Ahlaklı olmak çoğunlukla dindarlıkla mümkünmüş gibi algılanıyor. Tecrübe edildi ki; iki alan için de zararlı bir paralellik kurma çabası bu. ABD'li nörolog yazar Sam Harris ise 'Ahlakın Coğrafyası' adlı kitabında yazarı konuyu bambaşka bir alana taşıyor. Harris, ahlakın bilimsel ölçütlerle değerlendirilebileceğini savunuyor

Ahlaki seçimlerimiz, özellikle semavi dinlere göre dindarlıkla gelişen ve şekillenmesi gereken bir insan davranışı. Bazen dini tamamlayan bazen de dinin tamamladığı bir şey olarak görülüyor ahlak. Ancak bu düşünceleri savunan en kesin düşünceli kişi bile için için bu ezber gerçeği ifade etmekten uzaktır. Bu fikre karşı çıkacak olanlar öncelikle 'halkının yüzde 99'unun Müslüman olduğu' iddia edilen ve muhafazakar politikaların devletin her kurumunda ağırlığını hissettirdiği bir ülkede yozlaşmanın, ahlaki değerlerin her geçen gün biraz daha ve özellikle 'dindar' çevrelerde aşınıyor olduğu meselesini de açıklamak zorunda.

BİLİMİN GELİŞMEMİŞ DALI

Ahlak ile din ilişkisi giderek daha sıklıkla tartışılan ve birçok konunun gelip tıkandığı bir alan. Başta 'Ahlakın Coğrafyası' olmak üzere din-inanç-ateizm üzerine zaman zaman büyük tartışmalar yaratan kitapların yazarı ABD'li nörolog ve düşünür Samuel Benjamin Harris de ahlakın dinlerin tasallutundan kurtarılıp bilimsel alanda değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

"Ahlakın bilimin gelişmemiş bir dalı olduğunu" öne süren Harris, "Bir yaşam tarzının diğerinden daha iyi ya da daha ahlaki olduğunu bilimsel (bilimsel sözcüğünü burada kesin, deneysel olarak doğruluğu kanıtlanmış bilgilere dayanan olarak anlayabiliriz) olarak nasıl söyleyebiliriz ki" diyerek iddiasına girizgah yapıyor. Harris, "İnsanın esenliği, tümüyle dünyadaki olaylara ve insan beyninin durumuna bağlıdır. Dolayısıyla bu konu hakkında bilmemiz gereken bilimsel doğruların var olduğunu söylemek zorundayız" diyerek ahlakı dinin alanından çıkarıp bilimin alanına taşıyarak aramaya çalışıyor.

İnancın herhangi bir konuda haklı olduğu durumun tamamen raslantısal olduğunu öne süren Sam Harris, her ahlaki sorunun her zaman kesin ve doğru bir cevabının olmadığını, insanı esenliğe kavuşturacak tek bir mutlak iyi ve doğru yoldan söz edilemeyeceği ön kabulüyle ahlakı bilim labaratuvarına sokuyor.

İNSANLIĞIN ORTAK ESENLİĞİ

İnsanlığın ahlak üzerine tam bir fikir birliğine varamadığı binlerce yıl sonunda dinlerin insanların ahlaki tercihleri konusunda ne kadar etkili olduğu meselesinin tartışmalı olması bir yana, dindarlığın iyi ve ahlaklı insan olmak (Harris'in bağlamında yinelersek insanlığın esenliğini isteyen ve bu amaçta olumlu eylemlere sahip olan kişi) gibi hedeflerde başarıya ulaştığını kimse söyleyemez. Özellikle geleneksel islam anlayışında küfür ve kul hakkı dışında her günahın affedilebileceği gibi anlayışın olduğunu hatırlarsak, insanların "Tövbe ederim Allah affeder" düşüncesiyle neler yapıyor olabileceğini tahmin etmek pek de zor değil.

Ahlak eğer insanlığın ortak esenliğine dair bir şey ise -en azından olmalıysa- o vakit ahlaki hedefleri daha somut ölçütlerle değerlendirip bir sonuca varmamız gerektiği gerçeğinden kaçmamalıyız.

Sam Harris, bir ateist olarak 'Ahlakın Coğrafyası' adlı çalışmasında ahnlakı bilimsel alanda ele alıyor. Buna katılır ya da katılmazsınız. Ancak itirazınızı basmakalıp ifadelerinizi bir yana bırakıp yepyeni sözlerle ifade etmelisiniz. Çünkü eski sözler, hiç ama hiç etki etmiyor, yeni kuşakların ruhuna dokunmuyor.

Ahlakın Coğrafyası/ Sam Harris/ Akılçelen Kitaplar  

İyiliğin gizemli yazarı

Bir bölümü yayımlanmamış dört yüzden fazla novelasıyla sayısız kuşağa sevgi, merhamet, kanaat ve dayanışmayı öğretmişti. Hemen her kitabında aynı mesajı vermişti:

Koşullar ne olursa olsun acı ve yoksunluklara tevekkülle katlan, hayata dair umudunu sakın yitirme!

Gerçek bir münzeviydi, kendi kendinin öğrencisi ve öğretmeniydi, okuma yazmayı da yabancı dili de kendi azmiyla öğrenmişti. İzole bir hayatı tercih etmesinde engelli oluşunun da etkisi büyüktü kuşkusuz. Birkaç yıl eksiğiyle geçen yüzyılın neredeyse tamamına tanıklık etmiş ama geniş kitlelere ulaşan kitaplarına rağmen hep bir muamma olarak kalmıştı. 1940'lardan 80'lere yetişn her kuşak onun kitaplaryla sevmişti okumayı. Eski kuşaklar, günümüzde neredeyse tamamen yitip giden empati duygusunu onun naif hikayelerinden öğrenmişti. Zaman zaman duygu sömürüsü yaptığı suçlamalarına maruz kalsa da, doğru bildiğini kendince yazmaktan bir an bile geri durmamıştı. Eserleri, "sığ ve basit" olarak değerlendirenler milyonlarca çocuğun gönlünde kurduğu tahtı asla açıklayamamıştı. Benim de içinde bulunduğum kuşaklar, bir nebze 'doğru' insan olmayı başarmışsa, bunda onun büyük emeği vardı.

GÜNÜMÜZÜN ÇOCUKLARI TANIMIYOR

Şimdiki kuşaklar için anakronik ve naif kalsa da Kemalettin Tuğcu'nun idealize ettiği hayat, daralıp bunaldığımız anlarda birbirimize tasvirini yaptığımız "Eskiden öyle miydi ya!" cümlesiyle başlayan her serzenişimizin karşılığıdır. Belki insanlar bizim çocukluğumuzda da onun yansıttığı kadar iyi değillerdi. Ancak her romanında bize buna inandırmayı başarmış, yoksulluğun, çaresizliklerin ve acıların kader değil gelip geçici ve üstesinden gelinebilir durumlar olduğunu öğretmişti.

Yeğeni Nemika Tuğcu tarafından kaleme alınan 'Sırça Köşkün Masalcısı', kolay kolay tekrarlanamayacak bir başarı öyküsü  olarak da okunabilir, son yıllarda insanımızın ve insanlığımızın ne denli değiştiğini, bazı değerlerin nasıl erozyona uğradığını anlamak için de.

Sırça Köşkün Masalcısı/ Nemika Tuğcu/ Can Yayınları

ABD'li yazardan ağaçlara güzelleme

Richard Powers'ın romanları birer popüler bilim kitabı olarak bile okunabilir. Çünkü her eserinde insanlığın kat ettiği bilimsel evrelerden söz ediyor, kurguyu bilimsel ilerlemelere, coğrafya tarihlerine harmanlıyor, kurguyla bilimsel bilgiyi başarıyla bir araya getiriyor.  

2019 yılında on ikinci romanı 'Her Şeyin Hikâyesi' ile ABD'nin en prestijli ödüllerinden biri olan Pulitzer'i kazanan yazar, bu romanı ağaçlara duyduğu sonsuz sevgisini dile getirmiş. Powers, engin doğa ve ağaç sevgisini yansıttığı romanında sanattan bilime, çocukluktan aşka, doğadan sanal âleme, aile öykülerinden çevre mücadelelerine ağaçların dünyayı nasıl yaratıp etkilediğini anlatıyor.

Her Şeyin Hikayesi/ Richard Powers/ İthaki Yayınları

Tahliye treninde iyiler ve kötüler

Tataristan'ın başkenti Kazan'da mühendis bir baba ve doktor bir annenin kızı olarak dünyaya gelen Tatar yazar, savaş karşıtı duruşu ve yakın geçmişte Rusya'nın Ukrayna'ya müdahalesine karşı verdiği imza ve cesaretiyle takdir toplamıştı.

Türkiye'de 2015 yılında yayımlanan ilk romanı 'Züleyha Gözlerini Açıyor' ile tanınan Guzel Yahina, 2022'de okuruyla buluşan 'Çocuklarım'dan sonra okurlarını Rusya'dan yeni bir dönem hikayesiyle selamlıyor. Sürükleyici bir yolculuk serüveni olarak okunabilecek romanın konusu şöyle: Ekim 1923'tür ve ülke sadece iç savaşla değil amansız bir kıtlığın, açlığın yadrattığı korkunç kaosun etkisi altındadır. Köyler yakılıp yıkılmış, aileler parçalanmıştır. Hükümet, ailelerini içsavaşta kaybetmiş, köy ve kasabalar kaçıp şehirlerin sokaklarında ölümle yüze yaşayan yaklaşık yüz elli bin çocuğu, yiyecek sıkıntısının yaşanmadığı ve barınma sorunu olmayan yumuşak iklimli coğrafyalara trenle tahliye hareketi başlatır. Ancak Volga kıyısındaki ormanlardan, uçsuz bucaksız Kazak bozkırlarından, Kızılkum Çölü ve Türkistan dağlarına uzanan; her anı yokluk ve hastalıklarla ölümün sınırında geçecektir bu umut yolculuğu.

Semerkant Katarı, pamuk yürekli katar komutanı Deyev, sert ve tavisziz çocuk komiseri Belaya ve Semerkant'a nakledilen beş yüz çocuğuyla yüreğe dokunan harika bir hikaye.

Semerkant Katarı/ Guzel Yahina/ Everest Yayınları

Aşk, savaş ve müziğe dair

Can Kırığı ve Bin Yılın Aşkı adlı yapıtlarıyla tanıdığımız Japon yazar Akira Mizubayashi  bu romanında edebiyatın güçlü sözcüklerini klasik müziğin çok sesli notalarıyla buluşturuyor. Romanın konusu şöyle: Yıl 1939, Paris Konservatuarı’nda öğrenci olan Jun, Çin-Japon Savaşı patlak verince ülkesi Japonya’ya dönmek zorunda kalır. Ancak sadece eğitim gördüğü Fransa’yı değil, büyük aşkı Kupa Kraliçesi Anna’yı da ardında bırakır. Savaşın sonuçları seven iki taraf için de trajik olacaktır. Akira Mizubayashi'den klasik müziğin inişli çıkışlı notaları eşliğinde 20. yüzyıl Japon tarihinin karanlık bir dönemine dair  ilginç bir roman.

Kupa Kraliçesi/ Akira Mizubayashi/ Yapı Kredi Yayınları

İyi ve kötü resim sanatında da çokca işlenmiş konularından. İtalya'nın Floransa Vaftizhanesini süsleyen 13'üncü yüzyıl mozaiklerinden bu detayda ateşten tahtında oturan şeytan lanetli bir ruhu helak etmesi işlenmiş.