<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Dokuz Eylül - Güncel İzmir Haberleri</title>
    <link>https://dokuzeylul.com</link>
    <description>izmir haberleri, İzmir son dakika haber, ekonomi, siyaset, magazin, bölgesel, spor, turizm, etkinlik, tarih, bilim, teknoloji ve güncel izmir haberler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://dokuzeylul.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2026 - Yayınlanan haber ve fotoğrafların tüm hakları İGC - 9 Eylül Medya grubuna aittir.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 20 Aug 2026 03:51:40 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir aşı kararı, binlerce kadının hayatı]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/bir-asi-karari-binlerce-kadinin-hayati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/bir-asi-karari-binlerce-kadinin-hayati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Memişoğlu’nun HPV aşısının ücretsiz olmasına ilişkin “gerek yok” yönündeki açıklaması tepki çekti. İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gül Ergör, HPV aşısının gerekliliği konusunda bilimsel bir şüphe olmadığını belirterek, belediyelerin çalışmalarının tüm gençlere ulaşamayacağını ve aşılama programının Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun HPV aşısının ücretsiz olmasına gerek olmadığı yönünde bazı bilim insanlarının görüş bildirdiğini söylemesi tartışma yarattı. Daha önce aşının ücretsiz olarak uygulanacağı yönünde açıklamalar yapılmasına rağmen ulusal aşı takvimine alınmayan HPV aşısı için sağlık meslek örgütleri ise bilimsel verilerin açık olduğunu belirtti. İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Gül Ergör, “Bu konuda aslında bilimsel bir şüphe yok” diyerek HPV aşısının tüm topluma ulaştırılmasının Sağlık Bakanlığı’nın sorumluluğunda olduğunu söyledi.</p>

<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, rahim ağzı kanserine karşı yüksek koruyuculuk sağlayan HPV aşısının ücretsiz hale getirilmesine ilişkin açıklamasında bazı bilim insanlarının aşının ücretsiz uygulanmasına gerek olmadığını söylediğini belirtti. Memişoğlu, Türkiye’de HPV oranlarının, kanser oranlarının ve HPV profilinin farklı olduğunu ifade ederek konunun tartışıldığını söyledi. Memişoğlu’nun açıklamaları sonrasında HPV aşısının bilimsel gerekliliği yeniden gündeme geldi.</p>

<p><img alt="Image 651B800F8427A3Dc5B6Ff739580D3F4D5Ea3E8F0" class="detail-photo img-fluid" height="532" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/image-651b800f8427a3dc5b6ff739580d3f4d5ea3e8f0.webp" width="800" /></p>

<p><strong>“Aşı ücretsiz ve ulaşılabilir olmalı”</strong></p>

<p>HPV aşısının ücretsiz uygulanması konusunda daha önce de sağlık meslek örgütleri tarafından çağrılar yapılmıştı. Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği, Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği ve Türk Tabipleri Birliği İzmir Tabip Odası tarafından yapılan ortak açıklamada, HPV’nin yaygınlığına ve aşının koruyuculuğuna dikkat çekildi.</p>

<p>Sağlık meslek örgütleri ortak açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Her yıl dünya çapında erkek ve kadınlarda HPV ile ilişkili yaklaşık 690 bin yeni kanser olgusu görülmektedir. Cinsel açıdan aktif olan insanların %85’i hayatlarının bir döneminde çoğunlukla bir belirti göstermeden HPV ile enfekte olmaktadır. HPV taramaları, rahim ağzı kanserlerine erken tanı konulmasında etkili bir yöntemdir. HPV aşısı rahim ağzı kanserini %70-80, genital siğilleri %90 oranında engellemektedir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), HPV aşısının ulusal bağışıklama programlarında ücretsiz olarak uygulanmasını önermektedir. Mart 2022 itibariyle, 117 ülke HPV aşısını ulusal bağışıklama programlarına dahil etmiştir. Aşılama için ayrılması gereken bütçenin HPV’ye bağlı enfeksiyon ve kanserlerin tedavi maliyetlerine göre çok düşük olduğu çalışmalarda gösterilmiştir.</p>

<p>Bu derece önemli bir aşının kadın ve erkekleri kapsayacak şekilde tüm topluma yaygınlaştırılabilmesi için ücretsiz olarak yapılması gerekmektedir. HPV aşıları ciddi yan etkisi olmayan, güvenilir aşılardır. HPV aşısının ücretsiz ve ulaşılabilir olması; temel insan haklarının gereğidir. <strong>HPV enfeksiyonundan korunmak için uzmanlık dernekleri olarak; HPV aşısının ulusal aşı şemasına alınmasını öneriyoruz</strong>”</p>

<p><img alt="Images (58)" class="detail-photo img-fluid" height="415" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/images-58.jpg" width="739" /></p>

<p><strong>İzmir Tabip Odası: “Bilimsel bir şüphe yok”</strong></p>

<p>İzmir’de belediyeler ve sağlık kurumları tarafından HPV aşısına yönelik bazı çalışmalar yürütülse de bu çalışmaların toplumun tamamına ulaşmasının mümkün olmadığını belirten İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Gül Ergör, aşının tüm risk gruplarına ulaştırılmasının Sağlık Bakanlığı’nın sorumluluğunda olduğunu söyledi.</p>

<p>Ergör şöyle konuştu:</p>

<p>“Bu konuda aslında bilimsel bir şüphe yok. HPV aşısının gerekliliği defalarca dile getirildi. Dünyada da pek çok ülkede uygulanıyor. İzmir’de belediyeler ya da sağlık kurumları tarafından bazı çalışmalar yürütülüyor. Belediyelerin kendi imkanlarıyla yaptığı çalışmalar, toplumun tamamını ve risk altındaki tüm kişileri kapsayabilecek düzeyde olamaz. HPV aşılamasını tüm yaş gruplarına ulaştırabilecek olan kurum Sağlık Bakanlığı’dır. Belediyeler kendi imkanlarıyla toplumdaki bütün gençlere ulaşamaz. Belki daha riskli gruplara destek olmak amacıyla bunu yapıyorlar. Ancak toplumdaki tüm gençlerin HPV’ye karşı aşılanmasını sağlamak Sağlık Bakanlığı’nın görevidir.”</p>

<p><strong>“Bilimsel kanıt açık”</strong></p>

<p>Yeni Parti Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Aylin Yaman da bilimsel araştırmaların HPV aşısının rahim ağzı kanseri riskini büyük ölçüde azalttığını ortaya koyduğunu belirterek “Bilimsel kanıt açıktır, görmezden gelinemez” dedi.</p>

<p>Yaman, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Bilim elbette tartışır ancak kanıtları görmezden gelmez. 17 Haziran 2026’da ‘The Lancet’te yayımlanan çalışma açıkça ortaya koyuyor: ‘Yüksek HPV aşılama oranı, rahim ağzı kanserine bağlı ölümlerde belirgin bir azalmayla ilişkilidir.’ Ayrıca, Avrupa’da farklı ülkelerde yapılan büyük ölçekli çalışmalar ve bunların BMJ, European Journal of Cancer gibi önemli dergilerdeki güncel yayınları, HPV aşısının özellikle erken yaşta uygulandığında rahim ağzı kanseri riskini çok büyük oranda azalttığını ve bazı popülasyonlarda invaziv kanser vakalarının neredeyse hiç görülmediğini göstermektedir. Bilimsel kanıt açıktır. Geciken her gün önlenebilir hastalık ve önlenebilir ölümler için riski artırmaktadır.”</p>

<p></p>

<p><strong>Bakanlar ne zaman, ne dedi?</strong></p>

<p>HPV aşısının ücretsiz olarak uygulanması konusu son yıllarda farklı Sağlık Bakanlarının açıklamalarıyla gündeme geldi. Eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2022’nin kasım ayında Sağlık Bakanlığı’nın 2023 bütçesine ilişkin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde HPV aşısına ilişkin açıklama yaptı.</p>

<p>Koca “HPV aşısının uygulanması konusunda bir çekincemiz asla yok ancak ülkemizin sosyal gerçekliklerinden kopuk karar alınmasının kimseye faydası yok. Bu açıdan yaptığımız planlamaya göre yaş gruplarını ve medeni hal durumlarını dikkate alan bir plan hazırlığındayız. Belirlenen bir grupta aşılanmaya başlayacağımızı ve kapsamını kademe kademe geliştireceğimizi ifade etmek isterim" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak aradan geçen yıllarda HPV aşısının ücretsiz olarak uygulanmasına ilişkin somut bir adım atılmadı.</p>

<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ise Haziran 2025’te TRT Haber’de katıldığı programda HPV aşısının ücretsiz uygulanacağını açıklayarak şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Bunlarla ilgili de aşı programını başlatacağız 2025'in sonunda, 13 yaşındaki bütün çocuklarımıza HPV aşısını yapabilir hale getireceğiz, 15 yaşın üzerindekileri de isteyenlerin aşılarını yapacak hale geleceğiz. Bunu speküle ediyorlar. HPV'yi tarıyoruz şu anda, SMA'yı da tarıyoruz. HPV aşısını, 2025 sonu itibarıyla insanlarımıza ücretsiz, özellikle 13 yaşındaki çocuklarımıza ulaştıracağız” ifadelerini kullandı. Ancak 2026 yılına gelindiğinde HPV aşısı hâlâ ulusal aşı takvimine alınmadı. Memişoğlu’nun son açıklamasında ise bazı bilim insanlarının aşının ücretsiz uygulanmasına gerek olmadığı yönünde görüş bildirdiğini söylemesi, daha önce verilen ücretsiz aşı sözünü yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Özge Uyanık</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/bir-asi-karari-binlerce-kadinin-hayati</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 15:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/9-eylul-86-8.png" type="image/jpeg" length="11973"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de sağlık alarmı: Hekime başvuru arttı, koruyucu sağlık tartışması büyüdü]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/turkiyede-saglik-alarmi-hekime-basvuru-artti-koruyucu-saglik-tartismasi-buyudu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/turkiyede-saglik-alarmi-hekime-basvuru-artti-koruyucu-saglik-tartismasi-buyudu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de kişi başı yıllık hekim başvurusu 12,2’ye ulaşarak OECD ortalamasının yaklaşık iki katına çıktı. Sağlık emekçileri, sevk zinciri eksikliği, koruyucu sağlık hizmetlerinin geri planda kalması ve sağlık sistemindeki yapısal sorunlara dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SEMİ TEKTAŞ/</strong>Türkiye’de son 20 yılda sağlık hizmetlerine başvuru alışkanlıkları büyük ölçüde değişti. 2000’li yılların başında düşük seviyelerde olan kişi başı hekim müracaat sayısı, 2024 itibarıyla 12,2’ye yükseldi. Bu rakamla Türkiye, OECD ülkeleri arasında Güney Kore ve Japonya’nın ardından hekime en fazla başvurulan üçüncü ülke konumuna geldi. Artan başvuru sayıları sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşmasıyla ilişkilendirilirken, sağlık emekçileri ise tablonun sağlık sisteminin işleyişi açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Sevk zincirinin bulunmaması, vatandaşların basit rahatsızlıklarda dahi doğrudan hastanelere yönelmesi ve koruyucu sağlık hizmetlerinin geri planda kalması, tartışmaların merkezinde yer alıyor.</p>

<h2><strong>“’Sizi hasta edeceğiz’” anlayışını dayatan bir sistem oluştu”</strong></h2>

<p>Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı (SDP) eleştiren Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Başak Edge Gürkan, SDP ile sağlıkta piyasalaşmanın önünün açıldığının altının çizdi. Gürkan, “2003 yılında başlayan SDP ile birlikte koruyucu sağlık hizmetleri, açık ifadeyle, geri plana itilmiş; sağlık sistemi daha çok tedavi edici hizmetlerin sunumuna yönlendirilmiştir. Oysa koruyucu sağlık hizmetleri, daha düşük maliyetlerle yurttaşların hastalanmadan önce sağlıklarını korumayı amaçlayan temel bir basamakken, tedavi edici sağlık hizmetleri daha yüksek maliyetler içermektedir. SDP ile birlikte tedavi edici sağlık hizmetlerinin ağırlık kazanması, sağlık sisteminin piyasalaşmasının ve yaşanan sorunların başlangıcı olmuştur. Aynı süreçte laboratuvar ve görüntüleme gibi hizmetler de özelleştirilmiş ve taşeron firmalara devredilmiştir. Aslında bu programla birlikte iktidar, yurttaşlara adeta “sizi hasta edeceğiz” anlayışını dayatan bir sistem oluşturmuştur. Şehir hastanelerinin açılış sürecinde hastanelere yüzde 70 doluluk, yani hasta (müşteri) garantisi verilmesi de bu yaklaşımın açık bir göstergesidir” diye konuştu.</p>

<h2><strong>“Ülkemizde insanlar sağlıklı yaşam koşullarına ulaşamıyor”</strong></h2>

<p>Türkiye’de insanların sağlıklı yaşam koşullarına ulaşamadığını ifade eden Edge Gürkan, hekim başvuru sayıları hakkında ise şu verileri paylaştı: “OECD ülkelerinde yıllık ortalama hekim başvurusu 6,5 iken, Türkiye’de her yurttaş yılda ortalama 12,2 kez hekime başvurmaktadır. Bir ülkede hekime başvuru sayısının yüksek olması; o ülkedeki insanların daha fazla hastalandığı, kendilerini daha sık hasta hissettiği, sağlık hizmetlerinin gereksiz kullanımının arttığı ve sağlık tüketiminin teşvik edildiği anlamına gelebilir. 2025 yılında her yurttaşın yılda 12,2 kez hastaneye başvurması, Sağlık Bakanı tarafından bir başarı göstergesi olarak açıklanmıştır. Ancak bir toplumun daha fazla hastaneye başvurması, sağlık sisteminin başarısını değil, aksine sistemin sorunlarını ve başarısızlığını göstermektedir. Açıklanan bu rakam, aslında “daha fazla hastalanan, daha fazla sağlık hizmeti tüketen bir toplum” tablosunu ortaya koymaktadır. Bu veriler, ülkemizde insanların doktora ulaşabildiğini ancak gerçek anlamda sağlıklı bir yaşam koşullarına ulaşamadığını göstermektedir.”</p>

<h2><strong>“Hekimler yüksek tazminat riskleriyle karşı karşıya kalıyor”</strong></h2>

<p>Bazı bölümlerde muayene sürelerinin 3-5 dakikaya düştüğünü ifade eden Edge Gürkan, bu durumunda doktorların sürekli tetkik istemesine neden olduğunu ifade etti. Edge Gürkan, “Artan yoksullukla birlikte sağlıklı beslenme ve barınma gibi temel haklara erişimin zorlaştığı bir ülkede, yurttaşların daha fazla hastalanması ve hastanelere daha sık başvurması şaşırtıcı değildir. Muayene sürelerinin 3-5 dakika ile sınırlandırılması, malpraktis davaları nedeniyle hekimlerin yüksek tazminat riskleriyle karşı karşıya kalması, hekimleri daha fazla tetkik istemeye yönlendirmektedir. Bunun yanında, bazı firmaların ekonomik çıkarlarını artırmak amacıyla gereksiz ileri tetkiklerin istendiği de görülmektedir. Bunun en önemli göstergelerinden biri, MR ve BT çekim sayılarındaki yüksek artıştır. Performans ve teşvik sistemiyle birlikte hekimlere “daha fazla hasta bak, daha fazla ameliyat yap” baskısı uygulanması, sağlık sistemini içinden çıkılması zor bir noktaya taşımıştır. Bugün personel eksikliği ve artan hasta yoğunluğu nedeniyle sistem büyük ölçüde tıkanmış, sağlık hizmetlerinin nitelikli şekilde sunulması giderek zorlaşmıştır” diye konuştu.</p>

<h2><strong>“Sağlıkta Dönüşüm Politikalarından derhal vazgeçilmelidir”</strong></h2>

<p>Soruna ilişkin çözüm önerilerini sıralayan Edge Gürkan, “Çözüm önerileri ise açıktır. Sağlıkta Dönüşüm Politikalarından derhal vazgeçilmelidir. Nitekim bazı Avrupa ülkelerinde de sistemin tıkanması üzerine benzer uygulamalardan geri adım atılmıştır. Piyasalaşmış sağlık anlayışı terk edilerek kamusal bir sağlık hizmeti yeniden güçlendirilmeli, koruyucu sağlık hizmetlerine yeterli kaynak ayrılarak toplumun hastalanmadan önce sağlığının korunması hedeflenmelidir” diyerek sözlerini tamamladı.</p>

<h2>“Vatandaş en ufak şikâyette hekime başvuruyor”</h2>

<p>Artan muayene sayılarını hakkında konuşan Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, “Birinci sebep şu: Vatandaş bilinçli değil. Bilinçli olmadığı için her konuda hastaneye gidiyor. En küçük şeylerde bile hastanelere başvuruyor. İkinci konu ise ülkemizde sevk zincirinin olmaması. Vatandaş, aile hekimine gitmeden, aile hekiminin çözebileceği basit rahatsızlıklarda bile doğrudan hastaneye gidiyor. El ağrısı, kol ağrısı gibi sorunlarda dahi hastanelere başvuruyor. Vatandaşın, acil durumlar haricinde doğrudan hastaneye gitmesi doğru değil. Elbette acil durumlarda vatandaş hastanenin acil bölümüne başvurabilir, ambulans hizmetinden yararlanabilir. Ancak bunun dışında öncelikle aile hekimine gitmesi gerekiyor. Eğer ileri bir tedavi uygulanması gerekiyorsa devlet hastanesine, eğitim araştırma hastanesine veya üniversite hastanesine yönlendirilmesi gerekiyor. Vatandaşın bilinçsiz başvuruları nedeniyle önemli sorunlar yaşanıyor. Bir eğitim araştırma hastanesine ya da üniversite hastanesine gitmemesi gereken bir vatandaş başvurduğunda, gerçekten o hizmete ihtiyacı olan vatandaşların önüne geçmiş oluyor” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>“Toplum olarak hastalanıyoruz”</strong></h2>

<p>Yurttaşların hastalanmasının önüne geçilmesi gerektiğini ifade eden Doğruyol, “Bazı sağlık bakanları da zaman zaman bu konuda açıklamalar yaptı. “2025 yılında şu kadar poliklinik yapıldı, 2026 yılında bu kadar oldu” gibi ifadeler kullandılar. Ancak hiçbir sağlık bakanı poliklinik sayısıyla övünemez. Sağlık Bakanlığı’nın, devletin ve hükümetlerin asli görevi vatandaşları hasta ettikten sonra tedavi etmek değil, vatandaşların hastalanmasını önlemektir. Yani koruyucu sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaktır. Toplum olarak hastalanıyoruz. Bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Vatandaşlarımızın yediği, içtiği, giydiği, hatta yaşadığı ortam bile sağlık üzerinde etkili oluyor. Devletin, hükümetin ve Sağlık Bakanlığı’nın temel görevi vatandaşın sağlığını korumaktır. Ancak bizde sistem tam tersinden ilerliyor. Vatandaşı hasta olmadan korumak yerine, hasta olduktan sonra tedavi etmeye çalışıyoruz” şeklinde konuştu.</p>

<h2><strong>“Doktor daha rahat sürede muayene yapmalı”</strong></h2>

<p>Doğruyol, “Normalde bir hastaya ayrılması gereken belirli zaman dilimleri vardır. Eğer bu sürelere uyulmazsa vatandaş kapıdan giriyor, “Şu rahatsızlığım var” diyor, doktor ilacını yazıyor ve gönderiyor. Bu şekilde sağlıklı bir hizmet verilmesi mümkün değil. Siz hastayı kapıdan alıp “Rahatsızlığım var” dediğinde sadece ilaç yazıp gönderirseniz bundan verim alma şansınız yok. Eğer hastanelerde doktorlarımızın hastalara ayırdığı zaman genişlerse hem hekimlerimiz daha sağlıklı çalışır hem de vatandaşlarımız daha kaliteli sağlık hizmeti alır. Biz bunları yapmadığımız için maalesef hem hekim arkadaşlarımızı zor durumda bırakıyoruz hem de vatandaşlarımızın daha kaliteli sağlık hizmetine ulaşmasının önüne geçmiş oluyoruz” dedi.</p>

<h2><strong>“Hem sağlığımı hem de psikolojimi bozuyor”</strong></h2>

<p>İzmir’de yaklaşık 2 aydır randevu bulamadığını belirten Vezir Abaylı, “Reflü rahatsızlığım nedeniyle gastroenteroloji cerrahisine muayene olmak istiyorum. Yaklaşık iki aydır MHRS üzerinden gastroenteroloji cerrahisi için randevu almaya çalışıyorum; ancak hiçbir şekilde uygun randevu bulunamıyor. Böylesine büyük bir şehirde ve bu kadar çok devlet hastanesi olmasına rağmen uzun süredir randevuya ulaşamamak hem sağlığımı hem de psikolojimi olumsuz etkiliyor. Reflü şikayetlerim devam ediyor, tetkik ve tedavi sürecine başlanması gerekiyor; ancak randevu bulamadığım için ilerleyemiyorum. Gastroenteroloji cerrahisi alanında randevu planlamasının gözden geçirilmesini, kontenjanların artırılmasını ve benim gibi uzun süredir randevu alamayan hastalar için bir çözüm üretilmesini, mümkünse en kısa sürede muayene olabileceğim bir randevu imkanı sağlanmasını talep ediyorum” diye konuştu. Bir başka vatandaş olan Ayten Tekin ise MHRS üzerinden randevu alamadığını belirterek çözüm bulunmasını istiyor. Tekin, “Uzun süredir İzmir Menderes Devlet Hastanesi Kadın Doğum ve Cildiye bölümlerinden randevu almaya çalışıyorum ancak bir türlü başarılı olamıyorum. Üç ay boyunca düzenli olarak ilaç kullandım ve doktor kontrolüne tekrar gitmem gerekiyor, fakat MHRS üzerinden randevu bulamıyorum. Yaklaşık 10 gündür MHRS uygulamasından randevu almaya her denediğimde ekranda “Aradığınız klinikte alınabilir uygun randevu bulunamamıştır” uyarısı çıkıyor. Tedavime devam edilmesi ve kontrol muayenemin yapılması gerektiği halde sistemsel veya planlamayla ilgili bu sorunlar nedeniyle mağdur oluyorum. İlaç tedavim ve kontrol sürecim aksamadan devam edebilsin diye, İzmir Menderes Devlet Hastanesi Kadın Doğum ve Cildiye bölümlerine en kısa sürede randevu oluşturulmasını ve bu erişim sorununun kalıcı olarak çözülmesini istiyorum” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>SEMİ TEKTAŞ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/turkiyede-saglik-alarmi-hekime-basvuru-artti-koruyucu-saglik-tartismasi-buyudu</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/semi-tektas-12-3.png" type="image/jpeg" length="83514"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir’i yasa boğan ölüm: Doktor Özlem Gültekin uğurlandı]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/izmiri-yasa-bogan-olum-doktor-ozlem-gultekin-ugurlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/izmiri-yasa-bogan-olum-doktor-ozlem-gultekin-ugurlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kliniğinde geçirdiği kalp krizi sonucu 48 yaşında hayatını kaybeden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Özlem Gültekin, İzmir’de düzenlenen cenaze töreninin ardından son yolculuğuna uğurlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir, tanınmış kadın doğum uzmanlarından Op. Dr. Özlem Gültekin’in ölümüyle sarsıldı. 48 yaşındaki Gültekin, 14 Ağustos sabahı çalıştığı kliniğinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Acı haber, yakınları ve sevenleri tarafından sosyal medya üzerinden duyuruldu. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olan Op. Dr. Özlem Gültekin’in, uzun yıllardır sağlık alanında hizmet verdiği ve İzmir’de kendi kliniğinde çalışmalarını sürdürdüğü öğrenildi. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Gültekin, uzmanlık eğitimini de aynı üniversitenin ilgili bölümünde tamamladı. Meslek hayatı boyunca farklı sağlık kuruluşlarında görev yaptıktan sonra kendi kliniğinde hastalarını kabul etmeye başladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Sevenleri son görev için toplandı</h2>

<p>Gültekin’in cenazesi, İzmir Karşıyaka’daki Hacı Mustafa Beşikçioğlu Camii’ne getirildi. Burada ikindi namazının ardından kılınan cenaze namazına ailesi, yakınları, meslektaşları ve sevenleri katıldı. Dualarla uğurlanan Gültekin’in cenazesi, Örnekköy Mezarlığı’nda toprağa verildi.</p>

<h2>Acı haber büyük üzüntü yarattı</h2>

<p>Bir çocuk annesi olan Özlem Gültekin’in ani ölümü, sağlık camiasında ve İzmir’de büyük üzüntüye neden oldu. Meslektaşları ve yakınları, başarılı hekimliği ve kişiliğiyle tanınan Gültekin için taziye mesajları paylaştı. Gültekin’in daha önce haber sunucusu Erhan Çelik ile evliliği de kamuoyunda yer almıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AJANSLAR</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İZMİR GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/izmiri-yasa-bogan-olum-doktor-ozlem-gultekin-ugurlandi</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 19:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/manset-tasarim-2026-08-14t200355688.png" type="image/jpeg" length="96708"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aslı Bekiroğlu'ndan kötü haber]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/asli-bekiroglundan-kotu-haber</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/asli-bekiroglundan-kotu-haber" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ünlü oyuncu Aslı Bekiroğlu, miyom ameliyatı sonrası yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle geçirdiği 8 operasyonun ardından bir kez daha ameliyat masasına yatacağını açıkladı. Bekiroğlu, sosyal medya paylaşımıyla sevenlerinden destek istedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Oyuncu Aslı Bekiroğlu, uzun süredir devam eden sağlık mücadelesiyle gündemde. Miyom ameliyatı sırasında yaşanan komplikasyon nedeniyle zor günler geçiren Bekiroğlu, son iki yılda 8 kez operasyon geçirdi. Ünlü oyuncu, yaptığı son paylaşımda bir ameliyat daha olacağını duyurdu. Sosyal medya hesabından sağlık durumuyla ilgili bilgi veren Bekiroğlu, arkadaşlarının kendisi için düzenlediği bir etkinlikten fotoğraf paylaşarak yeni operasyon haberini verdi. Bekiroğlu, paylaşımında “Bir ameliyat daha çıktı diye manitam ve kankamın bana düzenlediği spontane şenlikler” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><img alt="Asli Bekiroglundan Kotu Haber 9 Kez G97C" class="detail-photo img-fluid" height="415" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/asli-bekiroglundan-kotu-haber-9-kez-g97c.webp" width="750" /></h2>

<h2><strong>Miyom ameliyatı sonrası zorlu süreç</strong></h2>

<p>Bekiroğlu daha önce yaptığı açıklamada, miyom aldırmak için girdiği ameliyatta komplikasyon yaşadığını anlatmıştı. Ünlü oyuncu, operasyon sırasında bağırsağının yanlışlıkla kesildiğini ve bu nedenle tekrar ameliyat olmak zorunda kaldığını belirtmişti. Tedavi sürecinde sık sık takipçileriyle iletişim kuran Bekiroğlu, geçirdiği operasyonların ardından sevenlerine teşekkür etmişti. Daha önce 7’nci ve 8’inci ameliyatları sonrası hastane odasından paylaşım yapan oyuncu, sağlık durumunun iyi olduğunu açıklamıştı. Bekiroğlu’nun yeni operasyonunun ardından tedavi sürecinin devam edeceği öğrenildi.</p>

<p><img alt="Asli Bekiroglundan Kotu Haber 9 Kez Oda2" class="detail-photo img-fluid" height="498" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/asli-bekiroglundan-kotu-haber-9-kez-oda2.webp" width="358" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AJANSLAR</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAGAZİN, SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/asli-bekiroglundan-kotu-haber</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 21:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/6a6869512339e6b1c968e9ed.webp" type="image/jpeg" length="54273"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tiryakilere kötü haber; Sigaya zam]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/tiryakilere-kotu-haber-sigaya-zam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/tiryakilere-kotu-haber-sigaya-zam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigara fiyatlarına yönelik zamlar sürüyor. Tekel Bayileri Yardımlaşma Derneği Başkanı Erol Dündar, bir sigara grubunda yeni fiyat tarifesinin 7 Ağustos itibarıyla uygulanacağını açıkladı. Zamla birlikte söz konusu grupta en düşük fiyat 115 TL, en yüksek fiyat ise 130 TL oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sigara tiryakilerini üzen bir zam haberi daha geldi. Tekel Bayileri Yardımlaşma Derneği Başkanı Erol Dündar, bir sigara grubunun ürünlerine fiyat artışı yapıldığını duyurdu. Yeni fiyat tarifesinin 7 Ağustos’tan itibaren geçerli olacağı belirtildi. Yapılan zam sonrası ilgili sigara grubunda fiyatlar yeniden belirlendi. Buna göre grubun en düşük fiyatlı ürünü <strong>115 TL</strong>, en yüksek fiyatlı ürünü ise <strong>130 TL</strong> oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><img alt="Ekran Görüntüsü 2026 08 06 203421" class="detail-photo img-fluid" height="651" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/ekran-goruntusu-2026-08-06-203421.jpg" width="514" /></h2>

<h2><strong>Bazı paketlerde fiyat 140 TL’ye ulaştı</strong></h2>

<p>Son dönemde farklı sigara gruplarında da peş peşe fiyat artışları yapılmıştı. Yapılan zamların ardından bazı markalarda en yüksek paket fiyatı <strong>140 TL seviyesine kadar yükselmişti. </strong>Sigara fiyatlarındaki artışların, vergi düzenlemeleri ve maliyetlerdeki yükselişle bağlantılı olduğu belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AJANSLAR</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ, SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/tiryakilere-kotu-haber-sigaya-zam</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 20:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2025/07/sigaraya-10-liralik-vergi-zammi-geliyor-en-ucuz-sigara-80-tl-olacak-umd7-coverjpg.webp" type="image/jpeg" length="15438"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sigaraya zam üstüne zam]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/sigaraya-zam-ustune-zam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/sigaraya-zam-ustune-zam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[JTI sigara grubuna ait ürünlerin fiyatları paket başına 10 lira artırıldı. 5 Ağustos 2026’dan itibaren geçerli olan yeni tarifeye göre grubun en ucuz sigarası 115 liraya, en pahalı sigarası ise 130 liraya yükseldi. 100 gramlık sarmalık kıyılmış tütünün fiyatı da 285 lira olarak güncellendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>JTI sigara grubunda fiyatlar yeniden değişti. Tekel Bayileri Yardımlaşma Derneği Başkanı Erol Dündar, grubun ürünlerine paket başına 10 lira zam yapıldığını duyurdu. Dündar tarafından paylaşılan yeni fiyat listesi, 5 Ağustos 2026 Çarşamba gününden itibaren uygulanmaya başladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>En ucuz sigara 115 lira oldu</h2>

<p>Yapılan zamla birlikte JTI grubundaki en düşük sigara fiyatı 115 liraya çıktı. Grubun en pahalı sigarası ise 130 liradan satışa sunulmaya başlandı. Aynı fiyat güncellemesi kapsamında 100 gramlık sarmalık kıyılmış tütünün satış fiyatı da 285 liraya yükseltildi. Yeni tarifenin açıklanmasının ardından gözler, diğer sigara gruplarında da benzer fiyat artışlarının yaşanıp yaşanmayacağına çevrildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AJANSLAR</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ, SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/sigaraya-zam-ustune-zam</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 20:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2025/07/sigaraya-10-liralik-vergi-zammi-geliyor-en-ucuz-sigara-80-tl-olacak-umd7-coverjpg.webp" type="image/jpeg" length="35075"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak havalara karşı hayati uyarı!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/sicak-havalara-karsi-hayati-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/sicak-havalara-karsi-hayati-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Şehir Hastanesi uzmanları, yaz aylarında artan hava sıcaklıkları ve dik açıyla gelen güneş ışınlarına karşı hayati uyarılarda bulundu. Güneş koruyucu kremler ile UV korumalı gözlüklerin estetik bir aksesuardan ziyade zorunlu bir sağlık ihtiyacı olduğunu vurgulayan doktorlar, koruyucuların sadece yazın değil dört mevsim boyunca doğru miktarda kullanılması gerektiğini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminin tüm şiddetiyle hissettirildiği bu günlerde, güneşin yakıcı sıcaklığı keyifli anlar sunsa da görünmeyen tehlikeleri beraberinde getiriyor. Günlük hayatta estetik kaygılarla geçiştirilen ya da sadece plajda hatırlanan korunma yöntemleri, aslında ciddi kronik rahatsızlıkların önüne geçmede en büyük kalkanı oluşturuyor. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan <strong>İzmir Şehir Hastanesi</strong> uzmanları, bilinçsiz güneşlenmenin ve yetersiz korunmanın yaratacağı ağır sonuçlara dikkat çekti.</p>

<p>Cilt ve göz sağlığının bir bütün olarak ele alınması gerektiğinin altını çizen tıp profesyonelleri, özellikle çocuk yaştan itibaren doğru alışkanlıkların kazanılmasının önemine vurgu yaptı. Yanlış bilinen doğruların başında gelen "pahalı ürün daha iyidir" ya da "koyu camlı gözlük tam korur" gibi anlayışların ise cilde ve gözlere yarardan çok zarar verdiği ifade ediliyor.</p>

<h2>Güneş koruyucular yıl boyunca aksatılmadan doğru miktarda kullanılmalıdır</h2>

<p>Yaz mevsiminde sağlık kuruluşlarına yapılan başvuruların büyük çoğunluğunu güneşin olumsuz etkileri oluşturuyor. Güneş ışınlarının ultraviyole A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) olmak üzere iki temel zararlı bileşenden meydana geldiğini belirten Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Meltem Türkmen, <strong>güneş koruyucu</strong> kullanımının mevsimsel değil, ömür boyu sürecek bir sağlık alışkanlığı olması gerektiğini söyledi. UVA ışınlarının alt deriye kadar sızarak erken yaşlanma ve lekelenmelere yol açtığını aktaran Türkmen, her iki ışın türünün de ilerleyen yıllarda kanser riskini tetiklediğini aktardı.</p>

<p>Ürün kullanımındaki en büyük hatanın yetersiz miktar ve yanlış zamanlama olduğunu kaydeden Doç. Dr. Türkmen, koruma faktörünün tam etki göstermesi için ölçünün hayati önem taşıdığına değindi. Yüz ve boyun bölgesi için ideal miktarın <strong>en az 2 parmak</strong> kuralı olduğunu belirten uzman isim, "Ürünün pahalı olması onun etkili olduğu anlamına gelmez. En pahalısı değil, doğru kullanılan ürün korur. Ayrıca sabah sürülen krem tüm gün koruma sağlamaz; denizden çıkıldığında veya terleme sonrasında iki saatte bir mutlaka yenilenmelidir. Çocuklarda ise 6 aydan itibaren cilt tipine uygun ürünlerle koruma başlatılmalıdır" değerlendirmesini yaptı.</p>

<h2>Güneş gözlüğü estetik bir aksesuar değil temel bir sağlık ihtiyacıdır</h2>

<p>Güneş ışınlarının en az cilt kadar hayati bir organımız olan gözleri de doğrudan tehdit ettiğini ifade eden Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emrah Utku Kabataş ise, koruyucu gözlüklerin kullanım mantığına değindi. Cilde sürülen kremler gibi gözlerin de doğru ekipmanla muhafaza edilmesinin şart olduğunu belirten Kabataş, özellikle açık renkli gözlere sahip kişilerin, katarakt ameliyatı geçirenlerin ve çocukların çok daha yüksek risk altında yer aldığını dile getirdi.</p>

<p>Uzun süreli radyasyona maruz kalmanın kalıcı görme kayıplarına kapı aralayabileceği uyarısında bulunan Dr. Kabataş, "Güneşin dik geldiği saatlerde korumasız kalmak katarakt, retina harabiyeti, sarı nokta hastalığı ve halk arasında <strong>kuş kanadı</strong> olarak bilinen doku büyümelerine sebep olabiliyor. Hatta göz kapağında oluşan cilt kanserlerinin arkasında da bu ihmal yatıyor. Bu sebeple gözlük, şapka gibi unsurları şıklık aracı olarak değil, doğrudan koruyucu tıp ekipmanı olarak görmek mecburiyetindeyiz" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Sahte ve korumasız koyu renk camlar göz bebeğini büyüterek riski katlıyor</h2>

<p>Gözlük seçiminde kamuoyunda son derece yanlış bir algının yerleştiğine dikkat çeken Dr. Emrah Utku Kabataş, camın renginin koyu olmasının o gözlüğün koruyucu olduğu anlamına gelmediğini altını çizerek çizdi. Filtre özelliği bulunmayan koyu renkli gözlüklerin gözü aldatarak çok daha büyük tehlikelere davetiye çıkardığını aktardı.</p>

<p>Karanlık ortamda göz bebeğinin doğal bir refleksle genişlediğini anımsatan Kabataş, "Sokakta satılan veya etiketsiz olan <strong>sahte güneş gözlükleri</strong> ultraviyole ışınları kesmez. Camı koyu olduğu için göz bebeği büyür ve süzülmeyen zararlı ışınlar gözün derinliklerine çok daha kolay ulaşır. Bu durum gözlüğü hiç takmamaktan çok daha tehlikelidir. Tüketiciler markaya veya fiyata değil, ürünün sertifikalı UV koruma oranına bakmalı, alımlarını mutlaka yetkili optik mağazalarından gerçekleştirmelidir" uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/sicak-havalara-karsi-hayati-uyari</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/haber-foto11-2026-08-03t104645389.jpg" type="image/jpeg" length="98349"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Üç zeytinyağı markasında hile tespit edildi]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/uc-zeytinyagi-markasinda-hile-tespit-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/uc-zeytinyagi-markasinda-hile-tespit-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı'nın güncellediği taklit ve tağşiş listesine üç zeytinyağı markası daha eklendi. Laboratuvar analizlerinde, "hakiki" ve "natürel sızma" olarak satılan bazı ürünlere daha ucuz tohum yağlarının karıştırıldığı belirlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığı, taklit ve tağşiş yapılan gıdalara ilişkin kamuoyuyla paylaştığı listeyi güncelledi. Son denetimlerde üç farklı zeytinyağı markasında mevzuata aykırı içerik tespit edildi.</p>

<p>Bakanlığın laboratuvar analizlerine göre, "natürel sızma" ve "hakiki zeytinyağı" etiketiyle satışa sunulan bazı ürünlerin içerisine maliyeti daha düşük olan tohum yağları karıştırıldı. Söz konusu uygulama, resmi kayıtlarda "Aynı Değeri Taşımayan Madde Eklenmesi" kapsamında değerlendirildi.</p>

<p>Bu yöntemle ürünün doğal yapısının değiştirilerek tüketicinin yanıltıldığı ve haksız kazanç elde edildiği belirtildi. Bakanlığın "Sarı Liste" olarak yayımladığı taklit ve tağşiş listesinde, ürünün besin değerini düşüren ve orijinal içeriğini bozan bu tür uygulamalara yer veriliyor.</p>

<p>Güncellenen listede yer alan ürünler ise şöyle:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul>
 <li><strong>Ayvalık Naturel Sızma Zeytinyağı</strong> (VLKN Tarım Gıda Turizm Sanayi Ticaret Limited Şirketi)</li>
 <li><strong>Bal Çiftliği Gurme Sızma Zeytinyağı</strong> (Balçiftliği Gurme Şarküteri)</li>
 <li><strong>ALİN Naturel Sızma Zeytinyağı</strong> (PEG Gıda Pazarlama ve Lojistik Ticaret Limited Şirketi)</li>
</ul>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/uc-zeytinyagi-markasinda-hile-tespit-edildi</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/aralarinda-dev-firmalar-var-iste-urunlerinde-hile-bulunan-zeytinyagi-markalar-1728735985-4457-w750-h421-1.webp" type="image/jpeg" length="96611"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan aşırı sıcaklarda sıvı kaybı uyarısı]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/uzmanlardan-asiri-sicaklarda-sivi-kaybi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/uzmanlardan-asiri-sicaklarda-sivi-kaybi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı sıcaklar, özellikle 65 yaş ve üzerindeki bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Uzmanlar; yaşlıların susamayı beklemeden su içmesi, günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmaması ve ilaç dozlarını doktor kontrolü olmadan değiştirmemesi gerektiğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıkması, özellikle ileri yaştaki bireyler için önemli sağlık risklerini beraberinde getiriyor. Uzmanlar, 65 yaş ve üzerindeki kişilerin <strong>sıvı kaybı</strong>, <strong>sıcak çarpması</strong> ve kronik hastalıkların ağırlaşması açısından daha hassas olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Cemile Özsürekçi, yaşla birlikte vücudun yüksek sıcaklıklara uyum sağlama kapasitesinin azaldığını belirterek, yaşlı bireylerin yaz aylarında daha dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Özsürekçi, ilerleyen yaşla beraber terleme mekanizmasının yavaşladığını, susuzluk hissinin ise zayıfladığını ifade etti. Bu nedenle yaşlı bireylerin vücutlarında meydana gelen sıvı kaybını zamanında fark edemeyebileceğini aktaran Özsürekçi, basit önlemlerle ciddi sağlık sorunlarının önüne geçilebileceğini kaydetti.</p>

<h2>Susamayı beklemek büyük risk taşıyor</h2>

<p>Aşırı sıcak havalarda vücudun sıvı dengesi her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Uzmanlar, özellikle yaşlı bireylerin su içmek için susamayı beklememesi gerektiğini belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doç. Dr. Özsürekçi, doktor tarafından sıvı kısıtlaması getirilmediği sürece gün içinde en az 2 ila 2,5 litre su tüketilmesini önerdi. Yaşlılık döneminde susama hissinin azalabildiğini dile getiren Özsürekçi, kişinin susamadığını düşünse bile düzenli aralıklarla su içmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Vücudun su ihtiyacının yalnızca susuzluk hissiyle anlaşılmasının doğru olmadığını vurgulayan Özsürekçi, özellikle sıcak günlerde fark edilmeyen <strong>dehidrasyonun</strong> hayati sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Kalp veya böbrek yetmezliği gibi hastalıklar nedeniyle doktor tarafından sıvı kısıtlaması getirilen kişilerin ise mutlaka mevcut tedavi planına uyması gerektiği belirtildi.</p>

<h2>Çay ve kahve suyun yerini tutmuyor</h2>

<p>Sıcak havalarda tüketilen içeceklerin türü de vücudun sıvı dengesi açısından önem taşıyor. Uzmanlar, çay, kahve, asitli içecekler ve alkolün sıvı kaybını artırabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Bu nedenle gün içinde su tüketiminin ihmal edilmemesi, destekleyici içecek olarak ise ayran ve cacık gibi seçeneklerin tercih edilmesi öneriliyor. Taze sıkılmış meyve sularının da ölçülü tüketilmesi gerektiği ifade ediliyor.</p>

<p>Özellikle yoğun kafein içeren içeceklerin su yerine tüketilmesinin yanlış olduğunu belirten uzmanlar, çay ve kahvenin günlük su ihtiyacını karşılamadığını vurguluyor.</p>

<p>Yaşlı bireylerin su içmeyi unutmasını önlemek amacıyla evin farklı noktalarına su şişesi bırakılması, belirli saatlerde su içme alışkanlığı oluşturulması ve yakınlarının bu konuda hatırlatıcı olması tavsiye ediliyor.</p>

<h2>En sıcak saatlerde dışarı çıkılmamalı</h2>

<p>Uzmanlar, güneş ışınlarının etkisini en yoğun hissettirdiği 11.00 ile 16.00 saatleri arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmaması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Doç. Dr. Özsürekçi, yürüyüş, alışveriş ve bahçe işleri gibi günlük faaliyetlerin sabah erken saatlere veya akşam serinliğine bırakılması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Günün en sıcak zamanlarında uzun süre güneş altında kalmanın vücut ısısını hızlı biçimde yükseltebileceğini belirten Özsürekçi, özellikle kronik hastalığı bulunan yaşlıların bu saatlerde çok daha dikkatli olması gerektiğini dile getirdi.</p>

<p>Dışarı çıkılması zorunlu olduğunda açık renkli, ince ve bol kıyafetlerin tercih edilmesi, geniş kenarlı şapka kullanılması ve doğrudan güneş altında kalınmaması öneriliyor.</p>

<p>Uzmanlar ayrıca dışarı çıkarken mutlaka su bulundurulması gerektiğini ve gölgede dinlenmeden uzun süre yürünmemesi gerektiğini kaydediyor.</p>

<h2>Evler serin tutulmalı</h2>

<p>Aşırı sıcaklardan korunmanın en önemli yollarından biri de ev ortamının mümkün olduğunca serin tutulması olarak gösteriliyor.</p>

<p>Doç. Dr. Özsürekçi, günün sıcak saatlerinde pencerelerin ve perdelerin kapalı tutulmasını, güneşin etkisinin azalmasının ardından ise evin karşılıklı pencereler açılarak havalandırılmasını önerdi.</p>

<p>Klima kullanılan ortamlarda sıcaklığın aşırı düşürülmemesi gerektiğini belirten uzmanlar, ani sıcaklık değişimlerinin de sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade ediyor.</p>

<p>Evde klima bulunmaması durumunda vantilatör kullanılabileceği, ancak çok sıcak havalarda vantilatörün tek başına yeterli olmayabileceği belirtiliyor. Gerektiğinde ılık duş alınmasının vücut sıcaklığının düşmesine yardımcı olabileceği aktarılıyor.</p>

<p>Özellikle yalnız yaşayan yaşlıların yakınları tarafından gün içinde aranması ve sağlık durumlarının takip edilmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>

<h2>Kronik hastalığı olanlar daha dikkatli olmalı</h2>

<p>Kalp, tansiyon, diyabet ve böbrek hastalığı bulunan yaşlı bireylerde aşırı sıcakların etkisi daha ciddi sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<p>Doç. Dr. Özsürekçi, tansiyon, kalp, diyabet, idrar söktürücü ve bazı psikiyatrik ilaçların vücudun ısı dengesini etkileyebileceğini belirtti.</p>

<p>Bu nedenle yaz aylarında tansiyon ve kan şekeri ölçümlerinin daha sık yapılması gerektiğini ifade eden Özsürekçi, halsizlik veya tansiyon düşüklüğü yaşanması durumunda ilaç dozlarının doktor önerisi olmadan değiştirilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Özellikle idrar söktürücü ilaçların vücuttan sıvı atılımını artırabileceğine dikkat çeken uzmanlar, hastaların ilaçlarını kendi kararlarıyla bırakmasının ya da dozunu azaltmasının ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Tedavi planında değişiklik yapılması gerekiyorsa bunun yalnızca hekim değerlendirmesiyle yapılması gerektiği vurgulanıyor.</p>

<h2>Sıcak çarpmasının işaretleri gözden kaçırılmamalı</h2>

<p>Sıcak çarpması, vücut sıcaklığının tehlikeli seviyelere yükselmesiyle ortaya çıkan ve acil müdahale gerektiren bir sağlık sorunu olarak biliniyor.</p>

<p>Yüksek vücut ısısı, şiddetli baş ağrısı, nabızda hızlanma, kafa karışıklığı, bilinç bulanıklığı ve terlemenin durması sıcak çarpmasının önemli belirtileri arasında yer alıyor.</p>

<p>Uzmanlar, yaşlı bireylerde bu belirtilerin daha hızlı ilerleyebileceğini ve kısa sürede hayati tehlike oluşabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Baş dönmesi, aşırı halsizlik, bulantı, kas krampları ve dengesizlik de sıcaklığa bağlı sağlık sorunlarının erken işaretleri arasında gösteriliyor.</p>

<p>Bu belirtilerin ortaya çıkması durumunda kişinin sıcak ortamdan uzaklaştırılması ve durumunun yakından izlenmesi gerekiyor.</p>

<h2>İlk müdahalede zaman kaybedilmemeli</h2>

<p>Sıcak çarpması şüphesi bulunan bir kişinin vakit kaybedilmeden serin bir ortama alınması gerekiyor.</p>

<p>Sıkı kıyafetlerin gevşetilmesi, kişinin vücudunun serinletilmesi ve boyun, koltuk altı ile kasık bölgelerine nemli bez uygulanması öneriliyor.</p>

<p>Bilinci açık olan kişiye küçük yudumlarla su verilebileceği belirtilirken, bilinci kapalı kişilere ağızdan yiyecek veya içecek verilmemesi gerektiği özellikle vurgulanıyor.</p>

<p>Bilinç kaybı, konuşma bozukluğu, yüksek ateş veya ciddi kafa karışıklığı görülmesi durumunda zaman kaybetmeden <strong>112 Acil Çağrı Merkezi</strong> ile iletişime geçilmesi gerekiyor.</p>

<p>Uzmanlar, sıcak çarpmasının evde basit yöntemlerle geçiştirilebilecek bir durum olmadığını, geciken müdahalenin kalıcı organ hasarına ve hayati tehlikeye neden olabileceğini belirtiyor.</p>

<h2>Yakınların takibi hayati önem taşıyor</h2>

<p>Yalnız yaşayan veya günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan yaşlı bireylerin sıcak havalarda daha yakından takip edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Aile üyelerinin ve komşuların yaşlıları gün içinde araması, yeterli su tüketip tüketmediklerini kontrol etmesi ve ev ortamının uygun sıcaklıkta olup olmadığını gözlemlemesi öneriliyor.</p>

<p>Yaşlı bireyin halsizlik, bilinç bulanıklığı veya alışılmadık davranışlar göstermesi durumunda bunun sıcaklığa bağlı olabileceği göz önünde bulundurulmalı.</p>

<p>Uzmanlar, aşırı sıcakların yalnızca kısa süreli rahatsızlığa yol açmadığını, özellikle risk grubundaki kişilerde ciddi sağlık sonuçları doğurabileceğini hatırlatıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YAŞAM</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/uzmanlardan-asiri-sicaklarda-sivi-kaybi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/08/image-6024.png" type="image/jpeg" length="21509"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Robotik cerrahide yeni dönem: Fıtık tedavisinde teknoloji hastalara umut oluyor]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/robotik-cerrahide-yeni-donem-fitik-tedavisinde-teknoloji-hastalara-umut-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/robotik-cerrahide-yeni-donem-fitik-tedavisinde-teknoloji-hastalara-umut-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Küçük kesilerle daha hızlı iyileşme, daha az ağrı ve daha düşük komplikasyon riski... Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Turan Durak, laparoskopik ve robotik cerrahinin geldiği son noktayı anlattı. Uzman isme göre, fıtık tedavisinde başarıyı belirleyen en önemli unsur teknoloji değil, doğru hasta seçimi ve deneyimli cerrah]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cerrahide son yıllarda yaşanan teknolojik dönüşüm, hem hekimlerin çalışma yöntemlerini hem de hastaların tedavi süreçlerini köklü şekilde değiştirdi. Bir dönem yalnızca büyük kesilerle gerçekleştirilebilen birçok ameliyat, bugün birkaç santimetrelik giriş noktalarından yapılabiliyor. Özellikle laparoskopik cerrahi ve robotik cerrahi alanındaki gelişmeler, hastaların daha kısa sürede ayağa kalkmasına, daha az ağrı hissetmesine ve günlük yaşamlarına daha hızlı dönmesine olanak tanıyor.</p>

<p>Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Turan Durak, minimal invaziv cerrahinin gelişim sürecini, robotik sistemlerin sunduğu avantajları ve karın duvarı fıtığı tedavisinde yaşanan değişimi değerlendirdi. Durak, toplumda yaygın olarak bilinen birçok yanlış inanışın da hastaların tedaviyi geciktirmesine neden olduğuna dikkat çekti.</p>

<p><img alt="İgc Özel (6)" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/igc-ozel-6.png" width="1280" /></p>

<h2><strong>Büyük kesilerden küçük dokunuşlara uzanan yol</strong></h2>

<p>Cerrahinin temel hedefinin her zaman hastaya en az zarar vererek en etkili tedaviyi sunmak olduğunu belirten Op. Dr. Ahmet Turan Durak, bu anlayışın laparoskopik cerrahi yönteminin gelişmesinde belirleyici rol oynadığını söyledi.</p>

<p>İlk laparoskopik uygulamaların 20. yüzyılın başlarında tanı amacıyla kullanılmaya başlandığını ifade eden Durak, teknolojik gelişmeler sayesinde yöntemin gerçek anlamda 1980'li yıllarda büyük bir ivme kazandığını dile getirdi.</p>

<p>Kamera sistemleri, güçlü ışık kaynakları ve gelişmiş cerrahi ekipmanların kullanılmaya başlanmasının ardından 1987 yılında gerçekleştirilen ilk laparoskopik safra kesesi ameliyatının, modern minimal invaziv cerrahinin dönüm noktası olarak kabul edildiğini belirten Durak, bu tarihten sonra yöntemin hızla yaygınlaştığını söyledi.</p>

<h2><strong>Hastaların tercih etmesinin nedeni belli</strong></h2>

<p>Laparoskopik cerrahi yönteminin kısa sürede standart uygulamalar arasına girmesinde hasta konforunun önemli rol oynadığını vurgulayan Durak, küçük kesilerin sağladığı avantajların tedavi sürecini tamamen değiştirdiğini ifade etti.</p>

<p>Bu yöntem sayesinde ameliyat sonrası ağrının azaldığını, enfeksiyon riskinin düştüğünü ve hastaların hastanede daha kısa süre kaldığını belirten Durak, iyileşme süresinin de klasik açık ameliyatlara göre belirgin şekilde kısaldığını söyledi.</p>

<p>Cerrah açısından da önemli avantajlar sağlayan yöntemin, büyütülmüş görüntü eşliğinde daha hassas çalışma imkânı sunduğunu kaydeden Durak, bu nedenle laparoskopik cerrahinin günümüzde genel cerrahinin birçok alanında standart tedavi seçeneklerinden biri haline geldiğini dile getirdi.</p>

<h2><strong>Robot ameliyat yapmıyor, kontrol cerrahta oluyor</strong></h2>

<p>Teknolojinin cerrahide ulaştığı en ileri aşamalardan birinin robotik cerrahi olduğunu belirten Op. Dr. Ahmet Turan Durak, kamuoyunda bu yöntemle ilgili yanlış bir algının bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Robotun ameliyatı kendi başına gerçekleştirmediğini vurgulayan Durak, tüm hareketlerin cerrah tarafından yönetildiğini ifade etti. Robotik sistemlerin, cerraha üç boyutlu yüksek çözünürlüklü görüntü sunduğunu, el titremesini ortadan kaldıran mekanizmalar içerdiğini ve insan el bileğinin hareket sınırlarının ötesine geçen hassas manevralar yapılmasına olanak tanıdığını belirtti.</p>

<p>Bu teknolojinin cerrahın bilgi ve deneyimini daha güvenli ve daha hassas şekilde uygulamasına yardımcı olduğunu söyleyen Durak, teknolojinin tek başına başarı anlamına gelmediğinin de altını çizdi.</p>

<h2><strong>Fıtık ameliyatlarında önemli değişim yaşandı</strong></h2>

<p>Teknolojik dönüşümden en fazla yararlanan alanlardan birinin karın duvarı fıtığı cerrahisi olduğunu belirten Durak, geçmişte büyük kesiler gerektiren birçok ameliyatın bugün birkaç küçük giriş noktasından gerçekleştirilebildiğini söyledi.</p>

<p>Kasık fıtığı, göbek fıtığı, kesi yeri fıtıkları ve kompleks karın duvarı fıtıklarının hem laparoskopik hem de robotik yöntemlerle başarılı şekilde tedavi edilebildiğini ifade eden Durak, özellikle büyük ve tekrarlayan fıtıklarda robotik teknolojinin önemli avantajlar sunduğunu kaydetti.</p>

<p>Robotik sistemler sayesinde karın duvarı anatomisinin daha ayrıntılı onarılabildiğini, kas tabakalarının daha doğru şekilde bir araya getirilebildiğini belirten Durak, bunun hastalara hem fonksiyonel hem de uzun vadeli başarı açısından önemli katkılar sağladığını dile getirdi.</p>

<h2><strong>Toplumda doğru bilinen yanlışlar tedaviyi geciktiriyor</strong></h2>

<p>Toplumda fıtık hastalığıyla ilgili birçok yanlış inanış bulunduğunu belirten Op. Dr. Ahmet Turan Durak, bunların en başında "Fıtık sadece ağır kaldırmaktan olur" düşüncesinin geldiğini söyledi.</p>

<p>Ağır kaldırmanın tek başına hastalığın nedeni olmadığını belirten Durak, asıl sorunun karın duvarındaki yapısal zayıflık olduğunu ifade etti.</p>

<p>Bir diğer yaygın yanlışın ise ağrı olmadığı sürece ameliyata gerek bulunmadığı yönündeki düşünce olduğunu belirten Durak, fıtığın zaman içinde büyüyebileceğini ve bağırsak sıkışması gibi acil müdahale gerektiren ciddi sorunlara yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Durak ayrıca, korselerin fıtık tedavisinde kalıcı çözüm sağlamadığına da dikkat çekerek, bu ürünlerin yalnızca geçici destek sunduğunu, uzun vadede kasların daha da zayıflamasına neden olabileceğini ifade etti. Kalıcı tedavinin cerrahi yöntemlerle mümkün olduğunu vurguladı.</p>

<h2><strong>Her hastaya aynı yöntem uygulanmıyor</strong></h2>

<p>Robotik cerrahinin her hasta için uygun olmadığını belirten Durak, tedavi planlamasının tamamen kişiye özel yapılması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Fıtığın tipi, büyüklüğü, hastanın daha önce geçirdiği ameliyatlar ve genel sağlık durumunun değerlendirilmesi gerektiğini belirten Durak, bazı hastalarda açık cerrahinin, bazılarında laparoskopik yöntemin, bazı hastalarda ise robotik cerrahinin en doğru seçenek olabileceğini ifade etti.</p>

<p>Burada önemli olanın teknolojiyi doğru hastada ve doğru zamanda kullanmak olduğunu vurgulayan Durak, tedavinin başarısının buna bağlı olduğunu dile getirdi.</p>

<h2><strong>Geleceğin cerrahisi daha kişisel olacak</strong></h2>

<p>Cerrahinin geleceğinde teknolojinin çok daha etkin rol oynayacağını belirten Op. Dr. Ahmet Turan Durak, yapay zekâ destekli görüntüleme sistemleri, yeni nesil robotik platformlar ve gelişmiş biyolojik yamalar sayesinde komplikasyon ve nüks oranlarının daha da azalacağını düşündüğünü söyledi.</p>

<p>Gelecekte yalnızca fıtığın kapatılmasının değil, karın duvarının doğal fonksiyonlarının mümkün olan en iyi şekilde yeniden kazandırılmasının hedefleneceğini belirten Durak, tedavi anlayışının giderek daha kişiselleştirilmiş bir yapıya dönüşeceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Teknolojinin cerrahide büyük kolaylık sağladığını belirten Durak, başarılı sonucun temelinde her zaman doğru hasta seçimi, ayrıntılı cerrahi planlama ve deneyimli cerrahın bulunduğunu vurgulayarak, erken tanı ve uygun tedaviyle karın duvarı fıtıklarının güvenle tedavi edilebilen hastalıklar arasında yer aldığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/robotik-cerrahide-yeni-donem-fitik-tedavisinde-teknoloji-hastalara-umut-oluyor</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/igc-ozel-5.png" type="image/jpeg" length="24750"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dokuz Eylül’e yeni hastane yolda]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/dokuz-eylule-yeni-hastane-yolda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/dokuz-eylule-yeni-hastane-yolda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, Balçova'daki üniversite hastanesini genişletecek stratejik adımları paylaştı. Üniversite, uzman kadrolarla güçlendirilen organ nakli hizmetlerini müstakil ve modern bir çatı altında toplayarak İzmir'i uluslararası sağlık turizminde yeni bir merkeze dönüştürmeyi hedefliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ege Bölgesi'nin en köklü ve yoğun sağlık üslerinden biri olan Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi, artan hasta talebini karşılamak ve sunduğu hizmet kalitesini daha üst seviyelere taşımak amacıyla kapsamlı bir büyüme sürecine giriyor. Göreve geldiği günden bu yana akademik ve idari alanlarda dönüşüm rüzgarları estiren Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektörü <strong>Prof. Dr. Bayram Yılmaz</strong>, Balçova yerleşkesinde yer alan mevcut hastane kompleksini ciddi oranda genişletecek ve bölgenin çehresini değiştirecek yeni bir projeye başladıklarını kamuoyuna duyurdu. Yapılan teknik incelemeler ve saha analizleri neticesinde, mevcut ana bina yapısının fiziki kapasite açısından artık yetersiz kaldığını vurgulayan Rektör Yılmaz, sağlık alanındaki bu tıkanıklığı aşmak amacıyla güçlü altyapı çalışmalarına hız verdiklerini ifade etti. Eğitim ve araştırma misyonunun yanı sıra bölge halkına kesintisiz şifa dağıtan bu merkezin modern standartlara kavuşturulması, İzmir’in sağlık altyapısı için de kritik bir viraj olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>erhangulenc.com.tr'den Tunay Afyon'un haberine göre, yeni büyüme stratejisinin en stratejik ve insani odak noktası, şüphesiz binlerce hastanın umutla beklediği organ nakli operasyonları oluşturuyor. Düzenlenen iki yeni akademik programın tanıtım toplantısında kürsüye çıkan Rektör Bayram Yılmaz, üniversite bünyesinde uzun yıllardır başarıyla faaliyet gösteren <strong>organ nakil merkezi</strong> ile ilgili çok çarpıcı projeleri paylaştı. Bu özel birimin mevcut binaların koridorlarına sıkışıp kalmaması gerektiğinin altını çizen Yılmaz, yakın zamanda bu merkezi devasa bir entegre yapıya dönüştürmeye kararlı olduklarını belirtti. Üniversite yönetiminin masasında bulunan vizyoner plana göre, tüm nakil süreçleri, laboratuvarlar, yoğun bakım üniteleri ve operasyon salonları bağımsız bir yapılanma modeliyle inşa edilecek. Hazırlıkları son sürat devam eden bu <strong>organ nakil hastanesi</strong> sayesinde, hastaların başvuru aşamasından operasyon sonrasındaki kritik takip dönemlerine kadar ihtiyaç duyacağı tüm tıbbi birimler aynı koridorlarda, tam bir koordinasyon içinde hizmet verecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Türkiye'nin dört bir yanından hekimler kadroya dahil oluyor</h2>

<p>Bir sağlık kuruluşunun fiziki duvarları kadar, o duvarların içinde hizmet veren insan kaynağının kalitesi de başarının en büyük anahtarıdır. Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi, bu büyük fiziki genişleme hamlesini eş zamanlı olarak dev bir nitelikli iş gücü transferiyle destekliyor. Merkezin operasyonel gücünü ve bilimsel kabiliyetini artırmayı hedefleyen yönetim, Türkiye'nin farklı şehirlerinde bulunan saygın sağlık kurumlarında görev yapan, alanında rüştünü ispatlamış çok sayıda uzman doktoru DEÜ kadrosuna katmayı başardı. İzmir içindeki farklı hastanelerde görev yapan ve akademik vizyonuyla öne çıkan pek çok hekimin de bu öncü ekibe dahil olmak için sırada beklediği öğrenildi. Hekim kadrosundaki bu nitelikli genişleme, hastanenin cerrahi operasyon kapasitesini doğrudan etkilemeye başladı. Nitekim paylaşılan resmi verilere göre, cari yıl olan 2026’nın ilk altı ayında başta <strong>böbrek nakli</strong> olmak üzere, karaciğer ve diğer hayati organlarda çok sayıda başarılı nakil operasyonuna imza atılarak şimdiden yüzlerce hastaya yeni bir yaşam sunuldu.</p>

<h2>Johns Hopkins Üniversitesi ile uluslararası ortaklık kuruldu</h2>

<p>Dokuz Eylül Üniversitesi'nin sağlık alanındaki bu büyük atılımı, sadece yerel ve ulusal düzeyde kalmayıp küresel bir boyut kazanarak sınırları aşıyor. Bilimsel arenada adından sıkça söz ettiren Türk Karaciğer Vakfı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ömür Gürakar’ın referansı ve vizyoner arabuluculuğu sayesinde, tıp dünyasının en saygın otoritelerinden biri kabul edilen dünya devi <strong>Johns Hopkins Üniversitesi</strong> ile resmi bir iş birliği anlaşması sağlandı. Bu uluslararası entegrasyon sayesinde, DEÜ bünyesindeki genç hekimler ve akademisyenler küresel çaptaki son teknolojik gelişmeleri yerinde deneyimleme fırsatı bulurken, ortak bilimsel araştırmaların da önü açılmış olacak. İzmir'de yükselen yeni hastane modelinin, Amerika'nın en prestijli tıp merkezlerinden biriyle kurduğu bu köprü, Balçova kampüsünü sadece Ege'nin değil, tüm Orta Doğu ve Balkanlar'ın en önemli referans sağlık merkezlerinden biri haline getirmeye aday görünüyor. Uluslararası akreditasyon süreçlerinin tamamlanmasıyla birlikte, merkezin yabancı hastalara da üst düzey hizmet sunması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/dokuz-eylule-yeni-hastane-yolda</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/haber-foto11-89-2.jpg" type="image/jpeg" length="54781"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak çarpmasına dikkat: Uzmanı uyardı]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/sicak-carpmasina-dikkat-uzmani-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/sicak-carpmasina-dikkat-uzmani-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Şehir Hastanesi Acil Tıp Kliniği Uzmanı Doç. Dr. Caner Sağlam, sıcak çarpmasının halsizlikten bilinç kaybına ve ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlar doğurabileceğini vurguladı. Özellikle yaşlılar ve kronik rahatsızlığı olanlar için riskin katlandığını belirten Sağlam, yaz aylarında sıvı tüketiminin 4 litreye kadar çıkarılması gerektiğini ifade ederek kritik korunma yöntemlerini sıraladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıkması, acil servislerdeki yoğunluğu da beraberinde getirdi. Özellikle gün ortasında doğrudan güneş ışığına maruz kalmanın ya da nem oranının yüksek olduğu günlerde ağır fiziksel aktivitelerde bulunmanın vücut mekanizmasını bozduğu belirtiliyor. Konuyla ilgili önemli değerlendirmelerde bulunan <strong>İzmir Şehir Hastanesi Acil Tıp Kliniği Uzmanı Doç. Dr. Caner Sağlam</strong>, uzun süre yüksek ısıya maruz kalan ya da bu ortamlarda ağır egzersiz yapan bireylerde termoregülasyon sisteminin çöktüğünü ifade etti.</p>

<p>Hastalığın seyrine dair klinik gözlemlerini aktaran Doç. Dr. Sağlam, acil servislere yapılan başvuruların çoğunda benzer bir klinik tablonun yer aldığını söyledi. Sıcaklığın insan fizyolojisi üzerindeki tahribatına değinen deneyimli hekim, "Hastalar genellikle <strong>halsizlik ve baş ağrısı gibi belirtilerle başlayıp</strong> bulantı, kusma ve neticesinde <strong>bilinç kaybına kadar ilerleyebilen</strong> geniş bir yelpazedeki semptomlarla karşımıza çıkıyor. Vücut sıcaklığının kritik eşiği aşması, hücresel düzeyde hasara yol açıyor. Bu nedenle, havaların en sıcak olduğu saat dilimlerinde vatandaşlarımızın zorunlu olmadıkça güneş altında kalmamasını istiyoruz" dedi.</p>

<h2>Yaşlılar ve risk grubundaki bireyler için koruyucu tüzük açıklandı</h2>

<p>Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği saatlerde dışarı çıkmanın sağlıklı bireylerde bile hasar bırakabileceğini söyleyen uzmanlar, bazı hassas gruplar için tehlikenin boyutunun çok daha büyük olduğunu hatırlatıyor. Metabolizma hızı ve terleme mekanizmaları gençlere oranla daha yavaş işleyen yaşlı nüfus ile kalp, şeker ve tansiyon gibi sistemik rahatsızlıkları bulunan kişilerin açık havada çok daha kısa sürede etkilendiği tescil edildi.</p>

<p>Bu dönemde özellikle <strong>yaşlılar ve kronik hastalığı bulunanların</strong> güneşin en yoğun olduğu saatlerde evlerinde kalmalarını tavsiye eden Doç. Dr. Caner Sağlam, dışarı çıkmak zorunda olanlar için giyim ve korunma kurallarını şu sözlerle özetledi: "Eğer mutlaka dışarı çıkılması gerekiyorsa, vücudun hava almasını sağlayan <strong>pamuklu ve bol elbiseler kullanmasını tavsiye ediyoruz</strong>. Doğrudan teması kesmek adına mutlaka geniş siperlikli şapka takılmalı, yüksek koruyuculu güneş kremleri sürülmeli ve güneş gözlüğü ihmal edilmemelidir. Bunun yanı sıra, gün içinde vücut ısısını dengeleyecek şekilde bol miktarda su içilmelidir. Çoğu vatandaşımızın serinlemek için tercih ettiği <strong>çay, kahve ya da alkol içerikli içeceklerden kaçınmak gerekiyor</strong>. Bu tür sıvılar diüretik etkileri sebebiyle <strong>vücut suyunu kaybına neden olarak sıcak çarpmasını kolaylaştırabiliyor</strong>."</p>

<h2>Erken müdahale hayat kurtarırken evde uygulanacak yöntemler rahatlatıyor</h2>

<p>Sıcaklığın yarattığı tahribatın süresi uzadıkça, iç organların ve beyin fonksiyonlarının geri dönülemez zararlar görme riski de doğru orantılı olarak artıyor. Uzmanlar, ilk belirtiler fark edildiği andan itibaren hastanın durumunun ciddiyetine göre bir yol haritası izlenmesi gerektiğinin altını çiziyor. Eğer kişide yön duygusunu yitirme, konuşma güçlüğü, aşırı uyku hali veya ani bayılmalar gözlemleniyorsa, durumun kritik bir evreye ulaştığı kabul ediliyor.</p>

<p>Şikayetlerin ciddiyetine göre yapılacak müdahalelerin değişkenlik gösterdiğini ifade eden Doç. Dr. Sağlam, tablonun ağırlaşması durumunda <strong>hızlı bir şekilde bir hekime ya da en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiğini</strong> söyledi. Zamanında müdahale edilmeyen vakaların ölümcül sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Sağlam, "Gecikme durumunda <strong>ölüm gelişebilir, o yüzden erken müdahale önemlidir</strong>. Ancak kişinin bilinci açıksa ve sadece <strong>halsizlik, baş ağrısı, bulantı ya da hafif vücut yüksekliğin şikayeti varsa</strong> tedavi süreci evde de yönetilebilir. Kişi hemen gölge veya klimalı bir odaya alınmalı, <strong>vücut ısısını dengeleyecek şekilde ılık bir duş alarak</strong> ya da ıslak bezlerle <strong>boyun, kasık ve koltuk altı bölgesine nemlendirerek</strong> ateşin düşmesi sağlanmalıdır. Semptomlar bu uygulamalarla hafifler ve yok olmaya başlarsa, acil servislere ek bir yoğunluk yaratılmasına gerek kalmayabilir" diye konuştu.</p>

<h2>Yaz aylarında sıvı tüketim limitlerinin artırılması gerekiyor</h2>

<p>Sağlıklı bir yaşamın sürdürülebilmesi ve metabolik faaliyetlerin aksamadan yürütülebilmesi için suyun önemi tartışmasız bir gerçek olarak kabul ediliyor. Kış aylarında terleme ve buharlaşma yoluyla kaybedilen su miktarı düşük olduğu için standart tüketimler yeterli gelirken, yaz aylarının getirdiği yüksek nem ve sıcaklık bu dengeleri tamamen altüst ediyor. İnsan vücudu, iç sıcaklığını sabit tutabilmek adına sürekli olarak ter üretiyor ve bu da fark edilmeyen büyük bir sıvı kaybına yol açıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günlük su tüketim normlarının mevsimsel olarak revize edilmesi gerektiğini savunan Doç. Dr. Caner Sağlam, beslenme ve sıvı alımı konusundaki teknik dökümleri şu verilerle paylaştı: "Normal şartlar altında <strong>yetişkin bir insanın günlük 2-3 litrelik sıvı tüketmesi gerekirken</strong>, havaların ısınmasıyla birlikte bu barajın aşılması yasal bir sağlık zorunluluğu haline geliyor. Özellikle <strong>yaz döneminde, terlemenin çok olduğu ve sıvı kaybının çok olduğu dönemde bu miktarı ihtiyaca göre 3-4 litreye kadar çıkarabilir</strong>. Suyun yerini hiçbir yapay içeceğin tutmayacağı unutulmamalı, mineral kaybını dengelemek adına doktor kontrolünde maden suyu da tüketilmelidir."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/sicak-carpmasina-dikkat-uzmani-uyardi</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/haber-foto11-72-3.jpg" type="image/jpeg" length="78963"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çalıştığı hastanede kalbi durdu]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/calistigi-hastanede-kalbi-durdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/calistigi-hastanede-kalbi-durdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir'de görev yaptığı hastanede aniden fenalaşan ve kalbi duran 43 yaşındaki temizlik görevlisi Mehmet Bedel, mesai arkadaşlarının saniyelerle yarışan zamanlama harikası müdahalesiyle hayata döndürüldü. Kalbi iki kez durmasına ve toplamda 15 dakika boyunca çalışmamasına rağmen oksijensiz kalmayan talihsiz işçi, mucizevi bir şekilde hiçbir kalıcı hasar oluşmadan sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık sektöründe her gün yüzlerce hayata dokunan, acil servislerin gizli kahramanları olan temizlik personeli, bu kez kendi çalıştığı koridorlarda ölüm kalım savaşı verdi. İzmir'in köklü sağlık kuruluşlarından <strong>İzmir Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'nde</strong> yaklaşık 3,5 yıldır büyük bir özveriyle görev yapan 43 yaşındaki temizlik görevlisi Mehmet Bedel, sıradan bir pazar mesaisinde hayatının en büyük krizini yaşadı. 12 Temmuz Pazar günü temizlik işlemlerini yürüttüğü sırada aniden bastıran şiddetli bir mide ağrısı şikayeti hisseden Bedel, durumun ciddiyetini fark ederek her gün birlikte çalıştığı acil tıp uzmanlarına başvurdu. Acil servisteki nöbetçi uzman hekimlerin yönlendirmesiyle detaylı tetkik için kardiyoloji birimine nakledilen talihsiz işçi, ekokardiyografi cihazında inceleme yapıldığı esnada aniden fenalaşarak bilincini kaybetti. Hastane ortamında anlık asayiş dökümlerine geçen olayda, genç adamın kalbinin tamamen durduğu saptandı.</p>

<h2>Acil servis koridorlarında saniyelerle yarışan bir seferberlik başladı</h2>

<p>Hastanenin kalbi konumundaki acil serviste görevli bir personelin aniden yere yığılması ve kalbinin durması üzerine, odada bulunan kardiyoloji ve acil tıp ekipleri tarafından saniyeler içinde kırmızı kod verilerek <strong>zamanla yarışan müdahale</strong> protokolleri başlatıldı. Arkadaşlarının hayatını kurtarmak için tüm bilgi ve birikimlerini ortaya koyan doktorlar, yaklaşık 15 dakika boyunca aralıksız olarak kalp masajı ve elektroşok tedavisini kombine bir şekilde uyguladı. Büyük bir inat ve profesyonellikle yürütülen resüsitasyon işlemi neticesinde Bedel’in kalbi yeniden ritim kazanmayı başardı. Vakit kaybetmeden hastanenin gelişmiş anjiyo ünitesine sevk edilen hastanın, kalbinin ön duvarını besleyen en kritik ana damarının tamamen pıhtıyla tıkandığı tescil edildi. Operasyon masasında damarı açma çalışmaları sürerken talihsiz adamın kalbi ikinci kez durdu. Masada yaşanan bu ikinci kriz anında da soğukkanlılığını koruyan hekimler, 3 dakika daha kalp masajı uygulayarak kalbi yeniden çalıştırdı ve tıkalı damara başarıyla stent yerleştirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Yoğun bakımdaki kritik saatlerin ardından mucizevi geri dönüş tescillendi</h2>

<p>Ameliyatın başarıyla tamamlanmasının ardından yaşam destek ünitesine bağlanan ve yaklaşık 10 saat boyunca yoğun bakım servisinde entübe olarak uyutulan Mehmet Bedel, sağlık durumunun hızla stabil hale gelmesiyle doktorları şaşırtarak normal servise çıkarıldı. Yaşadığı ağır travmaya rağmen vücudunda ve özellikle beyin fonksiyonlarında en ufak bir hasar kalmayan Bedel, kendisini kurtaran mesai arkadaşlarına gözyaşları içinde teşekkür etti. Hastane yatağında yaşadığı süreci anlatan Bedel, baygın olduğu anlarda bile arkadaşlarının kendisi için döktüğü döktüğü gözyaşlarını ve "Mehmet döneceksin, seni çok seviyoruz" çığlıklarını işittiğini söyledi. Tamamen iyileştikten sonra ekmek teknesi olan acil servise daha büyük bir aşkla döneceğini belirten talihsiz işçi, yarım saat sonra mesaisinin biteceğini ve bu olayın evde yaşanması halinde bugün hayatta olamayacağını vurgulayarak kendisini dünyanın en şanslı insanı hissettiğini dile getirdi.</p>

<h2>Hekimlerin vefa dolu çabası tıp tüzüklerine örnek olacak nitelikte</h2>

<p>Zorlu operasyonu yöneten ve Bedel ile yıllardır aynı mesaiyi paylaşan acil tıp uzmanı doktor Ferdi Akbulut ve doktor Hamza Çıldır, yaşanan mucizenin tıbbi arka planına dair önemli teknik detaylar paylaştı. İnsan beyninin oksijensizliğe sadece 3 dakika dayanabildiğini hatırlatan uzmanlar, hastanın en büyük avantajının bu krizi hastane koridorlarında yaşaması olduğunu belirtti. Müdahale süresi uzadıkça içsel bir ümitsizliğe kapıldıklarını ancak vefa duygusuyla masajı asla bırakmadıklarını ifade eden Dr. Akbulut, "Mehmet bana daha önce 'Hocam bana bir şey olursa sen bak' demişti. Allah'ın hikmeti ki o gün nöbetçiydim ve emanetime sahip çıktım. Onu yeniden sağlıklı görmek en büyük mutluluğumuz" dedi. Başhekim Doç. Dr. Kamil Yamak da tüm personelin bir aile bilinciyle seferber olduğunu ve kentsel sağlık asayişi açısından bu başarılı operasyonun gurur verici olduğunu açıkladı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir, Buca</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/calistigi-hastanede-kalbi-durdu</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/haber-foto11-54-3.jpg" type="image/jpeg" length="99368"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hayat kurtaran merkezde binlerce kişiye ilkyardım eğitimi]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/hayat-kurtaran-merkezde-binlerce-kisiye-ilkyardim-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/hayat-kurtaran-merkezde-binlerce-kisiye-ilkyardim-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Acil durumlarda saniyelerin hayati önem taşıdığı gerçeğinden hareketle çalışmalarını sürdüren İzmir Büyükşehir Belediyesi İlkyardım Eğitim Merkezi, dört yılda 4 bin 600’ü aşkın kişiyi ilkyardım konusunda bilinçlendirdi. Sağlık Bakanlığı onaylı eğitimlerde sertifika alan kursiyerler, doğru müdahaleyi öğrenirken bazı katılımcılar ise zamanla eğitmen olarak yeni ilkyardımcıların yetişmesine katkı sunuyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acil bir durumda yapılacak doğru müdahale, çoğu zaman yaşam ile ölüm arasındaki çizgiyi belirleyebiliyor. Bu bilinçle faaliyetlerini sürdüren İzmir Büyükşehir Belediyesi İlkyardım Eğitim Merkezi, vatandaşların ilkyardım konusunda bilinçlenmesi ve acil durumlarda doğru refleksi gösterebilmesi amacıyla teorik ve uygulamalı eğitimler düzenlemeye devam ediyor.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı yönetmeliğine uygun olarak gerçekleştirilen eğitimlerde katılımcılar, günlük yaşamda karşılaşabilecekleri acil sağlık olaylarına doğru şekilde müdahale edebilmek için hem teorik bilgi alıyor hem de uygulamalı çalışmalarla deneyim kazanıyor. Dört yıldır hizmet veren merkezde bugüne kadar 4 bin 600’ü aşkın kişi ilkyardım eğitimi alırken, bilgilendirme faaliyetleriyle ulaşılan kişi sayısı ise 20 bine ulaştı.</p>

<p>Merkez, belediye iştiraklerinden kamu kurumlarına, özel sektör çalışanlarından bireysel başvuru yapan vatandaşlara kadar geniş bir kesime eğitim vererek toplumda ilkyardım bilincinin yaygınlaşmasına katkı sağlıyor.</p>

<h2><strong>Saniyelerin önemini öğreten eğitimler</strong></h2>

<p>İlkyardım Eğitim Merkezi'nde verilen programlar yalnızca teorik anlatımla sınırlı kalmıyor. Eğitim sürecinde katılımcılar, gerçek hayatta karşılaşabilecekleri senaryolar üzerinden uygulamalı çalışmalar yaparak doğru müdahale yöntemlerini öğreniyor.</p>

<p>İzmir İl Sağlık Müdürlüğü denetiminde yürütülen ve yetki belgeli olarak verilen eğitimler; 16 saatlik ilkyardım eğitimi, 8 saatlik ilkyardım güncelleme eğitimi, ücretsiz 4 saatlik afetlerde ilkyardım eğitimi ile 2 saatlik temel yaşam desteği eğitimlerinden oluşuyor.</p>

<p>Eğitimlerin ardından katılımcılar, Sağlık Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen sınava giriyor. Başarılı olan adaylar ise ilkyardımcı sertifikası almaya hak kazanarak olası acil durumlarda bilinçli müdahale yapabilecek yetkinliğe sahip oluyor.</p>

<p>Merkezde verilen eğitimler sayesinde vatandaşların yalnızca bilgi sahibi olması değil, kriz anlarında soğukkanlı davranabilmesi ve doğru karar verebilmesi de hedefleniyor.</p>

<h2><strong>Dört yılda 20 bin kişiye ulaşıldı</strong></h2>

<p>Merkezin Mesul Müdürü Çağatay Delen, eğitimlerin toplum sağlığı açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek merkezin her geçen yıl daha fazla kişiye ulaştığını söyledi.</p>

<p>Delen, eğitimlere katılanların teorik ve uygulamalı süreci tamamladıktan sonra Sağlık Bakanlığı'nın sınavına girdiklerini belirterek başarılı olan kursiyerlerin resmi ilkyardımcı sertifikası almaya hak kazandığını ifade etti.</p>

<p>Merkezde görev yapan beş eğitmenin tamamının sağlık personeli olduğunu vurgulayan Delen, belediye personelinin yanı sıra şirketler, sivil toplum kuruluşları ve federasyonlarla yapılan iş birlikleri kapsamında da eğitimler düzenlediklerini aktardı.</p>

<p>Bugüne kadar 4 bin 600'ü aşkın kişiye ilkyardım eğitimi verildiğini belirten Delen, bilgilendirme faaliyetleri kapsamında ulaşılan kişi sayısının ise 20 bine yükseldiğini söyledi. Eğitim almak isteyen vatandaşların Hemşehri İletişim Merkezi (HİM) aracılığıyla başvuru oluşturabildiğini de sözlerine ekledi.</p>

<p><img alt="19.07.2026 E11D79F7 5Dff 476C 8Db6 1C3B568F106B" class="detail-photo img-fluid" height="1066" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/19072026-e11d79f7-5dff-476c-8db6-1c3b568f106b.jpg" width="1600" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>İlkyardım bilgisi hayatın her alanında gerekiyor</strong></h2>

<p>İlkyardım eğitiminin yalnızca sağlık çalışanları için değil, toplumun her kesimi için gerekli olduğunu belirten Çağatay Delen, doğru müdahalenin hayat kurtardığını söyledi.</p>

<p>Delen, ilkyardım eğitimi alan kişilerin zamanla çevrelerinde yaşanan sağlık olaylarını daha hızlı fark etmeye başladığını belirterek, özellikle solunum yolu tıkanmaları, yaşlı bireylerde görülen kan şekeri düşüklüğü, kalp durması ve solunum durması gibi acil durumlarda eğitim alan kişilerin önemli rol üstlendiğini ifade etti.</p>

<p>Eğitim sonrasında gerçek hayatta müdahalede bulunan kursiyerlerden sık sık teşekkür mektupları ve e-postalar aldıklarını dile getiren Delen, vatandaşların yaşadıkları deneyimlerin ilkyardım eğitiminin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.</p>

<p>İlkyardım bilgisinin herkes için gerekli olduğunun altını çizen Delen, yaşamın herhangi bir anında herkesin böyle bir bilgiye ihtiyaç duyabileceğini belirterek toplumun daha geniş kesimlerinin eğitim almasının önemine dikkat çekti.</p>

<h2><strong>Kursiyerken eğitmenliğe uzanan yolculuk</strong></h2>

<p>Merkezde eğitim alarak kariyerini farklı bir noktaya taşıyan isimlerden biri de Berfin Esen Şirinli oldu. İş güvenliği kapsamında gönüllü olarak katıldığı ilkyardım eğitiminin ardından eğitmenlik belgesini alan Şirinli, bugün aynı merkezde yeni kursiyerlere eğitim veriyor.</p>

<p>İnsanların yaşamına doğrudan dokunabilmenin kendisi için büyük bir motivasyon olduğunu belirten Şirinli, ilkyardımı öğrenmenin kadar öğretmenin de önemli olduğunu söyledi.</p>

<p>Eğitim aldıktan sonra günlük yaşamda karşılaştığı acil durumlarda edindiği bilgileri uygulama fırsatı bulduğunu anlatan Şirinli, alerjik reaksiyon geçiren bir vatandaşa ve düşme sonucu kafa travması yaşayan başka bir kişiye doğru müdahalede bulunduğunu ifade etti.</p>

<p>İlkyardım eğitiminin farkındalığı artırdığını vurgulayan Şirinli, doğru müdahalenin hastanın sonraki tedavi sürecine de önemli katkı sağladığını belirterek herkesin bu eğitimi alması gerektiğini söyledi.</p>

<h2><strong>Eğitim alanlar artık daha hazırlıklı</strong></h2>

<p>Merkezde eğitim gören kursiyerler de aldıkları bilgilerin günlük yaşamda kendilerine güven kazandırdığını ifade ediyor. Katılımcılardan Ferhat Ömer Altaş, eğitimlerin ilk gününden itibaren ilkyardıma nasıl başlanması gerektiğini öğrendiklerini belirterek uygulamalı derslerde Heimlich Manevrası başta olmak üzere birçok kritik müdahaleyi deneyimleme fırsatı bulduklarını söyledi.</p>

<p>Daha önce ilkyardım gerektiren bir olayla karşılaşmadığını ifade eden Altaş, aldığı eğitim sayesinde bundan sonra karşılaşabileceği acil durumlarda doğru müdahaleyi yapabilecek bilgiye sahip olduğunu düşündüğünü dile getirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/hayat-kurtaran-merkezde-binlerce-kisiye-ilkyardim-egitimi</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 10:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/haber-foto11-48-4.jpg" type="image/jpeg" length="21963"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan hayati uyarı: Tip 2 diyabet vakalarının yüzde 80'i önlenebilir]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/uzmandan-hayati-uyari-tip-2-diyabet-vakalarinin-yuzde-80i-onlenebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/uzmandan-hayati-uyari-tip-2-diyabet-vakalarinin-yuzde-80i-onlenebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de erişkin nüfustaki görülme sıklığı yüzde 16,6 gibi oldukça yüksek bir orana ulaşan diyabet hastalığına karşı uzmanlar hayati uyarılarda bulunuyor. Endokrinoloji Uzmanı Dr. Deniz Engin Gök, risk gruplarının düzenli taranması ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesiyle Tip 2 diyabet vakalarının yüzde 80 gibi büyük bir oranının henüz ortaya çıkmadan önlenebileceğini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Modern çağın en yaygın ve sinsi ilerleyen kronik sağlık sorunlarının başında gelen şeker hastalığı, hem ülkemizde hem de dünyada adeta bir pandemi gibi yayılmaya devam ediyor. Konuya ilişkin çarpıcı veriler paylaşan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Deniz Engin Gök, Türkiye’de ve dünyada tescil edilen güncel sağlık dökümlerine dikkat çekti. Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ülkemizde erişkin nüfusta <strong>diyabetin görülme sıklığı</strong> yüzde 16,6 seviyesine ulaşmış durumda. Bu oran, neredeyse her 6 yetişkinden birinin bu kronik rahatsızlıkla yaşamak zorunda olduğunu net bir biçimde ortaya koyuyor.</p>

<p>Diyabeti, pankreasın yeterli miktarda insülin hormonu üretememesi ya da üretilen insülinin vücut hücreleri tarafından etkili bir şekilde kullanılamaması sonucu gelişen kronik bir kan şekeri yüksekliği tablosu olarak tanımlayan Dr. Gök, hastalığın farklı mekanizmalarla ortaya çıkan tipleri bulunduğunu belirtti. Toplumda görülen tüm diyabet vakalarının yaklaşık yüzde 80'lik dilimini <strong>Tip 2 diyabet</strong> oluştururken, bağışıklık sisteminin insülin üreten hücrelere saldırmasıyla başlayan Tip 1 diyabet ise yaşam boyu dışarıdan insülin desteği almayı zorunlu kılıyor. Gebelik sürecinde ortaya çıkan gestasyonel diyabet ise doğumun ardından genellikle kendiliğinden düzelse de annenin ilerleyen yıllarda kalıcı şeker hastası olma riskini ciddi oranda artırıyor.</p>

<h2>Risk faktörlerini bilmek ve erken belirtileri takip etmek hayat kurtarıyor</h2>

<p>Hastalığın kontrolsüz bir şekilde ilerlemesini durdurmanın ve vücutta yaratacağı kalıcı hasarları engellemenin en birincil yolu, kişisel risk haritasını doğru okumaktan geçiyor. Modern hayatın getirdiği hareketsiz yaşam modelleri, kontrolsüz kilo alımı ve <strong>obezite</strong>, rafine gıdalara dayalı sağlıksız beslenme alışkanlıkları, ilerleyen yaş faktörü ve ailede şeker hastalığı öyküsünün bulunması, Tip 2 diyabetin gelişimini tetikleyen en temel unsurlar arasında yer alıyor. Bunların yanı sıra yüksek tansiyon, kan yağlarının yüksekliği ve polikistik over sendromu gibi metabolik rahatsızlıklar da süreci hızlandıran gizli faktörler olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Diyabetin vücutta sinsice ilerlerken aslında çok net sinyaller verdiğini ifade eden Dr. Deniz Engin Gök, vatandaşların kendi vücutlarındaki değişimleri yakından izlemesi gerektiğini vurguladı. Uzman hekim, <strong>diyabetin belirtileri</strong> arasında en sık karşılaşılan durumları şu şekilde sıraladı: "Aşırı susama hissi, geçmeyen ağız kuruluğu, çok sık idrara çıkma ve özellikle geceleri idrar ihtiyacıyla uykudan uyanma, geçmeyen kronik halsizlik, çabuk yorulma, iştah dengesizlikleri, açıklanamayan ani kilo kayıpları, bulanık görme, el ve ayak parmaklarında uyuşma ile yaraların normalden çok daha geç iyileşmesi." Bu tür şikayetleri olan kişilerin vakit kaybetmeden açlık ve tokluk kan şekeri ölçümleri ile gerek duyulması halinde uygulanan oral glukoz tolerans testi, yani şeker yükleme testi yaptırması gerekiyor.</p>

<h2>Kontrolsüz seyreden kan şekeri hayati organları doğrudan hedef alıyor</h2>

<p>Zamanında teşhis edilmeyen ya da tıp tüzüğüne uygun şekilde tedavi edilmeyerek kontrolsüz bırakılan şeker hastalığı, sadece yüksek kan şekerinden ibaret kalmayıp tüm damar sistemini tahrip ederek çok ağır komplikasyonlara davetiye çıkarıyor. Kan dolaşımındaki glukoz seviyesinin sürekli yüksek seyretmesi, kılcal damarlardan başlayarak tüm hayati organların beslenme zincirini bozuyor. Dr. Gök, <strong>kontrol edilmeyen diyabetin</strong> yol açabileceği geri dönüşümsüz hasarlar konusunda uyarılarda bulundu.</p>

<p>Kronik yüksek şekerin damar duvarlarında yarattığı tahribat; kalp ve damar hastalıkları, inme, kronik böbrek yetmezliği, gözdeki damarların zarar görmesine bağlı kalıcı görme kayıpları, sinir hasarları ve his kaybı sonucu oluşan diyabetik ayak yaraları gibi son derece ciddi tablolara neden olabiliyor. Bu ağır hasarların önüne geçebilmek adına, hastanın durumuna özel olarak hazırlanan tıbbi beslenme planı, düzenli fiziksel aktiviteler, kilo kontrolü ve hekim gözetiminde yürütülen ağızdan alınan ilaçlar veya <strong>insülin tedavisi</strong> protokollerinin harfiyen uygulanması hayati önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Yaz sıcaklarında sıvı kaybı ve beslenme dengesizliğine dikkat edilmeli</h2>

<p>Mevsimsel geçişler ve özellikle aşırı sıcak yaz günleri, diyabet hastaları için metabolik dengelerin en çok sarsıldığı dönemlerin başında geliyor. Havaların ısınmasıyla birlikte terleme yoluyla vücuttan atılan su ve elektrolitler, kan şekerinde öngörülemeyen ani dalgalanmaları tetikliyor. Böbrek fonksiyonları şeker hastalığı nedeniyle hassaslaşmış olan bireyler, sağlıklı insanlara kıyasla bu sıvı kaybından çok daha hızlı ve ağır bir biçimde etkileniyor.</p>

<p>Yaz aylarında diyabet yönetimini kolaylaştırmak için kardiyovasküler asayiş kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr. Gök, hekim aksini belirtmediği sürece günde en az 2,5-3 litre <strong>yeterli miktarda su</strong> tüketilmesi gerektiğinin altını çizdi. Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği öğle saatlerinde dışarıya çıkılmaması ve ağır sporlardan kaçınılması gerekiyor. Tatil dönemlerinde bozulan beslenme disiplini ve atlanan öğünlerin de kan şekeri dengesini altüst ettiğini ifade eden uzman, kızartma ve ağır yağlı yemeklerden uzak durulmasını, taze sebze ağırlıklı menülerin tercih edilmesini, yaz meyveleri ile dondurmanın ise porsiyon kontrolü dahilinde tüketilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/uzmandan-hayati-uyari-tip-2-diyabet-vakalarinin-yuzde-80i-onlenebilir</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/uzmandan-uyari-tip-2-diyabet-vakalarinin-yuzde-80-i-onlenebilir.webp" type="image/jpeg" length="25080"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dişten elde edilen kök hücreler "çikolata kisti" için umut verdi]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/disten-elde-edilen-kok-hucreler-cikolata-kisti-icin-umut-verdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/disten-elde-edilen-kok-hucreler-cikolata-kisti-icin-umut-verdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ege Üniversitesinde görevli Türk bilim insanları, tıp dünyasında çığır açacak ortak bir çalışmaya imza attı. Rutinde tıbbi atık olarak çöpe atılan gömülü 20 yaş dişlerinden elde edilen kök hücrelerin, kadınlarda kısırlığa yol açan ve tedavisi oldukça güç olan çikolata kistini (endometrioma) gerilettiği laboratuvar ortamında kanıtlandı. Deney hayvanları üzerinde başarıyla tamamlanan bu çalışma, gelecekte kısırlık tedavisinde hücresel yöntemlerin önünü açacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık alanında yürütülen kök hücre çalışmaları her geçen gün yeni bir umut kapısı aralamaya devam ediyor. İzmir'in köklü eğitim kurumlarından Ege Üniversitesinde görev yapan Tıp ve Diş Hekimliği fakültelerindeki bilim insanları, multidisipliner bir yaklaşımla bir araya gelerek ezber bozan bir araştırmayı başarıyla tamamladı. Bilim heyeti, kliniklerde her gün rutin olarak çekilen ve doğrudan çöpe gönderilen <strong>gömülü 20 yaş dişleri</strong> üzerinde derinlemesine bir analiz süreci başlattı.</p>

<p>Yürütülen laboratuvar çalışmalarında, çekilen bu dişlerin merkezinde yer alan ve "pulpa" adı verilen canlı dokudan <strong>mezenkimal kök hücreler</strong> izole edildi. Tıbbi atık statüsündeki bir materyalin yeniden hayata kazandırılması felsefesine dayanan bu süreçte, elde edilen hücreler özel besi yerlerinde çoğaltıldı. Araştırmanın en çarpıcı yönlerinden biri ise dondurularak tam bir yıl boyunca eksi 80 derecede saklanan hücrelerin, çözüldükten sonra dahi canlılıklarını, karakteristik özelliklerini ve tedavi edici potansiyellerini neredeyse tamamen korumayı başarması oldu.</p>

<h2>Laboratuvar ortamında çoğaltılan hücreler zorlu testlerden geçti</h2>

<p>Projenin biyolojik ve hücresel üretim aşamaları, uluslararası laboratuvar standartlarına tam uyumlu steril kabinlerde gerçekleştirildi. Diş hekimleri tarafından steril koşullarda çekilen gömülü dişler, hiç vakit kaybedilmeden Sağlık Bilimleri Enstitüsü Kök Hücre Bilim Dalı laboratuvarlarına ulaştırıldı. Hücrelerin saflaştırılması ve izolasyonu için santrifüj cihazları ve özel enzim solüsyonları kullanılarak titiz bir ayrıştırma protokolü uygulandı.</p>

<p>Elde edilen hücrelerin karakterizasyonunu doğrulamak adına histokimyasal boyamalar ve ileri mikroskobik analizler gerçekleştirildi. Hücrelerin inkübatör ortamında hızla çoğaldığı ve dondurulup çözünme döngülerine karşı yüksek direnç gösterdiği bilimsel verilerle tescil edildi. Araştırmacılar, elde edilen bu <strong>dental pulpa kök hücrelerini</strong> test ederek biyolojik kalitelerinden emin olduktan sonra tıp dünyasında heyecan yaratan bir sonraki faza geçiş yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Deney hayvanlarında oluşturulan hastalık odaklarında gerileme gözlendi</h2>

<p>Çalışmanın en heyecan verici ve klinik açıdan umut vadeden aşaması ise kadın hastalıklarında sıkça karşılaşılan kronik bir sağlık sorunu üzerinde denendi. Kadınlarda şiddetli ağrılara, yaşam kalitesinin düşmesine ve en önemlisi de <strong>kısırlığa neden olan</strong> ve halk arasında <strong>çikolata kisti</strong> adıyla bilinen endometrioma hastalığının tedavisi hedeflendi. Bu doğrultuda araştırmacılar, öncelikle sağlıklı deney hayvanlarında insanlardaki çikolata kisti hastalığına birebir benzeyen yapay hastalık modelleri oluşturdu.</p>

<p>Hastalık odakları geliştirilen bu deneklerin karın boşluğuna, dişlerden izole edilip bir yıl boyunca dondurularak saklanan kök hücreler enjekte edildi. Tedavi sürecinin ardından yapılan makroskobik ve histopatolojik incelemelerde, enjekte edilen hücrelerin bölgedeki inflamasyonu baskıladığı ve çikolata kisti odaklarının ciddi oranda gerileyerek iyileştiği gözlemlendi. Bu sonuç, dünyada kesin ve kalıcı bir ilaç tedavisi bulunmayan bu zorlu hastalık için tamamen doğal ve hücresel bir tedavi alternatifinin ilk somut kanıtı oldu.</p>

<h2>Kısırlık tedavisi için geleceğe yönelik küresel bir vizyon</h2>

<p>Günümüzde çikolata kistinin klinik yönetimi genellikle cerrahi müdahaleler veya hastaları baskılayıcı hormonal tedaviler ile yapılmaya çalışılmaktadır. Ancak bu geleneksel yöntemler, yumurtalık rezervlerine zarar verebilmekte veya yan etkileriyle hastaların yaşam konforunu olumsuz etkileyebilmektedir. Üstelik uygulanan tedavilere rağmen hastalığın tekrarlama oranının yüksek olması ve kısırlık üzerindeki olumsuz etkilerinin tam olarak giderilememesi, bilim insanlarını yeni arayışlara itmektedir.</p>

<p>Ege Üniversitesinde elde edilen bu tescilli başarı, gelecekte kısırlık ve çikolata kisti ile mücadele eden kadın hastalar için umut ışığı yakıyor. Araştırma ekibi, deney hayvanlarında elde edilen bu yüz güldürücü ve başarılı sonuçların, gerekli yasal izinler ve tüzük süreçlerinin ardından klinik insan deneyleri aşamasına taşınmasını hedefliyor. Hücresel tedavilerin yaygınlaşmasıyla birlikte, kadın sağlığı ve üreme tıbbında tamamen yeni bir dönemin kapılarının aralanması bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir, Bornova</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/disten-elde-edilen-kok-hucreler-cikolata-kisti-icin-umut-verdi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/a-a-20260717-41998426-41998408-d-i-s-t-e-n-e-l-d-e-e-d-i-l-e-n-k-o-k-h-u-c-r-e-l-e-r-c-i-k-o-l-a-t-a-k-i-s-t-i-i-c-i-n-u-m-u-t-v-e-r-d-i.jpg" type="image/jpeg" length="63016"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir’de her 3 ölümden biri kalpten]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/izmirde-her-3-olumden-biri-kalpten</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/izmirde-her-3-olumden-biri-kalpten" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’de ölüm nedenlerinin başında kalp ve damar hastalıkları geliyor. TÜİK verilerine göre kentte bir yılda 31 bin 494 kişi yaşamını yitirirken, 10 bin 652 ölüm dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Kentte her gün ortalama 86 kişi hayatını kaybediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de ölüm nedenleri arasında ilk sırayı kalp ve damar hastalıkları aldı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) en güncel Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri verilerine göre, kentte gerçekleşen ölümlerin yaklaşık üçte biri dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Verilere göre İzmir’de bir yılda <strong>31 bin 494 kişi</strong> yaşamını yitirdi. Dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise <strong>10 bin 652</strong> olarak kayıtlara geçti. Bu grupta özellikle kalp krizi olarak bilinen iskemik kalp hastalıkları ile beyin damar hastalıkları öne çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Solunum hastalıkları ikinci sırada</strong></h2>

<p>İzmir’de en fazla ölüme neden olan ikinci hastalık grubu ise solunum sistemi hastalıkları oldu. KOAH, zatürre ve diğer akciğer rahatsızlıkları nedeniyle <strong>6 bin 726 kişi</strong> hayatını kaybetti. Kanser vakaları ise ölüm nedenleri sıralamasında üçüncü sırada yer aldı. İyi ve kötü huylu tümörler nedeniyle <strong>4 bin 751 kişi</strong> yaşamını yitirdi. Bu grupta özellikle gırtlak ve akciğer tümörleri dikkat çekti.</p>

<h2><strong>Trafik kazaları ve yaralanmalar da listede</strong></h2>

<p>İzmir’de iç salgı bezi ve metabolizma hastalıkları nedeniyle <strong>1 bin 236</strong>, trafik kazaları, zehirlenmeler ve çeşitli yaralanmaları kapsayan dışsal nedenlerle ise <strong>1 bin 207</strong> ölüm gerçekleşti. 2026 yılının haziran ve temmuz aylarına ilişkin hastalık bazlı ölüm istatistikleri henüz yayımlanmadı. TÜİK, ölüm nedenlerine ilişkin detaylı verileri aylık olarak değil, yıllık raporlar halinde açıklıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi kayıtlarında ise kentte günlük defin işlemlerinin ortalama <strong>80-90 kişi</strong> seviyesinde devam ettiği görülüyor. Ancak bu kayıtlarda kişilerin tıbbi ölüm nedenleri kamuoyuna açıklanmıyor.</p>

<h2><strong>İzmir’de ölüm hızı Türkiye ortalamasının üzerinde</strong></h2>

<p>TÜİK verilerine göre İzmir’in kaba ölüm hızı <strong>binde 7</strong> olarak gerçekleşti. Türkiye genelinde bu oran <strong>binde 5,7</strong> seviyesinde bulunuyor. Uzmanlar, İzmir’de ölüm oranının Türkiye ortalamasının üzerinde olmasını kentin yaşlı nüfus oranının yüksek olmasıyla ilişkilendiriyor. Kentteki toplam ölümlerin yaklaşık <strong>17 bin 505’i erkeklerden</strong>, <strong>13 bin 989’u kadınlardan</strong> oluşuyor. İzmir’de bebek ölüm hızı ise binde 6 ile Türkiye ortalaması olan binde 7,8’in altında kaldı. Bu veri, kentte bebek sağlığı açısından olumlu bir tablo olarak değerlendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İZMİR GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/izmirde-her-3-olumden-biri-kalpten</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 20:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/9-eylul-2026-07-14t201846416.png" type="image/jpeg" length="74831"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Serinlemek için Hijyenik olmayan buzlar zehir saçıyor]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/serinlemek-icin-hijyenik-olmayan-buzlar-zehir-saciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/serinlemek-icin-hijyenik-olmayan-buzlar-zehir-saciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında serinlemek amacıyla tüketilen soğuk içeceklerin vazgeçilmezi olan buz, hijyenik kurallara uyulmadığında ciddi sağlık risklerini beraberinde getiriyor. Uzmanlar, soğuk ortamda bakterilerin ölmeyeceği uyarısında bulunarak arıtılmamış su kullanımı ve düzensiz makine temizliğinin ölümcül gıda zehirlenmelerine zemin hazırlayabileceğini belirtiyor. Tüketicilerin ve işletmelerin ambalajlı buz alırken işletme onay numaralarına dikkat etmesi hayati önem taşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminin etkisiyle birlikte kafe, restoran ve otellerde soğuk içecek tüketimi zirve noktasına ulaşırken, bu içeceklerin sıcaklığını korumak amacıyla kullanılan buzların üretim süreçleri büyük bir sağlık tartışmasını beraberinde getirdi. Toplumda yaygın olarak kabul gören "soğuk ortamda mikrop barınmaz" inanışı, mikrobiyolojik araştırmalar ve uzman görüşleriyle çürütülüyor. Düşük sıcaklıkların bakterileri öldürmediğini, aksine onları uyku moduna alarak muhafaza ettiğini belirten bilim insanları, buzun kendisinin doğrudan bir gıda maddesi olarak kabul edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>

<p>Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte içeceklerde kullanılan buzun üretimi, saklanması ve servisinde hijyen kurallarının önemi gündeme geldi. <strong>Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Toprak</strong>, yaz aylarında buzun gıda servisinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgulayarak önemli uyarılarda bulundu. Buz üretiminde kullanılan suyun içilebilir nitelikte olması, buz makinelerinin düzenli olarak temizlenmesi ve buzun uygun koşullarda muhafaza edilmesi gerektiğini belirten Toprak, "Özellikle buzun yapılmış olduğu suyun, insani tüketim amaçlı sularla ilgili yönetmeliğe uygun ve içilebilir nitelikte olması gerekiyor. Buna çok önem vermek lazım. Buzun üretilmesi, saklanması ve servis edilmesinde hijyenik kurallara uymazsak, ciddi gıda zehirlenmeleriyle karşı karşıya kalma ihtimalimiz yüksek. Burada da özellikle <strong>'Escherichia coli, Salmonella, Listeria monocytogenes' dediğimiz bakterilerin</strong> yol açabileceği zehirlenmeler olabilir" diyerek tehlikenin boyutuna dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Temizlenmeyen makineler mikroorganizmalar için yuva haline geliyor</h2>

<p>Buz hijyeninde en kritik halkalardan birini, üretimin yapıldığı cihazların fiziki ve teknik bakımları oluşturuyor. Sürekli nemli ve sulu bir ortama sahip olan buz yapma makineleri, periyodik olarak dezenfekte edilmediğinde küf, mantar ve zararlı bakteriler için kusursuz bir üreme alanı haline geliyor. Cihaz filtrelerinin zamanında değiştirilmemesi ve su depolarının temizlenmemesi, şebeke suyundan gelen kirliliğin doğrudan buz küplerine hapsedilmesine neden oluyor.</p>

<p>İşletmelerdeki teknik takip süreçlerine değinen Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Uğur Toprak, buz makinelerinin temizliğinin iyi yapılması gerektiğinin altını çizdi. İçinde su olduğu için bu makinelerin mikroorganizmaların gelişebileceği bir alan olduğunu ifade eden Toprak, cihazların iyi bir şekilde yıkanıp dezenfekte edilmesi ve bu işlemlerin belli aralıklarla kayıt altına alınması gerektiğini söyledi. Dışarıdan hazır buz tedarik eden işletmeleri de merdiven altı üretim riskine karşı uyaran Toprak, "Dışarıdan işletmeler, mutlaka ürünü aldıkları <strong>firmanın işletme kayıt onay numarasına</strong> bakmalılar. Bu firmaların fiziki koşulları göz ardı edilmemeli" dedi.</p>

<h2>Servis esnasında yapılan hatalar çapraz bulaşmaya yol açıyor</h2>

<p>Üretim aşaması ne kadar temiz olursa olsun, buzun bardağa ulaşma sürecindeki insan faktörü de zincirin kırılmasına neden olabiliyor. Hizmet sektöründe çalışan personelin el hijyenine dikkat etmemesi, buz küplerinin çıplak elle tutulması ya da temiz olmayan kaplarda saklanması, patojenlerin gıdaya geçişini hızlandırıyor. Masaya ya da tezgaha temas eden bir buzun tekrar bardağa konulması gibi asgari kurallara uymayan pratikler, basit bir serinleme isteğini hastane koridorlarında son bulan bir sağlık krizine dönüştürebiliyor.</p>

<p>Buzla temas eden personelin ellerini çok sık yıkaması ya da eldiven kullanması gerektiğini belirten uzmanlar, servis sırasında mutlaka kürek veya maşa gibi uygun aparatların kullanılmasını şart koşuyor. Kullanılan bu araçların da gıdaya uygun malzemelerden üretilmiş olması ve sık sık yıkanması gerekiyor. Herhangi bir şekilde yere veya masaya düşen buzun kesinlikle imha edilmesi gerektiğini hatırlatan Uğur Toprak, hijyen tüzüğüne uymayan bu pratiklerin insanlarda ishal, kusma, mide bulantısı ve yüksek ateş gibi ağır tablolara yol açabileceğini ifade etti.</p>

<h2>İşletmeler çift filtreleme ve onaylı tedarik yöntemlerini seçiyor</h2>

<p>Buz tüketiminin tavan yaptığı turizm ve eğlence sektöründe ise bazı işletmeler, kendi bünyelerinde geliştirdikleri özel filtreleme sistemleriyle riskleri minimize etmeye çalışıyor. Şebeke suyunu doğrudan kullanmak yerine endüstriyel arıtma cihazlarından geçirerek buz makinelerine aktaran restoranlar, suyun sertlik ve pH derecelerini de anlık olarak takip ediyor.</p>

<p>İzmir'de uzun yıllardır hizmet veren kafe işletmecisi ve barmen <strong>Mevlüt Ülker</strong>, yaz aylarında artan talebi karşılamak için aldıkları önlemleri paylaştı. Kendi makinelerinde sadece arıtmadan geçen suyu kullandıklarını ve sisteme ekstra filtreler ekleyerek kötü bakterileri uzak tuttuklarını söyleyen Ülker, "Aynı zamanda dışarıdan aldığımız bazı içeceklerimiz için kullandığımız özel buzlar var. Bu ürünleri de Sağlık Bakanlığı'ndan onaylı firmalardan alıyoruz, pH değerlerine bakıyoruz" dedi. İşletme içinde müşteriden geri dönen buzları anında imha ettiklerini belirten deneyimli barmen, tüketicilerin de ambalajlı ve güvenli noktaları tercih etmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/serinlemek-icin-hijyenik-olmayan-buzlar-zehir-saciyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/haber-foto11-28.jpg" type="image/jpeg" length="51755"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Başkent Üniversitesi'nden Senegal'e sağlık köprüsü: Yanık merkezi için önemli süreç başladı]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/baskent-universitesinden-senegale-saglik-koprusu-yanik-merkezi-icin-onemli-surec-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/baskent-universitesinden-senegale-saglik-koprusu-yanik-merkezi-icin-onemli-surec-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Başkent Üniversitesi, uluslararası sağlık ve eğitim iş birliklerine Senegal adımıyla yeni bir halka ekledi. Karabağ Üniversitesi ile yürütülen projenin ardından Dakar Şeyh Anta Diop Üniversitesi ile imzalanan protokolle Senegal’de yanık merkezi kurulması için önemli bir süreç başlatıldı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin sağlık alanındaki öncü kurumlarından Başkent Üniversitesi, uluslararası iş birliklerini genişletmeye devam ediyor. Daha önce Karabağ Üniversitesi ile yürütülen ve TİKA tarafından desteklenen “Toplum İçin Bilim – Toplumsal Katkı Projeleri” kapsamında hemşirelik eğitimi ve altyapı geliştirme alanında önemli bir çalışmaya imza atan üniversite, bu kez Senegal ile sağlık alanında yeni bir ortaklık başlattı.</p>

<p>Başkent Üniversitesi ile Senegal’in köklü yükseköğretim kurumlarından Dakar Şeyh Anta Diop Üniversitesi Tıp Fakültesi arasında, Senegal’de kurulması planlanan yanık merkezi için iş birliği protokolü imzalandı. Protokolün, TİKA desteğiyle yürütülecek çalışmalar kapsamında hayata geçirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Başkent Üniversitesi Kurucusu Prof. Dr. Mehmet Haberal öncülüğünde Türkiye’de yıllar önce temelleri atılan yanık tedavisi deneyiminin, bu protokolle Senegal’e taşınacak olması sağlık diplomasisi açısından dikkat çeken bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 07 10 At 08.38.50 (4)" class="detail-photo img-fluid" height="738" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-10-at-083850-4.jpeg" width="1600" /></p>

<p><strong>SENEGAL HEYETİNDEN HABERAL’A ZİYARET</strong></p>

<p>Dakar Şeyh Anta Diop Üniversitesi üst yönetimi, protokol süreci kapsamında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesinde Prof. Dr. Mehmet Haberal’ı makamında ziyaret etti. Ziyarette; sağlık eğitimi, akademik iş birliği, yanık tedavisi ve bilimsel kapasite geliştirme başlıkları ele alındı.</p>

<p>Senegalli heyet, Prof. Dr. Haberal’a “Işık bilimdedir” temalı bir plaket takdim etti. Ziyaret sırasında Haberal, Türkiye’de yaklaşık yarım asır önce başlattığı organ nakli sürecini, sağlık alanındaki bilimsel çalışmaları ve Başkent Üniversitesi’nin kuruluş felsefesini heyetle paylaştı.</p>

<p>Heyet üyeleri, Prof. Dr. Haberal’ın özgeçmişini, tıp alanındaki ilklerini ve uluslararası başarılarını etkileyici bulduklarını belirterek kendisini tebrik etti. Görüşmede, sağlık hizmetlerinin yalnızca tedaviyle sınırlı olmadığı, aynı zamanda bilgi paylaşımı, eğitim ve sürdürülebilir altyapı yatırımlarıyla güçlenebileceği mesajı öne çıktı.</p>

<p><strong>“SİZİ BAŞKA ÜLKEYE MUHTAÇ ETMEYİZ”</strong></p>

<p>Programda Senegalli heyete seslenen Prof. Dr. Mehmet Haberal, iş birliğinin yalnızca bir protokol imzasından ibaret olmadığını vurguladı. Haberal, Senegal’de kurulacak yanık merkezi için güçlü bir çalışma ortaya koyacaklarını belirterek, “Çok çalışacağız, sizi başka ülkeye muhtaç etmeyiz” mesajı verdi.</p>

<p>Başkent Üniversitesi’nin sağlık alanındaki birikiminin, akademik kadrosunun ve hastane deneyiminin Senegal’de kurulacak merkeze aktarılması hedefleniyor. Bu kapsamda eğitim, teknik destek, sağlık personelinin yetiştirilmesi ve yanık tedavisi süreçlerinde bilgi paylaşımı yapılması bekleniyor.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 07 10 At 08.38.50 (1)" class="detail-photo img-fluid" height="738" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-10-at-083850-1.jpeg" width="1600" /></p>

<p><strong>YANIK MERKEZİ İÇİN GÜÇLÜ İŞ BİRLİĞİ</strong></p>

<p>Senegal’de kurulması planlanan yanık merkezi, yalnızca iki üniversite arasındaki akademik yakınlaşmanın değil, aynı zamanda Türkiye’nin sağlık alanındaki uluslararası tecrübesinin de bir yansıması olacak.</p>

<p>Başkent Üniversitesi, Türkiye’nin birçok ilinde hizmet veren hastaneleri, güçlü akademik kadrosu ve tıp alanındaki deneyimiyle öne çıkan kurumlardan biri olarak biliniyor. Üniversitenin bu birikimini Senegal’e taşıması, özellikle yanık tedavisi gibi uzmanlık gerektiren bir alanda önemli bir ihtiyaçla buluşacak.</p>

<p>Sağlık Kuruluşları Direktörü Prof. Dr. Ali Haberal da programda yaptığı değerlendirmede, yanık merkezlerinin insan hayatı açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Yanık tedavisinin yalnızca acil müdahale değil, uzun soluklu bakım, rehabilitasyon ve uzman ekip çalışması gerektirdiğini vurgulayan Haberal, kurulacak merkezin bölge halkı için önemli bir kazanım olacağını ifade etti.</p>

<p><strong>BİLİMİN TOPLUMSAL KATKISI VURGULANDI</strong></p>

<p>Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi’nde gerçekleşen ziyaretin ardından Hasan Telatar Konferans Salonu’nda proje kapsamında bir program düzenlendi. Programın açış konuşmasını Başkent Üniversitesi Toplumsal Katkı Koordinatörü Prof. Dr. Suna Timur Ağıldere yaptı.</p>

<p>Ağıldere, üniversitelerin yalnızca eğitim ve araştırma merkezleri olmadığını, aynı zamanda toplumların gelişimine doğrudan katkı sağlayan kurumlar olduğunu belirtti. Toplumsal katkı odaklı projelerin, bilginin sahaya inmesi ve insan hayatına dokunması açısından büyük önem taşıdığı ifade edildi.</p>

<p>Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Remzi Erdem ise insan sağlığı için bilimi kullanmanın değerine vurgu yaptı. Erdem, bilimsel bilginin uluslararası iş birlikleriyle daha geniş coğrafyalara ulaşmasının, sağlık alanında kalıcı sonuçlar doğurabileceğini söyledi.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 07 10 At 08.38.50" class="detail-photo img-fluid" height="738" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-10-at-083850.jpeg" width="1600" /></p>

<p><strong>TİKA DESTEĞİYLE YENİ BİR ADIM</strong></p>

<p>Programda TİKA Daire Başkanı Uğur Tanyeli de söz aldı. TİKA’nın uluslararası kalkınma projelerinde üstlendiği rol, sağlık ve eğitim alanında yürütülen iş birliklerinin sürdürülebilirliği açısından önemli bir başlık olarak öne çıktı.</p>

<p>Dakar Şeyh Anta Diop Üniversitesi Rektör Yardımcısı Maguette Deme Sylla Niang ise Başkent Üniversitesi’nde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Niang, sağlık alanında kurulacak iş birliğinin Senegal için büyük önem taşıdığını belirterek, üniversitenin bilimsel altyapısından ve hastane deneyiminden etkilendiklerini ifade etti.</p>

<p>Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hakan Özkardeş de konuşmasında üniversitenin öncü kimliğine dikkat çekti. Özkardeş, Başkent Üniversitesi’nin sağlık, eğitim ve toplumsal katkı alanlarında yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası düzeyde de sorumluluk üstlenen bir kurum olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>KAMPÜS VE HASTANE İNCELEMESİ</strong></p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Haberal, Senegalli heyete Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi’ni gezdirerek yürütülen sağlık hizmetleri hakkında bilgi verdi. Ziyarette hastanenin farklı birimleri, tedavi süreçleri ve sağlık hizmetlerinin organizasyonu hakkında değerlendirmelerde bulunuldu.</p>

<p>Heyet, Başkent Üniversitesi yerleşkesini de gezdi. Üniversitenin kampüs yapısı, sağlık altyapısı ve akademik birimleri Senegalli konukların ilgisini çekti. Ziyaretin ardından heyetin Başkent Üniversitesi’nin Adana’daki hastanelerinde de incelemelerde bulunduğu ve temasların ardından Türkiye’den ayrıldığı belirtildi.</p>

<p><strong>KORE BÜYÜKELÇİSİ’NDEN BAŞKENT’E ÖVGÜ</strong></p>

<p>Başkent Üniversitesi’nde uluslararası temaslar yalnızca Senegal iş birliğiyle sınırlı kalmadı. Üniversite bünyesinde yürütülen Küresel Bağış Projesi kapsamında kuruma kazandırılan ambulansın resmi teslim töreni de gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene Başkent Üniversitesi Kurucusu Prof. Dr. Mehmet Haberal, Rektör Prof. Dr. Hakan Özkardeş, Kore Cumhuriyeti Büyükelçisi Sukjong Boo, 2025-2026 Dönemi Kulüp Başkanı Zeynep Küklü, geçmiş dönem Guvernörü Hakan Karaalioğlu ve dönem Guvernörü Can Çığırgan katıldı. Konuşmaların ardından ambulansın resmi teslimi yapıldı.</p>

<p>Kore Cumhuriyeti Büyükelçisi Sukjong Boo, törenin ardından Başkent Üniversitesi kampüsünde bulunan Atatürk Evini Prof. Dr. Mehmet Haberal eşliğinde gezdi. Büyükelçi, Haberal’ın dünya genelindeki çalışmalarını ve başarılarını yakından takip ettiklerini belirterek kendisine duydukları hayranlığı dile getirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/baskent-universitesinden-senegale-saglik-koprusu-yanik-merkezi-icin-onemli-surec-basladi</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-10-at-083850-5.jpeg" type="image/jpeg" length="45189"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uykusuz geçen günlerin hesabı hafta sonu kapanmıyor]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/uykusuz-gecen-gunlerin-hesabi-hafta-sonu-kapanmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/uykusuz-gecen-gunlerin-hesabi-hafta-sonu-kapanmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern yaşamın getirdiği yoğun iş temposu, milyonlarca insanı hafta içi uykusuz kalmaya ve bu açığı hafta sonu uzun saatler uyuyarak kapatmaya zorluyor. Bilim dünyasında uzun süredir tartışılan "uyku borcu telafi edilebilir mi?" sorusuna yanıt arayan son araştırmalar, hafta sonu uyunan fazla uykunun kalp sağlığı üzerinde umut veren kısa vadeli koruyucu etkiler sağlasa da, kronik uykusuzluğun beyin ve metabolizma üzerindeki kalıcı tahribatını tamamen ortadan kaldırmadığını gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz dünyasında iş ve sosyal yaşam dengesini kurmaya çalışan yetişkinlerin büyük bir kısmı, hafta içi gecelerinden çaldıkları uyku sürelerini cumartesi ve pazar günleri yatakta daha fazla zaman geçirerek telafi edebileceğine inanıyor. Ancak nöroloji ve uyku tıbbı uzmanları, insan vücudunun bir banka hesabı gibi çalışmadığını ve günlerce süren <strong>uyku yoksunluğunun</strong> yarattığı hücresel hasarın sadece iki gecelik uzun uyku periyotlarıyla sıfırlanamayacağını vurguluyor. Küresel ölçekte yürütülen epidemiyolojik ve klinik çalışmalar, düzensiz uyku alışkanlıklarının metabolik tüzük üzerinde bıraktığı derin izleri tescil ediyor.</p>

<p>Son olarak saygın bilimsel tescil kurumlarından <strong>Springer Nature</strong> tarafından yayımlanan hakemli bilim dergisi <strong>Sleep and Breathing</strong> bünyesinde yer alan kapsamlı bir makale, bu durumun fizyolojik sınırlarını net bir şekilde çizdi. Araştırmacılar, laboratuvar ortamında gerçekleştirilen deneysel analizleri ve geniş katılımlı klinik dökümleri bir araya getirerek hafta sonu yapılan "telafi uykusunun" anatomisini inceledi. Elde edilen kriminolojik ve biyolojik bulgular, hafta sonu yatakta fazladan geçirilen saatlerin yorgunluk hissini azalttığını, dikkat ve bilişsel fonksiyonlarda geçici bir toparlanma sağladığını ancak hormonal dengesizlikleri ve bağışıklık sistemindeki zayıflamayı tamamen tedavi edemediğini gösterdi. Beynin kısa vadeli bir lojistik savunma mekanizması olarak uyku borcunun bir kısmını perdeletebildiği fakat derin dokulardaki kronik yıpranmanın devam ettiği belirlendi.</p>

<h2>Kalp sağlığı için koruyucu kalkan oluşturabiliyor</h2>

<p>Hafta sonu uykusunun kronik etkileri tamamen silemediği gerçeğine rağmen, kardiyovasküler sistem üzerinde yadsınamaz bir lojistik destek sağladığı da tescillendi. Yoğun stres ve uykusuzluk altında çalışan bünyelerin, hafta sonu buldukları ilk fırsatta uyku sürelerini makul düzeyde artırmalarının, damar sağlığı ve kalp ritmi üzerinde koruyucu bir tampon bölge yarattığı ortaya çıktı. Büyük veri analitiği yöntemleriyle yürütülen ve tescil dökümleri uluslararası tıp kongrelerinde paylaşılan geniş çaplı bir saha taraması, bu olumlu etkiyi sayısal verilerle kanıtladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaklaşık <strong>91 bin kişinin</strong> uzun süreli sağlık verilerinin ve siber medikal kayıtlarının incelendiği bu devasa araştırmada, hafta içi iş yoğunluğu nedeniyle yeterince uyuyamayan ancak hafta sonu uyku sürelerini uzatan bireylerin hayati bir avantaj yakaladığı görüldü. Bu kişilerin, hafta sonu uykusunu uzatmayan meslektaşlarına kıyasla <strong>kalp hastalığı riskinin yaklaşık yüzde 20 daha düşük</strong> olduğu tescil edildi. Uzmanlar, bu koruyucu etkinin özellikle hafta boyunca ağır derece uyku eksikliği yaşayan ve yüksek kortizol hormonuna maruz kalan bünyelerde çok daha belirgin bir savunma kalkanı inşa ettiğini belirtiyor. Ancak bu durumun kalıcı bir tedavi yöntemi olarak görülmemesi, sadece akut krizleri önleyen geçici bir lojistik mola olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.</p>

<h2>Gereğinden fazla uyumak biyolojik saati altüst ediyor</h2>

<p>Bilim insanları, hafta sonu uykusunun dozajı konusunda da tüketicileri ve hastaları çok kritik bir tüzük sınırıyla uyarıyor. Uykusuzluğu telafi etme düşüncesiyle cumartesi ve pazar günleri öğle saatlerine kadar yataktan çıkmamak, sanılanın aksine vücudun hormonal dengesine yeni bir darbe vurabiliyor. 2026 yılında <strong>Journal of Affective Disorders</strong> dergisinde yayımlanan ve tescilli olarak <strong>326 binden fazla kişinin</strong> yaşam alışkanlıklarını siber algoritmalarla analiz eden makale, aşırı uykunun gizli tehlikelerini deşifre etti.</p>

<p>Söz konusu bilimsel döküme göre, hafta sonu yapılan <strong>telafi uykusu</strong> yalnızca hafta içi gerçek anlamda uyku borcu biriktiren ve uykusuzluk çeken bünyeler için bir ilaç niteliği taşıyor. Hafta boyunca zaten düzenli ve yeterli uyuyan bireylerin, hafta sonu sırf tatil olduğu gerekçesiyle gereğinden fazla uyuması, kentsel sağlık standartlarına göre vücudun <strong>biyolojik saatinin</strong> bozulmasına yol açıyor. Bu ritim bozukluğu doğrudan ensülin direncini tetikleyerek kan şekeri kontrolünü olumsuz etkiliyor ve kişiyi obezite ile tip 2 diyabet riskine açık hale getiriyor. Ayrıca tıp literatüründe <strong>sosyal jet lag</strong> olarak tescil edilen, hafta sonları çok geç yatıp çok geç kalkma alışkanlığı, vücudun sirkadiyen ritmini tamamen paralize ederek pazartesi sabahları yaşanan kronik halsizliğin ve kentsel depresyon belirtilerinin baş sorumlusu olarak gösteriliyor.</p>

<h2>Sağlıklı bir yaşam için uyku tüzüğünün korunması şart</h2>

<p>Dünya genelindeki uyku laboratuvarlarından ve nöroloji akademilerinden gelen ortak tavsiye raporları, uzun vadeli beyin ve beden sağlığının şifresinin cumartesi pazar kaçamaklarında değil, haftalık uyku tüzüğünün kesintisiz uygulanmasında saklı olduğunu gösteriyor. İnsan beynindeki nöronal temizliğin ve siber veri depolama işlemlerinin verimli yürütülebilmesi için her gün düzenli döngülerin tamamlanması mecburi bir biyolojik kural olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Sağlık otoriteleri ve tıp profesyonelleri, yetişkin bir bireyin hücresel yenilenmesini tamamlayabilmesi için her gece kesintisiz <strong>7 ila 9 saat</strong> arasında uyuması gerektiği tüzüğünü anımsatıyor. Hafta sonu tatillerinde uykuyu en fazla 1 ya da 2 saat esnetmenin kabul edilebilir bir lojistik tolerans olduğunu belirten uzmanlar, uyku ve uyanma saatleri arasındaki makasın daha fazla açılmaması gerektiğinin altını çiziyor. Hafta içi ve hafta sonu arasındaki sirkadiyen dengenin korunması, kronik metabolizma hastalıklarından korunmanın ve her sabah dinç bir zihinle kentsel yaşama dahil olmanın tek bilimsel formülü olarak tescil ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/uykusuz-gecen-gunlerin-hesabi-hafta-sonu-kapanmiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/bilim-insanlari-yanitladi-hafta-sonu-fazla-uyumak-uykusuzlugu-telafi-ediyor-mu.webp" type="image/jpeg" length="83103"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
