı taşıyor.</p>

<h2>Ege Denizi’nde 45 yıllık sıcaklık yükselişi son 10 yıla sıkıştı</h2>

<p id="p-rc_3b79e68632b45389-161">Raporun en dikkat çekici ve endişe verici istatistiklerinden biri ise Ege kıyılarında tespit edildi. Ege Denizi’nde 55 yıllık süreç boyunca ortalama su sıcaklığı 1,6 derece yükselirken, bu süreçteki ivmelenme hızı ezber bozdu. <strong>Ege Denizi</strong> sularında 45 yıl boyunca gerçekleşen 0,8 derecelik ısınma miktarının tamamı, sadece son 10 yıl içerisinde yaşandı.</p>

<p id="p-rc_3b79e68632b45389-162">Beşerli periyotlar halinde incelendiğinde, 1970-1980 yılları arasında 18,2 derece olan Ege’deki ortalama <strong>deniz suyu sıcaklığı</strong>, 2003-2013 yılları arasında 19 dereceye, 2014-2025 döneminde ise 19,8 dereceye ulaştı. Tarihsel süreçte Ege'de en soğuk deniz suyu 1983 yılında 17,7 derece olarak ölçülürken, rekor sıcaklık ise 2018 yılında 19,8 derece ile kaydedildi. Isınma ivmesinin son yıllarda bu derece katlanması, bölgedeki deniz canlılarının yaşam alanlarını ve göç yollarını tehdit ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Karadeniz ve Akdeniz’de sıcaklık rekorları kırılmaya devam ediyor</h2>

<p id="p-rc_3b79e68632b45389-163">Benzer bir ısınma grafiği kuzey ve güney kıyılarımızda da etkisini hissettiriyor. Karadeniz’de ortalama deniz suyu sıcaklığı yarım asrı aşkın sürede 1,4 derece yükseldi. 1970’lerde 15,1 derece olan Karadeniz suları, 2014-2025 aralığında 16,5 derece ortalamasına ulaştı. Yalnızca son 10 yılda 0,9 derecelik ısınma kaydeden <strong>Karadeniz</strong>, kasırga benzeri şiddetli yağış ve sel felaketlerine zemin hazırlayan buharlaşma oran artışlarıyla yüzleşiyor.</p>

<p id="p-rc_3b79e68632b45389-164">Türkiye’nin en sıcak su kütlesi konumundaki Akdeniz’de de tablo değişmedi. 55 yıllık analiz periyodunda <strong>Akdeniz</strong> genelinde su sıcaklığı 1,3 derece artarak 21 dereceden 22,3 derece seviyesine yükseldi. 1970-1980 yıllarında 21 derece ölçülen ortalama değerler, adım adım tırmanarak günümüzde tarihi zirvesini gördü. Su sıcaklıklarındaki bu kademeli yükseliş, tropikal ve yabancı türlerin Akdeniz havzasına girişini hızlandırırken yerli deniz türleri üzerindeki baskıyı artırıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/yarim-asirlik-rapor-denizimiz-adeta-kayniyor</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/haber-foto11-2026-07-26t115616412.jpg" type="image/jpeg" length="66925"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kemalpaşa’da yaşam mücadelesi: Doğanın suyun köyün, partisi ve tapusu olmaz]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/kemalpasada-yasam-mucadelesi-doganin-suyun-koyun-partisi-ve-tapusu-olmaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/kemalpasada-yasam-mucadelesi-doganin-suyun-koyun-partisi-ve-tapusu-olmaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kemalpaşa'da maden arama çalışmalarına karşı buluşan köylüler ve çevre örgütleri, doğanın ve su havzalarının şirketlerin kârına teslim edilemeyeceğini söyledi. Açıklamalarda, mücadelenin yalnızca Yukarıkızılca'nın değil tüm havzanın ortak mücadelesi olduğu vurgulandı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SEMİ TEKTAŞ</strong>/Kemalpaşa ilçesi Yukarıkızılca Mahallesi, Aşağı Kızılca ve Örnekköy mevkilerini kapsayan ormanlık alanda Volcan Metal Madencilik Sanayi AŞ tarafından kurulması planlanan kurşun ve çinko madeni bölgedeki su kaynaklarını tehdit ediyor. Bölgenin en önemli su kaynağına 400 metre mesafede yapılan sondaj çalışmasının ardından şirket faaliyete geçmeyi planlıyor. Yukarıkızılca’da 1. derece doğal, tarihi ve arkeolojik sit alanında şirketin, maden arama ruhsatı alması ve sondaj çalışmalarına başlamasına karşı halk astıkları pankartlar ve toplamaya başladıkları imzalarla madenin faaliyetini durdurmaya çalışıyor. Maden faaliyetinin bölgedeki su yataklarına, tarım alanlarına ve tarihi dokuya zarar vereceğini belirten vatandaşlar, verilen ruhsatın iptal edilmesini talep ediyorlar.</p>

<p>Bugün ise Kemalpaşa halkı, çevreciler, toplumun geniş kesiminden bileşenler Yukarıkızılca Doğa ve Yaşam Savunucuları Platformu ile beraber maden ocağına tepki göstermek için toplandı. Halk, sloganlar ile maden ocağına tepki gösterdi.</p>

<h2><strong>Murathan: Yaşayan herkesin mücadelesidir</strong></h2>

<p>Platform adına konuşan Jeoloji Mühendisi Alim Murathan, açıklamasında ortak yaşam vurgusu yaparken, “Bugün burada sadece bir kurşun-çinko madenine “hayır” demek için toplanmadık. Biz bugün çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmak için toplandık. Biz bugün ormanımıza, suyumuza, toprağımıza ve yaşam hakkımıza sahip çıkmak için buradayız. Çünkü biliyoruz ki bir köyü köy yapan evleri, yolları değildir. Bir köyü köy yapan ormanıdır, ağacıdır, dağıdır, suyudur, tarımı ve doğasıdır. Bunların olmadığı yerde hayat olmaz. İşte bu yüzden bugün verdiğimiz mücadele, sadece Yukarı Kızılca’nın değil, bu havzada yaşayan herkesin mücadelesidir. Gerçek zenginliğimiz yerin altında değil, yerin üstündedir Yukarı Kızılca’nın gerçek zenginliği; yerin altındaki kurşun ve çinkoda değil, yerin üstündeki yaşamdadır. Bizim zenginliğimiz; Mahmut Dağımızdır. Bu dağın oluşturduğu; Ormanlarımız, içme suyu kaynaklarımızdır, bereketli tarım arazilerimizdir, hayvancılığımızdır, temiz havamızdır, kadim kültürümüz ve bu topraklarda kurduğumuz yaşamdır” diye konuştu.</p>

<p><img height="1200" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-19-at-12704-pm.jpeg" width="1600" /></p>

<h2><strong>“İki endemik çiçek burada kayıt altına alındı”</strong></h2>

<p>Mahmut dağı eşsiz doğasıyla bizim kadar birçok hayvanın bitkinin evidir. Birçok canlının yanı sıra Doğa Koruma Genel Müdürlüğü Dünyada nesli tükenmekte olan endemik iki çiçek türünü bu dağda tespit etmiştir. Yine dünyada yalnızca bu dağda yaşayan endemik iki çiçek türü kayıt altına alınmış ve izlenmektedir. Bir maden yatağı birkaç yıl içinde tüketilebilir. Ancak temiz bir su kaynağı, bir dağın ekosistemi yüzlerce yıl boyunca insanlara ve tüm canlılara hayat verir. Maden bittiğinde şirket gider. Fakat kirlenen su, kuruyan kaynak, kesilen orman, yok olan ekosistem ve bozulan toprak bir daha geriye gelmez ve geriye ne kaldıysa burada yaşayan halka kalır. Bu nedenle açıkça söylüyoruz: Geçici bir kazanç uğruna gerçek zenginliğimizden asla vazgeçmeyeceğiz! Kurşun ve çinkonun zehri Yukarı kızılcanın kaderi değildir. Kurşun-çinko madenciliği; cevher çıkarılması, pasa oluşumu, yeraltı suyu drenajı, cevherin taşınması ve atıkların yönetilmesi gibi çok sayıda çevresel risk taşır.</p>

<h2><strong>“Suyumuz yaşamımızdır”</strong></h2>

<p>Yeraltında açılacak galeriler, kayanın içindeki su dolaşımını değiştirebilir. Sülfürlü minerallerin hava ve suyla teması, uygun koşullarda asit kaya drenajına ve metallerin çözünerek suya taşınmasına yol açabilir. Kamyon trafiği; toz, gürültü, titreşim, yol güvenliği ve hava kirliliği oluşturabilir. Orman yolları ve işletme alanları ise doğal yaşam alanlarını parçalayabilir. Bize bu risklerin “yönetilebilir” olduğu söylenebilir. Ancak söz konusu olan halkın tek ve vazgeçilmez su kaynağıysa, kabul edilebilir risk yoktur. Suyumuz yaşamımızdır. Zehirlenmesine İzin Vermeyeceğiz! Kurşun, çinko ve bunlara eşlik edebilecek diğer metallerin suya ve toprağa karışması yalnızca çevre sorunu değildir; insan sağlığını, tarımı ve hayvancılığı doğrudan ilgilendiren ciddi bir halk sağlığı riskidir. Nitekim Türkiye’nin birçok bölgesinde yapılan kurşun çinko madenciliğinde bu çevresel riskler gerçekleşmiş ve kayıt altına alınarak raporlanmıştır.</p>

<p><img height="1200" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-19-at-12700-pm.jpeg" width="1600" /></p>

<h2><strong>“Yaşamın feda edilmesine karşıyız”</strong></h2>

<p>Kirlenen bir kaynağı eski hâline getirmek çoğu zaman çok zor, çok pahalı, hatta imkânsızdır. Bu nedenle Maden şirketi sahibinin “gerekli önlemleri alırız” ya da “Bir şey olursa önlem alırız” denilmesini kabul etmiyoruz. Su kirlendikten sonra alınacak önlem, önlem değildir. Asıl önlem, suyu kirletecek faaliyete en başından izin vermemektir. Biz akşam musluğu açtığımızda içtiğimiz, çocuklarımıza verdiğimiz sudan şüphe etmek istemiyoruz. Bizim için bir damla temiz su, tonlarca cevherden daha değerlidir. Çünkü maden olmadan yaşayabiliriz; ama su olmadan yaşayamayız. Çünkü hiçbir şirket, hiçbir ruhsat ve hiçbir ekonomik vaat; kaybettiğimiz suyu geri getiremez. Biz madenciliğe değil, yaşamın feda edilmesine karşıyız Kimse mücadelemizi “Her türlü yatırıma karşı çıkmak” şeklinde göstermeye çalışmasın. Biz kalkınmaya değil; suyu tüketen, doğayı bozan ve bedelini halka ödeten anlayışa karşıyız. Biz istihdama değil; birkaç yıllık iş vaadi karşılığında yüzlerce yıllık yaşam kaynağımızın tehlikeye atılmasına karşıyız. Biz bilime değil; bilimin uyarılarının görmezden gelinmesine karşıyız. Biz hukuka değil; halkın yaşam hakkını korumayan kararların hukuk gibi sunulmasına karşıyız.</p>

<h2><strong>“Doğanın suyun köyün, partisi ve tapusu olmaz”</strong></h2>

<p>Yukarı Kızılca’nın geleceği madencilikte değil; doğa turizminde, ekolojik tarımda, hayvancılıkta, orman ürünlerinde ve su kaynaklarının korunmasındadır. Bunlar bir maden ocağı gibi birkaç yıllık değil, doğru yönetildiğinde kuşaklar boyunca sürecek gerçek zenginliklerdir. Bu mücadeleyi birlikte kazanacağız. Bu mücadele yalnızca Yukarı Kızılca’nın mücadelesi değildir. Aşağı Kızılca’nın, Örnekköy’ün, çevredeki bütün yerleşimlerin, herkesin ortak mücadelesidir. Doğanın suyun köyün, partisi ve tapusu olmaz. Su hepimizin ortak yaşam hakkıdır. Bu mücadeleyi; bilimsel gerçekleri halka anlatarak, hukuki haklarımızı sonuna kadar kullanarak, köy köy, kahve kahve, ev ev örgütlenerek, kamu kurumlarını sorumluluk almaya çağırarak, meslek odaları, bilim insanları ve çevre örgütleriyle dayanışmayı büyüterek ve halk olarak direnerek kazanacağız. Biz biliyoruz ki: Bir halk toprağına, suyuna ve geleceğine birlikte sahip çıktığında karşısında hiçbir güç kayıtsızca duramaz. Bugün burada korkuyu değil cesareti, yalnızlığı değil dayanışmayı, teslimiyeti değil mücadeleyi büyütüyoruz.</p>

<h2><strong>“Direneceğiz, dayanışacağız ve yaşamı birlikte savunacağız!”</strong></h2>

<p>Yetkililere ve şirkete sesleniyoruz. İçme suyu kaynaklarımızı, ormanlarımızı ve yaşam alanlarımızı tehdit eden bu projeden derhal vazgeçin. Halkın açık rızası olmadan hiçbir sondaj ve madencilik faaliyetini sürdürmeyin. Dünyanın hiçbir ülkesinde bir içme suyu havzasında bir maden işletmesi olmaz. Buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Suyumuz satılık değildir! Ormanımız maden sahası değildir! Toprağımız rant alanı değildir! Yaşam hakkımız pazarlık konusu değildir! Biz bu toprakların sahibi değil, emanetçisiyiz. Atalarımızdan aldığımız bu emaneti çocuklarımıza eksiltmeden bırakmak zorundayız. Bir ağacın, bir avuç toprağın ve bir damla suyun değerini bilmeyenlere karşı; yaşamı, bilimi, hukuku ve dayanışmayı savunacağız. Bugün buradayız. Yarın daha kalabalık olacağız. Sesimizi duymayanlara daha güçlü seslenecek, gerçeği bilmeyenlere tek tek anlatacağız. Maden geçicidir, yaşam kalıcıdır. Su yoksa hayat yoktur. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz! Direneceğiz, dayanışacağız ve yaşamı birlikte savunacağız!</p>

<p><img class="" height="1200" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-19-at-12659-pm.jpeg" width="1600" /></p>

<h2><strong>Türkmen: “Birlik ve beraberlik içerisinde ‘Madene hayır’ demeliyiz”</strong></h2>

<p>Kemalpaşa Belediye Başkanı Mehmet Türkmen, Kızılca’da yürütülen maden arama çalışmalarına ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Kemalpaşa, İzmir’in gerçekten en güzel ilçelerinden biri. Tarımı, sanayiyi ve farklı çalışma alanlarını bünyesinde barındıran önemli bir ilçe. Ancak Kızılca’nın yeri çok ayrı. Kızılca, doğasıyla, Kemalpaşa’ya ve İzmir’e sağladığı oksijenle müthiş güzellikte bir köyümüz. Yaklaşık bir yıl önce maden şirketinin sahibi beni ziyaret etti. Bana, ‘Biz Kızılca’da maden arayacağız’ dedi. Ben de kendisine, ‘Siz Kızılca’yı hiç gördünüz mü? Oraya gidip bölgeyi incelediniz mi?’ diye sordum. ‘Gideceğiz, göreceğiz ama orada arama yapmak istiyoruz’ cevabını verdi. Bende, ‘Gidin, görün; vazgeçersiniz’ dedim. Çünkü Kızılca’da böyle bir çalışma yapmak, orayı katletmek demektir. Bu durum yalnızca Kızılca’ya değil, bütün Kemalpaşa’ya ve İzmir’e zarar verir. O görüşmenin ardından bir daha yanıma gelmediler. Ancak şunu gördüm: Onlar gerçekten güçlü olabilirler ama bizim kadar güçlü değiller. Burada birlik ve beraberlik içerisinde hareket ettiğimiz sürece, halka rağmen kimse bir şey yapamaz. Şu anda maden arama ruhsatıyla çalışmalar yürütülüyor. Aradıkları madeni bulmaları hâlinde işletme ruhsatı almak isteyecekler. Bulamazlarsa aramalarını tamamlayıp gidecekler. Ancak daha yalnızca arama aşamasında yapılanları hepiniz gördünüz. Ağaçların nasıl kesildiğine tanık oldunuz. Bir de işletme ruhsatı alınıp maden faaliyeti başladığında Kızılca’da yaşamak bile çok zor hâle gelecek. Bugün herkes, ‘Kızılca’da nasıl bir yer alır da burada yaşarım?’ diye düşünürken, yarın ‘Kızılca’dan nasıl kaçarım?’ diye düşünmeye başlayacak. Buna izin verirsek hem Kemalpaşa hem de İzmir büyük sıkıntı yaşayacak. Bu nedenle hep birlikte, birlik ve beraberlik içerisinde ‘Madene hayır’ demeliyiz. Biz bu madeni istemiyoruz. Kemalpaşa Belediye Başkanı olarak, kanunların bize verdiği bütün yetkileri kullanacağımıza burada, sizlerin önünde söz veriyorum. Sahip olduğumuz tüm yasal imkânları sonuna kadar kullanacağız. Ancak birlik ve beraberlik içinde hareket edersek güçlü olabiliriz. Dağılırsak güçlü olmamız mümkün değildir. Benzer süreçlerin Kozak Yaylası’nda altın madeni için nasıl yürütüldüğünü biliyoruz. Önce bölgede oteller ve restoranlar açtılar. Köylülere kendi işletmelerinde iş vererek onları yanlarına çekmeye çalıştılar. Sonunda da Kozak Yaylası’nda altın madeniyle ilgili faaliyetlere başladılar ve yıllardır çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu nedenle aynı oyunlara gelmememiz gerekiyor. Her yerde iş bulabilir, her yerde para kazanabiliriz. Yeter ki kendimize güvenelim. Şirketlerin sunduğu bu tür tuzaklara kesinlikle düşmemeliyiz. Öncelikle bizler, yöneticiler ve seçilmişler olarak bu tuzaklara karşı durmalıyız. Kızılca’ya ve Kemalpaşa’ya hep birlikte sahip çıkmalıyız.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Durmuş Öğretmen: Allah bildiği gibi yapsın!</strong></h2>

<p>Durmuş Öğretmen, Kızılca’daki maden çalışmalarına ilişkin yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “En başta açıkça söyleyeyim: Madene hayır! Değerli yurttaşlar, Kemalpaşalılar, İzmirliler ve Türkiye’nin dört bir yanındaki halkımız; hep birlikte madene hayır diyoruz. Doğamızı korumak amacıyla düzenlenen bu etkinliğe gönül veren ve katılım sağlayan herkese sonsuz teşekkür ediyorum. Etkinliğin düzenlenmesinde görev alan, emek harcayan bütün arkadaşlarımı da kutluyorum. Ancak böyle bir mücadeleyi zorunlu hâle getiren maden şirketlerini, madencileri ve bu çalışmalara izin verenleri kınıyorum. Doğamıza zarar verenleri artık Allah bildiği gibi yapsın.”</p>

<h2><strong>Balyeli: Güçlü bir kadromuz var</strong></h2>

<p>Avukat Ahmet Cemil Balyeli, “Belediye Başkanımız, maden şirketi sahibinin yaklaşık bir yıl önce kendisini ziyaret ettiğini söyledi. Ancak maden şirketi köyümüze dört yıl önce geldi. Biz o dönemde onları geri gönderdik. Bugün de sizlerle birlikte yeniden geldikleri yerden göndermek için buradayız. Dört yıl önce geldiklerinde ruhsatlarını yeni almışlardı. Ruhsatı 2021 yılında aldılar. Köye geldiklerinde burada güçlü bir direnişle karşılaştıkları için çok fazla çalışma yapamadan ayrılmak zorunda kaldılar. Ancak bu işler böyledir; bir fırsatını kollayıp yeniden gelirler. Nitekim bir süre sonra tekrar geldiler. Kazdağları’nda ve Akbelen’de yaşananları gördük. İnsanlar ellerinden gelen bütün mücadeleyi verdi ancak yapılan çalışmalara engel olamadılar. Biz Yukarıkızılcalılar ve burada yaşayan yurttaşlar olarak, sizlerle birlikte bu madene engel olabileceğimize inanıyoruz. Güçlü bir kadromuz var. Mücadeleye destek veren ve emek harcayan bütün arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Bu etkinliği yalnızca bir hafta içerisinde organize ettik. Bundan sonra büyüyerek, güçlenerek ve çoğalarak yolumuza devam edeceğiz. Mücadelemize daha yeni başlıyoruz. Madeni buradan püskürtünceye kadar mücadelemiz sürecek. Madene hayır!”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Semi Tektaş</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ, İzmir, Kemalpaşa</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/kemalpasada-yasam-mucadelesi-doganin-suyun-koyun-partisi-ve-tapusu-olmaz</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/9-eylul-2026-07-19t141611880.png" type="image/jpeg" length="74507"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Su krizi derinleşiyor: Kentler susuzluğa gidiyor]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/su-krizi-derinlesiyor-kentler-susuzluga-gidiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/su-krizi-derinlesiyor-kentler-susuzluga-gidiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2024 yılında Türkiye 20,3 milyar metreküp su harcadı. Çevreciler bu durumun devam etmesi durumunda iklim değişikliğiyle beraber su krizinin yaşanacağını, bunun sonucunda ise iklim göçü ile beraber dünya nüfusun 3’te 2’sinin su kıtlığı yaşayacağını ifade ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SEMİ TEKTAŞ/</strong>Türkiye’de kuraklık, nüfus artışı, kentleşme ve üretim alışkanlıkları su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor. TÜİK’in 2024 yılı Su ve Atıksu İstatistikleri’ne göre Türkiye’de belediyeler, imalat sanayi işyerleri, termik santraller, organize sanayi bölgeleri, maden işletmeleri ve köyler tarafından su kaynaklarından toplam 20,3 milyar metreküp su çekildi. Yıllara göre su kullanım oranı sürekli yükselirken çevreciler iklim krizinin derinleşmesiyle dünyayı ciddi kuraklık beklediğini bununla beraber tatlı sular kıtlığı yaşanacağı konusunda endişe yaşadıklarını ifade ediyor.</p>

<h2><strong>İzmir 3’üncü sırada</strong></h2>

<p>TÜİK’in açıkladığı 2024 verilerine göre Türkiye’de su kaynaklarından toplam 20,3 milyar metreküp su çekildi. Bu miktarın yüzde 45,4’ü tatlı su kaynaklarından karşılandı. Denizden çekilen suyun büyük bölümü ise soğutma amaçlı kullanıldı. Tatlı su kaynaklarından çekilen suyun dağılımında belediyeler ilk sırada yer aldı. TÜİK’e göre tatlı suyun yüzde 81’i belediyeler, yüzde 7,3’ü imalat sanayi işyerleri, yüzde 5,8’i maden işletmeleri ve organize sanayi bölgeleri, yüzde 4,3’ü köyler, yüzde 1,6’sı ise termik santraller tarafından kullanıldı. Belediyelerde kişi başı günlük ortalama su miktarı Türkiye genelinde 255 litre olarak hesaplandı. Üç büyükşehirde kişi başı günlük ortalama su miktarı İstanbul’da 203 litre, Ankara’da 270 litre, İzmir’de ise 215 litre oldu. Bu tablo, özellikle büyükşehirlerde nüfus yoğunluğu, altyapı kayıpları, yaz aylarında artan kullanım ve kuraklık riskinin su yönetimini daha kritik hale getirdiğini gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Tarımsal sulama ilk sırada</strong></h2>

<p>Veriler, su tüketimini artıran üç ana nedeni öne çıkarıyor. İlk sırada tarımsal sulama yer alıyor. Vahşi sulama, açık kanallardaki kayıplar, su ihtiyacı yüksek ürünlerin yaygınlığı ve kurak dönemlerde artan sulama ihtiyacı su kaynakları üzerindeki baskıyı büyütüyor. İkinci sırada kentleşme ve evsel kullanım geliyor. Nüfus artışı, büyükşehirlerde yoğun yapılaşma, yaz aylarında artan tüketim, bahçe ve havuz kullanımı ile altyapıdaki kayıp-kaçaklar içme ve kullanma suyu talebini artırıyor. Üçüncü sırada ise sanayi ve enerji kaynaklı kullanım bulunuyor. TÜİK’e göre 2024’te tatlı su kaynaklarından çekilen suyun yüzde 7,3’ü imalat sanayi işyerleri tarafından kullanıldı. Denizden çekilen suyun büyük bölümünün soğutma amaçlı kullanılması da enerji üretimi ve sanayi süreçlerinde suyun kritik rolünü ortaya koyuyor.</p>

<h2><strong>Cangı: Altyapı yetersiz kalıyor</strong></h2>

<p>Artan nüfusla birlikte su kaynaklarının hızla tükendiğini ifade eden Çevre Hukukçusu Arif Ali Cangı, bununla beraber şehirlerin altyapılarının yetersiz kaldığına dikkat çekti. Cangı, “Su tüketiminin artışının en önemli nedenlerini iklim krizi, nüfus artışı, endüstriyel tarım ve hayvancılık, çok su tüketen sanayi ve endüstriyel faaliyetler olarak sıralayabiliriz. Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak artış gösteren sıcaklıklar kuraklığı da beraberinde getiriyor. Özellikle sera gazı emisyonu, dünyada sıcaklıkların çok fazla artmasına yol açıyor; sıcaklığın artması suya olan ihtiyacı da artırıyor. Nüfusun hızla artması da su tüketimini artıran en önemli etkenlerdendir. Şehirlerin altyapıları nüfus artışı karşısında yetersiz kalıyor. Altyapı yetersizliği su kıtlığının ortaya çıkmasına neden oluyor. Kentlerin iklim krizi karşısında yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Örneğin park ve bahçelerde fazla su tüketen çim ve ağaçlara değil, susuz ya da çok az suyla var olabilen bitkilere yer verilmeli. Hane halkının en az ihtiyacı olan suyun ücretsiz verilmesi, onun üstündeki tüketimin ücretlendirilmesi de suyun tasarruflu tüketimine katkı sağlayabilir” diye konuştu.</p>

<h2><strong>“Temiz su tarımda kullanılıyor”</strong></h2>

<p>Temiz su kaynaklarının çok büyük oranda tarım için kullanıldığını ifade eden Cangı, “Tarımdaki yanlış sulama yöntemleri ve özellikle endüstriyel tarım ve hayvancılık uygulamaları su tüketimini artıran önemli etkenlerdendir. Tarım ve hayvancılığın yanı sıra tekstil, moda sektörü de fazla su tüketilmesine yol açan faaliyetlerdendir. Enerji, inşaat, madencilik ve otomotiv endüstrileri de fazla su tüketiminin faillerindendir” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><img height="375" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/63d669324562c.jpg" width="750" /></p>

<h2><strong>“İklim göçleri yaşanabilir”</strong></h2>

<p>Bu aşırı su tüketimi artışı durdurulmazsa, iklim krizinin derinleşmesiyle dünyayı ciddi kuraklığın beklediğini belirten Cangı, “Tatlı su kıtlığı yaşanacağı konusunda uyarılar var. Diğer yandan buzulların erimesiyle deniz ve okyanuslardaki suların artmasıyla ada ülkeleri ve kıyıların sular altında kalması söz konusu. Gerek sular altında kalan yerlerden gerekse kuraklığın yaşandığı bölgelerden nispeten yaşamın devam ettiği bölgelere iklim göçlerine yol açması bekleniyor. Araştırmalar, önlem alınmazsa dünya nüfusunun üçte ikisinin su kıtlığı ile karşı karşıya kalacağını gösteriyor. Türkiye’nin bulunduğu Akdeniz havzası da kuraklığı can yakıcı düzeyde yaşayacak bölgelerden” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<h2><strong>Çakıcı: Suyun yaklaşık yüzde 75’i tarımda tüketiliyor</strong></h2>

<p>Su kullanımında planlama eksikliği olduğunun altını çizen İzmir Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Hakan Çakıcı, “Su tüketimi, nüfus artışıyla doğrudan bağlantılı. Bunun yanında Türkiye’de çok büyük metropoller var ve bu kentlerde bölgesel su tüketimi oldukça yüksek. Sanayinin içme suyu kaynaklarından çektiği su ve tarımsal kullanım da bu tabloyu ağırlaştırıyor. Türkiye’de kullanılan suyun yaklaşık yüzde 75’i tarımda tüketiliyor. Bu alanda ciddi bir planlama eksikliği bulunuyor. Kullanılan suyun büyük bölümü barajlardan ve yeraltı sularından karşılanıyor. Şehirlerin içme ve kullanma suyu tüketimi, tarım ve sanayiye göre daha düşük düzeyde kalıyor. Asıl büyük tüketim tarımda ve sanayide gerçekleşiyor. Bu oranlar yıldan yıla değişse de iklim değişikliğinin etkisi giderek artıyor. Geçtiğimiz dönemlerde kuraklık yaşandı. Son kış döneminde ise yoğun yağışlar görüldü; hatta aşırı yağışlar sellere neden oldu. Temel sorun, yağışlarla gelen suyun barajlarda ve göletlerde yeterince depolanamaması. Bu suyun hem tarımsal sulamada hem içme suyu temininde hem de sanayide kullanılabilir hale getirilmesi gerekiyor. Yeraltı sularına yüklenmemek esas olmalı. Çünkü yeraltı suyu aslında rezerv su niteliğindedir. Bu kaynaklara fazla yüklenildiğinde doğal denge bozulur” diye konuştu.</p>

<p><img class="" height="1500" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-08-at-14046-pm.jpeg" width="2000" /></p>

<h2><strong>“Devlet yeni tesisler kurmalı”</strong></h2>

<p>Ege Bölgesinin kuraklıktan en fazla etkilenecek bölgelerin başında yer aldığını ifade eden Çakıcı, “Tarımsal sulamada kullanılan suyun önemli bir bölümü yeraltı kaynaklarından sağlanıyor. Havzalara bakıldığında yeraltı suyu potansiyelinin sürekli eksi verdiği görülüyor. Yani yıl içinde, özellikle kış döneminde gelen su miktarı, çekilen su miktarını karşılamıyor. İzmir’in Bakırçay, Gediz ve Küçük Menderes havzalarında bu açık maalesef sürekli yaşanıyor. Tarımsal potansiyelin artması, nüfusun hızla yükselmesi ve sanayinin su ihtiyacının büyümesiyle birlikte tüketim her geçen gün artıyor. Buna karşılık kullanılabilir su miktarı, iklim değişikliği nedeniyle giderek azalıyor. Bu durum bizi bir kısır döngüye sürüklüyor. Bu noktada temel çözüm, devletin yeni tesisler yapması ve yatırım gerçekleştirmesidir. Barajlar ve göletler artırılmalı, mevcut sistemler yenilenmelidir. Bugün kullanılan baraj ve göletlerin çoğu 30-40 yıllık tesislerdir. Bu yapıların altyapısı yenilenmeli, iletim sistemleri yeraltına alınmalı ve açık kanal sistemleri değiştirilmelidir. Çünkü mevcut sistemlerde ciddi su kayıpları yaşanmaktadır. Yeraltı suları ise ancak rezerv kaynak olarak kullanılmalıdır. Bu konuda ilgili kurumlar ve kuruluşlar çeşitli projeksiyonlar hazırlıyor. Özellikle Akdeniz Havzası ve Anadolu düşünüldüğünde, Ege Bölgesi iklim değişikliğinden ve kuraklıktan en fazla etkilenecek bölgelerden biri olarak öne çıkıyor. Ancak bunu yalnızca kuraklık olarak değerlendirmemek gerekir. Yağış rejiminin değişmesi de aynı derecede önemli bir sorundur” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<h2><strong>“Sosyal ve ekonomik yapı etkilenecek”</strong></h2>

<p>Çakıcı, “Bölge yıllık 600-700 milimetre yağış alsa bile bu yağış istenilen dönemde gerçekleşmediğinde sorun devam eder. Yağışların kısa sürede ve aşırı şekilde düşmesi sele yol açar; suyun toprağa ve rezervuarlara kazandırılması zorlaşır. Geçtiğimiz kış döneminde de bu tablo yaşandı. Aşırı yağışlar ve seller görüldü ancak bu suyun önemli bir kısmı kullanılabilir hale getirilemeden denize aktı. Bu nedenle yağışlarla gelen suyun barajlarda depolanması ve kurak dönemlerde kullanılabilir hale getirilmesi büyük önem taşıyor. Su krizinin tarımsal üretim üzerinde de doğrudan etkileri olacak. Sulu tarım yapılan alanlarda farklı ürünler yetiştirilebilirken, kuraklığın artmasıyla bazı ürünlerin ekimi artık mümkün olmayacak. Bu da gıdaya erişimi zorlaştıracak. Kısa vadede görülecek en önemli etkilerden biri budur. Daha uzun vadede ise çölleşme, tarımsal üretimin azalması, kırsaldan göç ve nüfus hareketliliği gibi sonuçlar ortaya çıkabilir. 2050’lere yönelik projeksiyonlarda bu etkilerin daha belirgin hale geleceği öngörülüyor. Tarım sektörünün zarar görmesi, ürün desenlerinin değişmesi ve üretimin azalması, ekonomik ve sosyal yapıyı da etkileyecektir” şeklinde konuştu.</p>

<h2><strong>“Mısır, pamuk ve su bazlı ürünler en çok etkilenecek”</strong></h2>

<p>Olası su krizi nedeniyle İzmir’deki birçok ürünün zarar göreceğini ifade eden çakıcı, “İzmir içinde durum kritiktir. Kentin içme suyu, Gördes gibi 150-200 kilometre uzaklıktaki başka havzalardan getiriliyor. Bu durum, suyun alındığı bölgelerdeki dengeyi de etkiliyor. Oradaki su rezervi değişiyor, tarımsal üretim ve ekolojik yapı baskı altına giriyor. Dolayısıyla su sorunu yalnızca tüketimin gerçekleştiği kentle sınırlı kalmıyor; başka havzalarda da zincirleme sonuçlar doğuruyor. Su krizi yaşandığında öncelik genellikle dikili tarım arazilerine veriliyor. Meyve ağaçları gibi çok yıllık bitkilerin sulanması öncelikli kabul ediliyor. Çünkü bu alanlarda yaşanacak kayıpların telafisi çok daha zor. Bunun ardından, su tüketimi yüksek bazı ürünlerin ekimi kısıtlanabilir ya da desteklenmeyebilir. Mısır, pamuk ve çok su isteyen bazı sebzeler bu kapsamda değerlendirilebilir. İzmir’de sebze, mısır ve yem bitkisi üretimi yapılan sulu tarım alanları bulunuyor. Ancak uzun vadede bu ürünlerin bir kısmının ekimi zorlaşabilir. Çok su tüketen ürünlerden kademeli olarak vazgeçilmesi gerekebilir. Pamuk ve mısır gibi ürünlerin yerine daha az su tüketen ürünler öne çıkabilir. Meyve üretimi yapılan alanlar da su varlığına göre sınırlandırılabilir. Bakanlığın üretim desenlerini planlamaya ve sınırlamaya yönelik çalışmaları da bu sürecin bir parçasıdır. Artık her ürünün her bölgede ekilebildiği bir dönemden uzaklaşılıyor. Bu değişim hem ekonomik zorunlulukların hem de iklim değişikliğinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor” diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Semi Tektas</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ, İzmir</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/su-krizi-derinlesiyor-kentler-susuzluga-gidiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/semi-tektas-24.png" type="image/jpeg" length="45939"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
