<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Dokuz Eylül - Güncel İzmir Haberleri</title>
    <link>https://dokuzeylul.com</link>
    <description>izmir haberleri, İzmir son dakika haber, ekonomi, siyaset, magazin, bölgesel, spor, turizm, etkinlik, tarih, bilim, teknoloji ve güncel izmir haberler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://dokuzeylul.com/rss/doganin-sesi" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2026 - Yayınlanan haber ve fotoğrafların tüm hakları İGC - 9 Eylül Medya grubuna aittir.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 08 Jul 2026 04:14:26 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/rss/doganin-sesi"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Midye kabukları deniz yaşamına nefes olacak]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/midye-kabuklari-deniz-yasamina-nefes-olacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/midye-kabuklari-deniz-yasamina-nefes-olacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZDENİZ ile ekolojik teknoloji girişimi NE-SEA’nın ortaklığında yürütülen TÜBİTAK destekli çevreci proje, Seferihisar açıklarında hayata geçirildi. Sektörel atık olarak kabul edilen tonlarca midye kabuğu, ileri dönüşüm teknikleriyle doğa dostu resiflere dönüştürülerek deniz ekosistemine kazandırıldı. İlk etapta Telgraf Koyu'na yerleştirilen prototiplerin ardından, İzmir kıyılarına 35 yeni resif daha bırakılarak biyoçeşitliliğin ve dalış turizminin desteklenme]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Küresel iklim krizinin denizlerdeki yaşam zinciri üzerindeki baskısı her geçen gün artarken, yerel yönetimler ve teknoloji girişimleri doğa temelli çözümler üretmek adına güçlerini birleştiriyor. Türkiye’nin en uzun kıyı şeritlerinden birine sahip olan İzmir, bu alanda uluslararası çevre forumlarına örnek teşkil edecek nitelikte bilimsel bir projeye ev sahipliği yapıyor. Kentin deniz ulaşımını sırtlayan <strong>İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZDENİZ</strong> ile sürdürülebilir çevre teknolojileri üzerine çalışan <strong>ekolojik teknoloji girişimi NE-SEA</strong>, kentin mavi ekonomi vizyonunu güçlendirecek stratejik bir ortaklığa imza attı. Bilimsel altyapısı ve yenilikçi yaklaşımıyla öne çıkan bu ortaklık, çöpe giden endüstriyel gıda atıklarını su altı dünyasının koruyucu kalkanına dönüştürmeyi amaçlıyor.</p>

<p>Projenin temel felsefesini, tüketim çılgınlığının bir parçası olarak her gün tonlarca üretilen restoran atıklarının döngüsel ekonomiye dahil edilmesi oluşturuyor. Bu kapsamda bilim insanları ve mühendisler, deniz ekosisteminde kalsiyum karbonat deposu olarak işlev gören ancak karada büyük bir çevre kirliliği yaratan kabuklu deniz canlılarının atıklarını mercek altına aldı. Yapılan uzun soluklu laboratuvar testleri ve Ar-Ge çalışmaları neticesinde, <strong>atık midye kabuklarından üretilen doğa dostu resifler</strong>, Ege’nin mavi sularıyla buluşmaya hazır hale getirildi. Proje sadece çöp miktarını azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda aşırı avlanma ve dip trolü gibi insan kaynaklı faaliyetler nedeniyle tahrip olan su altı mikro habitatlarının yapay yollarla yeniden inşa edilmesine olanak tanıyor. İlk somut adımı Seferihisar kıyılarında atılan bu çevreci hareket, İzmir’in sürdürülebilir kent hedeflerine de doğrudan katkı sunuyor.</p>

<h2>Sığacık körfezinde dalgıçların hassas su altı operasyonu</h2>

<p>Üretim aşaması tamamlanan inovatif su altı yapıları, lojistik olarak en doğru konuma yerleştirilmek üzere yola çıkarıldı. Kara ulaşımının olmadığı, deniz canlılarının üreme alanı olarak korunan stratejik noktalardan biri olan <strong>Seferihisar Sığacık’taki Telgraf Koyu’na</strong> taşınan resifler için geniş kapsamlı bir saha operasyonu organize edildi. Bölgedeki Teos Marina’da sabahın erken saatlerinde hummalı bir çalışma başlatıldı. Özel olarak hazırlanan ve deniz tabanındaki akıntılara karşı mukavemet gösterebilecek ağırlıkta tasarlanan dört adet prototip resif, marinada bekleyen bir balıkçı teknesine vinçler yardımıyla titizlikle yüklendi.</p>

<p>Koya ulaşıldığında, su altı montajının kusursuz yapılması amacıyla profesyonel ekipler devreye girdi. Resifler, İZDENİZ bünyesindeki uzman kadro ve Serenad Dalış Merkezi dalgıçlarının gerçekleştirdiği yaklaşık bir saatlik zorlu operasyonla denize indirildi. Su altı görüş mesafesinin kontrol edilmesinin ardından, özel kaldırma balonları ve halat sistemleri kullanan dalgıçlar, yapıları deniz tabanındaki kayalık ve kumluk zeminlerin kesişim noktalarına milimetrik olarak sabitledi. Bölgedeki bu tarihi çevre hareketini, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler, İZDENİZ Genel Müdürü Gökhan Marım ve İZDENİZ Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ceyla İnmeler de tekneden takip ederek koordinasyonu sağladı. İlk yerleştirmenin ardından su altına yerleştirilen sensörler ve kameralar sayesinde, deniz canlılarının bu yeni yapıları kullanım biçimi ve yerel balık popülasyonunun resif çevresindeki kolonileşme süreci düzenli olarak izlenecek. Elde edilecek bilimsel veriler doğrultusunda sistem optimize edilerek seri üretim aşamasına geçiş planlanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Körfez ekosisteminin temizliği ve dalış turizmi için bilimsel takip</h2>

<p>Kıyı koruma projelerinin sadece idari bir faaliyet olarak kalmayıp bilimsel bir temele oturtulması, başarının sürdürülebilir olması açısından hayati önem taşıyor. İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler, hayata geçirilen bu projenin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın Körfez ve deniz ekosistemine verdiği vizyoner önemin en somut ve net bir yansıması olduğunu vurguladı. Kent genelinde yürütülen deniz temizliği ve çevre yatırımlarının bu tarz inovatif projelerle taçlandırılması gerektiğini belirten Güler, atık yönetiminde sınırları zorladıklarını ifade etti.</p>

<p>Uygulamanın hem ekolojik hem de ekonomik geri dönüşleri olacağına dikkat çeken Dr. Işıkhan Güler, kurumsal hedeflerini şu sözlerle aktardı: “Bu çalışma, İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisindeki denizlerimizin kalitesini ve biyolojik çeşitliliğini artırmaya yönelik önemli adımlardan biri. Temel amacımız, doğal yaşamın bir parçası olan midye kabuklarını teknolojik imkanlarla değerlendirerek doğa dostu resiflere dönüştürmek ve ait oldukları yere, yani yeniden denizle buluşturmaktır. <strong>TÜBİTAK desteğiyle</strong> yürüttüğümüz bu çok aşamalı proje kapsamında, yerleştirdiğimiz resiflerin hangi yerel canlı türlerine ev sahipliği yaptığını, kabukların çözünme oranlarını ve çevre su kalitesine olan mikrobiyolojik etkilerini bilimsel yöntemlerle anlık takip edeceğiz. Buradan elde edeceğimiz verilerle, dünya genelinde de kabul gören doğa temelli çözümlerin yerel ölçekte yaygınlaştırılmasına öncülük etmeyi hedefliyoruz. Bu ve benzeri uygulamaların kıyılarımızda çoğalmasıyla hem doğayla uyumlu bir belediyecilik yaklaşımını güçlendirecek hem de bölgedeki deniz turizmine alternatif ve çok kıymetli bir değer kazandıracağız.”</p>

<h2>Ege genelindeki tonlarca gıda atığı suya dayanıklı biyokompozit malzemeye dönüştü</h2>

<p>Projenin teknik mimarı ve tasarım süreçlerinin yöneticisi olan NE-SEA kurucusu ve baş tasarımcısı Nermin Sena Özger ise işin mühendislik boyutuna dair ezber bozan veriler paylaştı. Çalışmanın köklerinin 2024 yılında TÜBİTAK ve Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) tarafından sağlanan uluslararası destek fonlarına dayandığını belirten Özger, uzun süren su altı gözlemleri ve hidrodinamik davranış analizleriyle geliştirilen prototiplerin nihayet İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin lojistik desteğiyle gerçek doğa ortamına yerleştirildiğini söyledi. Geliştirdikleri malzemenin tamamen yerli ve yenilikçi bir teknoloji ürünü olduğunu ifade eden Özger, denizlerin temizlenmesi için denizden geleni kullanmanın mantıklı bir döngü olduğunu aktardı.</p>

<p>Ege Bölgesi genelindeki tüketim alışkanlıklarının yarattığı çevre kirliliğine dikkat çeken Nermin Sena Özger, ham madde tedariki ve üretim mucizesini şu cümlelerle açıkladı: “Yaptığımız sektörel araştırmalara göre, sadece <strong>Ege Bölgesi’nde her ay 40 tondan fazla midye kabuğu</strong> hiçbir geri dönüşüm işlemine tabi tutulmadan doğrudan çöpe atılıyor ve katı atık depolama tesislerinde büyük bir yük oluşturuyor. Biz bu atık kabukları özel kırma, sterilizasyon ve bağlayıcı formülasyon süreçlerinden geçirerek suya, tuzluluğa ve yüksek basınca son derece dayanıklı, doğaya hiçbir zararlı salınım yapmayan patentli bir <strong>biyokompozit malzeme</strong> elde etmeyi başardık. Bu projeyi sadece endüstriyel bir ürün olarak değil, doğa ile insan arasındaki kopan uyumu yeniden güçlendirmek ve su altı yaşamının zenginliğini insanlar için daha görünür kılmak amacıyla tasarladık. Sorumluluğumuz burada bitmiyor; projenin ikinci aşamasında yine TÜBİTAK desteğiyle <strong>35 yeni resif</strong> daha üreteceğiz. Bu yeni yapıları, biyolojik çeşitliliğin acilen desteklenmesi ve koruma altına alınması gereken farklı İzmir deniz alanlarına yerleştirerek eko-sistemi canlandıracağız.”</p>

<h2>Yerel yönetimlerden sürdürülebilir çevre yatırımlarına tam destek</h2>

<p>Sığacık’ın uluslararası arenadaki sakin şehir (Cittaslow) unvanını koruması ve doğallığını kaybetmemesi adına bu tarz ekolojik adımların ilçede atılmasından memnuniyet duyduklarını belirten Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin de projenin yerel kalkınma modeline olan etkilerine değindi. İZDENİZ yönetimine, bilim insanlarına ve operasyonda görev alan tüm fedakar dalgıçlara ilçe halkı adına teşekkür eden Yetişkin, çalışmanın doğadan gelen bileşenlerin yine insan aklıyla doğaya borç ödeme amacıyla kazandırıldığı çok kıymetli bir döngüsel uygulama olduğunu söyledi.</p>

<p>Yapay resiflerin turizmin çeşitlendirilmesi noktasında bir kaldıraç görevi üstleneceğini savunan Başkan İsmail Yetişkin, ilçenin gelecek projeksiyonunu şu sözlerle özetledi: “Hayata geçirilen bu vizyoner proje, sadece deniz ekosisteminin korunması açısından değil, aynı zamanda ilçemizin can damarlarından biri olan <strong>dalış turizmi</strong> açısından da çok büyük bir potansiyel barındırıyor. Atık kabuklardan üretilen bu doğa dostu resifler, kısa süre içinde deniz bitkilerinin ve mikro canlıların üzerini kaplamasıyla yapay birer resif adasına dönüşecek ve bu durum su altı fotoğrafçıları ile dalış meraklıları için yeni cazibe merkezleri yaratacaktır. Resifler bölge turizmine kalıcı bir çeşitlilik ve ekonomik girdi sağlayacak. Kurumsal olarak en başından beri çok önemsediğimiz ve her aşamasında sahada destek verdiğimiz bir projedir.”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BÜLTEN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ, İzmir, Seferihisar</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/midye-kabuklari-deniz-yasamina-nefes-olacak</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/haber-foto11-39-3.jpg" type="image/jpeg" length="76164"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ormanların karbon depolama gücü sanılandan daha zayıf olabilir]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/ormanlarin-karbon-depolama-gucu-sanilandan-daha-zayif-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/ormanlarin-karbon-depolama-gucu-sanilandan-daha-zayif-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD'de yürütülen çığır açıcı bir araştırma, ağaçların fotosentez yoluyla atmosferden emdiği yüksek miktardaki karbonun, her zaman uzun vadeli bir depolamaya dönüşmediğini ortaya koydu. Özellikle küresel iklim değişikliğinin tetiklediği sıcak ve kurak dönemlerde, ormanların karbonu odun dokusuna aktarma kapasitesinin çöktüğü ve emilen gazın kısa sürede yeniden atmosfere salındığı belirlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ünya genelinde sanayi faaliyetleri ve fosil yakıt tüketimi nedeniyle atmosfere salınan sera gazlarının emilmesinde en büyük kalkan olarak kabul edilen orman ekosistemlerine dair bilinen tüm teoriler kökten değişiyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen ve küresel çevre politikalarını derinden etkilemesi beklenen <strong>yeni bir araştırma</strong>, yeşil alanların karbon yakalama kapasitesi ile bu karbonu bünyesinde tutma becerisi arasındaki doğrusal bağın sanıldığı kadar güçlü olmadığını gözler önüne serdi. Bugüne kadar geliştirilen uluslararası iklim senaryolarında, ağaçların daha fazla yaprağa ve yeşil alana sahip olmasının doğrudan daha fazla karbonun yeryüzünde hapsedilmesi anlamına geldiği varsayılıyordu. Ancak ortaya çıkan son veriler, bitki fizolojisinin küresel ısınma baskısı altında çok farklı savunma mekanizmaları geliştirdiğini kanıtladı.</p>

<p>Columbia Üniversitesi bünyesindeki Lamont-Doherty Yer Gözlemevi'nden bilim insanlarının liderliğinde yürütülen bu kapsamlı çalışmada, devasa bir veri havuzu oluşturuldu. Araştırmacılar, ABD'nin doğu yakası ile California eyaletindeki 137 farklı ekolojik gözlem noktasını mercek altına aldı. Yıllara yayılan uydu görüntüleri, ağaç gövdelerine yerleştirilen hassas mikro sensörler, anlık ve saatlik karbondioksit ölçüm istasyonları ile ağaçların yaşını ve geçmiş iklim streslerini gösteren gövde halka analizleri bir araya getirilerek multi-disipliner bir inceleme gerçekleştirildi. Yapılan detaylı analizlerde, özellikle bölgenin simgesi konumundaki meşe ağaçlarının, yaz ortasına gelindiğinde fiziki büyümelerini tamamen durdurmalarına rağmen, sonbahar aylarına kadar çok yüksek oranlarda fotosentez yapmaya devam ettikleri hayret verici bir şekilde belgelendi.</p>

<h2>Sıcak ve kurak dönemlerde fotosentez ile büyüme yollarını ayırıyor</h2>

<p>Doğanın işleyişindeki bu gizemli ayrışma, iklim kriziyle mücadele stratejilerinde neden başarısız olunduğunu da net bir şekilde açıklıyor. Normal şartlar altında bitkilerin havadan aldıkları karbon bileşenlerini hücre bölünmesi yoluyla gövdelerini kalınlaştırmak ve yeni dallar üretmek, yani büyümek için kullanması beklenir. Ancak <strong>fotosentez yoluyla daha fazla karbon</strong> emilmesine rağmen, bu karbon elementlerinin her zaman kalıcı bir odunsu dokuya dönüşmediği, tam tersine geçici biyolojik süreçlerde harcandığı saptandı. Özellikle küresel ısınmanın bir faturası olarak karşımıza çıkan şiddetli kuraklık ve aşırı sıcak dalgaları sırasında, ağaçlar hayatta kalabilmek için adeta bir savunma moduna geçiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çevre stresinin zirve yaptığı bu zorlu dönemlerde, ağaçların boyca ve enine büyümesi aniden dururken, hayati fonksiyonların devamı için fotosentez mekanizması daha düşük bir viteste de olsa çalışmayı sürdürüyor. İşte bu kriz anlarında atmosferden çekilen <strong>karbonun önemli bir kısmının</strong>, ağacın karbonu yüzyıllarca saklayabileceği gövde odununa aktarılmadığı anlaşıldı. Bitki, acil enerji ihtiyacını karşılayabilmek adına bu karbonu ömrü oldukça kısa olan yapraklara, ince kök sistemlerine ve anlık metabolik faaliyetlere harcıyor. Bu durum, emilen karbonun çok kısa bir süre sonra yaprak dökümüyle, kök çürümeleriyle ya da bitki solunumu vasıtasıyla <strong>yeniden atmosfere salındığı</strong> gerçeğini ortaya çıkarıyor. Bilim insanları, ormanların net karbon yutağı olma rollerinin, yükselen sıcaklıklar nedeniyle büyük bir erozyona uğrayabileceği uyarısında bulunuyor.</p>

<h2>İklim modellerindeki büyük varsayım hatası gün yüzüne çıktı</h2>

<p>Saygın bilimsel yayınlardan <strong>"Science Advances" dergisinde yayımlandı</strong> başlığıyla duyurulan araştırmanın sonuçları, Birleşmiş Milletler dahil birçok uluslararası kurumun karbon nötr hedeflerini revize etmesini zorunlu kılacak cinsten. Mevcut yeşil ekonomiler ve karbon kredisi piyasaları, tamamen ormanlık alanların yüzölçümü ve buralardaki klorofil yoğunluğu üzerinden matematiksel hesaplamalar yapıyor. Yani kağıt üzerinde, yeşil görünen bir ormanın havayı temizlediği ve karbonu hapsettiği yazılıyor. Ancak projenin başyazarı Mukund Palat Rao, bu matematiksel modellerin arkasındaki teorik altyapının eksik olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Dünya genelinde kullanılan bilgisayarlı iklim tahmin simülasyonlarının neredeyse tamamının "fotosentez varsa büyüme vardır, büyüme varsa karbon depolanıyordur" şeklindeki doğrusal ve ilkel bir varsayıma dayandığını belirten Rao, saha bulgularının bu teoriyi çürüttüğünü ifade etti. Mukund Palat Rao, atmosferik karbondioksit seviyeleri yükseldikçe ağaçların daha fazla karbon soluduğunu ancak <strong>uzun vadeli karbon depolanmasına</strong> dönüştüremediğini ekledi. Özellikle ekstrem sıcaklık eğilimlerinin arttığı coğrafyalarda büyüme mekanizmasının saniyeler içinde kilitlendiğini, buna karşın fotosentezin karbonu sadece geçici olarak bünyede misafir ettiğini kaydeden Rao, gelecekte karbonu odun gibi uzun ömürlü depolara aktarma kapasitesi zayıflayan ormanların, küresel ısınmayı yavaşlatmakta yetersiz kalacağını ve insanlığın iklim krizine karşı en büyük doğal müttefikini kaybedebileceğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/ormanlarin-karbon-depolama-gucu-sanilandan-daha-zayif-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 11:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/abd-den-iklim-krizi-arastirmasi-ormanlarin-karbon-dongusune-dair-yeni-bulgu.jpg" type="image/jpeg" length="40318"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güneydoğu Anadolu’da kuraklığın vurduğu sulak alanlar son yağışlarla hayata döndü]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/guneydogu-anadoluda-kurakligin-vurdugu-sulak-alanlar-son-yagislarla-hayata-dondu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/guneydogu-anadoluda-kurakligin-vurdugu-sulak-alanlar-son-yagislarla-hayata-dondu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır'da iklim krizi, buharlaşma ve yağış azlığı nedeniyle tamamen kuruma noktasına gelen tarihi Kabaklı Göleti, kış ve ilkbahar aylarında etkili olan yoğun kar ve yağmur sularıyla yeniden eski görkemine kavuştu. Bölgedeki yaban hayatı ve göçmen kuş sürüleri için hayati bir vaha niteliğinde olan gölette su miktarının maksimum seviyeye ulaşması, doğa koruma dernekleri ve bilim dünyasında büyük bir sevinç yarattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde son yıllarda mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar ve buna bağlı gelişen meteorolojik kuraklık, su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen gün artırıyordu. Kent merkezine yakınlığı ve barındırdığı zengin biyoçeşitlilikle bilinen Diyarbakır'daki Dicle Üniversitesi yerleşkesi sınırları içerindeki yapay göl sahası da bu olumsuz tablodan en fazla payı alan yerlerin başında geliyordu. Tarımsal kalkınma amacıyla Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce 1990 yılında 25 hektar alanda sulama amaçlı kurulan, 425 bin metreküp su toplama hacmine sahip <strong>gölet</strong>, son üç yıllık periyotta adeta bir çölü andıran sessizliğe bürünmüştü. Ancak bu yılın başından itibaren tüm bölgeyi etkisi altına alan kuvvetli kış soğukları ve peşinden gelen ilkbahar yağmurları, makus talihi tamamen tersine çevirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hava sıcaklıklarının aniden düşmesiyle birlikte havzaya düşen yoğun kar kütleleri, mayıs ayı sonuna kadar eriyerek nehir yataklarını ve yeraltı su kaynaklarını besledi. Küresel ölçekte hissedilen iklim değişikliği, yerel düzeydeki <strong>yağış</strong> azlığı ve aşırı sıcakların tetiklediği buharlaşmayla yaşanan <strong>kuraklık</strong> nedeniyle tabanı çatlama noktasına gelen gövdede, suların hızla yükseldiği gözlendi. Yerel yönetimlerin ve üniversite senatosunun yakından takip ettiği bu ekolojik geri dönüş, bölgede uzun süredir profesyonel ekipmanlarla yürütülen insansız hava aracı çekimlerine de yansıdı. Havzanın kapkara toprakla kaplı, adeta kurumuş bir ağacı andıran Aralık 2025'teki kurak hali ile bu yılın haziran ayı itibarıyla <strong>su seviyesi</strong> parametrelerinin ulaştığı pik nokta, aradaki çarpıcı farkı gözler önüne serdi.</p>

<h2>Bilim insanları yüz dokuz kuş türünün geri dönüşünü doğruladı</h2>

<p>Gölet çevresindeki ekosistemin yeniden canlanması, sadece görsel bir değişimden ibaret kalmayıp akademik çevrelerin de ana gündem maddesi haline geldi. Sulak alanın korunması ve göç yolları üzerindeki etkilerinin haritalandırılması amacıyla Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Zooloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Karakaş liderliğindeki bir heyet, bölgede geniş kapsamlı bir saha taraması gerçekleştirdi. Yıllardır aynı koordinatlarda düzenli kuş sayımı ve habitat analizi yaptıklarını belirten Prof. Dr. Karakaş, elde edilen yeni verilerin bölgenin ekolojik geleceği açısından umut verici olduğunu açıkladı.</p>

<p>Suların çekildiği dönemlerde göçmen kuşların rotalarını değiştirmek zorunda kaldığını ve bunun popülasyon dinamiklerine darbe vurduğunu hatırlatan Karakaş, şu saptamalarda bulundu: "Burası pek çok kuş türünün göç döneminde konaklama amaçlı kullandığı bir alan olmasının yanı sıra, göç dönemi dışında da yerleşik olarak pek çok türe ev sahipliği yapıyor. Yakın dönemde yaptığımız gözlemlerimize göre ördek ve turnaların da olduğu 109 kuş türüne yönelik bilimsel çalışmamız var. Geçmiş yıllarda yaşanan sert kuraklık, bu türlerin üreme alanlarını daraltmıştı. Yapay su takviyeleri dahi ekosistemin dengesini korumaya yetmemişti. Ancak son yağışlarla birlikte su seviyesinin artması sevindirici bir gelişme olarak kayıtlara geçti."</p>

<h2>Buharlaşma riski yaz aylarında ekolojik dengeyi tehdit etmeye devam ediyor</h2>

<p>Suyun biyolojik döngülerdeki birleştirici gücüne vurgu yapan uzmanlar, gölet yatağındaki bu doluluğun kalıcı olabilmesi için mevsimsel stratejilerin geliştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bölgedeki nehir yapılarının ve sulak alanların etrafındaki bitki örtüsünün korunması, su kalitesinin korunmasında da doğrudan belirleyici bir rol üstleniyor. Yağışların durmasıyla birlikte bölge genelinde yaz aylarının oldukça kavurucu ve nemsiz geçtiğini hatırlatan meteoroloji mühendisleri, temmuz ve ağustos aylarında yaşanacak buharlaşma kayıplarına karşı şimdiden uyarılarda bulunuyor.</p>

<p>Akademik heyetlerin raporlarında da bu risk faktörüne geniş yer ayrılırken, Prof. Dr. Recep Karakaş havzanın kırılgan yapısına dair şu kritik uyarıyı yaptı: "Bölgemizde yaz ayları aşırı sıcak ve kurak geçiyor. Kabaklı Göleti gibi göletlerde en temel sorun yüksek sıcaklıklara bağlı buharlaşma ve kontrolsüz su kayıplarıdır. Mevsimsel koşulların kuraklığı tetiklemesi durumunda önümüzdeki aylarda su seviyesinin yeniden düşme riski bulunmaktadır." Bu kapsamda, sulama kanallarının disipline edilmesi ve kaçak su kullanımının önüne geçilmesi amacıyla Devlet Su İşleri ekiplerinin havza genelinde 24 saat esasına dayalı denetimler başlattığı öğrenildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/guneydogu-anadoluda-kurakligin-vurdugu-sulak-alanlar-son-yagislarla-hayata-dondu</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/kuruma-noktasina-gelmisti-kabakli-goleti-yeniden-doldu.webp" type="image/jpeg" length="36471"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Angut yavruları göç yolunda ilk kez kanat çırptı]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/angut-yavrulari-goc-yolunda-ilk-kez-kanat-cirpti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/angut-yavrulari-goc-yolunda-ilk-kez-kanat-cirpti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'nin en önemli sulak alanlarına ve yaban hayatı koruma koridorlarına ev sahipliği yapan Kars'ta, doğanın en sadık kuşları olarak bilinen angutlar, dünyaya yeni gözlerini açan yavrularıyla birlikte göl yüzeyinde görsel bir şölen sundu. Yaz mevsiminin gelişiyle birlikte yuvalarından çıkan minik yavrular, ebeveynlerinin sıkı koruması altında korunaklı sulak alanlarda hayata tutunmaya çalışıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Anadolu Bölgesi'nin çetin kış şartlarının ardından canlanan doğası, göçmen kuşların gelişiyle birlikte benzersiz enstantanelere sahne oluyor. Sahip olduğu zengin akarsu ağları ve sazlık alanlarıyla yüzlerce kuş türüne üreme ve barınma imkanı tanıyan Kars, bugünlerde yaban hayatı fotoğrafçılarının ve ornitologların akınına uğruyor. Bölgedeki sulak alanların en asil ve sadık sakinleri arasında yer alan, eşlerine olan bağlılıklarıyla efsanelere konu olan <strong>angut yavruları anneleriyle görüntülendi</strong>. Kars'ın yüksek rakımlı platolarında yer alan korunaklı bir gölette objektiflere takılan bu muazzam aile tablosu, bölgedeki ekolojik dengenin ve koruma çalışmalarının ne denli başarıyla yürütüldüğünü bir kez daha gözler önüne serdi.</p>

<p>Yüksek yuvalama kabiliyetleri sayesinde göl kenarındaki sarp kayalıklara veya terk edilmiş tilki yuvalarına yumurtlayan anne kuşlar, kuluçka döneminin ardından yavrularını sağ salim suya indirmeyi başardı. Görenleri büyüleyen doğal yaşam karesinde, henüz birkaç haftalık olan <strong>angutlar, yavrularıyla birlikte gölde</strong> adeta bir askeri disiplin içerisinde yüzerken kaydedildi. Çevredeki yırtıcı kuşlara ve evcil tehditlere karşı sürekli teyakkuz halinde olan anne ve baba angutlar, yavrularını bir an bile yalnız bırakmıyor. Sudan gelebilecek en ufak bir tehlike anında yavrularını kanatlarının altına alan ebeveynler, doğadaki en güçlü annelik içgüdülerinden birini sergiliyor.+</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Angut Yavrulari Anneleriyle Goruntulendi 1-2" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/angut-yavrulari-anneleriyle-goruntulendi-1-2.webp" width="1280" /></p>

<h2>Biyoçeşitlilik haritasının en kırılgan üyeleri koruma altında</h2>

<p>Kars ve çevre illerde yer alan koruma altındaki sulak alanlar, küresel iklim krizinin etkilerine rağmen göçmen kuşlar için güvenli bir sığınak olmaya devam ediyor. Özellikle ilkbahar sonu ve <strong>yaz mevsimiyle birlikte suya inen yavrular</strong>, göletlerin sığ kesimlerinde zengin besin kaynaklarına erişim sağlıyor. Sudaki iribaşlar, küçük böcekler ve bitki tohumlarıyla beslenen minik kuşlar, hızla büyüyerek sonbahardaki büyük göç yürüyüşüne hazırlanıyor. Bölgede uzun yıllardır kuş gözlemciliği yapan uzmanlar, bu yılki kuluçka döneminin oldukça verimli geçtiğini ve yavru ölüm oranlarının geçmiş yıllara kıyasla ciddi bir düşüş gösterdiğini ifade ediyor.</p>

<p>Doğal yaşam alanlarının insan baskısından uzak tutulması, bu hassas canlıların üreme başarılarını doğrudan etkiliyor. Tarımsal ilaçlamaların sınırlandırıldığı ve kaçak avcılığa karşı sıkı denetimlerin uygulandığı Kars platolarında, angut popülasyonunda gözle görülür bir artış eğilimi yakalandı. Bölgenin zorlu coğrafyasında hayatta kalma mücadelesi veren bu canlılar, <strong>anne kuşların gözetiminde yaşamın ilk günlerini geçiriyor</strong>. Yavruların tüylerinin tamamen çıkması ve uçuş talimlerine başlaması için önlerindeki iki aylık süreç kritik bir önem taşıyor. Bu süre zarfında göl çevresindeki insan faaliyetlerinin minimum düzeyde tutulması, yavruların doğaya sağlıklı bir şekilde adapte olabilmesi açısından büyük bir gereklilik arz ediyor.</p>

<h2>Sazlıkların gizli mimarları ekolojik döngüye can veriyor</h2>

<p>Sulak alanların ekolojik sağlığı, orada barınan kuş türlerinin çeşitliliğiyle doğrudan ölçülüyor. Kars'taki göl ekosisteminin en baskın figürlerinden olan angutlar, sadece görsel bir güzellik sunmakla kalmıyor, aynı zamanda su kalitesinin korunmasında da gizli bir görev üstleniyor. Su tabanındaki organik maddeleri tüketerek dip çamurunun havalanmasını sağlayan bu kuşlar, göldeki diğer canlılar için de yaşam alanı yaratıyor. Özellikle <strong>yaz aylarında yavrularıyla birlikte göllerde</strong> daha sık görünür hale gelen aileler, bölgeye gelen yerli ve yabancı turistlerin de ilgi odağı oluyor.</p>

<p>Doğa koruma dernekleri ve üniversitelerin ortaklaşa yürüttüğü halkalama çalışmaları, Kars'taki kuşların göç rotalarını dünya haritası üzerinde net bir şekilde ortaya koyuyor. Afrika ve Güney Asya hattından gelerek Anadolu'nun bu nadide köşesinde üreyen <strong>angutlar, bölgedeki biyoçeşitliliğin dikkat çeken türleri</strong> arasında ilk sıralarda yer alıyor. Kendilerine has taba rengi tüyleri, dik duruşları ve gökyüzünde yankılanan karakteristik sesleriyle tanınan bu kuşlar, Kars'ın turizm potansiyeline de yaban hayatı ekseninde büyük bir katkı sunuyor. Yerel halkın da bu kuşlara karşı geliştirdiği derin saygı ve koruma bilinci, yavruların güvenle büyümesindeki en büyük sosyal kalkanı oluşturuyor.</p>

<h2>Anadolu topraklarının kadim misafirleri gelecek nesillere taşınıyor</h2>

<p>Göl yüzeyinde adeta bir senfoni eşliğinde süzülen yavru kuğuları andıran angut kırılganlığı, doğanın sunduğu en saf ham maddelerden biri olarak nitelendiriliyor. Sulak alanların çevresindeki sazlıkların tahrip edilmemesi, bu kuşların gelecekte de aynı noktalara gelerek yuva kurabilmesi adına hayati zemin hazırlıyor. Devlet destekli koruma havzalarının genişletilmesiyle birlikte, <strong>angutlar, sulak alanlarda yavrularını büyüterek</strong> nesillerini devam ettirme şansı yakalıyor.</p>

<p>Kars'ın bu saklı göletinde kaydedilen görüntüler, insanoğlunun doğaya saygı duyduğunda yaban hayatının nasıl hızla yaralarını sardığını kanıtlıyor. Minik yavruların anne ve babalarının peşinden bir an bile ayrılmadan su üzerinde yaptıkları manevralar, doğa belgesellerini aratmayacak kalitede anların yaşanmasına vesile oldu. Kuşların göç takvimine göre ağustos ayının sonuna kadar bölgede kalacak olan aileler, yavruların kanat kaslarının güçlenmesiyle birlikte güneye doğru uzun ve meşakkatli bir yolculuğa çıkacak. Kars ovaları ise bir sonraki baharda bu kadim misafirlerini ve onların yeni yavrularını ağırlamak üzere derin bir sessizliğe bürünecek; ancak geride kalan bu eşsiz fotoğraflar, Anadolu'nun yaban hayatı arşivindeki yerini her zaman koruyacak.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/angut-yavrulari-goc-yolunda-ilk-kez-kanat-cirpti</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/angut-yavrulari-anneleriyle-goruntulendi-4-3.webp" type="image/jpeg" length="59856"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Son yağışlar aldatmasın: Kuraklık riski devam ediyor!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/son-yagislar-aldatmasin-kuraklik-riski-devam-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/son-yagislar-aldatmasin-kuraklik-riski-devam-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye genelinde son aylarda etkili olan yağışlar birçok bölgede yeşil bir örtü oluştursa da uzmanlar bölgesel kuraklık riskinin ciddi şekilde sürdüğü konusunda uyarıyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerini analiz eden uzmanlar, özellikle Trakya ve İç Anadolu'daki kritik su açıklarının kısa süreli yağmurlarla kapanamayacak boyutta olduğuna dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ürkiye'nin tarımsal üretim haritasında hayati bir role sahip olan Trakya bölgesinde, son dönemde düşen yağışlara rağmen su bütçesindeki açıklar kaygı verici boyutlara ulaştı. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün (MGM) Standartlaştırılmış Yağış İndeksi (SPI) haritalarını değerlendiren iklim bilimciler, tarımsal üretimin kalbi konumundaki <strong>Tekirdağ</strong> için alarm zillerinin çaldığını belirtiyor. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, ülke genelinde son aylarda birçok alan yeşillenirken Tekirdağ'ın kısa vadeli ölçekte bile kurak görünümünü koruduğunu ifade ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaşanan bu durum, bölgedeki toprak neminin ve su kaynaklarının yeterince toparlanamadığını en net haliyle gözler önüne seriyor. Uzmanlar, anlık ya da haftalık bazda görülen yağmurların aldatıcı olmaması gerektiğinin altını çiziyor. Çünkü bir bölgede son haftalarda yağmur yağmış olsa dahi, eğer uzun vadeli su açığı kronik bir hal almışsa <strong>kuraklık</strong> etkileri varlığını sürdürmeye devam ediyor. Tarımsal üretim stratejileri açısından Trakya, önümüzdeki dönemde en sıkı ve dikkatli şekilde izlenmesi gereken yerlerin başında geliyor.</p>

<h2>Konya ovasında asıl tehlike yer altı suyunun tüketilmesi</h2>

<p>Türkiye'nin tahıl ambarı olarak adlandırılan <strong>Konya Kapalı Havzası</strong>, su kaynakları bakımından uzun yıllardır taşıdığı yüksek riskli konumunu koruyor. Son aylarda düşen mevsimsel yağışlar bölgedeki tarım arazilerinde kısmi bir ferahlama sağlasa da altı aylık ve yıllık projeksiyonlara bakıldığında tablonun hiç de iyimser olmadığı görülüyor. Bilimsel haritalara göre havzada halen hafif kuraklık izleri son derece belirgin bir şekilde kendisini gösteriyor.</p>

<p>Ancak İç Anadolu'daki bu krizin temel kaynağı sadece gökyüzünden düşen yağışların yetersizliğiyle sınırlı değil. Bölgedeki asıl büyük ve kronik meselenin, kontrolsüz ve aşırı <strong>yer altı suyu kullanımı</strong> olduğu vurgulanıyor. Tarımsal üretimin olağanüstü yoğun olduğu Konya ve çevresinde, mevcut su bütçesinin radikal önlemlerle yönetilmesi yasal bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Uzmanlar, yağışlı geçen birkaç ayın, yer altı su rezervlerinde yıllardır biriken devasa açığı ve çökmeyi hemen kapatamayacağı konusunda ekonomi ve tarım yönetimini uyarıyor.</p>

<h2>İç Batı Anadolu alarm verirken Doğu su deposu oldu</h2>

<p>Kuraklık sinyallerinin haritalarda en çok koyulaştığı bir diğer bölge ise İç Batı Anadolu olarak öne çıkıyor. Özellikle <strong>Eskişehir</strong> ve çevresi, uzun vadeli kuraklık haritalarında kronik yağış eksikliğiyle en belirgin alanlar arasında yer alıyor. Endüstriyel ve tarımsal su planlamasında Eskişehir'in bu uzun dönemli su açığının mutlaka hesaba katılması gerekiyor.</p>

<p>Madalyonun diğer yüzünde ise Doğu Anadolu Bölgesi tamamen farklı bir meteorolojik tablo sergiliyor. Başta <strong>Erzurum</strong> olmak üzere bölgenin çok büyük bir bölümünde nemli ve aşırı nemli koşullar hakimiyetini sürdürüyor. Altı aylık dönemleri kapsayan bilimsel endekslerde de Doğu Anadolu'nun baştan sona nemli yapısı dikkat çekiyor. Kar örtüsü ve yağış birikimi açısından adeta Türkiye'nin doğal su deposu niteliğinde olan bu bölge, ülkenin genel su güvenliği ve uzun vadeli su stratejileri açısından en kritik kale olma özelliğini koruyor. Uzmanlar, kuraklığı yönetirken kısa vadeli hava tahminlerine değil, toprağın, barajların ve yer altı sularının durumunu gösteren uzun vadeli bilimsel göstergelere dayalı bir su politikası geliştirilmesi gerektiğinin önemini hatırlatıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AAAA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/son-yagislar-aldatmasin-kuraklik-riski-devam-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/haber-foto11-7-4.jpg" type="image/jpeg" length="94733"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aliağa'ya Avrupa freni]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/aliagaya-avrupa-freni</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/aliagaya-avrupa-freni" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çevre kirliliği, tehlikeli atıklar, iş cinayetleri ve denetim eksiklikleriyle yıllardır tartışılan Aliağa Gemi Söküm Bölgesi için Avrupa'dan dikkat çeken bir çağrı geldi. Avrupa Çelik Birliği EUROFER, gerekli çevre ve iş güvenliği standartları sağlanıncaya kadar bölgedeki tesislerin AB'nin onaylı gemi geri dönüşüm listesinden çıkarılmasını istedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yıllardır çevrecilerin ve emek örgütlerinin dile getirdiği iddialar bu kez Avrupa sanayisinin en güçlü örgütlerinden biri tarafından gündeme taşındı. </strong>İzmir'in Aliağa ilçesinde faaliyet gösteren gemi söküm tesisleri için Avrupa'dan dikkat çeken bir çağrı geldi. Avrupa'nın en büyük ve en etkili sanayi kuruluşlarından biri olan Avrupa Çelik Birliği (EUROFER), işçi sağlığı ve çevre standartlarına ilişkin eleştirilerin odağındaki Aliağa Gemi Söküm Bölgesi'nin Avrupa Birliği gemi geri dönüşüm sisteminden çıkarılmasını talep etti.</p>

<p>EUROFER ve Recycling Europe'un da aralarında bulunduğu kuruluşlar, Avrupa Birliği'nden gönderilen gemilerin söküldüğü tesislerde tam çevre ve iş güvenliği standartlarının uygulanmasını istedi. Yapılan çağrıda şu ifadeler kullanıldı:</p>

<p>“Şu anda Türkiye'de, yüksek risk profiline rağmen, gemi söküm sektörü Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği ve ÇED prosedürlerinden muaftır. AB'deki gemi geri dönüşüm tersanelerine uygulananlara kıyasla, üçüncü ülkelerde net bir yasal çerçevenin olmaması ve zayıf izleme mekanizmaları, hem Türkiye'de hem de Hindistan'da kötü atık yönetimi ve güvensiz çalışma koşulları da dahil olmak üzere, sahada gözlemlenen ve AB müfettişleri tarafından bildirilen birçok işletme sorununa yol açmaktadır.</p>

<p>Gemi geri dönüşüm tesislerinin sisteme dahil edilmesi veya sistemden çıkarılması için net bir zaman çerçevesi belirlenmeli ve kurallara uymayan tesislerin geçici olarak askıya alınmasına yönelik bir prosedür de içermelidir. Basel Sözleşmesi gibi diğer düzenlemelerden kaynaklanan gemi sahiplerine veya devletlere yönelik yükümlülükler de kılavuzlara dahil edilmelidir.</p>

<p>Türkiye'nin Aliağa kentinde bulunan tersanelerde yaşanan ciddi sorunları kabul ederek, Türk sivil toplum örgütleriyle birlikte, gerekli iyileştirmeler düzgün bir şekilde uygulanana kadar Türk tesislerinin AB Listesi'nden çıkarılması çağrımızı yineliyoruz . Mevcut durum sadece çevreyi ve işçi sağlığını riske atmakla kalmıyor, aynı zamanda listenin gemi geri dönüşüm sektörü için en iyi uygulamalar konusunda rol model olma amacını da baltalıyor. Ülkenin gemi söküm sektöründeki uygun çevresel izin ve izleme çerçevesinin eksikliği, AB karar vericileri tarafından artık göz ardı edilemez.”</p>

<p><strong>"İhmallerin bedelini işçiler ödedi"</strong></p>

<p>Çevre ve emek örgütleri bölgede Avrupa Birliği standartlarının kağıt üzerinde kaldığını, denetimlerin yetersiz olduğunu ve çevre ile işçi sağlığı konusunda ciddi sorunlar bulunduğunu dile getirmişti. İzmir Gemi Söküm Koordinasyon Grubu’nda yer alan kurum temsilcileri, hava kirliliği, ağır metal kirliliği, deniz kirliliği ve tehlikeli atık yönetimine ilişkin sorunlara dikkat çekerek etkin ve bağımsız bir denetim sistemi kurulmasını talep etmişti.</p>

<p>Aliağa'daki gemi söküm tesislerinde yaşanan iş cinayetleri de bölgedeki denetim ve iş güvenliği tartışmalarının en görünür sonucu. Son sekiz ayda beş işçi çalışırken yaşamını yitirdi.</p>

<p>Ekim 2025'te Halil İbrahim Uz, Kasım 2025'te Hasan Aktepe ve Ocak 2026'da Salih Ataman çalışırken yaşamını yitirdi. Nisan ayında Galip Avcı'nın, Mayıs ayında ise Azad Öztürk'ün ölümüyle birlikte son sekiz ayda yaşamını yitiren işçi sayısı beşe yükseldi.</p>

<p><strong>"Tehlikeli atıklar konusunda şeffaflık yok"</strong></p>

<p>Avrupa'dan gelen çağrıyı değerlendiren İzmir Gemi Söküm Koordinasyonu'ndan TMMOB İzmir İKK Sekreteri Aykut Akdemir, Aliağa'da yıllardır denetim ve şeffaflık sorunlarının yaşandığını söyledi. Akdemir, özellikle atık yönetimi ve söküm yöntemlerine ilişkin ciddi soru işaretleri bulunduğunu belirtti.</p>

<p>"Aliağa’da uzun süredir ciddi bir denetimsizlik söz konusu. Gemi sökümünün yapılma biçimi, gemilerin kıyıya yanaştırılarak sökülmesi, yeterli altyapıya sahip olmayan işletmelerin faaliyet göstermesi ve çıkan atıkların akıbetine ilişkin şeffaflığın bulunmaması temel sorunlar arasında. Atıkların nereye gömüldüğünü bilmiyoruz. Kamuoyuyla paylaşılmış yeterli bilgi ve belge bulunmuyor."</p>

<p>Aslında bizim itirazımız gemi söküm faaliyetinin tamamen durdurulmasına yönelik değil. Bu faaliyet yapılabilir ancak belirli standartlar ve yöntemler çerçevesinde yürütülmesi gerekir. Aliağa'da ise bu standartların uygulanmadığını görüyoruz. Gemilerin kıyıya oturtularak sökülmesi doğru bir yöntem değil. Söküm işlemlerinin havuz sistemlerinde gerçekleştirilmesi, atıkların denize karışmasının önlenmesi gerekiyor.</p>

<p>Bölgedeki tesislerde uzun yıllardır ilkel çalışma koşulları eleştiri konusu oldu. İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından yaşanan sorunlar, sık sık meydana gelen iş kazalarıyla da ortaya çıktı. Bunun yanında gemilerden çıkan asbest ve diğer tehlikeli atıkların nasıl bertaraf edildiğine ilişkin şeffaf bir sistem bulunmuyor. Çıkan atıkların nereye gönderildiği ve nasıl işlem gördüğü konusunda kamuoyuna yeterli açıklama yapılmadı."</p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>özge uyanık</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/aliagaya-avrupa-freni</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 10:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/reyhan-senay-2-1.png" type="image/jpeg" length="45870"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hayalet ağlar denizlerde "sessiz avı"nı sürdürüyor]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/hayalet-aglar-denizlerde-sessiz-avini-surduruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/hayalet-aglar-denizlerde-sessiz-avini-surduruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir'in Karaburun ilçesinde gerçekleştirilen Çevre Günü etkinliğinde, deniz tabanından yaklaşık 100 metre uzunluğunda sahipsiz balıkçı ağı çıkarıldı. Su altında kaldığı sürece deniz canlılarını avlamaya ve ekosistemi adeta nefessiz bırakmaya devam eden bu ağların yarattığı küresel tehlike, uzmanların çarpıcı verileriyle bir kez daha gözler önüne serildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ege Denizi'nin en bakir kalmış sularına sahip olan İzmir'in Karaburun ilçesi, su altı yaşamını derinden sarsan büyük bir çevre temizliği operasyonuna sahne oldu. İnsan eliyle denizlere bırakılan ancak kontrol dışı kaldığı halde ekosistemi bir virüs gibi kemirmeye devam eden atıklar, profesyonel dalgıçların radarına takıldı. Deniz altındaki biyoçeşitliliği korumak ve farkındalık yaratmak amacıyla düzenlenen operasyon, derin maviliklerde sessizce süren bir katliamı da bir kez daha tescilledi. Yüzeyden bakıldığında pürüzsüz görünen denizin metrelerce altında, binlerce canlının yaşam hakkını elinden alan sahipsiz av araçlarına karşı yürütülen bu mücadele, yerel ve küresel ölçekteki çevre politikalarının da temel dayanağını oluşturuyor.</p>

<h2>Büyük Ada açıklarında zamana karşı derin dalış</h2>

<p>Karaburun kıyılarında koruma altındaki Akdeniz foklarından nesli tehlike altındaki mercan resiflerine kadar pek çok türe ev sahipliği yapan sularda, anlamlı bir çevre seferberliği için kollar sıvandı. Bölgede çevre bilincini artırmak amacıyla organize edilen <strong>5 Haziran Dünya Çevre Günü</strong> etkinlikleri kapsamında, Karaburun Dalış Merkezi öncülüğünde özel bir su altı temizlik hareketi planlandı. Sabahın erken saatlerinde Büyük Ada açıklarında demirleyen tekneden denize atlayan profesyonel ekipler, akıntılı ve zorlu şartlara rağmen derin maviliklere doğru alçalmaya başladı.</p>

<p>Yaklaşık 25 metre derinliğe inen dalgıçlar, deniz tabanına adeta bir örümcek ağı gibi yayılmış, kayalıklara ve canlı yaşam alanlarına dolanmış devasa bir kütle tespit etti. Bölgedeki kıyı balıkçılığı faaliyetleri sırasında koptuğu ya da bilerek terk edildiği anlaşılan bu <strong>hayalet ağ</strong> grubunu temizlemek için su altında titiz bir çalışma yürütüldü. Dalgıçların bıçak ve kesiciler yardımıyla kayalıklardan özgürleştirdiği yaklaşık 100 metre uzunluğundaki devasa ağ, güçlükle yüzeye çıkarılarak bota alındı.</p>

<h2>Ağların üzerindeki esaret altındaki canlar kurtarıldı</h2>

<p>Yüzeye çıkarılan ölüm tuzağının üzerindeki manzara, su altındaki vahşetin boyutunu net bir şekilde ortaya koydu. Karaya çekilen ağların gözeneklerinde sıkışıp kalmış çok sayıda canlı ve ölü yengeç, ıstakoz adayı ve çeşitli deniz kabukluları saptandı. Ekipler, ağları tek tek ayıklayarak hala hayatta tutunmayı başaran deniz canlılarını büyük bir dikkatle özgürlüğüne kavuşturdu ve ait oldukları Ege sularına geri bıraktı. Ancak ağın gözeneklerinde can veren diğer kabuklular, bu kontrolsüz avcılığın geride bıraktığı acı faturanın somut birer kanıtı olarak kaldı.</p>

<p>Uzmanlar, bu tür sahipsiz ağların suyun altında onlarca yıl bozulmadan kalabildiğini ve insan müdahalesi olmadığı müddetçe kendi kendine avlanmaya devam ettiğini belirtiyor. Kendi kendini besleyen bir ölüm sarmalı yaratan bu durum, deniz tabanındaki yaşam döngüsünü kökten sarsıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Dünya denizlerindeki ağların yüzde beşi kayıp durumda</h2>

<p>Denizlerin derinliklerinde yaşanan bu sessiz felaketin bilimsel boyutunu aktaran Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, durumun vahametine dikkat çekti. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevini de yürüten Öztürk, kopan ya da terk edilen balık ağlarının deniz ekosistemine zarar vermeyi sessizce sürdürdüğünü vurguladı. Türkiye'deki tüm denizlerde bu tür yırtılmış veya bilerek bırakılmış av araçlarına rastlandığını ifade eden bilim insanı, küresel istatistikleri de paylaştı.</p>

<p>Yapılan uluslararası bilimsel araştırmaların sonuçlarını aktaran Prof. Dr. Öztürk, <strong>"Dünya denizlerinde kullanılan balıkçı ağlarının yaklaşık yüzde 5,7'si kayıp"</strong> diyerek tehlikenin küresel boyutunu gözler önüne serdi. İnsan kontrolünde olmayan bu ağların su altında kaldığı sürece ticari ve göçmen türleri ayırt etmeksizin avlamayı sürdürdüğünü ifade eden Öztürk, bu durumun balık stoklarını da baltaladığını anlattı.</p>

<h2>Mercanlar ve deniz kaplumbağaları hedef tahtasında</h2>

<p>Maviliklerin dibinde biriken bu katı atık yükü, sadece balıkları değil deniz ekosisteminin en hassas ve koruma altındaki aktörlerini de doğrudan tehdit ediyor. Prof. Dr. Bayram Öztürk, su altındaki ekolojik dengenin temel taşları olan mercanlar, deniz kuşları ve deniz kaplumbağalarının bu kontrolsüz ağlardan en fazla etkilenen canlılar arasında bulunduğunu dile getirdi. Ağların özellikle akıntılarla hareket ederek resiflerin üzerine serildiğini, buralardaki ışığı ve oksijeni keserek asırlık mercan kolonilerini kuruttuğunu belirten Öztürk, nefes almak için yüzeye çıkmak zorunda olan deniz kaplumbağalarının da bu gözeneklere takılarak boğulduğunu aktardı.</p>

<p>Bu küresel tehdide karşı uluslararası arenada yeni bir hukuki çerçevenin yolda olduğunu belirten Öztürk, Birleşmiş Milletler Plastik Sözleşmesi kapsamında çalışmaların hızla devam ettiğini müjdeledi. Hazırlıkları süren bu yeni uluslararası sözleşmenin, balıkçı ağlarının tanımlanması, işaretlenmesi ve kaybolması halinde ilgili resmi kurumlara anında bildirim zorunluluğu getirilmesi gibi radikal maddeler içereceğini söyleyen Öztürk, hukuki boşlukların dolmasıyla sorunun önemli ölçüde kontrol altına alınabileceğini savundu.</p>

<h2>Balıkçılar ağları su altında kesmek zorunda kalıyor</h2>

<p>Sahada yaşanan lojistik ve teknik zorlukları aktaran Karaburun Dalış Merkezi sahibi ve deneyimli dalış eğitmeni Hamdullah Aras ise balıkçıların karşılaştığı çaresizliğe değindi. Bölgedeki ticari ve amatör balıkçıların avlanma sırasında ağlarını deniz tabanındaki keskin kayalıklara ya da batıklara takabildiğini anlatan Aras, "Balıkçılar bazı durumlarda bu takılan ağları tüm çabalarına rağmen yukarı çıkaramayınca, teknenin güvenliğini de riske atmamak adına keserek bırakmak zorunda kalıyor. Ancak bu ağlar bulundukları yerde kalmaya devam ettikçe çevredeki tüm canlıları yakalamayı sürdürüyor" diyerek su altındaki zincirleme reaksiyonu özetledi. Denizin dibinde kalan her bir parçanın, yıllar boyu sürecek bir hayalet avcılık mekanizmasını fiilen başlattığını belirten Aras, bu konuda balıkçılarla koordineli bir takip sisteminin kurulmasının şart olduğunu ifade etti.</p>

<h2>Plastik atıkların yarattığı baskı her geçen gün artıyor</h2>

<p>Mavilikleri tehdit eden tek unsurun sahipsiz ağlar olmadığını hatırlatan dalış eğitmeni Arzu Arslan da deniz çöplerinin ve mikroplastiklerin yarattığı ekolojik baskıya dikkat çekti. Hayalet ağların yanı sıra plastik atıkların deniz yaşamını ciddi şekilde tehdit ettiğini dile getiren Arslan, toplumsal farkındalığın tabana yayılması için sıra dışı bir kampanya başlattıklarını duyurdu. Çevrenin korunmasında bireysel reflekslerin önemine değinen Arslan, deniz ekosistemlerini koruma ve anlama bilincine sahip olan, Scuba Schools International'ın ücretsiz çevrim içi çevre eğitim programını başarıyla tamamlayan ve kıyı şeritlerinden plastik atık toplayan gönüllüler arasından çekiliş yapacaklarını belirtti. Belirlenen bu doğa dostu kişilere, Karaburun'un büyüleyici su altı dünyasını keşfetmeleri için ücretsiz bir deneme dalışı deneyimi yaşatacaklarını belirten Arslan, denizleri korumanın yolunun onu derinlemesine tanımaktan geçtiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DOĞANIN SESİ, İzmir, Karaburun</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/hayalet-aglar-denizlerde-sessiz-avini-surduruyor</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 11:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/haber-foto11-2026-06-03t113118424.jpg" type="image/jpeg" length="16520"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
