<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Dokuz Eylül - Güncel İzmir Haberleri</title>
    <link>https://dokuzeylul.com</link>
    <description>izmir haberleri, İzmir son dakika haber, ekonomi, siyaset, magazin, bölgesel, spor, turizm, etkinlik, tarih, bilim, teknoloji ve güncel izmir haberler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://dokuzeylul.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2026 - Yayınlanan haber ve fotoğrafların tüm hakları İGC - 9 Eylül Medya grubuna aittir.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 11 Jul 2026 04:05:18 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz lezzeti kabusa dönüşmesin: Dondurmadaki gizli tehlike]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/yaz-lezzeti-kabusa-donusmesin-dondurmadaki-gizli-tehlike</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/yaz-lezzeti-kabusa-donusmesin-dondurmadaki-gizli-tehlike" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarının en popüler tatlısı dondurma, hijyenik olmayan koşullarda üretildiğinde ve saklandığında serinletici bir lezzet olmaktan çıkıp ciddi bir sağlık tehdidine dönüşebiliyor. Uzmanlar, yetersiz pastörizasyon ve kırılan soğuk zincir nedeniyle dondurmalarda üreyen ölümcül mikroorganizmaların kitlesel gıda zehirlenmelerine yol açabileceği konusunda kritik uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesiyle birlikte, 7'den 70'e herkesin serinlemek adına ilk tercihi olan dondurma tüketimi zirve noktaya ulaştı. Ancak bu eşsiz lezzet, üretim aşamasından kapımıza gelene kadarki lojistik süreçte doğru tüzük kurallarıyla korunmadığında mikrobiyolojik bir bombaya dönüşebiliyor. Konuyla ilgili endişelerini dile getiren <strong>Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Toprak</strong>, dondurmanın zengin besin içeriği nedeniyle sadece insanlar için değil, gözle görülmeyen zararlı canlılar için de kusursuz bir üreme alanı olduğunu hatırlattı. Üretim bandında yapılacak en küçük bir teknik hatanın kentsel ölçekte bir asayiş ve halk sağlığı krizini tetikleyebileceğini belirten Toprak, denetimsiz noktalardan uzak durulması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Özellikle yaz sezonunda sahil şeritlerinde ve kentsel meydanlarda mantar gibi türeyen kayıt dışı tezgahlara dikkat çeken uzmanlar, buralarda sergilenen ürünlerin formülasyon bileşenlerinin tescil edilmediğini belirtiyor. Açıkta satılan dondurmaların çevresel faktörlere doğrudan maruz kalması, toz, toprak ve siber egzoz dumanlarının dondurma haznesine girmesine yol açıyor. Bu durum, bağışıklık sistemi henüz tam gelişmemiş olan çocukları ve yaşlıları doğrudan hedef alıyor. Tüketicilerin anlık serinleme dürtüsüyle hareket etmek yerine, satın alım yapacakları işletmenin Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilen resmi işletme kayıt belgelerini fiziki ya da siber panolarda kontrol etmesi hayati önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Yetersiz pastörizasyon halk sağlığını doğrudan tehdit ediyor</h2>

<p>Dondurma endüstrisinde hammadde olarak kullanılan sütün ve yan bileşenlerin ısıl işlem standartları, nihai ürünün mikrobiyolojik kalitesini belirleyen en temel parametredir. Sütün içindeki zararlı bakterileri yok etmek amacıyla uygulanan siber sıcaklık kontrollerinin milimetrik olarak yönetilmesi gerekiyor. <strong>Uğur Toprak</strong>, dondurma karışımlarının evsel ya da endüstriyel mutfaklarda yüksek verimlilikle işlenmesinin zorunlu olduğunu ifade etti. Isıl tüzüklere uyulmadığı takdirde, tıp literatüründe ölümcül sonuçları tescil edilmiş pek çok patojenin dondurma kütlesi içinde geometrik olarak çoğalabileceği uyarısı yapıldı.</p>

<p>Gıda güvenliği haritasında dondurmayı en riskli kategorilerden birine sokan süreçlerin başında bu ısıl işlem zafiyetleri geliyor. Konuşmasında bu kritik biyolojik evreye değinen Toprak, "Özellikle dondurma karışımın iyi derecede pastörize edilmesi gerekir. Edilmezse, patojen dediğimiz hastalık yapıcı mikroorganizmaların üremesi sonucu ciddi halk sağlığı problemleri yaratabilir. Dondurmayı tüketirken güvenilir yerlerden almak lazım" sözleriyle ham maddelerin tescil kalitesine vurgu yaptı. Geleneksel yöntemlerle yapıldığı iddia edilen ancak siber denetim mekanizmalarından kaçırılarak sokak aralarında satılan süt bazlı ürünlerin, tifo, brusella ve tüberküloz gibi kronik hastalıkların yayılım lojistiğinde başrol oynayabileceği gerçeği bir kez daha tescillenmiş oldu.</p>

<h2>Dondurma kaşığının bekletildiği sular zehir saçıyor</h2>

<p>Açık dondurma satan işletmelerde, sipariş alırken porsiyonlamayı sağlayan mekanik dondurma kaşıklarının muhafaza edilme şekli, kentsel asayiş denetimlerinde en çok ceza kesilen hususların başında geliyor. Genellikle tezgah kenarında bulunan küçük bir su kabının içinde bekletilen bu kaşıklar, dondurmadan bulaşan şeker ve protein kalıntıları nedeniyle oda sıcaklığında hızlıca bakteriyel bir çorbaya dönüşüyor. Her kepçe darbesinde, bu kirli su kabından alınan milyonlarca görünmez patojen taze dondurma kütlesine ve oradan da doğrudan tüketicinin külahına lojistik olarak transfer ediliyor.</p>

<p>Hijyen zincirinin bu en zayıf halkasına karşı tüketicileri uyanık olmaya çağıran gıda mühendisleri, tezgahtaki suyun berraklığının ve değişim sıklığının çıplak gözle dahi kontrol edilebileceğini belirtiyor. Tezgahlarda külahların dizilim şeklinden kaşık hijyenine kadar her detay asayiş dökümlerine birer risk faktörü olarak giriyor. Satış yapılan alanda <strong>suyun sıklıkla değiştirilmesi gerekiyor</strong> kuralının esnetilmesi, bir gecede yüzlerce kişinin hastane acil servislerine dondurma kaynaklı zehirlenme tesciliyle başvurmasına neden olabiliyor. Ayrıca külahların ters çevrilmiş ve kapalı siber korumalar arkasında saklanması, havadaki partiküllerin külah içine tutunmasını engellemek adına zorunlu bir tüzük maddesi olarak öne çıkıyor.</p>

<h2>Çözünüp tekrar donan ambalajlı ürünlerde kristallenme uyarısı</h2>

<p>Tehlike sadece açık dondurmalarla sınırlı kalmıyor; süpermarketlerin ve bakkalların siber dondurucu dolaplarında sergilenen endüstriyel ambalajlı ürünler de büyük riskler barındırıyor. Özellikle kentsel elektrik şebekelerinde yaşanan ani kesintiler veya lojistik nakliye araçlarının soğutma sistemlerindeki siber arızalar, dondurmaların erimesine yol açıyor. Erimiş bir dondurma, dolabın tekrar çalışmasıyla yeniden donsa bile, kurumsal yapısı bozularak kriminolojik bir risk kaynağı haline geliyor. Erime esnasında uyanan mikroorganizmalar, yeniden donma gerçekleşse dahi toksin üretmeye devam ediyor.</p>

<p>Bu durumun dışarıdan nasıl anlaşılacağına dair ipuçları veren uzmanlar, paketlerin fiziki formunun incelenmesini öneriyor. Ambalajın üzerinde deformasyon, çökme veya aşırı buz kütlesi birikimi varsa, o ürünün soğuk zincir tescilinin kırıldığı net bir şekilde anlaşılıyor. Mağazadan satın alınan ambalajlı dondurmaların, kentsel sıcaklığa maruz kalmadan en hızlı lojistik rotayla evdeki derin dondurucuya ulaştırılması gerekiyor. Dolaptan çıkarıldığında içinde büyük buz parçaları bulunan, yani <strong>kristallenmiş dondurmaları tüketmekten de kaçınmak gerekiyor</strong> uyarısı, bağırsak florasını korumak adına kritik bir eşik olarak kabul ediliyor.</p>

<h2>Sektör temsilcileri ve ustalar taze meyve ve keçi sütünü adres gösteriyor</h2>

<p>Dondurma endüstrisinin mutfağında yer alan ve yıllardır kentsel lezzet kültürüne katkı sunan deneyimli zanaatkarlar da denetimsiz üretimin sektörün marka değerine zarar verdiğini düşünüyor. İşin mutfağındaki lojistik süreçleri ve hammadde seçim kriterlerini anlatan emektar <strong>dondurma ustası Yıldız Bahadırlı (43)</strong>, merdiven altı imalathanelerin siber pazarlama taktikleriyle taze ürün algısı yarattığını ancak içeriğin tamamen sentetik aromalardan ibaret olduğunu iddia etti. Kaliteli bir dondurmanın koku ve kıvam tescilinden anlaşılabileceğini belirten Bahadırlı, çocukların sağlığı için ebeveynlerin marka tescili olan yerleri seçmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Dondurma imalatında hijyen tüzüklerinin esnetilemeyeceğini belirten dondurma ustası, kendi işletmelerindeki operasyonel disiplini şu sözlerle özetledi: "Dondurmayı taze meyvelerden, keçi sütünden yapıyoruz. En çok hijyene dikkat ediyoruz. Günlük temizliğe önem veriyoruz. Dondurma kaşığımızı koyduğumuz kabın, her ürün verdiğimizde suyunu değiştiriyoruz. Ne şartlar altında yapıldığını kesinlikle bilemeyiz. Dondurmayı en çok çocuklarımız tükettiği için dikkat etmemiz gerekiyor." Tüketicilerin özellikle geleneksel sütlü Maraş dondurması gibi yoğun süt içeren ürünlerde lezzet tescili ararken, üretim arkasındaki siber ve fiziki hijyen duvarlarını da sorgulaması gerektiği belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/yaz-lezzeti-kabusa-donusmesin-dondurmadaki-gizli-tehlike</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 10:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/haber-foto11-2026-07-10t104553092.jpg" type="image/jpeg" length="87404"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DASH diyeti zihni genç tutuyor]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/dash-diyeti-zihni-genc-tutuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/dash-diyeti-zihni-genc-tutuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Harvard Üniversitesi tarafından yürütülen ve 159 binden fazla katılımcının 30 yıllık verilerini inceleyen devasa bir araştırma, beyin sağlığını korumada en etkili beslenme modelini gün yüzüne çıkardı. Tıp dünyasının saygın yayın organlarından JAMA Neurology dergisinde yayımlanan sonuçlara göre, yüksek tansiyonu kontrol altına almak için geliştirilen DASH diyeti, bilişsel gerileme riskini yüzde 41 oranında azaltarak Akdeniz diyetini geride bıraktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nörolojik hastalıkların ve yaşlılığa bağlı zihinsel fonksiyon kayıplarının küresel ölçekte arttığı günümüzde, bilim insanları beyin sağlığını korumanın ve bilişsel gerilemeyi durdurmanın yollarını aramaya devam ediyor. Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Fakültesi araştırmacıları, beslenme alışkanlıklarının beyin mimarisi ve zihinsel kapasite üzerindeki uzun vadeli etkilerini tescil etmek adına tıp tarihinin en kapsamlı izleme projelerinden birine imza attı. Yaklaşık 159 bin kişinin beslenme günlüklerini, kronolojik sağlık verilerini ve siber veri tabanlarındaki tescil dökümlerini tam 30 yıl boyunca mikroskobik bir titizlikle takip eden uzmanlar, çarpıcı bulgulara ulaştı. Dört yılda bir düzenli olarak güncellenen beslenme beyanları, altı farklı popüler sağlıklı <strong>beslenme</strong> modeliyle istatistiksel olarak karşılaştırıldı.</p>

<p>Çalışmanın analiz süreçleri tamamlandığında, uzun yıllardır beyin ve kalp dostu olarak bilinen Akdeniz tipi beslenme düzeninin ötesinde bir şampiyon ortaya çıktı. İlk kez 1990'lı yıllarda özellikle hipertansiyon hastalarının damar sağlığını optimize etmek ve yüksek tansiyonu kontrol altına almak amacıyla tıp tüzüklerine giren <strong>DASH diyeti</strong>, bilişsel gerilemeyi önlemede en güçlü koruyucu kalkan olarak tescillendi. Araştırmacılar, otuz yıllık takip süresi boyunca bu beslenme planına en yüksek düzeyde sadık kalan ve günlük öğünlerini bu kurallara göre lojistik olarak planlayan kişilerin, öznel bilişsel gerileme yaşama olasılığının bu diyete en az uyanlara göre tam yüzde 41 daha düşük olduğunu belirledi. Bu oran, beslenme ile nöroloji arasındaki bağın tahmin edilenden çok daha geometrik bir güce sahip olduğunu kanıtlıyor.</p>

<h2>Akdeniz diyeti geride kaldı bitki temelli planlar öne çıktı</h2>

<p>Harvard laboratuvarlarında tescil edilen araştırma dökümleri, popüler kültürde sıklıkla övülen diğer beslenme rejimlerinin zihinsel koruma katsayılarını da net bir şekilde sıraladı. Akademik çevrelerde büyük yankı uyandıran <strong>JAMA Neurology</strong> dergisindeki yayına göre, bugüne kadar hafıza üzerindeki olumlu etkileriyle bilinen Akdeniz tipi beslenme modeli, risk azaltma endeksinde yüzde 16'lık bir seviyede kalarak beklentilerin altında bir performans sergiledi. Öte yandan, çağımızın en büyük metabolik sorunlarından biri olan insülin direncine odaklanan hiperinsülinemi odaklı beslenme planları ile antioksidan zengini sağlıklı bitki temelli beslenme modelinin, bilişsel fonksiyonlardaki <strong>gerilemeyi yüzde 24 oranında azalttığı</strong> saptandı. Doğanın ekolojik dengesini ve karbon ayak izini azaltmayı hedefleyen gezegen sağlığı odaklı beslenme modelinin ise zihinsel çöküş riskini yüzde 20 oranında aşağı çektiği tescillendi.</p>

<p>DASH beslenme disiplininin zihinsel yaş üzerindeki somut etkilerini ölçen nörolojik testler, tıp literatürüne geçecek cinsten veriler sundu. Bilim insanlarının koordineli yürüttüğü bilişsel performans ve algı testlerinde, DASH prensiplerine harfiyen uyan bireylerin akranlarına kıyasla ortalama 0,76 yıl daha genç bir beyin yapısı sergilediği görüldü. İşlevsel lojistik zekanın ve günlük operasyonel kabiliyetin ana merkezi olan çalışma belleği testlerinde ise bu fark çok daha radikal bir boyuta ulaşarak, katılımcıların 1,37 yıl daha genç bir performans sergilediğini ortaya koydu. Bu durum, doğru gıda takviminin beyindeki sinaptik bağları tescilli olarak koruduğunu ve hücresel yaşlanmayı lojistik olarak yavaşlattığını gösteriyor.</p>

<h2>Yasaklar ve serbestler listesi beyin sağlığının haritasını çiziyor</h2>

<p>Temel felsefesi damar çeperlerini korumak ve mikroskobik beyin kanamalarını önlemek olan DASH diyetinin içeriği, işlenmiş gıdalardan uzak, tamamen doğal ve sürdürülebilir bir lojistik yönetim şemasına dayanıyor. Bu beslenme disiplini; mevsimsel taze meyve ve sebzeleri, tam tahıllı ekmek ve makarnaları, Omega-3 ve sağlıklı yağ asitleri içeren kuruyemişleri ve düşük yağ oranına sahip tescilli süt ürünlerini mutfağın başköşesine oturtuyor. Buna karşılık, modern kentsel yaşamın getirdiği hızlı tüketim kültürünün ürünleri olan sanayi tipi tuzu, ilave rafine şekerleri, doymuş yağ deposu olan kırmızı eti ve sinir hücrelerini doğrudan tahrip eden alkol tüketimini kesin sınırlarla absorbe ediyor veya tamamen ortadan kaldırıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmanın başyazarı olarak uluslararası siber tıp platformlarında bulguları deklare eden Prof. Kjetil Bjornevik, halk sağlığı açısından hayati bir uyarıda bulunarak, yeryüzünde sihirli veya tek bir "mükemmel" beslenme şablonundan bahsetmenin yanıltıcı olacağını ifade etti. Bjornevik, kentsel mutfak lojistiğinde asıl başarının sürdürülebilirlikte yattığını belirterek; sebze, deniz ürünleri ve tam tahılların ana omurgayı oluşturduğu; işlenmiş şarküteri ürünlerinin, derin yağda kızartmaların ve siber pazarlama harikası şekerli içeceklerin yaşamdan uzaklaştırıldığı her dengeli modelin beyin hücrelerine can suyu olacağını vurguladı. Elde edilen bu güçlü epidemiyolojik tescil verilerinin, neden-sonuç ilişkisinin biyolojik laboratuvar ortamlarında da yüzde yüz mühürlenebilmesi adına önümüzdeki dönemde daha fazla kontrollü klinik çalışmayla destekleneceği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/dash-diyeti-zihni-genc-tutuyor</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2023/07/beyin-sagligini-korumak-icin-yapilmasi-gerekenler3.jpg" type="image/jpeg" length="30122"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanserle mücadelesinin ardından bu kez kalbindeki tehlikeyi fark etti]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/kanserle-mucadelesinin-ardindan-bu-kez-kalbindeki-tehlikeyi-fark-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/kanserle-mucadelesinin-ardindan-bu-kez-kalbindeki-tehlikeyi-fark-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir'de tıp dünyasında çığır açan bir cerrahi başarıya imza atıldı. Geçmişinde kanser tedavisi öyküsü bulunan 53 yaşındaki Ramazan Hacı'nın kalbinde tespit edilen hayati risk taşıyan kitle, göğüs kemiği kesilmeden, kaburgalar arasından yapılan küçük bir kesiyle başarıyla çıkarıldı. İzmir'de ilk kez uygulanan bu kapalı yöntem sayesinde operasyondan sadece 6 gün sonra yürüyerek taburcu olan hasta, sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir'de yaşamını sürdüren emekli <strong>Ramazan Hacı</strong>, bundan tam 26 yıl önce hayatının en zorlu dönemlerinden birini geçirerek <strong>testis kanseri</strong> teşhisi aldı. Uzun yıllar süren ve batın bölgesine de sıçrayan bu hastalıkla mücadelesinde 12 kür kemoterapi görerek kanseri yenmeyi başaran Hacı, bu yılın şubat ayında ani gelişen göğüs ağrısı ve yanma şikayetleri yaşamaya başladı. Vakit kaybetmeden kardiyoloji servisine başvuran hastaya ilk olarak anjiyo uygulandı. Yapılan ileri tetkiklerin ve detaylı kardiyolojik incelemelerin ardından, tıp literatüründe oldukça nadir görülen bir durumla karşılaşıldı.</p>

<p>Yapılan ekokardiyografi incelemelerinde, Hacı'nın kalbinin en güçlü kasılan bölümü olan <strong>sol karıncığında yaklaşık 3 santimetrelik hareketli kitle</strong> tespit edildi. Her an yerinden koparak beyne ya da diğer hayati organlara pıhtı atma riski taşıyan bu hareketli kitle, hasta için çok ciddi bir hayati risk oluşturuyordu. Durumun aciliyeti üzerine Ramazan Hacı, Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği'ne sevk edildi. Ancak operasyon öncesinde gerçekleştirilen solunum fonksiyon testlerinde hastanın akciğer kapasitesi yetersiz bulundu. Ameliyatı güvenle gerçekleştirebilmek adına öncelikle yoğun bir akciğer tedavisi uygulanan Hacı, solunum fonksiyonlarının normale dönmesinin ardından 2 Temmuz'da cerrahi ekibin liderliğinde ameliyata alındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Kalbin en hassas noktasındaki tümör için kapalı cerrahi yöntemi seçildi</h2>

<p>Ameliyatı ekibiyle birlikte başarıyla yöneten SBÜ İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Klinik Eğitim Sorumlusu <strong>Prof. Dr. Burçin Abud</strong>, hastanın genç yaşını, aktif yaşam arzusunu ve ameliyat sonrası konforunu merkeze alarak klasik yöntemlerin dışına çıkmaya karar verdi. Normal şartlarda bu büyüklükteki kalp tümörlerinin göğüs kemiğinin tamamen kesildiği (iman tahtasının açıldığı) açık ameliyatlarla çıkarıldığını belirten Prof. Dr. Abud, kalbin <strong>sol karıncık</strong> anatomisinin cerrahi açıdan en riskli bölge olduğunu vurguladı. Sol karıncığın kalbin tüm vücuda kan pompalayan en güçlü kas dokusuna sahip olduğunu ifade eden Abud, bu bölgedeki kas yapısının kesilmesi ve ardından milimetrik olarak onarılmasının hayati önem taşıdığını, yetersiz bir dikişin ölümcül kanamalara yol açabileceğini aktardı.</p>

<p>Tüm bu operasyonel riskleri en aza indirmek amacıyla Prof. Dr. Burçin Abud ve ekibi, göğüs kemiğini tamamen kesmek yerine kaburgaların altından ilerleyen <strong>minimal invaziv</strong> yöntemini uygulamayı tercih etti. Sol kaburgalar arasından açılan küçük kesiyle kalbe ulaşan cerrahi ekip, gelişmiş siber tıp teknolojilerini kullanarak kalbi durdurdu ve sol karıncığın içine girerek 3 santimetrelik kitleyi tek parça halinde dışarı çıkardı. Ameliyat esnasında hastanın yemek borusundan uygulanan transözofageal ekokardiyografi (TEE) adlı siber ultrason yöntemiyle kalbin içi anlık olarak görüntülendi ve kitlenin geride hiçbir parça kalmayacak şekilde tamamen temizlendiği, kalp kasının kusursuz bir kasılma gücüyle yeniden çalışmaya başladığı canlı olarak tescillendi.</p>

<p><img alt="K A N S E R O Y K U S U O L A N H A S T A N I N K A L B I N D E K I K 1403187 416900" class="detail-photo img-fluid" height="2000" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/k-a-n-s-e-r-o-y-k-u-s-u-o-l-a-n-h-a-s-t-a-n-i-n-k-a-l-b-i-n-d-e-k-i-k-1403187-416900.jpg" width="3000" /></p>

<h2>Ameliyattan günler sonra yürüyerek evinin yolunu tuttu</h2>

<p>Geleneksel açık kalp ameliyatlarında hastaların göğüs kemiğinin kemik çimentosu ve tellerle tutturulması nedeniyle hastalar en az iki ay boyunca sırtüstü yatmak zorunda kalırken, kollarını kullanmaları ve yan dönmeleri tamamen yasaklanıyor. Ancak Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde uygulanan <strong>küçük kesi</strong> teknolojisi, Ramazan Hacı'nın yaşam kalitesini korumasını sağladı. Ameliyattan sadece iki gün sonra yatağında rahatça yan ve yüzüstü yatabilecek hale gelen Hacı, kollarını serbestçe hareket ettirmeye başladı. Kemik kesisi olmadığı için operasyon sonrası ağrıları asgari düzeyde kalan hasta, klinik koridorlarında kendi başına yürüyerek rehabilitasyon sürecini tamamladı.</p>

<p>Hastaneye yürüyerek gelen ve operasyonun üzerinden sadece <strong>6 gün sonra</strong> tam şifa ile taburcu edilen Ramazan Hacı, duygularını şu sözlerle ifade etti: "Kalbimde kitle olduğunu duyduğumda çok endişelenmiştim ama Burçin Hocama ve ekibine güvendim. Göğüs kemiğimi kesmeden ameliyatımı yaptılar. Ameliyatımın üzerinden yalnızca 6 gün geçti ama kendimi o kadar iyi hissediyorum ki hastaneden çıkınca hemen koşabilirim." Kalpten çıkarılan kitle tescil ve net teşhis için patoloji laboratuvarına gönderilirken, Prof. Dr. Abud bu operasyonun <strong>İzmir'de ilk kez</strong> gerçekleştirildiğini, ulusal ve uluslararası literatürde sol karıncıktan küçük kesiyle kitle çıkarılmasına dair benzer bir örneğe rastlamadıklarını belirterek hastaneleri adına bu ilki başarmanın gururunu yaşadıklarını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/kanserle-mucadelesinin-ardindan-bu-kez-kalbindeki-tehlikeyi-fark-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/k-a-n-s-e-r-o-y-k-u-s-u-o-l-a-n-h-a-s-t-a-n-i-n-k-a-l-b-i-n-d-e-k-i-k-1403186-416900.jpg" type="image/jpeg" length="64996"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İliğiyle yaşama tutundu]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/iligiyle-yasama-tutundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/iligiyle-yasama-tutundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Balıkesir’de yaşayan 62 yaşındaki emekli Şeref Çapkın, eşini götürdüğü hastanede tesadüfen yaptırdığı alerji testi sayesinde kemik iliği kanseri olduğunu öğrendi. Erken teşhisin ardından sevk edildiği İzmir Şehir Hastanesi Kemik İliği Nakli Ünitesi’nde başarılı bir operasyon geçiren Çapkın, merkezin 250’nci nakil hastası olarak kayıtlara geçti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık literatüründe semptom göstermeden ilerleyen ve rutin kontroller ya da tamamen tesadüfi tetkikler esnasında ortaya çıkan vaka öykülerine bir yenisi daha eklendi. Balıkesir'de yaşamını sürdüren 62 yaşındaki emekli Şeref Çapkın, eşinin kronik rahatsızlığı nedeniyle gittikleri klinikte hayatının dönüm noktasını yaşadı. Eşine eşlik ettiği sırada kendisinin de uzun süredir ihmal ettiği genel sağlık parametrelerine baktırmak isteyen Çapkın, tıp dünyasında nadir görülen bir rastlantıyla ölümcül bir hastalığın eşiğinden döndü.</p>

<p>Hastalık sürecinin tescil safhalarını anlatan Şeref Çapkın, "Eşimi alerji testi için doktora götürdüm. Kendim de test olmak istedim. Balıkesir'deki doktorumuz kan değerlerimi beğenmedi ve beni hematoloji uzmanına yönlendirdi. Yapılan detaylı genetik testler ve kalçamdan alınan kemik iliğinin incelemesinin ardından <strong>Multipl Miyelom</strong> (kemik iliği kanseri) başlangıcı olduğu tespit edildi. İlk teşhisin ardından Balıkesir'de üçer haftalık dönemlerle kemoterapi iğnesi ve akıllı ilaç tedavisi aldım" dedi. Erken evrede yakalanan bu hücresel anomalinin ardından uygulanan lojistik ilaç tedavisi, kanser hücrelerinin agresif büyümesini durdurarak hastayı nakil aşamasına hazır hale getirdi.</p>

<h2>Ağır tedavi süreçlerini yaşama sevinciyle geride bıraktı</h2>

<p>Kanser tedavilerinde uygulanan yoğun kimyasal yüklemeler ve radikal ilaç rejimleri, hastaların fiziki kondisyonlarında ve kentsel yaşam kalitelerinde geçici ama sert dalgalanmalara yol açıyor. Balıkesir’deki ilk müdahalelerin ardından nisan ayında İzmir’deki siber ve fiziki altyapısı yüksek olan merkeze nakledilen Çapkın da bu zorlu biyolojik süreçlerden geçti. Kemoterapinin metabolizma üzerindeki baskısı nedeniyle hızlı bir kilo kaybı periyoduna giren ve bu süreçte eş zamanlı olarak safra kesesi operasyonu da geçirmek zorunda kalan Çapkın, klinik gözetim altında tutulduğu steril odada enfeksiyon riskine karşı korundu.</p>

<p>Hastanede geçirdiği tedavi günlerindeki fiziki değişimleri ve psikolojik kararlılığını paylaşan emekli hasta, süreci şu sözlerle özetledi: "Kemoterapi ve ilaçlar vücudun dengesini mutlaka değiştiriyor. Bu süreçte zayıfladım. 97 kilodan 80 kiloya düştüm. Kasım ayında bir de safra kesem patladı ve ameliyat oldum, o da kilo kaybımı hızlandırdı. Kemoterapi verildiğinde ilk 4 günüm çok sıkıntılı geçti. Normalde çok su içerken mide bulantısı nedeniyle su bile içemez oldum. Doktorlarımız gerekli müdahaleleri yaptı, şu an çok rahatım. Herkes önce yaşamayı sevecek, önce kendimizi koruyacağız. Ben ayaktaysam herkes yanımda olur."</p>

<h2>Kendi kök hücreleriyle yeniden hayata tutundu</h2>

<p>İzmir Şehir Hastanesi bünyesinde kurulan modern kemik iliği nakil ünitelerinde, hastanın klinik tablosuna göre özelleştirilmiş hücresel operasyonlar yürütülüyor. Şeref Çapkın’ın tedavisini üstlenen ve operasyonun lojistik takvimini yöneten <strong>İzmir Şehir Hastanesi Hematoloji Kliniği Uzmanı Prof. Dr. Oktay Bilgir</strong>, hastaya uygulanan ve tıp literatüründe <strong>otolog nakil</strong> olarak adlandırılan yöntemin tüm teknik detaylarını paylaştı. Balıkesir'de yürütülen ön tedavinin ardından hastalığın remisyona, yani gerileme dönemine girdiğini belirten Prof. Dr. Bilgir, zamanlamanın başarı oranını doğrudan etkilediğini vurguladı.</p>

<p>Uygulanan hücresel transferin mantığını ve tedavi sonrasındaki kurumsal bakım stratejilerini açıklayan Prof. Dr. Bilgir, konuşmasında şu bilimsel verilere yer verdi: “Biz de burada kendisinden 15 gün önce topladığımız hücreleri dondurduk ve naklettik. Şu an naklin 6'ncı günündeyiz, gayet iyi gidiyor. <strong>Otolog nakil</strong>, insanın kendi hücrelerini alıp dondurup, yüksek doz kemoterapi sonrası tekrar kendine vermektir. Burada esas amaç, yüksek doz kemoterapiyle tüm tümör hücrelerini yok etmektir. Ancak bu sırada sağlıklı hücreler de yok olduğundan, daha önce dondurduğumuz sağlıklı kök hücreleri hastaya geri vererek yeni bir kemik iliğine sahip olmasını sağlıyoruz. Yaklaşık bir hafta sonra kendisini taburcu etmeyi planlıyoruz ancak evcil hayvanlardan, tozdan ve topraktan uzak durması gerekecek."</p>

<h2>Bölgesel sağlık üssü iki yıldan kısa sürede rekor kırdı</h2>

<p>İzmir'in Bayraklı ilçesinde kentsel lojistik ağların merkezinde konumlanan ve siber tıp teknolojileriyle donatılan sağlık kompleksi, kısa sürede Ege Bölgesi'nin en stratejik onkoloji ve hematoloji üssü haline geldi. Üniversite hastanelerinin uzun yıllara yayılan kurumsal hafızalarına meydan okuyan bir performans sergileyen hastane, delege ve hasta kabul tescil listelerinde üst sıralara tırmandı. Kamu eliyle yürütülen en büyük sağlık yatırımlarından biri olan merkezin operasyon hacmi, bölgedeki sevk zincirini de kökten değiştirdi.</p>

<p>Klinik başarı endekslerini ve ulaştıkları operasyonel hacmi gururla paylaşan Prof. Dr. Oktay Bilgir, kurumsal hedeflerini şu rakamlarla tescilledi: "Ekim 2023'te hastanemiz açıldı, Şubat 2024'te ise resmi ruhsatımızı alarak nakillere başladık. Şeref Bey bizim 250'nci nakil hastamız oldu. 2 yıldan az bir sürede bu sayıya ulaşmak bizim için büyük bir başarı. İzmir'de üniversite hastaneleri dışında kemik iliği nakli gerçekleştiren tek kamu hastanesiyiz ve Ege Bölgesi'nde en fazla nakil yapan ünite konumundayız."Merkezin siber laboratuvar altyapısı sayesinde hücre dondurma ve saklama işlemlerinin sıfır hata payıyla yürütüldüğü bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Hastalığın türüne ve donör durumuna göre hücresel tedavi metodolojisi</h2>

<p>Kan bilimindeki ve hücresel tedavilerdeki biyolojik ilerlemeler, farklı kanser türlerine karşı alternatif nakil protokollerinin geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Kök hücrelerin kendilerini yenileyebilen ve organizmanın ihtiyacına göre başka doku hücrelerine farklılaşabilen mucizevi yapısına dikkat çeken Prof. Dr. Oktay Bilgir, klinikte sadece hastanın kendi hücrelerini kullanmadıklarını, lösemi gibi akut tablolarda ulusal ve uluslararası veri tabanlarından yararlandıklarını ifade etti. Kan hücrelerini üreten hematopoetik sistemlerin manipülasyonunda tıp etiğine ve kurumsal tescil kurallarına sadık kaldıklarını belirten Bilgir, donör çeşitliliğinin önemini anlattı.</p>

<p>Hastalığın genetik koduna ve tanı kriterlerine göre tedavi şemasının baştan yazıldığını aktaran Prof. Dr. Bilgir, şu teknik bilgilendirmeyi yaptı: "Hatalığın tanısına göre tedavi değişiyor. Örneğin lösemilerde biz daha çok akrabadan ya da dışarıdan bir donörden alınan <strong>Allojenik kök hücre nakli</strong> tercih ediyoruz. Ülkemizde <strong>TÜRKÖK</strong> bu konuda çok başarılı. <strong>TÜRKÖK</strong>'ten doku grubu uygun olan donörleri bulup onlardan nakil yapabiliyoruz. Bazen akrabalardan ve <strong>TÜRKÖK</strong>'ten doku grubu uygun olan donör bulamadığımızda hastanın anne baba ve çocuklarından yarı uyumlu kök hücrelerden de nakil yapıyoruz buna da <strong>Haploidentik kök hücre nakli</strong> diyoruz. Son zamanlarda <strong>haploidentik kök hücre nakli</strong> hususunda ciddi artış olduğunu görüyoruz. Bizim ünitemizde de sıklıkla bu nakli de gerçekleştiriyoruz."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/iligiyle-yasama-tutundu</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/haber-foto11-2026-07-07t115417700.jpg" type="image/jpeg" length="44515"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyetisyenden yaz uyarısı: Kahveyi suyla dengeleyin]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/diyetisyenden-yaz-uyarisi-kahveyi-suyla-dengeleyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/diyetisyenden-yaz-uyarisi-kahveyi-suyla-dengeleyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uzman Diyetisyeni Büşra Nur Güngör, sıcak havalarda tüketilen kahvenin vücudun su ihtiyacını karşılamadığını ve aşırı tüketildiğinde sıvı kaybına neden olabileceğini söyledi. Güngör, her fincan kahvenin yanında bir bardak su içilmesini önerdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Yaz sıcaklarının etkisini artırdığı günlerde buzlu kahve tüketimi de yükselirken uzmanlardan önemli bir uyarı geldi. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uzman Diyetisyeni Büşra Nur Güngör, kahvenin su yerine geçmediğini, aksine aşırı tüketildiğinde vücudun daha fazla sıvı kaybetmesine neden olabileceğini belirtti.</p>

<p>Kahvenin diüretik, yani idrar söktürücü özelliği bulunduğunu ifade eden Güngör, özellikle sıcak havalarda sıvı kaybının önüne geçebilmek için kahve tüketiminin su ile dengelenmesi gerektiğini söyledi. Güngör, "Kahve içtiğimizde sıvı alıyoruz ancak bu, vücudun ihtiyaç duyduğu suyun yerine geçmiyor. Sıcak havalarda terle kaybettiğimiz sıvıyı kahveyle geri kazanamıyoruz. Bu nedenle her bardak kahvenin yanında bir bardak su tüketilmesini öneriyoruz" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günlük kafein tüketiminde önerilen üst sınırın 400 miligram olduğunu belirten Güngör, bunun yaklaşık 3-4 fincan kahveye denk geldiğini ifade etti. Büyük boy kahvelerde ise günlük tüketimin iki bardağı geçmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><img alt="S I C A K H A V A D A S U K A Y B I N I O N L E M E K I C I N B I 1395694 414562" class="detail-photo img-fluid" height="2250" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/s-i-c-a-k-h-a-v-a-d-a-s-u-k-a-y-b-i-n-i-o-n-l-e-m-e-k-i-c-i-n-b-i-1395694-414562.jpg" width="3000" /></p>

<h3>Bazı gruplar daha dikkatli olmalı</h3>

<p>Özellikle ileri yaştaki bireyler ve bazı kronik rahatsızlıkları bulunan kişilerin kafein tüketiminde daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Güngör, böbrek hastaları, kalp yetmezliği bulunanlar, tansiyon hastaları, kemik erimesi yaşayanlar ve gebeler için günlük kafein sınırının 200 miligramı aşmaması gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Gebelerde kafeinin vücuttan atılma süresinin uzadığını belirten Güngör, "Bir yetişkinde kafein ortalama 4-5 saatte vücuttan atılırken, gebelerde bu süre 15 saate kadar çıkabiliyor. Ayrıca kafein bebeğe de geçiyor ve bebeğin vücudu bunu işleyemiyor. Bu nedenle tüketimin daha sınırlı olması gerekiyor" diye konuştu. Sıcak havalarda vücudun terleme yoluyla hem su hem de mineral kaybettiğini ifade eden Güngör, yeterli su tüketilmediğinde güneş çarpması riskinin arttığını söyledi.</p>

<p>Güngör, güneş çarpmasından korunmak için özellikle saat 11.00 ile 16.00 arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmamasını, güneş koruyucu ürünler kullanılmasını, şapka ve güneş gözlüğü takılmasını ve açık renkli, pamuklu kıyafetlerin tercih edilmesini önerdi.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/diyetisyenden-yaz-uyarisi-kahveyi-suyla-dengeleyin</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/s-i-c-a-k-h-a-v-a-d-a-s-u-k-a-y-b-i-n-i-o-n-l-e-m-e-k-i-c-i-n-b-i-1395691-414562.jpg" type="image/jpeg" length="49052"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sigarayı bırakmak isteyenlere ücretsiz ilaç desteği: Resmi Gazete'de yayımlandı]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/sigarayi-birakmak-isteyenlere-ucretsiz-ilac-destegi-resmi-gazetede-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/sigarayi-birakmak-isteyenlere-ucretsiz-ilac-destegi-resmi-gazetede-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara yönelik önemli bir destek kararı yürürlüğe girdi. Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile en fazla 1 milyon kişi, sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz sağlanacak sigara bırakma ilaçlarından yararlanabilecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile sigara bırakma tedavisi gören vatandaşlara yönelik ilaç desteğinin kapsamı genişletildi. Yeni düzenlemeye göre, en fazla 1 milyon kişi, sosyal güvence şartı aranmaksızın Sağlık Bakanlığı tarafından temin edilen sigara bırakma ilaçlarından ücretsiz faydalanabilecek.</p>

<p>Kararla birlikte tütün bağımlılığıyla mücadelede tedaviye erişimin kolaylaştırılması ve sigara kullanımının azaltılması hedefleniyor.</p>

<h2>Sosyal güvence şartı aranmayacak</h2>

<p>Karara göre, sigarayı bırakma tedavisi gören vatandaşlar, sayıları 1 milyonu geçmemek kaydıyla sosyal güvenceleri olup olmadığına bakılmaksızın ücretsiz ilaç desteğinden yararlanabilecek.</p>

<p>İlaçlar, Sağlık Bakanlığı tarafından temin edilerek birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına ulaştırılacak.</p>

<h2>Hangi ilaçlar ücretsiz verilecek?</h2>

<p>Ücretsiz destek kapsamında, nikotin replasman preparatları ile Bupropion HCl, Vareniklin ve Sitizin etken maddelerini içeren ilaçlar yer alacak.</p>

<p>Söz konusu ilaçlar, sigara bırakma tedavisi gören hastalara hekim kontrolünde verilecek.</p>

<h2>Tedavi birimleri aracılığıyla dağıtılacak</h2>

<p>Vatandaşlar, ücretsiz ilaç desteğinden tütün bağımlılığı tedavi ve eğitim birimleri aracılığıyla yararlanabilecek.</p>

<p>Bu merkezlerde hem ilaç tedavisi hem de sigarayı bırakmaya yönelik danışmanlık ve takip hizmetleri sunulacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren kararın uygulanmasından Sağlık Bakanlığı sorumlu olacak. Yeni uygulamayla birlikte sigara bağımlılığıyla mücadelede daha fazla kişinin tedaviye ulaşmasının ve bırakma sürecinde desteklenmesinin amaçlandığı belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YAŞAM</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/sigarayi-birakmak-isteyenlere-ucretsiz-ilac-destegi-resmi-gazetede-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 08:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/02/bir-sigara-grubuna-daha-dev-zam-erol-dundar-acikladi-uzur.webp" type="image/jpeg" length="27158"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ duyurdu: Hantavirüs kabusu resmen bitti]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/dso-duyurdu-hantavirus-kabusu-resmen-bitti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/dso-duyurdu-hantavirus-kabusu-resmen-bitti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, Hollanda bandıralı bir yolcu gemisinde patlak veren ve kısa sürede uluslararası alarm durumuna geçilmesine neden olan hantavirüs salgınının resmen sona erdiğini duyurdu. Toplamda 13 vakanın görüldüğü ve 3 kişinin hayatını kaybettiği krizin ardından 21 ülkeyi kapsayan dev bir bilimsel araştırma başlatıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Dünya genelinde Kovid-19 pandemisinin ardından yükselen her salgın haberi kamuoyunda büyük bir endişe dalgası yaratırken, küresel sağlık otoritelerinden bu kez sevindirici bir haber geldi. Özellikle okyanus aşırı seyahat eden dev yolcu gemilerinde hijyen ve izolasyon koşullarının ne denli kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne seren bir kriz, uluslararası koordinasyon sayesinde büyümeden kontrol altına alındı. Bir süredir dünya basınını meşgul eden ve sınır ötesi yayılım riski nedeniyle onlarca ülkenin sağlık bakanlığını alarm durumuna geçiren süreçte nihai aşamaya gelindi. <strong>DSÖ açıkladı: Hantavirüs salgını sona erdi</strong> duyurusu, uluslararası seyahat endüstrisi ve küresel sağlık diplomasisi için derin bir nefes anlamına geliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2 dir="ltr">​Gemi karantinasından tahliyeye uzanan zorlu takip süreci tamamlandı</h2>

<p dir="ltr">​Cenevre’deki merkez binalarında düzenlenen haftalık olağan basın toplantısında kameraların karşısına geçen Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, sürecin tüm detaylarını kamuoyuyla paylaştı. Krizin merkez üssü olan Hollanda bandıralı <strong>MV Hondius</strong> isimli yolcu gemisinde virüse maruz kaldığı tespit edilen ve yüksek risk grubunda yer alan son temaslı kişinin de zorunlu karantina süresini sıfır riskle tamamladığı açıklandı. Yapılan son PCR ve antikor testlerinin negatif sonuçlanmasının ardından bu kişinin güvenli bir şekilde evine döndüğünü belirten Ghebreyesus, uluslararası protokollere tam uyum sağlanmasının felaketi önlediğini vurguladı.</p>

<p dir="ltr">​Genel Direktör, tıp dünyasının yakından takip ettiği zaman çizelgesine atıfta bulunarak, "Saha ekiplerimizden ve ilgili hükümetlerden gelen raporlar doğrultusunda, <strong>25 Mayıs'tan bu yana başka vaka bildirilmedi</strong>. Bu nedenle DSÖ'nün salgının sona erdiğini kabul ettiğini söylemekten büyük memnuniyet duyuyoruz" ifadelerini kullandı. Geminin limana yanaşmasından itibaren yürütülen filyasyon çalışmalarının, modern tıp tarihinin en hızlı organize olan sınır ötesi operasyonlarından biri olduğunu ekleyen Ghebreyesus, erken müdahalenin yayılım hızını kırdığını belirtti.</p>

<h2 dir="ltr">​Üç can kaybıyla neticelenen bilançonun anatomisi çıkarıldı</h2>

<p dir="ltr">​Salgın her ne kadar kontrol altına alınmış olsa da geride bıraktığı bilanço, hantavirüsün ne denli ölümcül bir patojen olduğunu bir kez daha kanıtladı. DSÖ liderinin paylaştığı resmi verilere göre, <strong>üç ölüm dahil 13 olarak kaldı</strong> toplam vaka sayısı. Hayatını kaybeden yolcuların kronik rahatsızlıkları ve virüsün solunum yolu üzerindeki akut etkileri, klinisyenler tarafından mercek altına alındı. Gemide başlayan zincirleme reaksiyonun dünya geneline yayılmasını engellemek için yürütülen lojistik operasyon ise tam bir veri madenciliği başarısı olarak nitelendiriliyor.</p>

<p dir="ltr">​Virüsün inkübasyon süresi içinde gemiden ayrılan veya liman temaslarında bulunan kişilerin tespiti için adeta zamanla yarışıldı. Bu süreçte küresel bir takip ağı kuruldu ve <strong>650'den fazla temaslı tespit edildi</strong> ve titizlikle izlendi. Liman başkanlıkları, pasaport kontrol noktaları ve havayolu şirketlerinin entegre çalışması sayesinde, virüs taşıma potansiyeli olan her birey izole edildi. Tedros Adhanom Ghebreyesus, bu devasa takip operasyonunun lojistik yükünü sırtlayan <strong>33 ülke ve bölgedeki sağlık yetkilileri</strong> tarafından gösterilen olağanüstü çabaya özel olarak teşekkür etti.</p>

<h2 dir="ltr">​Gelecekteki pandemilere karşı yirmi bir ülkeyi kapsayan bilimsel kalkan kuruluyor</h2>

<p dir="ltr">​Cenevre'deki toplantıda sadece salgının bittiği müjdesi verilmedi, aynı zamanda tıp dünyasını heyecanlandıracak yeni bir bilimsel konsorsiyumun da temellerinin atıldığı duyuruldu. Mikrobiyologlar ve virologlar, MV Hondius gemisinde görülen varyantın mutasyon hızını ve bulaş yollarını çözmek için kolları sıvadı. DSÖ, mevcut kriz bitmiş olsa dahi bu spesifik hantavirüs suşunun laboratuvar ortamında incelenmeye devam edeceğini ve elde edilen bulguların gelecekteki olası biyolojik tehditlere karşı birer rehber olacağını ilan etti.</p>

<p dir="ltr">​Bu amaçla dünya genelinde çok uluslu bir Ar-Ge ağı kurulduğunu açıklayan Ghebreyesus, hastalığın patolojik gelişimini, hayvanlardan insanlara geçiş varyasyonlarını ve mutasyon dinamiklerini eksiksiz anlayabilmek adına tam <strong>21 ülkeyi kapsayan bir çalışmayı</strong> resmi olarak koordine ettiklerini dile getirdi. Küresel bütçelerle desteklenen bu akademik ve tıbbi seferberliğin, gelecekte ortaya çıkabilecek benzer hantavirüs salgınları için yerli tanı kitleri, spesifik antivirallere dayalı tedavi protokolleri ve en önemlisi koruyucu <strong>aşıların geliştirilmesini destekleyeceğini</strong> önemle vurguladı. DSÖ yönetimi, kriz anında şeffaf veri paylaşımı yapan ve Uluslararası Sağlık Tüzüğü kurallarına harfiyen uyan tüm üye ülkelere teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/dso-duyurdu-hantavirus-kabusu-resmen-bitti</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 19:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/dso-acikladi-hantavirus-salgininin-sona-erdi.jpg" type="image/jpeg" length="38007"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[LÖSEV Bodrum Tatil Köyü’nde yaz sezonu umutla açıldı]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/losev-bodrum-tatil-koyunde-yaz-sezonu-umutla-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/losev-bodrum-tatil-koyunde-yaz-sezonu-umutla-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[LÖSEV’in lösemili çocuklar ve kanserle mücadele eden aileler için ücretsiz tatil imkânı sunduğu Bodrum Tatil Köyü, 2026 yaz sezonuna “Yaza Merhaba” davetiyle başladı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>LÖSEV Bodrum Tatil Köyü, 2026 yaz sezonunu dayanışma, umut ve iyilik dolu bir buluşmayla açtı. Türkiye’nin dört bir yanından lösemili çocukları, kanser tedavisi gören yetişkinleri, hastalığı geride bırakan gençleri ve ailelerini ağırlayan tatil köyü, bu yıl da binlerce misafirine ücretsiz tatil olanağı sunacak.</p>

<p>Her yıl olduğu gibi bu sezon da Bodrum’da kurulan bu özel yaşam alanı, yalnızca bir tatil merkezi olarak değil, zorlu tedavi süreçlerinden geçen çocuklar için moral durağı olarak öne çıkıyor. Birçok çocuk burada hayatında ilk kez denizle tanışacak, ilk kez ailesiyle birlikte tatil yapmanın heyecanını yaşayacak. LÖSEV, bu yönüyle tedavinin yalnızca hastane odalarında değil, umut veren sosyal alanlarda da güçlendiğini bir kez daha ortaya koyuyor.</p>

<p><img alt="Görsel 10" class="detail-photo img-fluid" height="925" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/gorsel-10.jpg" width="1388" /></p>

<h2><strong>Yaza merhaba gecesinde gönüller buluştu</strong></h2>

<p>2026 sezon açılışı, “Yaza Merhaba” davetiyle gerçekleştirildi. Bodrum’da yaşayan LÖSEV gönüllüleri, vakıf temsilcileri ve davetliler, yaz akşamının sıcak atmosferinde bir araya geldi. Müzik, sohbet ve dayanışma duygusunun iç içe geçtiği gecede, LÖSEV’in Bodrum’daki çalışmaları ve çocuklara sunduğu imkânlar paylaşıldı.</p>

<p>Etkinlikte yapılan konuşmalarda, lösemili çocukların tedavi sürecinde moral ve motivasyonun önemine dikkat çekildi. Tatil köyünde düzenlenen etkinliklerin, çocukların yalnızca eğlenmesini değil, sosyal hayata yeniden güçlü biçimde katılmasını da hedeflediği vurgulandı. Uzun tedavi süreçleri nedeniyle akranlarından ve gündelik yaşamdan uzak kalan çocuklar için bu tatilin, sıradan bir yaz programından çok daha büyük anlam taşıdığı ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Bir bağışla başlayan büyük hikâye</strong></h2>

<p>Gecede konuşan LÖSEV İzmir Vekâleten İl Koordinatörü Gözde Kınlı, LÖSEV Bodrum Tatil Köyü’nün kuruluş hikâyesini anlattı. Kınlı, merkezin bugün binlerce çocuğa ve aileye nefes aldıran bir iyilik alanına dönüşmesinde emeği geçenleri anarak, bu değerin yıllar içinde daha da büyüdüğünü söyledi.</p>

<p>Kınlı, konuşmasının sonunda tatil köyünü LÖSEV’e bağışlayan merhum Memduh Hacıibrahimoğlu’nu minnet ve rahmetle andı. Bu anlamlı bağışın yaşatılmasında önemli rol üstlenen Elisabeth Hacıibrahimoğlu’na da teşekkürlerini iletti. Bodrum’daki tesisin, yapılan bir bağışın nasıl büyük bir toplumsal iyiliğe dönüşebileceğinin en güçlü örneklerinden biri olduğu belirtildi.</p>

<p><img alt="Görsel 11" class="detail-photo img-fluid" height="1040" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/gorsel-11.jpg" width="1560" /></p>

<h2><strong>Tedavi kadar moral de önemli</strong></h2>

<p>Gözde Kınlı’nın ardından söz alan LÖSEV İzmir Vekâleten İl Koordinatör Yardımcısı Gamze Berçin Edirne, vakfın kanserle mücadeleyi yalnızca tıbbi tedaviyle sınırlı görmediğini söyledi. Edirne, LÖSEV’in yaklaşımında beslenme, psikolojik destek, sosyal yaşam, motivasyon ve kanserojenlerle mücadele gibi başlıkların da önemli yer tuttuğunu dile getirdi.</p>

<p>Vakfın 28 yıllık yolculuğuna değinen Edirne, Türkiye genelindeki hizmet noktalarının çocuklara ve ailelere çok yönlü destek sunduğunu ifade etti. LÖSEV’in iyi tarım ve biyoçeşitlilik uygulamalarıyla da dikkat çektiğini belirten Edirne, vakfın yalnızca bugünün çocuklarına değil, doğa ve çevre bilinci gelişmiş gelecek kuşaklara da katkı sunmayı amaçladığını aktardı.</p>

<h2><strong>Balonlar gökyüzüne umut taşıdı</strong></h2>

<p>Açılış gecesinin en duygusal anı, LÖSEV’e kayıtlı çocukların gökyüzüne bıraktığı rengârenk balonlarla yaşandı. Tatil köyünde konaklayan çocukların pencerelerinden yükselen balonlar, geceye katılan herkese unutulmaz bir an yaşattı.</p>

<p>Her balon, yalnızca gökyüzüne uzanan renkli bir görüntü değil; sevgi, dayanışma ve umut duygusunun sessiz bir anlatımı oldu. Gecede bir araya gelen gönüllüler, çocukların mutluluğuna tanıklık ederken, LÖSEV ailesini bir arada tutan güçlü bağ bir kez daha hissedildi.</p>

<h2><strong>Çocuklar denizin mavisiyle tanışıyor</strong></h2>

<p>LÖSEV Bodrum Tatil Köyü, ağır tedavi süreçleri nedeniyle sosyal hayattan uzak kalan çocuklara özgürce tatil yapabilecekleri güvenli bir alan sunuyor. Türkiye’nin farklı illerinden Bodrum’a gelen çocuklar, burada hem dinleniyor hem de yaşıtlarıyla birlikte eğlenmenin tadını çıkarıyor.</p>

<p>Tesisin en özel yanlarından biri, birçok çocuğun burada hayatında ilk kez denizle buluşması. Denizle ilk kez tanışan çocukların yaşadığı heyecan, aileler ve gönüllüler için de tarifsiz bir mutluluğa dönüşüyor. Lösemi ve kanserle mücadele eden çocuklar, Bodrum’da yalnızca tatil yapmıyor; uzun ve yorucu tedavi sürecinin ardından çocukluklarını yeniden hatırlayacakları anılar biriktiriyor.</p>

<h2><strong>Tatilin içinde iyileştiren etkinlikler var</strong></h2>

<p>LÖSEV gönüllülerinin katkısıyla hazırlanan programlar, çocukların fiziksel ve ruhsal olarak güçlenmesini destekleyecek şekilde planlanıyor. Tatil köyünde konaklayan çocuklar tekne turlarına katılıyor, yoga dersleriyle rahatlıyor, resim atölyelerinde üretmenin keyfini yaşıyor ve dans etkinlikleriyle doyasıya eğleniyor.</p>

<p>Kültürel geziler, sosyal etkinlikler ve grup çalışmaları da programın önemli parçaları arasında yer alıyor. Böylece çocuklar, tedavi sürecinin yarattığı yorgunluğu bir nebze olsun geride bırakırken, aileler de kendilerini yalnız hissetmedikleri bir dayanışma ortamına kavuşuyor.</p>

<h2><strong>Binlerce kahraman ağırlanacak</strong></h2>

<p>Mayıs ayının ortasından ekim ayına kadar hizmet veren LÖSEV Bodrum Tatil Köyü, 2026 sezonunda da binlerce lösemi ve kanser savaşçısı çocuğu, iyileşmiş genci ve ailesini ağırlamayı sürdürecek. Her yaz olduğu gibi bu yıl da tatil köyünde çocuk kahkahaları, gönüllü emeği ve dayanışmanın iyileştirici gücü bir araya gelecek.</p>

<p>LÖSEV’in Bodrum’daki bu büyük iyilik hareketi, kanserle mücadelenin yalnızca hastane koridorlarında verilmediğini gösteriyor. Çocukların gülümsemesi, ailelerin nefes alması ve gönüllülerin desteğiyle büyüyen bu hikâye, yaz boyunca Bodrum’dan Türkiye’ye umut taşımaya devam edecek.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/losev-bodrum-tatil-koyunde-yaz-sezonu-umutla-acildi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/07/gorsel-12.jpg" type="image/jpeg" length="37874"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[22 aylıkken hayata tutundu, 23 yıl sonra diplomasını hayatını kurtaran hekimin elinden aldı]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/22-aylikken-hayata-tutundu-23-yil-sonra-diplomasini-hayatini-kurtaran-hekimin-elinden-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/22-aylikken-hayata-tutundu-23-yil-sonra-diplomasini-hayatini-kurtaran-hekimin-elinden-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Başkent Üniversitesi’nin mezuniyet töreninde yaşanan duygu dolu an, salondaki herkesi derinden etkiledi. Henüz 22 aylıkken annesinden yapılan karaciğer nakliyle hayata tutunan Sude Erdoğan, 23 yıl sonra diplomasını kendisine ikinci yaşam şansı veren Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın elinden aldı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Başkent Üniversitesi’nin 2025-2026 Akademik Yılı Mezuniyet Töreni, bu yıl yalnızca kep atma heyecanına sahne olmadı. Törende yaşanan bir an, yıllara yayılan bir yaşam mücadelesini, bilimin insan hayatındaki yerini ve bir annenin evladı için gösterdiği fedakârlığı yeniden hatırlattı.</p>

<p>Törene bakanlar, milletvekilleri, akademisyenler, aileler ve çok sayıda davetli katılırken, salonda en çok konuşulan anlardan biri Sude Erdoğan’ın sahneye çıktığı dakikalar oldu. Sude Erdoğan, diğer mezunlar gibi üniversite hayatını başarıyla tamamlamanın gururunu yaşıyordu ancak onun hikâyesi çok daha derin bir anlam taşıyordu.</p>

<p>Henüz 22 aylık bir bebekken ağır bir sağlık mücadelesi veren Erdoğan, annesi Sonnur Erdoğan’ın bağışladığı karaciğerle yeniden yaşama tutunmuştu. O zorlu ameliyatı gerçekleştiren isim ise Türkiye’de organ nakli alanında öncü çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Mehmet Haberal'dı.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 06 30 At 12.11.32" class="detail-photo img-fluid" height="1012" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-30-at-121132.jpeg" width="1500" /></p>

<h2><strong>Hayat veren eller bu kez diploma uzattı</strong></h2>

<p>Aradan geçen 23 yıl, Sude Erdoğan için yalnızca büyüme ve eğitim yılları olmadı. O yıllar, aynı zamanda kendisine verilen ikinci hayatı anlamlandırma, üretme ve geleceğe hazırlanma süreciydi.</p>

<p>Bir zamanlar ameliyathanede yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide duran küçük Sude, bugün Başkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun olan genç bir kadın olarak sahnedeydi. En duygusal an ise diplomasını, yıllar önce hayatını kurtaran Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın elinden aldığı an oldu.</p>

<p>Salonda alkışlar yükselirken birçok kişinin gözyaşlarına hâkim olamadığı görüldü. Çünkü sahnede yaşanan şey sıradan bir mezuniyet anı değildi. Bu tablo, organ bağışı, tıp bilimi, anne sevgisi ve insan hayatına adanmış hekimlik mesleğinin yıllar sonra aynı karede buluşmasıydı.</p>

<h2><strong>“Bana ikinci bir hayat verdiler”</strong></h2>

<p>Duygularını paylaşan Sude Erdoğan, hayatının dönüm noktasını büyük bir içtenlikle anlattı. 2003 yılında henüz bebekken annesinin karaciğeriyle yaşama yeniden tutunduğunu söyleyen Erdoğan, bugünlere gelmesinde annesinin fedakârlığı ve Haberal’ın emeğinin büyük payı olduğunu ifade etti.</p>

<p>Erdoğan, kendisine sunulan yaşam şansını hiçbir zaman unutmadığını belirterek, “O gün bana yeni bir yaşam armağan edildi. Bugün ise yıllar sonra bana o hayatın kapısını açan hocamın elinden diplomamı almak, benim için tarif edilmesi çok zor bir gurur” sözleriyle duygularını dile getirdi.</p>

<p>Başkent Üniversitesi mezunu Erdoğan, bundan sonraki yaşamında kendisine verilen ikinci hayatın hakkını çalışarak, üreterek ve insanlara dokunarak vermek istediğini söyledi. Erdoğan’ın sözleri, törendeki aileler ve öğrenciler tarafından uzun süre alkışlandı.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 06 30 At 12.11.32 (2)" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-30-at-121132-2.jpeg" width="1600" /></p>

<h2><strong>Bir organ değil, bir yaşam kapısı</strong></h2>

<p>Sude Erdoğan, çocukluk döneminde yaşadığı sürecin yalnızca tıbbi bir operasyonla sınırlı olmadığını vurguladı. Ona göre kendisine uzatılan şey yalnızca bir organ değil, geleceğini mümkün kılan bir yaşam kapısıydı.</p>

<p>Karaciğer nakli sayesinde bugün hayatta olduğunu söyleyen Erdoğan, bu sürecin ailesi için de büyük bir sınav olduğunu anlattı. Annesinin bağış kararının, onun yaşamındaki en büyük dönüm noktalarından biri olduğunu belirten Erdoğan, organ bağışının yalnızca bir kişiyi değil, o kişinin ailesini ve geleceğini de yaşattığını ifade etti.</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın kendisi için sadece bir hekim olmadığını söyleyen Erdoğan, onunla yıllar içinde güçlü bir gönül bağı kurduklarını belirtti. Erdoğan, Haberal’ı “manevi dedem” sözleriyle anlatırken, aralarındaki bağın klasik bir doktor-hasta ilişkisinin çok ötesine geçtiğini dile getirdi.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 06 30 At 12.11.32 (1)" class="detail-photo img-fluid" height="1500" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-30-at-121132-1.jpeg" width="1010" /></p>

<h2><strong>Annenin fedakârlığı, bilimin gücü</strong></h2>

<p>Sude Erdoğan’ın yaşam öyküsünde annesi Sonnur Erdoğan’ın fedakârlığı özel bir yer tutuyor. Bir annenin evladı için verdiği karar, 23 yıl sonra bir mezuniyet sahnesinde umut dolu bir hikâyeye dönüştü.</p>

<p>Organ nakli, tıbbın en hayati alanlarından biri olarak binlerce insan için yeni bir başlangıç anlamına geliyor. Sude Erdoğan’ın hikâyesi de bu gerçeği en güçlü şekilde ortaya koyan örneklerden biri oldu. Henüz bebekken başlayan yaşam mücadelesi, bugün üniversite diplomasıyla taçlandı.</p>

<h2><strong>Organ bağışı geleceği de yaşatır</strong></h2>

<p>Sude Erdoğan, kendi hayatından yola çıkarak organ bağışı konusunda herkese çağrıda bulundu. Organ bağışının yalnızca tıbbi bir karar olmadığını, aynı zamanda insan hayatına dokunan büyük bir dayanışma örneği olduğunu söyledi.</p>

<p>“Ateş düştüğü yeri yakıyor” sözleriyle yaşanan acıların aileler üzerindeki etkisine dikkat çeken Erdoğan, bir bağışın bir annenin evladını, bir çocuğun geleceğini ve bir ailenin umudunu yaşatabileceğini vurguladı.</p>

<p>Organ bağışı konusunda toplumda farkındalığın artması gerektiğini belirten Erdoğan, herkesin bir başkası için nefes, umut ve hayat olabileceğini ifade etti. Onun bu çağrısı, mezuniyet töreninde yalnızca bir teşekkür değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal mesaj olarak karşılık buldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Haberal’dan gençlere bayrak mesajı</strong></h2>

<p>Mezuniyet töreninde öğrencilere seslenen Prof. Dr. Mehmet Haberal, Başkent Üniversitesi mezunu olmanın önemli bir sorumluluk taşıdığını belirtti. Gençlere seslenen Haberal, Başkentli olmanın bir ayrıcalık olduğunu vurgulayarak, üniversitenin mezunları için her zaman bir yuva olmaya devam edeceğini söyledi.</p>

<p>Haberal, öğrencilerden Türkiye’yi her alanda gururla temsil etmelerini isteyerek, Ay Yıldızlı Türk bayrağını dünyanın en yükseklerinde dalgalandırmaları çağrısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/22-aylikken-hayata-tutundu-23-yil-sonra-diplomasini-hayatini-kurtaran-hekimin-elinden-aldi</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-30-at-121132-3.jpeg" type="image/jpeg" length="57110"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tütünle mücadelede yeni dönem: Sigara vitrinlerden iniyor, kapalı alan sınırları yeniden çiziliyor]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/tutunle-mucadelede-yeni-donem-sigara-vitrinlerden-iniyor-kapali-alan-sinirlari-yeniden-ciziliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/tutunle-mucadelede-yeni-donem-sigara-vitrinlerden-iniyor-kapali-alan-sinirlari-yeniden-ciziliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, tütün ve tütün ürünlerinin kullanımıyla mücadele kapsamında ezber bozan bir yasal reform için düğmeye bastı. Katıldığı canlı yayında tütün kullanımını azaltmaya yönelik hazırlanan yeni yasal düzenlemenin ayrıntılarını paylaşan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, tütün mamullerinin özellikle çocuklar ve gençler için görünürlüğünün tamamen ortadan kaldırılacağını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de halk sağlığını tehdit eden unsurların başında gelen tütün bağımlılığına karşı uzun süredir yürütülen mücadele, mevzuattaki eksikliklerin giderilmesi amacıyla yepyeni bir faza taşınıyor. <strong>Sağlık Bakanlığı, tütün kullanımını azaltmaya yönelik yeni bir yasal düzenleme için hazırlıklarını sürdürüyor</strong>. Bugüne kadar uygulanan cezai yaptırımların ve sınırlandırmaların, özellikle işletmelerin mimari hileleri ve denetim yetersizlikleri nedeniyle sekteye uğraması üzerine daha net, keskin ve tavizsiz bir strateji belirlendi. Hükümetin sağlık politikaları envanterine girmeye hazırlanan bu yeni <strong>kanun</strong> taslağı, sadece tüketicileri değil, tütün endüstrisinin lojistik ve pazarlama ağlarını da doğrudan hedef alıyor.</p>

<p>Bakanlık kurmayları ve hukukçular tarafından titizlikle yürütülen teknik çalışmalar, tütün endüstrisinin genç kuşakları hedef alan reklam ve algı operasyonlarını tamamen baltalamayı amaçlıyor. Bu doğrultuda hazırlanan <strong>kanun taslağıyla kapalı alanlarda sigara yasağının daha etkin uygulanması, 18 yaş altına satış denetimlerinin sıkılaştırılması ve tütün ürünlerinin görünürlüğünün azaltılması hedefleniyor</strong>. Yeni kararlarla birlikte, sokak aralarındaki büfelerden dev zincir marketlere kadar tütün satışı yapılan her noktada, paketlerin sergilenme biçimleri uluslararası standartlara göre yeniden dizayn edilecek. Reyonlardaki ışıklandırmalar, özel stand tasarımları ve markaların farkındalık yaratan renk oyunları tamamen ortadan kaldırılacak.</p>

<h2>Çocukları korumak adına tütün mamulleri tamamen gizleniyor</h2>

<p>Piyasa genelinde büyük bir yapısal değişim yaratacak olan yasal hamlenin felsefesini ve kırmızı çizgilerini bizzat açıklayan <strong>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, katıldığı canlı yayında yeni düzenlemeye ilişkin önemli açıklamalarda bulundu</strong>. Bakan Memişoğlu, devletin siber ve fiziki tüm imkanlarını kullanarak tütün kartellerinin pazar payını daraltacaklarını, ancak bu süreçte bireysel özgürlüklere müdahale etmek yerine arz ve talep mekanizmalarını baskılayacaklarını aktardı.</p>

<p>Genç beyinlerin tütün ürünlerini birer modern yaşam objesi olarak görmelerinin önüne geçmek istediklerini belirten Bakan Memişoğlu, "<strong>Sigara ve tütünün görünür olmasını istemiyoruz. Yasaklamayacağız ancak görünür olmasını engelleyeceğiz</strong>" ifadeleriyle yeni dönemin parolasını ilan etti. Bu stratejiye göre, tütün içeren mamuller satış noktalarında tüketicinin doğrudan görebileceği açık vitrinlerde değil, tamamen kapalı, opak ve dışarıdan içerisi okunmayan özel dolapların arkasında muhafaza edilmek zorunda kalacak. Müşteri talep etmediği sürece hiçbir tütün markasının amblemi, kutusu ya da logosu dükkanın hiçbir yerinde teşhir edilemeyecek.</p>

<h2>İşletmelerin camekanlı alan oyunlarına kanuni set çekiliyor</h2>

<p>Yasa koyucuların üzerinde en çok mesai harcadığı bir diğer kritik başlık ise mevcut mevzuattaki hukuki boşlukları kendi lehlerine kullanarak açık alan illüzyonu yaratan işletmelerin durumudur. Hazırlanan taslakta, özellikle kafe, restoran ve eğlence merkezlerinde yürütülen denetimlerde yaşanan karmaşayı bitirecek çok net tanımlamalar yer alıyor. <strong>Özellikle işletmelerde açık ve kapalı alan tanımına ilişkin yaşanan tartışmaların sona erdirilmesi hedefleniyor</strong>. Bugüne kadar üstü açılır kapanır tavanlar veya raylı cam sistemleriyle tescilli kapalı alanları saniyeler içinde "açık alan" gibi gösteren ticari işletmeler, yeni tüzükle birlikte çok katı mimari kriterlere tabi tutulacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mekanların fiziki yapısına dair gri alanları tamamen ortadan kaldıracaklarını belirten Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, bu konuda tavizsiz bir denetim mekanizmasının kurulacağını aktardı. Sektör temsilcilerinin ve denetim ekiplerinin sahadaki uyuşmazlıklarına son noktayı koyacaklarını vurgulayan Memişoğlu, "<strong>Mekanlar camekanlı mı, kapalı mı, açık mı? Bunları netleştireceğiz</strong>" diyerek denetçilerin elini güçlendireceklerini söyledi. Yeni kriterlere uymayan, cam bölmelerle kapalı alan yaratıp sigara içilmesine göz yuman mekanlara yönelik mühürleme ve ruhsat iptaline varan ağır yaptırımlar yolda.</p>

<h2>Ortak akılla olgunlaşan yasa tasarısı Meclis yolunda</h2>

<p>Bakanlık bünyesinde olgunlaşan metnin, sadece bir idari karar olarak kalmaması, toplumsal bir mutabakat ve kalıcı bir devlet politikası haline gelmesi için Ankara koridorlarında yoğun bir bürokratik trafik yürütülüyor. <strong>Yeni düzenleme üzerinde ilgili kurumlarla görüşmelerin devam ettiğini belirten Sağlık Bakanı Memişoğlu</strong>, ticaret, sanayi ve adalet bakanlıkları ile eş güdümlü bir çalışma yürüttüklerini, tütün üreticilerinden perakendecilere kadar tüm lojistik zincirin yasal haklarının da gözetildiğini kaydetti.</p>

<p>Kanunun nihai haline gelmesi için en üst düzey kurumsal istişarelerin yapıldığını anlatan Memişoğlu, sürece dair şu takvimi ve hedef haritasını paylaştı: "<strong>Şu anda tartışılıyor, bazı değişiklikler olabilir. Bizim bir taslak metnimiz var. Cumhurbaşkanımızla, milletvekillerimizle ve ilgili kuruluşlarla konuşuyoruz. İnşallah birkaç ay içinde tekamül hale gelmiş olacak. Sigara ve tütünün özellikle çocuklarımız için görünür olmasını istemiyoruz. Sigaranın mümkün olduğu kadar görünür olmamasını sağlayacağız. Biz esasında talebi, toplumun bunu kullanma isteğini azaltacağız.</strong>" Bakanlığın bu proaktif stratejisiyle, Türkiye genelinde tütün kullanım oranlarında radikal bir düşüşün tetiklenmesi amaçlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/tutunle-mucadelede-yeni-donem-sigara-vitrinlerden-iniyor-kapali-alan-sinirlari-yeniden-ciziliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/haber-foto11-2026-06-29t114943042.jpg" type="image/jpeg" length="89381"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir nasıl ölüyor? TÜİK verileri çarpıcı tabloyu ortaya koydu]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/izmir-nasil-oluyor-tuik-verileri-carpici-tabloyu-ortaya-koydu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/izmir-nasil-oluyor-tuik-verileri-carpici-tabloyu-ortaya-koydu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜİK'in 2025 yılında yayımladığı 2024 Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri'ne göre İzmir'de geçen yıl 31 bin 437 kişi hayatını kaybetti. Kentte en yaygın ölüm nedeni dolaşım sistemi hastalıkları olurken, onu solunum sistemi hastalıkları ve kanser izledi. İzmir'in kaba ölüm hızı ise Türkiye ortalamasının üzerinde gerçekleşti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK verilerine göre Türkiye'de 2023 yılında 526 bin 416 olan ölüm sayısı, 2024 yılında 489 bin 361'e geriledi. Hayatını kaybedenlerin yüzde 54,8'ini erkekler, yüzde 45,2'sini kadınlar oluşturdu. Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı ise binde 6,2'den binde 5,7'ye düştü.</p>

<p>En yüksek kaba ölüm hızına sahip iller Kastamonu (binde 10,4), Sinop (binde 10), Edirne ve Balıkesir (binde 9,7) ile Artvin (binde 9,6) oldu. En düşük kaba ölüm hızları ise Hakkari (binde 2,2), Şırnak (binde 2,4) ve Van'da (binde 2,9) kaydedildi.</p>

<h2>İzmir'de tablo Türkiye ortalamasının üzerinde</h2>

<p>TÜİK verilerine göre İzmir'de 2024 yılında 31 bin 437 kişi yaşamını yitirdi. Kentin kaba ölüm hızı binde 7 olarak hesaplandı. Böylece İzmir, binde 5,7 olan Türkiye ortalamasının üzerinde yer aldı. Bu oran, kentte her gün ortalama 86 kişinin yaşamını yitirdi.</p>

<p>İzmir'de en fazla ölüme neden olan hastalık grubu dolaşım sistemi hastalıkları oldu. Geçen yıl 10 bin 786 kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdi. Bu grubu 6 bin 472 ölümle solunum sistemi hastalıkları, 5 bin 160 ölümle iyi ve kötü huylu tümörler izledi. İç salgı bezi ve metabolizma hastalıkları nedeniyle bin 236, dışsal yaralanma ve zehirlenmeler nedeniyle bin 200, sinir sistemi hastalıkları nedeniyle ise 956 kişi hayatını kaybetti. Ölüm nedeni "diğer" olarak kaydedilen kişi sayısı 3 bin 563 olurken, 2 bin 64 ölümün nedeni belirlenemedi.</p>

<h2>İzmir yaşlanıyor</h2>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin TÜİK verilerini değerlendirdiği rapora göre kentte 65 yaş ve üzerindeki nüfusun toplam nüfusa oranı yüzde 13,3'e ulaştı. Türkiye genelinde ise bu oran yüzde 10,6 olarak hesaplandı. Yaşamını yitiren her dört kişiden yaklaşık üçü 65 yaş ve üzerindeydi. TÜİK verilerine göre İzmir'de ölümlerin yüzde 75,3'ü bu yaş grubunda gerçekleşti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>30-69 yaş aralığını kapsayan erken ölümler açısından İzmir, Türkiye ortalamasına yakın bir tablo sergiledi. Türkiye'de erken ölümlerin toplam ölümler içindeki payı yüzde 32,5 olurken, İzmir'de bu oran yüzde 32,3 olarak hesaplandı. Başka bir ifadeyle kentte yaşamını yitiren her üç kişiden biri çalışma çağındaki bireylerden oluştu.</p>

<h2>Erkeklerde ölüm hızı daha yüksek</h2>

<p>Verilere göre erkeklerde kaba ölüm hızı kadınlara göre daha yüksek gerçekleşti. İzmir'de erkeklerde kaba ölüm hızı binde 7,8 olurken kadınlarda bu oran binde 6,2 olarak kaydedildi. Benzer tablo Türkiye genelinde de görüldü.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>özge uyanık</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İZMİR GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/izmir-nasil-oluyor-tuik-verileri-carpici-tabloyu-ortaya-koydu</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 13:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/9-eylul-59-5.png" type="image/jpeg" length="39728"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakın İzmirliyi hangi hastalık öldürüyor?]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/bakin-izmirliyi-hangi-hastalik-olduruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/bakin-izmirliyi-hangi-hastalik-olduruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜİK tarafından yayımlanan en güncel veriler, İzmir’de son yıllarda gerçekleşen ölüm olaylarının ardındaki acı gerçekleri su yüzüne çıkardı. Kent genelinde yşaamını yitirenlerin çok büyük bir kısmının kalp ve damar rahatsızlıkları ile mücadele ettiği belgelenirken, özellikle yaşlı nüfusun yoğunlaştığı kronik hastalıklar tıp dünyasını harekete geçirdi. İşte bebek ölüm hızlarından kaba vefat oranlarına kadar İzmir’in detaylı sağlık ve demografi dökümü...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ege Bölgesi'nin en kalabalık metropolü olan İzmir’de, vatandaşların hayatını kaybetmesine yol açan tıbbi etkenler resmi istatistiklerle netlik kazandı. Sağlık Bakanlığı ve adli kayıtların incelenmesiyle elde edilen verilere göre, kentte son dört yıldır zirvedeki yeri değişmeyen en büyük ölüm nedeni dolaşım sistemi hastalıkları oldu. Kentte yalnızca 2025 yılı içerisinde hayatını kaybeden toplam 31 bin 494 kişinin 10 bin 652’si doğrudan kalp krizi, damar tıkanıklığı ve felç gibi dolaşım sistemi kökenli rahatsızlıklar nedeniyle yaşama veda etti. Bu sayısal büyüklük, İzmir’deki yaklaşık her üç vefattan birinin kardiyovasküler problemlerden kaynaklandığını gösteriyor.</p>

<p>Listenin ikinci sırasında yer alan iyi ve kötü huylu tümörler (kanser) ise şehirde her yıl binlerce can kaybına yol açıyor. İzmir’de kanser vakalarına bağlı vefat sayıları 2022 yılında 5 bin 3 iken, 2025 yılında 4 bin 751 olarak gerçekleşti. Öte yandan, solunum sistemi hastalıkları başlığında ise yukarı yönlü bir ivme dikkat çekiyor. Akciğer enfeksiyonları ve KOAH gibi nedenlerle hayatını kaybedenlerin sayısı 2022’de 5 bin 672 seviyesindeyken, 2025 yılına gelindiğinde bu sayı 6 bin 726’ya ulaştı.</p>

<h2>Erkek vefat oranları kadınları geride bıraktı</h2>

<p>İzmir’in demografik ve cinsiyet temelli ölüm eğilimleri incelendiğinde, vefat eden erkeklerin sayısının kadınlara oranla her yıl belirgin şekilde önde seyrettiği görülüyor. 2022 yılında vefat eden 32 bin 670 kişinin 17 bin 941’ini erkekler oluştururken, kadınlarda bu sayı 14 bin 729 olarak gerçekleşti. 2025 yılında ise toplam 31 bin 494 vefatın 17 bin 505’i erkek, 13 bin 989’u kadın olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Bin kişi başına düşen ölüm miktarını ifade eden kaba ölüm hızı endeksinde ise İzmir, durağan bir seyir izliyor. Şehirde 2022 yılında binde 7,35 olan kaba vefat hızı, 2023’te binde 6,90, 2024’te binde 7,01 ve 2025 yılında binde 7,00 olarak hesaplandı.</p>

<h2>Bebek sağlık göstergelerinde sistematik gerileme</h2>

<p>Şehrin sağlık haritasındaki en olumlu gelişme ise anne-çocuk sağlığı hizmetlerini yansıtan bebek ve çocuk vefat hızı tablolarında yaşandı. Bilinçli ebeveynlik ve yenidoğan yoğun bakım hizmetlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte oranlar düşüş trendine girdi. "İllere göre bebek ölüm hızı.xls" dosyasındaki resmi dökümlere göre, bin canlı doğum başına düşen vefat sayısını yansıtan bebek ölüm hızı, 2022 yılında binde 8,87 iken sistematik olarak gerileyerek 2025 yılında binde 6,51 seviyesine kadar çekildi. Benzer şekilde, beş yaş altı ölüm hızı da 2022 yılındaki binde 10,25’lik seviyeden, 2025 yılında binde 7,85’e kadar düşürüldü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaş gruplarına göre ölümlerin dağılımı incelendiğinde ise vefatların büyük oranda ileri yaş gruplarında yoğunlaştığı görülüyor. "İl ve yaş grubuna göre ölümler.xls" verilerine göre, 2025 yılındaki 31 bin 494 vefatın 16 bin 806’sı doğrudan 75 ve üzeri yaş grubundaki vatandaşlardan oluştu. İç salgı bezi (endokrin), beslenme vb. hastalıklardan kaynaklı vefatlar ise her yıl bin 200 barajında seyrederek sabit bir risk faktörü olarak kalmaya devam etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/bakin-izmirliyi-hangi-hastalik-olduruyor</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 13:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/haber-foto11-2026-06-25t134338060.jpg" type="image/jpeg" length="20119"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk tıp tarihini değiştirdi: Prof. Dr. Mehmet Haberal'dan yarım asırlık miras]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/turk-tip-tarihini-degistirdi-prof-dr-mehmet-haberaldan-yarim-asirlik-miras</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/turk-tip-tarihini-degistirdi-prof-dr-mehmet-haberaldan-yarim-asirlik-miras" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk tıbbının organ nakli alanındaki dönüşümünde kritik rol oynayan Prof. Dr. Mehmet Haberal, 1975’ten günümüze uzanan çalışmalarıyla yalnızca Türkiye’de değil dünyada da tıp tarihine yön veren isimlerden biri oldu. İlk nakilden uluslararası ödüllere uzanan süreç, modern cerrahinin kilometre taşlarını yeniden yazdı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk tıp tarihinin kırılma noktalarından biri, 3 Kasım 1975’te atıldı. Prof. Dr. Mehmet Haberal, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri’nde bir anneden 12 yaşındaki oğluna gerçekleştirdiği ilk böbrek nakliyle yalnızca bir hastayı değil, bir dönemi de değiştirdi. O gün atılan adım, ilerleyen yıllarda organ nakli alanında Türkiye’yi dünya sahnesine taşıyacak bir bilimsel hareketin başlangıcı oldu.</p>

<p>Bu ilk operasyon, yalnızca teknik bir başarı değil, aynı zamanda tıbbın sınırlarını zorlayan bir vizyonun göstergesiydi. O dönem için son derece kısıtlı imkânlara rağmen gerçekleştirilen bu müdahale, Türkiye’de modern transplantasyonun kapısını araladı.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 06 25 At 09.22.53" class="detail-photo img-fluid" height="2048" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-25-at-092253.jpeg" width="1152" /></p>

<h2><strong>Hacettepe’de başlayan tıp devrimi</strong></h2>

<p>1970’lerin ortasında başlayan bu süreç, kısa sürede genişleyen bir bilimsel dönüşüme evrildi. Prof. Dr. Mehmet Haberal, yalnızca ameliyat yapan bir cerrah değil, aynı zamanda organ nakli sisteminin altyapısını kuran bir bilim insanı olarak öne çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dönemin sağlık koşulları düşünüldüğünde bu girişimlerin her biri ayrı bir mücadele anlamı taşıyordu. Haberal’ın çalışmaları sayesinde Hacettepe Üniversitesi, organ nakli alanında uluslararası düzeyde referans merkezlerden biri haline geldi. Bu süreç, Türkiye’de transplantasyonun kurumsallaşmasını da beraberinde getirdi.</p>

<h2><strong>Amerika’dan gelen hayat zinciri</strong></h2>

<p>1984 yılı, Türk tıp tarihine altın harflerle yazılan gelişmelerden birine sahne oldu. Amerika Birleşik Devletleri’nden getirilen böbreklerle gerçekleştirilen operasyonlar zinciri, tıbbın zamanla yarıştığı en kritik anlardan biri olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Haberal, o dönemde yaklaşık 25 saat süren kesintisiz bir ameliyat maratonuyla beş hastaya yeniden yaşam şansı sundu. Bu operasyonlar, yalnızca Türkiye’de değil uluslararası tıp çevrelerinde de geniş yankı uyandırdı. Aynı dönemde ABD’den gelen organlarla gerçekleştirilen nakillerle toplamda 175 hastaya ulaşıldığı bilgisi, sürecin ölçeğini ortaya koydu.</p>

<p>Bu gelişmeler, Türkiye’nin organ nakli kapasitesinin dünyayla rekabet edebilecek seviyeye ulaştığını gösteren en somut örneklerden biri oldu.</p>

<h2><strong>Zamana karşı verilen 25 saatlik mücadele</strong></h2>

<p>1984’te gerçekleşen operasyonların en dikkat çekici yönlerinden biri, zamanla verilen mücadeleydi. Organların uygun koşullarda korunma süresinin sınırlı olduğu bir dönemde, ekip büyük bir organizasyonla süreci yönetti.</p>

<p>Esenboğa Havalimanı’ndan başlayan ve Hacettepe Hastanesi ameliyathanelerine uzanan bu süreçte, her dakika hayati önem taşıyordu. Prof. Dr. Mehmet Haberal, gelen organların süre hesaplarını titizlikle yaparak ameliyat planlamasını saniyelerle yarışacak şekilde organize etti.</p>

<p>Aralıksız devam eden operasyonlar sonucunda beş farklı hasta sağlığına kavuştu. Bu süreç, tıpta “organizasyonel cerrahi yönetimi” açısından da örnek vaka olarak değerlendirildi.</p>

<h2><strong>Bilimi dünyaya açan saklama yöntemi</strong></h2>

<p>Haberal’ın bilim dünyasına kazandırdığı en önemli katkılardan biri de organ saklama süresine ilişkin geliştirdiği yöntem oldu. O dönemde ortalama 12 saat olan böbrek koruma süresi, geliştirdiği teknik sayesinde 48 ila 95 saate kadar çıkarıldı.</p>

<p>Bu buluş, transplantasyon alanında devrim niteliği taşıdı. 1983 yılında Zürih’te düzenlenen Avrupa Transplantasyon Birliği toplantısında duyurulan yöntem, uluslararası tıp camiasında büyük yankı uyandırdı. Bu katkı, Prof. Dr. Mehmet Haberal’a Sedat Simavi Vakfı Sağlık Bilimleri Ödülü’nü de kazandırdı.</p>

<h2><strong>Yasadan uluslararası saygıya uzanan yol</strong></h2>

<p>Haberal’ın katkıları yalnızca cerrahi başarılarla sınırlı kalmadı. Organ naklinin yasal altyapısının oluşturulması sürecinde de aktif rol oynadı. Türkiye’de organ nakline hukuki zemin kazandıran 2238 sayılı yasa, 1979 yılında yürürlüğe girdi.</p>

<p>Bu yasanın hazırlanması sürecinde Haberal, Meclis’te ve ilgili kurumlarda yoğun bir bilgilendirme çalışması yürüttü. Dönemin dini ve toplumsal hassasiyetlerini de dikkate alarak yürütülen süreç, Türkiye’de organ bağışı bilincinin gelişmesine zemin hazırladı.</p>

<h2><strong>İstanbul’dan Atina’ya uzanan bilim diplomasisi</strong></h2>

<p>Yıllar içinde Prof. Dr. Mehmet Haberal, yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın da saygı duyduğu bir bilim insanı haline geldi. 2024 yılında Dünya Organ Nakli Derneği’nin 30. Uluslararası Kongresi, ilk kez İstanbul’da düzenlendi ve bu organizasyonun öncülüğünü Haberal üstlendi.</p>

<p>Aynı kongrede kendisine verilen Medawar Ödülü, transplantasyon alanındaki en prestijli uluslararası ödüllerden biri olarak kayda geçti. Bunun yanı sıra Atina Akademisi tarafından verilen Yüksek Şeref Ödülü, Türk bir bilim insanının ilk kez bu kuruma kabul edilmesi açısından tarihi bir önem taşıdı.</p>

<h2><strong>"Yaşam Boyu Başarı Ödülü"ne layık görüldü </strong></h2>

<p>Prof. Dr. Mehmet Haberal, Mısır’da sağlık alanında verilen en prestijli unvanlardan biriyle onurlandırıldı. İlk kez bir bilim insanına takdim edilen “Yaşam Boyu Başarı Ödülü”, Haberal’ın yıllara yayılan çalışmalarının uluslararası düzeyde karşılık bulduğunu ortaya koydu.</p>

<p>Kahire’de düzenlenen törende konuşan Haberal, organ nakli süreçlerinde gelinen noktayı değerlendirerek, dünya genelinde organ bağışı bilincinin artırılması gerektiğine dikkat çekti. Bilim insanı, konuşmasında yalnızca teknik gelişmelere değil, insan hayatının korunmasına yönelik küresel sorumluluğa da vurgu yaptı.</p>

<p>Bu ödül, Türkiye’nin tıp alanındaki birikiminin uluslararası platformlarda nasıl karşılık bulduğunun güçlü bir göstergesi olarak değerlendirildi.</p>

<h2><strong>Kuveyt’te bilim dünyasının buluşması</strong></h2>

<p>Uluslararası tıp camiasının en önemli organizasyonlarından biri olan Asya Transplantasyon Derneği 19. Kongresi, Kuveyt City’de geniş katılımla gerçekleştirildi. 800’ü aşkın bilim insanının yer aldığı kongrede, Prof. Dr. Mehmet Haberal onur konuğu olarak ağırlandı.</p>

<p>Bilim dünyasının farklı ülkelerden gelen temsilcileri, Haberal’ın organ nakli alanındaki katkılarını uzun süre ayakta alkışladı. Kongre boyunca yapılan oturumlarda, Türkiye’nin transplantasyon alanındaki gelişmiş altyapısı ve bilimsel birikimi de gündeme geldi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/turk-tip-tarihini-degistirdi-prof-dr-mehmet-haberaldan-yarim-asirlik-miras</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-25-at-092254.jpeg" type="image/jpeg" length="43316"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan mutfak uyarısı!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/uzmanlardan-mutfak-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/uzmanlardan-mutfak-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Sağlık Vakfı, mutfaklarda yaygın olarak kullanılan plastik baharat ve tuz öğütücülerine karşı uyarıda bulundu. Uzmanlar, plastik parçaların zamanla gıdaya mikroplastik karışmasına neden olabileceğini belirterek cam ve metal ürünlerin tercih edilmesini önerdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamda birçok mutfakta bulunan baharat değirmenleri ve tuz öğütücüleriyle ilgili dikkat çeken bir sağlık uyarısı yapıldı. Türkiye Sağlık Vakfı (TSV) ve uzmanlar, özellikle plastik gövdeli ve plastik dişli öğütücülerde uzun süreli kullanımın sağlık açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Uzmanlara göre, bu tür plastik materyaller zamanla aşınarak gıdaların içine gözle görülmeyen mikroplastik parçacıkların karışmasına neden olabiliyor. Bu durumun özellikle uzun vadede insan sağlığı üzerinde etkili olabileceği ifade ediliyor.</p>

<h2>Mutfaktaki sessiz risk gündemde</h2>

<p>Baharat öğütücülerinin günlük kullanımda fark edilmeden aşınması, mikroplastiklerin gıdalara karışmasına zemin hazırlıyor. Uzmanlar, bu durumun “sessiz bir risk” olarak değerlendirildiğini belirtiyor.</p>

<p>Yapılan değerlendirmelerde, mikroplastiklerin yalnızca mutfak araçlarından değil; içme suyu, ambalajlı gıdalar ve hatta solunan havadan bile insan vücuduna girebildiği hatırlatılıyor.</p>

<p>Bu parçacıkların özellikle bağırsak sistemi ve bağışıklık üzerinde oluşturabileceği etkiler üzerine bilimsel çalışmaların sürdüğü kaydediliyor.</p>

<p><img alt="Image-5706" class="detail-photo img-fluid" height="1024" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/image-5706.png" width="1280" /></p>

<h2>Plastik dişliler en büyük risk unsuru</h2>

<p>Uzmanların dikkat çektiği en önemli noktalardan biri, plastik dişli öğütücüler. Bu ürünlerin kullanım sırasında sürekli sürtünmeye maruz kaldığı ve zamanla parçalanarak gıdaya karışabileceği ifade ediliyor.</p>

<p>Özellikle tuz ve sert baharatların öğütülmesi sırasında bu aşınmanın daha da hızlandığı belirtiliyor. Bu nedenle plastik mekanizmalı ürünlerin uzun vadede sağlık açısından risk oluşturabileceği vurgulanıyor.</p>

<h2>Cam ve metal ürünler öneriliyor</h2>

<p>Türkiye Sağlık Vakfı, tüketicilere daha güvenli alternatifler konusunda da çağrıda bulundu. Uzmanlar, plastik ürünler yerine cam, seramik veya metal mekanizmalı baharat öğütücülerinin tercih edilmesini öneriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu tür ürünlerin hem daha dayanıklı olduğu hem de gıda ile temas eden yüzeylerde parçalanma riskinin çok daha düşük olduğu ifade ediliyor.</p>

<p>Özellikle mutfakta uzun süre kullanılan ekipmanlarda malzeme seçiminin önemine dikkat çekilirken, bilinçli tüketim alışkanlıklarının sağlık açısından kritik rol oynadığı belirtiliyor.</p>

<h2></h2></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YAŞAM</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/uzmanlardan-mutfak-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 08:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/image-5707.png" type="image/jpeg" length="88182"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dokuz Eylül’de çifte kriz: Randevu sistemi durdu, sağlık emekçileri eylemde]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/dokuz-eylulde-cifte-kriz-randevu-sistemi-durdu-saglik-emekcileri-eylemde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/dokuz-eylulde-cifte-kriz-randevu-sistemi-durdu-saglik-emekcileri-eylemde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nde hasta randevu ve yönetim sisteminin çökmesi nedeniyle hizmetlerde aksama yaşandı. Hastalar randevu alamazken, aynı saatlerde sağlık emekçileri de çalışma koşulları ve yönetim uygulamalarına tepki göstermek için iş bırakma eylemi gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hasta randevu ve yönetim sisteminin çökmesi nedeniyle hizmetlerde aksama yaşandı. Hastanenin online randevu sistemine erişim sağlanamazken, çalışanların da sistemlere giriş yapmakta sorun yaşadığı öğrenildi.</p>

<p>Hastanede görev yapan çalışanlar, bilgi işlem altyapısında yaşanan sorun nedeniyle hasta kayıt ve randevu işlemlerinin durma noktasına geldiğini belirtti. Sistemin neden çöktüğüne ilişkin resmi bir açıklama yapılmazken, bazı iddialarda altyapının siber saldırıya uğramış olabileceği öne sürüldü.</p>

<p>Öte yandan sistem krizinin yaşandığı saatlerde hastanede örgütlü bulunan Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası (Sağlık-İş İzmir Şubesi) üyeleri de kısa süreli iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. Poliklinikler önünde bir araya gelen sağlık emekçileri, hastane yönetiminin uygulamalarına tepki gösterdi.</p>

<h2>Çalışma koşullarına tepki gösterdiler</h2>

<p>Eylemde yapılan açıklamada, çalışanlar üzerindeki baskılara ve disiplin uygulamalarına karşı mücadele edeceklerini belirten sendika üyeleri şu ifadeleri kullandı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Hastane yönetiminin çalışanlar üzerinde uyguladığı baskılara, haksız cezalara ve emekçileri yıldırmaya yönelik uygulamalara karşı sessiz kalmıyoruz. Alın terimizin, emeğimizin ve onurumuzun yanında durmak için demokratik hakkımızı kullanıyor, sesimizi hep birlikte yükseltiyoruz.</p>

<p>Bizler adalet, huzurlu çalışma ortamı ve insan onuruna yakışır çalışma koşulları istiyoruz. Taleplerimiz çok açık; baskının değil diyaloğun, cezalandırmanın değil hakkaniyetin hâkim olduğu bir çalışma düzeni talep ediyoruz.</p>

<p>Bugün burada bulunan tüm mücadele arkadaşlarımıza, dayanışmasını esirgemeyen herkese teşekkür ediyoruz. Birlik ve beraberlik içerisinde emeğimize sahip çıkmaya devam edeceğiz.</p>

<p>Haklıyız, güçlüyüz, kazanacağız!”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İZMİR GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/dokuz-eylulde-cifte-kriz-randevu-sistemi-durdu-saglik-emekcileri-eylemde</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/9-eylul-58-6.png" type="image/jpeg" length="50930"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dermatologlardan kritik uyarı: Güneş kremi kullanırken yapılan hatalar!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/dermatologlardan-kritik-uyari-gunes-kremi-kullanirken-yapilan-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/dermatologlardan-kritik-uyari-gunes-kremi-kullanirken-yapilan-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında artan güneş ışınları nedeniyle uzmanlardan önemli uyarılar geldi. Dermatoloji Uzmanı Dr. Beste Nigar Gök, güneş kremlerinin yalnızca güneş yanıklarını önlemediğini, aynı zamanda cilt kanseri riskini azaltarak erken yaşlanma belirtilerine karşı koruma sağladığını belirtti. Uzmanlar, doğru ürün seçimi ve düzenli kullanımın hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla birlikte uzmanlar güneş ışınlarının cilt üzerindeki zararlarına karşı vatandaşları uyarıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Beste Nigar Gök, toplumda güneş koruyucularla ilgili birçok yanlış bilginin yaygın olduğunu belirterek, doğru güneş korumasının yalnızca estetik değil sağlık açısından da büyük önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Uzmanlara göre güneş kremi kullanımı yalnızca güneş yanıklarını önlemekle sınırlı değil. Düzenli ve doğru kullanım, cilt kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı olurken, kırışıklık ve leke oluşumu gibi yaşlanma belirtilerine karşı da önemli koruma sağlıyor.</p>

<h2>Güneş ışınları ciltte kalıcı hasar bırakabiliyor</h2>

<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Beste Nigar Gök, güneşten gelen ultraviyole ışınlarının cilt üzerinde hem kısa hem de uzun vadeli etkiler oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Uzman açıklamasında, güneş ışınlarının kısa vadede yanık ve leke oluşumuna neden olabildiğini, uzun vadede ise kırışıklık, elastikiyet kaybı ve sarkma gibi yaşlanma belirtilerini hızlandırdığını ifade etti.</p>

<p>Ayrıca kontrolsüz güneş maruziyetinin çeşitli cilt kanseri türlerinin gelişme riskini artırdığına dikkat çeken Gök, güneş koruyucuların bu risklerin önemli bölümünü azaltabildiğini vurguladı.</p>

<h2>Sadece yazın değil yıl boyunca kullanılmalı</h2>

<p>Uzmanlar, güneş koruyucuların yalnızca deniz tatillerinde veya plajda kullanılmasının yeterli olmadığını belirtiyor.</p>

<p>Güneşin zararlı ultraviyole ışınlarının yıl boyunca etkili olduğunu hatırlatan dermatologlar, özellikle açık havada zaman geçiren kişilerin dört mevsim güneş koruyucu kullanması gerektiğini ifade ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle yüz, boyun, kulaklar ve eller gibi sürekli güneşe maruz kalan bölgelerin korunmasının büyük önem taşıdığı belirtiliyor.</p>

<h2>SPF seçimi gelişigüzel yapılmamalı</h2>

<p>SPF değeri, güneş kremi seçiminde en çok dikkat edilmesi gereken kriterlerden biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Dr. Gök, günlük kullanımda çoğu kişi için SPF 30 içeren ürünlerin yeterli olabileceğini belirterek, uzun süre güneşte kalınacak durumlarda SPF 50 tercih edilmesini önerdi.</p>

<p>Deniz, havuz, spor aktiviteleri ve açık hava etkinliklerinde yüksek koruma faktörlü ürünlerin daha etkili sonuç verdiğini ifade eden uzmanlar, ürün seçiminin kişisel ihtiyaçlara göre yapılması gerektiğini vurguluyor.</p>

<h2>UVA ve UVB koruması birlikte aranmalı</h2>

<p>Dermatologlara göre güneş kremi alırken yalnızca SPF değerine bakmak yeterli değil.</p>

<p>SPF koruması esas olarak UVB ışınlarına karşı koruma sağlarken, cilt yaşlanması ve bazı cilt kanserleriyle ilişkilendirilen UVA ışınlarına karşı koruma için geniş spektrumlu ürünlerin tercih edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu nedenle ürün etiketlerinde "geniş spektrumlu koruma" ibaresinin bulunması uzmanlar tarafından özellikle tavsiye ediliyor.</p>

<h2>En sık yapılan hatalar korumayı azaltıyor</h2>

<p>Uzmanların dikkat çektiği en önemli konulardan biri de güneş kremi kullanımındaki yanlış alışkanlıklar.</p>

<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Gök'e göre birçok kişi güneş koruyucuyu dışarı çıkmadan hemen önce sürüyor ya da gün içerisinde yenilemeyi ihmal ediyor.</p>

<p>Ayrıca bulutlu havalarda güneş kremi kullanmamak, yalnızca yüz bölgesine uygulamak ve kulak, ense, boyun, dudak, el sırtı ile ayak üstlerini korumamak da sık yapılan hatalar arasında yer alıyor.</p>

<p>Uzmanlar, güneş kremlerinin özellikle terleme, yüzme veya uzun süre dış ortamda bulunma durumlarında iki ila üç saatte bir yenilenmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<h2>Her güneş kremi her cilde uygun değil</h2>

<p>Piyasada çok sayıda farklı güneş koruyucu bulunurken, her ürünün her cilt tipi için uygun olmadığı ifade ediliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre mineral filtreli güneş kremleri hassas ciltlerde, egzama ve rozasea gibi cilt rahatsızlıklarında daha iyi sonuç verebiliyor.</p>

<p>Kimyasal filtreli ürünler ise daha hafif yapıları sayesinde günlük kullanımda ve makyaj altında tercih edilebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle ürün seçiminde kişinin cilt yapısının dikkate alınması gerektiği belirtiliyor.</p>

<h2>Çocuklarda koruma daha büyük önem taşıyor</h2>

<p>Uzmanlar, çocukların güneş ışınlarına karşı yetişkinlerden daha hassas olduğunu vurguluyor.</p>

<p>Bu nedenle çocuklar için parfümsüz, geniş spektrumlu ve mineral filtreli ürünlerin tercih edilmesi öneriliyor.</p>

<p>Özellikle bebeklerde ilk altı ay boyunca güneş koruyucu kullanımının önerilmediğini belirten dermatologlar, bu dönemde koruyucu kıyafetlerin ve gölgenin tercih edilmesi gerektiğini ifade ediyor.</p>

<h2></h2></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YAŞAM</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/dermatologlardan-kritik-uyari-gunes-kremi-kullanirken-yapilan-hatalar</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/dermatologlardan-gunes-kremi-uyarisi-gunesten-korunmada-dogru-bilinen-yanlislar.webp" type="image/jpeg" length="18760"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Şişman diyetisyen" dediler, 36 kilo verip herkesi şaşırttı!]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/sisman-diyetisyen-dediler-36-kilo-verip-herkesi-sasirtti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/sisman-diyetisyen-dediler-36-kilo-verip-herkesi-sasirtti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nde görev yapan Diyetisyen Dilara Demirkan, çocukluğundan beri mücadele ettiği fazla kilolarından inat ve disiplinle kurtuldu. Kendisine "Kelin ilacı olsa başına sürer, sen diyetisyen olamazsın" diyenlere aldırış etmeyerek 16 ayda 97 kilodan 61 kiloya düşen Demirkan, şimdi hastalarına kendi başarı hikayesiyle ilham veriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumdaki kalıplaşmış yargıları yıkan ve azmiyle takdir toplayan bir başarı hikayesi İzmir’den geldi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nde görevli Diyetisyen Dilara Demirkan, 16 ay gibi bir sürede tam 36 kilo vererek adeta küllerinden yeniden doğdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Geçmişte kiloları nedeniyle mesleğini yapamayacağını iddia edenlerin eleştirilerine maruz kalan Demirkan, bugün kendisini "Burada şişman bir diyetisyen vardı, nerede?" diye soran eski hastalarına gülümseyerek "O bendim" yanıtını veriyor.</p>

<h3>"Babam diyetisyenlere para ödemesin diye bu bölümü seçtim"</h3>

<p>Fazla kilolarla çok küçük yaşlarda tanıştığını ve yıllarca süren bir kısır döngünün içinde kaldığını belirten Dilara Demirkan, meslek seçimi ve yaşadığı zorlukları şu sözlerle aktardı:</p>

<p>"Her yaz diyetisyene gider, birkaç ay diyet yapardım. Ancak kış geldiğinde eski beslenme düzenime geri dönerdim. Bu döngü yıllarca sürdü. Üniversite yıllarında önce gıda teknolojisi eğitimi aldım. Babamın yıllardır diyetisyenlere para ödediğini görünce kendi kendime 'Seni bu dertten kurtaracağım' dedim ve Beslenme ve Diyetetik bölümünü tercih ettim. Ancak bu kararıma çevremden olumsuz tepkiler geldi. 'Kelin ilacı olsa başına sürer', 'Sen diyetisyen olamazsın' diyenler oldu."</p>

<h3>Ne ameliyat ne iğne: Başarının sırrı irade</h3>

<p>Tiroid sorunlarının baş göstermesi üzerine hayatında radikal bir değişim kararı aldığını dile getiren Demirkan, zayıflama sürecinde hiçbir tıbbi müdahaleye başvurmadığının altını çizdi. Popüler zayıflama yöntemleri yerine tamamen kendi programına sadık kaldığını belirten Demirkan, yaşadığı zorlu anları şu cümlelerle ifade etti:</p>

<p>"Ne mide ameliyatı oldum ne mide balonu yaptırdım ne de zayıflama iğnesi kullandım. Kendi hazırladığım beslenme programına sadık kaldım ve düzenli olarak spor yaptım. Bir gece sadece salçalı makarna yemek istediğim için ağlayarak uyudum. Evde makarna da yoğurt da vardı. İstesem kalkıp yiyebilirdim. Ama kendime bir söz vermiştim. Yemedim ve uyudum. Ertesi sabah programıma kaldığım yerden devam ettim. 'Artık yapamıyorum' dediğim çok zaman oldu. Ancak ailem, arkadaşlarım ve doktor meslektaşlarım bana sürekli destek verdi. Bazen insanın yanında kendisine inanan insanların olması her şeyden daha önemli."</p>

<h3>"Zayıflama iğneleri uzman hekim kontrolünde olmalı"</h3>

<p>Son dönemde adeta bir çılgınlığa dönüşen zayıflama iğnelerine de değinen deneyimli diyetisyen, bu tür ilaçların kulaktan dolma bilgilerle veya eczaneden doğrudan alınarak kullanılmaması gerektiğini ifade etti. Demirkan, bu konudaki bilimsel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:</p>

<p>“Bu yöntemlere karşı değiliz. Ancak kişilerin bu ilaçları eczaneden temin ederek kendi başlarına kullanmalarını doğru bulmuyoruz. Öncelikle kan tahlilleri yapılmalı, kişinin sağlık geçmişi ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli ve tedavi süreci uzman hekimler tarafından planlanmalıdır. Ayrıca bu süreç, diyetisyenlerin yürüteceği beslenme takibiyle desteklenmelidir. Ben ise ailemde bulunan bazı kanser öyküleri ve yaşadığım tiroid sorunları nedeniyle bu yöntemlerden uzak durmayı tercih ettim."</p>

<h3>"Asıl zor olan kilo vermek değil, korumak"</h3>

<p>Diyetisyenlik mesleğinin sadece zayıflatmaktan ibaret olmadığını; diyabet, kolesterol, gut hastalarının yanı sıra yoğun bakım hastalarının da beslenme programlarını yönettiklerini hatırlatan Demirkan, kilo vermek isteyenlere altın değerinde bir tavsiyede bulundu.</p>

<p>Hedef kiloya ulaşıldığında sürecin bitmediğini, aksine en kritik dönemin başladığını belirten Demirkan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"İnsanlar hedef kiloya ulaştıklarında sürecin bittiğini düşünüyor. Oysa asıl süreç bundan sonra başlıyor. Ben bugün dikkat etmeyi bıraksam verdiğim kiloların önemli bir kısmını geri alabilirim. Ameliyat, mide balonu ya da zayıflama iğnesi kullanan kişiler için de durum farklı değil; beslenme düzeni değiştirilmediği sürece verilen kilolar geri dönebiliyor. Önemli olan sürdürülebilir bir yaşam tarzı oluşturmak. Diyet ve spor, emek isteyen ama süreklilik gerektiren süreçlerdir. Ömür boyu sürdürülebilecek sağlıklı alışkanlıklar kazanmaktır. Benim bu süreçte öğrendiğim en önemli şey de bu oldu."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>haber merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İZMİR GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/sisman-diyetisyen-dediler-36-kilo-verip-herkesi-sasirtti</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/9-eylul-2026-06-15t110705122.png" type="image/jpeg" length="71216"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Haberal’dan 100 yıllık mirasa sahip çıkan adım: Organ da takarım, fırıncılık da yaparım]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/prof-dr-haberaldan-100-yillik-mirasa-sahip-cikan-adim-organ-da-takarim-firincilik-da-yaparim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/prof-dr-haberaldan-100-yillik-mirasa-sahip-cikan-adim-organ-da-takarim-firincilik-da-yaparim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyaca tanınan bilim insanı Prof. Dr. Mehmet Haberal, baba mesleği olan fırıncılığı Başkent Üniversitesi’nde yaşatmaya devam ediyor. Karadeniz’in geleneksel lezzetleri arasında yer alan Pazar simidi, odun ateşinde pide ve pelekide pişirilen mısır ekmeği, Haberal’ın öncülüğünde yeniden hayat buluyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın önde gelen cerrahlarından biri olarak tanınan Prof. Dr. Mehmet Haberal, sağlık ve eğitim alanındaki başarılarının yanı sıra baba mesleği olan fırıncılığa verdiği önemle de dikkat çekiyor. Başkent Üniversitesi’nin kurucusu olan Haberal, yıllardır sürdürdüğü geleneksel üretim anlayışıyla Karadeniz’in köklü lezzetlerini yeni nesillere aktarmaya devam ediyor.</p>

<p>Başkent Üniversitesi kampüsünde kurulan özel üretim alanlarında hazırlanan Pazar simidi, odun ateşinde pişirilen pideler ve son olarak geleneksel yöntemlerle yapılan mısır ekmeği, hem öğrenciler hem de ziyaretçiler tarafından ilgi görüyor.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 06 14 At 10.23.36 (1)" class="detail-photo img-fluid" height="466" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-14-at-102336-1.jpeg" width="800" /></p>

<h2><strong>Baba mesleğini üniversiteye taşıdı</strong></h2>

<p>Rize’nin Pazar ilçesine özgü lezzetlerden biri olan Pazar simidi, Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın öncülüğünde yıllardır Başkent Üniversitesi’nde üretiliyor.</p>

<p>Karadeniz kültürünün önemli simgeleri arasında yer alan bu özel simit, geleneksel tariflere sadık kalınarak hazırlanıyor. Haberal’ın zaman zaman üretim sürecine bizzat katılması ise dikkat çekiyor.</p>

<p>Odun ateşinde pişirilen pideler de üniversite kampüsünün önemli geleneklerinden biri haline gelirken, özellikle ramazan ayında büyük ilgi görüyor.</p>

<h2><strong>Şimdi de pelekide mısır ekmeği üretiliyor</strong></h2>

<p>Başkent Üniversitesi’nde yaşatılan geleneksel lezzetlere son olarak pelekide mısır ekmeği eklendi.</p>

<p>Karadeniz kültüründe önemli bir yere sahip olan peleki, oyularak hazırlanan özel taşlardan oluşan geleneksel bir pişirme yöntemi olarak biliniyor. Geçmişte fırın bulunmayan dönemlerde kullanılan bu yöntem, bugün yeniden hayat buluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Haberal’ın girişimiyle hazırlanan mısır ekmekleri, yüzlerce yıllık bir geleneği günümüze taşıyor.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 06 14 At 10.23.36 (2)" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-14-at-102336-2.jpeg" width="738" /></p>

<h2><strong>Peleki geleneği yeniden hayat buluyor</strong></h2>

<p>Karadeniz bölgesinin unutulmaya yüz tutmuş geleneklerinden biri olan peleki, açık ateşte ekmek pişirmeye olanak sağlayan özel oyma taşlar için kullanılan bir isim olarak biliniyor.</p>

<p>Geçmişte köy yaşamının önemli parçalarından biri olan bu yöntem, günümüzde nadiren uygulanıyor. Başkent Üniversitesi’nde başlatılan çalışma sayesinde peleki kültürü yeniden görünür hale gelirken, geleneksel mısır ekmeği de özgün yöntemiyle üretilmeye devam ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/prof-dr-haberaldan-100-yillik-mirasa-sahip-cikan-adim-organ-da-takarim-firincilik-da-yaparim</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/ismail-ari-ile-birlikte-tum-gazetecilere-mesaj-arastirmaci-gazetecilik-tutuklaniyor-37.png" type="image/jpeg" length="83117"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda obezite ve erken ergenlik tuzağı: Yanlış beslenme gelişim döngüsünü bozuyor]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/cocuklarda-obezite-ve-erken-ergenlik-tuzagi-yanlis-beslenme-gelisim-dongusunu-bozuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/cocuklarda-obezite-ve-erken-ergenlik-tuzagi-yanlis-beslenme-gelisim-dongusunu-bozuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesi uzmanları, çocuk ve ergenlerde hızla artan obezite ve yeme bozukluklarına karşı anne babaları uyardı. Hatalı beslenme tarzının hormon dengesini altüst ederek çocukları 5-6 yaşında ergenlik travmasıyla baş başa bıraktığını belirten uzmanlar, kalıcı çözümün geçici diyet listelerinde değil, ailece benimsenecek sürdürülebilir bir yaşam modelinde olduğunu vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağının en büyük küresel tehditlerinden biri haline gelen fazla kilo problemi, modern dünyada sadece estetik bir kaygı olmaktan çıkarak ciddi gelişimsel bozuklukların tetikleyicisine dönüştü. Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tıp Fakültesi Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde görev yapan uzmanlar, polikliniklere başvuran çocuk ve ergenlerde <strong>yeme bozuklukları ve obezite tehlikesine</strong> dair çok çarpıcı veriler paylaştı. Geleneksel olarak yetişkin hastalığı şeklinde kodlanan metabolik rahatsızlıkların artık anaokulu yaşındaki çocukların kapısını çaldığını belirten uzmanlar, bu durumun biyolojik süreçleri doğrudan sabote ettiğini ifade ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Klinik gözlemler doğrultusunda çarpıcı uyarılarda bulunan Uzman Psikolog Sibel Özgür Vatansever, paketli gıdaların ve hareketsiz yaşamın getirdiği yağlanmanın doğrudan endokrin sistemi vurduğunu açıkladı. Vatansever, "Sağlıksız beslenme ve kilo alımı, hormonların ve dolayısıyla gelişim döngülerinin bozulmasına yol açıyor. <strong>Hormonal bozulmayla birlikte çocuk çok küçük yaşta ergenliğe giriyor.</strong> Henüz oyun çağında olan, 5 ya da 6 yaşındaki bir çocuğun vücudunda ergenlik belirtilerinin olması, onun zihinsel dünyası için çok korkutucu ve travmatik bir durum haline gelebiliyor. Psikolojik destek sürecinde çocukların bu erken büyüme kaygılarıyla da yoğun bir şekilde çalışıyoruz" diyerek tehlikenin fiziki boyutunun ötesindeki psikolojik tahribata dikkat çekti.</p>

<h2>Koşullu sevgi gören çocuklarda beden imajı kırılıyor</h2>

<p>Hastaneye başvuran çocukların ortak paydasında akranları tarafından maruz kaldıkları dışlanma ve psikolojik baskı yatıyor. Fazla kiloya sahip çocukların tedavi odalarında en çok bedensel kısıtlılıklardan ve sosyal zorbalıklardan şikayet ettiğini dile getiren Vatansever, sorunun kökeninde aile içi iletişim modellerinin yer aldığını savundu. Kliniğe gelen çocukların "Merdiven çıkarken çok zorlanıyorum" cümlesinin hemen ardından okulda kilolarıyla dalga geçildiğini hıçkırıklarla anlattığını aktaran uzman, burada asıl yıkıcı etkenin kilo parametresi değil, çocuğun kendi öz şefkatini kaybetmesi olduğunu söyledi.</p>

<p>Duygusal yeme atağı yaşayan çocuklara kilonun bir amaç değil, sadece yanlış giden süreçlerin bir sonucu olduğunu fark ettirmeye çalıştıklarını belirten Vatansever, ebeveyn tutumlarına yönelik şu eleştiriyi getirdi: "<strong>Koşulsuz sevgi ve kabul gören bir çocuğun beden imajıyla sorunu olmaz.</strong> Ancak sadece ders başarısıyla, uslu durmasıyla ya da dış görünüşüyle yani koşullu kabul görmüş çocuklarda yeme bozuklukları ve kendini sevmeme eğilimi baş gösteriyor."</p>

<h2>Paket gıdalar ve kontrolsüz ekran süreleri sistemi sabote ediyor</h2>

<p>Çocuklardaki aşırı kilo alımı ya da tam tersi ani kilo kayıplarının tek başına bir iştah problemi olarak görülemeyeceğini, bunun aslında yanlış kurgulanmış bir aile içi yaşam düzeninin faturası olduğunu vurgulayan psikiyatri servisi, multidisipliner bir tedavi modeli uyguluyor. Bir çocukta kronik bir kilo sorunu baş gösterdiyse arka planda mutlaka uyku kalitesizliği, denetlenemeyen ekran süresi ve aşırı paketli gıda tüketiminin de bir paket program olarak yer aldığını ifade eden uzmanlar, çocukların ellerinde cips ve asitli içeceklerle tablet karşısında saatlerce vakit geçirdiğini, ev içi sosyal sorumluluklara dahil edilmediğini ve ailelerin bir süre sonra evlatlarına söz geçiremez hale geldiğini belirtiyor.</p>

<p>Hastanede yürütülen tedavi protokollerinde doğrudan terazi üzerindeki kiloyu hedef almadıklarını söyleyen Vatansever, bütünsel yaklaşımı şu sözlerle özetledi: "Öncelikle uyku düzenini sağlar, hücresel yenilenmeyi başlatan melatonin hormonunun önemini anlatır, ekran süresini kısıtlarız. Yaş gruplarına göre strateji belirleriz; 0-7 yaş grubunda tamamen aileyle, 7-14 yaş arasında çocuk ve aileyle ortak, 14 yaş sonrasında ise ergenlerin kendi iradeleri ön planda olduğu için bireysel çalışırız. Çocuk hayatına bu disiplini uyarlayıp kendi bedeni üzerinde söz sahibi olduğunda, yaşadığı başarı tatminiyle birlikte öz güveni de yerine geliyor."</p>

<h2>Kliniklerde en sık karşılaşılan gizli salgın obezite</h2>

<p>Toplumda yeme bozukluğu denildiğinde akla ilk olarak televizyon dizilerinde ya da sosyal medyada sıkça işlenen 'aşırı zayıflık arzusu', manken hastalığı olarak bilinen anoreksiya veya seçici beslenme sendromlarının geldiğini belirten hastane diyetisyenleri, sahada karşılaştıkları gerçeğin çok daha farklı ve vahim olduğunu bildirdi. Yaklaşık 2 yıldır ilgili kurumda binlerce çocuk hastayı muayene eden Diyetisyen Aliye Güç, klinik gerçekliğin tamamen obezite ekseninde yoğunlaştığını açıkladı.</p>

<p>Nispeten nadir de olsa aşırı zayıf görünme isteğiyle başvuran ergen vakalarla karşılaştıklarını ancak çocuk ve ergenlerde en sık gördüklerimiz yeme bozukluğu tablosunun fazla enerji alımına bağlı olarak gelişen obezite vakaları olduğunu söyleyen Güç, modern yaşam alışkanlıklarını suçladı. Bu metabolik patlamanın altında tek bir neden olmadığını fakat pandemi dönemiyle başlayan ve sonrasında da kalıcı hale gelen evde geçirilen sürenin artması, fiziksel aktivitenin dramatik şekilde azalması ve dijital online yemek uygulamalarının yaygınlaşmasının fast food ile paketli gıdaya erişimi çocukların tek bir tıkıyla mümkün kıldığını aktardı.</p>

<h2>Sürdürülebilir alışkanlıklar için ebeveynlerin rol model olması şart</h2>

<p>Kilo yönetimi süreçlerinde ailelerin ve çocukların en çok düştüğü yanılgıların başında, zayıflamayı hayatın belli bir döneminde uygulanıp ardından terk edilecek bir ceza programı olarak görmek geliyor. <strong>Kilo vermenin önündeki en büyük engellerden biri, sağlıklı beslenmenin toplumda kısa süreli ve geçici bir diyet listesi olarak algılanmasıdır</strong> diyen Diyetisyen Aliye Güç, internet ortamında yayılan bilimsel temelden uzak hızlı kilo verme vaatlerinin çocuklarda çok büyük bir motivasyon kaybı ve bıkkınlık yarattığını ifade etti. Kronik stres, yoğun okul ve sınav temposu, yetersiz saf su tüketimi ve uykusuzluğun da yağ yakım mekanizmalarını bloke ettiğini anlatan Güç, çözümün çocukların hayatına katı yasaklar koymak değil, doğru alışkanlıklar edindirmek olduğunu savundu.</p>

<p>Çocukların kendilerine söylenen teorik nasihatleri değil, anne babalarının günlük hayatta bizzat uyguladığı pratik davranışları kopyaladığını hatırlatan tecrübeli diyetisyen, "Bu yüzden anne ve babaların mutfakta iyi birer rol model olması gerekir. Özellikle akran zorbalığının çok yoğun yaşandığı 12-17 yaş arası ergenlik döneminde çocukların beden algısı son derece kırılganlaşıyor. Daha küçük yaşlarda ise okullardaki kantinlerde satılan abur cubur, kalitesiz yağlarla yapılan kızartma ve hamur işi tüketimi obeziteyi doğrudan körüklüyor" dedi.</p>

<h2>Dünya Sağlık Örgütü standartlarında haftalık bir kilo hedefi</h2>

<p>Tedavi merkezinde çocuklara yönelik uygulanan beslenme programları, katı kurallardan oluşan dikte listeler yerine çocukların da onayının alındığı interaktif bir süreçle yürütülüyor. Listeleri çocuklarla karşılıklı konuşarak, onların çok sevdikleri besinleri tamamen hayatlarından çıkarmadan, porsiyon kontrolü dahilinde kademe kademe sisteme dahil ederek hazırladıklarını belirten Aliye Güç, gelişim çağındaki bir bireyin vermesi gereken sağlıklı kilo sınırlarını da net bir dille çizdi.</p>

<p>Gelişme dönemindeki çocukların çok hızlı zayıflatılmasının kas kaybına ve boy uzamasının durmasına yol açabileceği uyarısında bulunan Güç, "Dünya Sağlık Örgütü'nün resmi önerisi doğrultusunda çocuk hastalarımızda haftalık yarım ila 1 kilo arasında bir kayıp hedefliyoruz. Aylık rutin kontrollerde ise hastalarımızın sağlıklı ve dengeli bir şekilde 2 ile 4 kilo arasında zayıflamalarını bekliyoruz" diyerek ani ve şok zayıflama vaat eden popüler akımlardan ailelerin kesinlikle uzak durması gerektiğinin altını çizdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/cocuklarda-obezite-ve-erken-ergenlik-tuzagi-yanlis-beslenme-gelisim-dongusunu-bozuyor</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/unnamed-84.jpg" type="image/jpeg" length="68256"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık için pedal çevirdiler: İzmir sokaklarında bağımlılığa karşı büyük buluşma]]></title>
      <link>https://dokuzeylul.com/saglik-icin-pedal-cevirdiler-izmir-sokaklarinda-bagimliliga-karsi-buyuk-bulusma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://dokuzeylul.com/saglik-icin-pedal-cevirdiler-izmir-sokaklarinda-bagimliliga-karsi-buyuk-bulusma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir'de sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak ve bağımlılıklardan uzak bir gelecek inşa etmek amacıyla düzenlenen 13. Geleneksel Yeşilay Bisiklet Turu, yüzlerce bisikletlinin katılımıyla gerçekleştirildi. Kordon boyunu rengarenk görüntülere sahne eden etkinlikte, yediden yetmişe çok sayıda İzmirli daha temiz ve hareketli bir yaşam için hep birlikte pedal çevirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kent kültürünün ve sosyal sorumluluk projelerinin en dinamik merkezlerinden biri olan İzmir, hafta sonuna oldukça hareketli ve anlamlı bir spor organizasyonuyla başladı. Son yıllarda artan hareketsiz yaşam tarzına ve dijital bağımlılıklar başta olmak üzere her türlü zararlı alışkanlığa karşı farkındalık oluşturmayı hedefleyen topluluklar, körfezin eşsiz manzarası eşliğinde bir araya geldi. Türkiye genelinde eş zamanlı olarak yürütülen küresel bir hareketin parçası olarak, <strong>İzmir'de Yeşilay'ın organizasyonunda sağlıklı yaşam için pedal çevrildi</strong> ve kent sakinlerine spora dayalı bir yaşam modelinin önemi bizzat sokaklarda uygulamalı olarak gösterildi.</p>

<p>Etkinliğin start noktası olan tarihi Alsancak Vapur İskelesi önü, sabahın erken saatlerinden itibaren her yaştan bisiklet tutkununun akınına uğradı. Kendi koruyucu ekipmanları, rengarenk formaları ve Türk bayraklarıyla alanı dolduran topluluk, İzmir sokaklarında adeta bir festival havası estirdi. Katılımcı profili incelendiğinde sadece profesyonel bisiklet kulüplerinin değil; ailelerin, çocukların, üniversite öğrencilerinin ve sivil toplum gönüllülerinin de yoğun bir sahiplenme duygusuyla meydanda yer aldığı görüldü. <strong>Organizasyona katılan yaklaşık 300 bisikletli, Alsancak Vapur İskelesi önünde bir araya geldi</strong> ve ilk andan itibaren kentin en işlek caddelerinden birini adeta bir açık hava şölenine dönüştürdü.</p>

<p><img alt="A A 20260614 41668208 41668207 I Z M I R D E Y E S I L A Y I N O R G A N I Z A S Y O N U N D A S A G L I K L I Y A S A M I C I N P E D A L C E V R I L D I" class="detail-photo img-fluid" height="800" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/a-a-20260614-41668208-41668207-i-z-m-i-r-d-e-y-e-s-i-l-a-y-i-n-o-r-g-a-n-i-z-a-s-y-o-n-u-n-d-a-s-a-g-l-i-k-l-i-y-a-s-a-m-i-c-i-n-p-e-d-a-l-c-e-v-r-i-l-d-i.jpg" width="1200" /></p>

<h2>Genç nesiller halk oyunları gösterisiyle meydanı coşturdu</h2>

<p>Turun resmi olarak başlamasından önce organizasyon komitesi tarafından katılımcıların motivasyonunu artırmak ve kültürel değerleri ön plana çıkarmak adına özel bir sahne programı hazırlandı. Ege Bölgesi'nin köklü tarihini ve estetiğini yansıtan koreografilerle sahne alan genç yetenekler, meydandaki kalabalığa unutulmaz anlar yaşattı. <strong>Tur öncesi ortaokul öğrencilerinin halk oyunları gösterisinin ardından konuşan Yeşilay İzmir Şube Başkanı Ömer Yahşi</strong>, bağımlılık türlerinin her geçen gün çeşitlendiği modern dünyada, gençlerin zihinsel ve fiziksel gelişimini korumanın tek yolunun onları sanatsal ve sportif faaliyetlerle buluşturmaktan geçtiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şube Başkanı Yahşi, yaptığı konuşmada sivil toplum kuruluşlarının yerel yönetimlerle ve halkla kurduğu bağın önemine dikkat çekti. Bisikletin sadece çevre dostu bir ulaşım aracı olmadığını, aynı zamanda bireysel sağlığı koruyan ve toplumsal kaynaşmayı sağlayan bir yaşam felsefesi olduğunu vurgulayan Yahşi, Yeşilay olarak <strong>gençleri sporla buluşturmak ve bisiklet kullanmalarını yaygınlaştırmak için çaba sarf ettiklerini belirtti</strong>. Gelecek vizyonlarında tütün, alkol, madde ve ekran bağımlılığı ile mücadelenin temel saç ayağını sporun oluşturduğunu kaydeden başkan, İzmir halkının bu davete gösterdiği yoğun ilgiden dolayı büyük gurur duyduklarını da sözlerine ekledi.</p>

<p><img alt="A A 20260614 41668208 41668206 I Z M I R D E Y E S I L A Y I N O R G A N I Z A S Y O N U N D A S A G L I K L I Y A S A M I C I N P E D A L C E V R I L D I" class="detail-photo img-fluid" height="800" src="https://dokuzeylulcom.teimg.com/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/a-a-20260614-41668208-41668206-i-z-m-i-r-d-e-y-e-s-i-l-a-y-i-n-o-r-g-a-n-i-z-a-s-y-o-n-u-n-d-a-s-a-g-l-i-k-l-i-y-a-s-a-m-i-c-i-n-p-e-d-a-l-c-e-v-r-i-l-d-i.jpg" width="1200" /></p>

<h2>Alsancak iskelesinden tarihi konak meydanına uzanan güzergah</h2>

<p>Yapılan konuşmaların ve ısınma hareketlerinin tamamlanmasının ardından, emniyet güçlerinin ve motorlu zabıta ekiplerinin geniş güvenlik önlemleri altında büyük yürüyüş ve sürüş start aldı. Kordon boyunun muazzam atmosferinde, denizin hemen kenarında oluşturulan uzun bisiklet konvoyu, çevredeki vatandaşların alkışları ve tezahüratları eşliğinde ilerledi. <strong>Vapur İskelesi'nden başlayan bisiklet turu, Konak Atatürk Meydanı'nda sona erdi</strong> ve yaklaşık 4 kilometrelik sahil şeridi boyunca pedal çeviren sporcular, trafikte bisikletlilere saygı gösterilmesi gerektiği yönünde de güçlü bir kentsel mesaj vermiş oldu.</p>

<p>Turun bitiş noktası olarak belirlenen tarihi Konak Meydanı'nda ise sporcuları aileleri ve diğer sivil toplum temsilcileri karşıladı. Yol boyunca sergilenen disiplin ve toplu sürüş kuralları sayesinde herhangi bir kaza ya da olumsuzluk yaşanmadan tamamlanan organizasyon, İzmir'in spor kenti kimliğini bir kez daha pekiştirdi. <strong>İzmir'de sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak ve bağımlılıklardan uzak bir gelecek mesajını güçlendirmek amacıyla 13. Geleneksel Yeşilay Bisiklet Turu gerçekleştirildi</strong> ve varış noktasında kurulan etkinlik çadırlarında katılımcılara sağlıklı ikramlar yapılarak broşürler dağıtıldı. Etkinliğin önümüzdeki yıllarda daha da genişleyen bir parkur ve daha yüksek bir katılımcı sayısıyla geleneksel yapısını koruyarak devam edeceği açıklandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, İzmir</category>
      <guid>https://dokuzeylul.com/saglik-icin-pedal-cevirdiler-izmir-sokaklarinda-bagimliliga-karsi-buyuk-bulusma</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 10:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dokuzeylulcom.teimg.com/crop/1280x720/dokuzeylul-com/uploads/2026/06/haber-foto11-20-3.jpg" type="image/jpeg" length="62996"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
