Barış için tünelin sonu görünmüyor

Abone Ol

İran ile ABD-İsrail arasında yaşanan savaşın bitmesi için tünelin sonunda henüz bir ışık gözükmüyor. ABD-İsrail cephesi en baştan beri, müzakere ve anlaşma yerine, üstenci ve üst perdeden bir yaklaşımla İran’a büyük bir ders vermek ve biat ettirme mantığı ile konuya yaklaştı. Trump, Maduro’yu nasıl mat etti ise İran’ı da kısa sürede dize getireceğini sandı. Bunun için İran’ın üst yönetimini bertaraf ettikten sonra, ülkede bir kargaşa, iç savaş, hatta bir yönetim değişiminin hemen gerçekleşeceği beklentisine girdi. Oysa ayını çoktan dolduran savaş, komşu ülkeleri de içine çekerek bütün şiddeti ile devam ediyor. Hesaplamadıkları ve yanlış değerlendirdikleri nokta şuydu: İran, ABD gibi birkaç yüzyıllık ve İsrail gibi 80 yılını doldurmamış bir ülke değildi. Tarih öncesinden beri imparatorluklar ve devletler kurmuş bir ülke idi. Bu kültür içinde, iç savaş yerine, saldırıya karşı “vatan savunmasına” geçti. Mustafa Kemal’in veciz sözünü hatırlayalım: “savaş, vatan savunması değilse, cinayettir”.

****

Siyasi rejimini tasvip etmesek de İran bugün dışardan gelen bir saldırı karşısında vatan savunması yapıyor. ABD-İsrail cephesi ise, cinayet işlemeye devam ediyor. Aynen Filistin’de de yaptıkları gibi. Uygarlığının, bugüne kadar demokrasi, insani değerler, insan hakları, yaşam hakkı, müzakere, uzlaşı, eşitlik, hak ve adalet gibi tüm kazanımlarının hepsini çöpe atarak cinayet işliyorlar. Saldırıda kullandıkları yöntemlerin etik ve insani değer açısından savunacak hiçbir haklı yanı bulunmuyor. Çor çocuk demeden her türlü alt yapıyı tahrip ederek İran’ı biat etmeye zorluyor. Zira savaşın bu günkü aşamasında, başta ileri sürülen zenginleştirilmiş uranyum ve nükleer silah kullanımı tezi de büyük ölçüde çökmüş veya geri plana atılmış durumda. Üstelik küresel boyutta bir petrol krizi ve giderek ekonomik krizler tüm ülkeleri, bu iki ülkenin, canavarca cinayet işleme keyfi için daha çok öne çıkıyor.

****

Bu denli sorumsuz keyfiliğin, hele bu yüzyılda başka nedenlerini insan düşünmek zorunda kalıyor. Köklü teknolojik devrimlerin yarattığı, büyük dönüşüm dönemlerinden birini yaşıyoruz. Sanayi uygarlığının getirdiği kurumlar ve değerler ya çözüldü ya da yetersiz ve işlevsiz kalıyor. BM’in olup bitene sadece seyirci kalması gibi. Muhtemeldir ki ABD ve İsrail, Tekillik Çağı ve Bilgi toplumu döneminin yarattığı, Çin ve Hindistan’ın inanılmaz yükselişi ile şekillenecek olan yeni küresel düzen için ön almak istiyor. Zira eski İpek Yolu’nun hem kuzey aksı hem de güney aksı İran üzerinden geçtikten sonra Filistin üzerinden veya Anadolu üzerinden Batıya ulaşıyordu. İran bölge olarak yeni kuşak projelerde bir kilit ülke olarak öne çıkıyor. Ayrıca daha da önemlisi İran’ı kontrol etmekle, petrol ve Hürmüz boğazı üzerinden, Çin ve Hindistan’ı kontrol etme şansı yakalanıyor. Bu yüzden Trump, İran’ı kontrol etmekle, petrol ve sevkiyatını kontrol ederek, aslında Çin ve Hindistan’ı kontrol etmek ve elini güçlendirmek istiyor. Bunun için İran’ın kayıtsız şartsız biat etmesini, aksi takdirde, bir günde yok ederim tehdidini savuruyor. Belki nükleer silah kullanacak. İstiyor ki, ABD hegemonyası Küresel Ölçekte hep sürsün.

****

Bu tehdit karşısında İran, savaşın kalıcı olarak sonlanmasını, yaptırımların kalkmasını, savaş sonrası yeniden yapılanma ve Hürmüz’den geçişin güvence kazanmasına ısrar ediyor. Kısacası İran, İki mahalle kabadayısının keyfilik ve küresel hegemonya isteğine direniyor. İran’ın vatan savunmasına en büyük dolaylı destek, çocuklarını savaşta kaybetmek istemeyen Amerikan anne ve babalarından gelecektir. Ayrıca ABD ve İsrail’in, insan olma bilincindeki insanların vicdanında bu saldırganlığı mahkum etmesinden kaynaklanan prestij kaybından destek bulacaktır. Kısacası İran, ABD-İsrail ikilisinin Küresel süper güç olma isteğinin sürmesi için, ülkesinin stratejik olanakları nedeniyle kurban olarak seçilmiş olmasına karşı “vatan savunması“ yaptığı için direnmeye devam edecektir. Bu nedenle tünelin sonunda barış için henüz ışık gözükmüyor.