EKONOMİ

Başkan Özgener açıkladı: İzmir yaşam maliyetinde ortalamanın üstünde

İZTO Başkanı Özgener, “hizmet sektörünün ağırlığı ve fiyat katılığı nedeniyle yaşam maliyetinin büyük şehirlerde, büyük şehirler arasında da İzmir’de, ülke ortalamasının üzerinde seyrediyor” dedi

Abone Ol

SEMİ TEKTAŞ/İzmir Ticaret Odası (İZTO) şubat ayı olağan meclis toplantısı Meclis Başkanı Selami Özpoyraz idaresinde gerçekleştirildi. İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener yaptığı konuşmada İzmir ve ülke ekonomisine dair önemli noktalara değindi. Özgener konuşmasında, “Herkesi aynı anda ve koşulsuz destekleyen genişlemeci politikalar; kısa vadede rahatlama sağlasa da orta vadede fiyat istikrarını bozarak hem yatırım ortamını hem de gelir dağılımını daha kırılgan hale getirdi. Dolayısıyla çözüm, sanayinin içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulmak için “enflasyon programından vazgeçmek” olmamalıdır” dedi.

“Avrupa ile entegre hale getirecek”

İzmir Limanı ile Selanik Limanı arasında Ro-Ro seferleri konusunda yeni bir adım atılmasını memnuniyet ile karşıladıklarını ifade eden Özgener,

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle, bu ay içerisinde Yunanistan Başbakanı Sayın Mitçotakis’in ülkemizi ziyareti kapsamında kentimiz ekonomisi ve turizmi açısından önemli gelişmeler yaşandı. Öncelikle; İzmir Limanı ile Selanik Limanı arasında Ro-Ro seferleri konusunda yeni bir adım atılmasını memnuniyetle karşılıyoruz. İki dost liman arasında seferlerin başlatılması sadece iki ülke arasındaki ticaret ve lojistik bağlarını güçlendirmekle kalmayacak, ayrıca İzmir üzerinden denizyolu ile başlayarak Selanik’e ve devamında Avrupa’ya ulaşan entegre bir taşımacılık olanağı da sunacak. Bir diğer faydası ise; karşılıklı turizm iş birliklerinin geliştirilmesine de zemin oluşturacak. Daha önce de bu konu pek çok kez gündeme gelmiş, son olarak 2022 yılında İzmir ile Selanik arasında seferlerin başlatılmasına yönelik Oda olarak yoğun çalışmalarda bulunmuştuk. O dönemde, haftada 3 kez olacak şekilde seferlere başlanmış, ancak her iki ülkeden ilgili paydaşlarla birlikte bir tanıtım stratejisi oluşturulamaması, liman ve gümrük süreçlerindeki zorlukların giderilememesi ve bu hattın sürdürülebilirliğini destekleyecek teşvik ve sübvansiyon gibi adımların eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında maalesef başarılı olunamamıştı. Seferlerin sürdürülebilir olması için en önemli iki konuyu; transit süre ve maliyet hesabı olarak değerlendiriyoruz. Önceki tecrübemizde yaşanan olumsuzluklar giderilerek, hem İzmir hem de Selanik’te liman ve gümrük süreçlerinin operasyonel olarak iyileştirilmesi ve doğru bir plan çerçevesinde teknik konuların eksiksiz hayata geçirilmesiyle, seferlerin kentimiz ve ülkemiz ekonomisi için büyük kazanç olacağına inanıyorum” diye konuştu.

“Kırılgan hale getirdi”

Özgener, “Bu sarmalı ilk başta tetikleyen unsur geçmiş dönemde uygulanan gevşek para politikaları oldu. Herkesi aynı anda ve koşulsuz destekleyen genişlemeci politikalar; kısa vadede rahatlama sağlasa da orta vadede fiyat istikrarını bozarak hem yatırım ortamını hem de gelir dağılımını daha kırılgan hale getirdi. Dolayısıyla çözüm, sanayinin içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulmak için “enflasyon programından vazgeçmek” olmamalıdır. Ancak; ikinci bir teknik gerçeği de göz ardı edemeyiz: Makro düzeyde ülkemiz ekonomisinin toplam rekabetçilik göstergelerinde dramatik bir çöküş olmasa bile, bazı sektörlerin kalıcı biçimde sistem dışına çıkmasına izin verilmesi; uzun vadede kapasite kaybına, tedarik zinciri kırılmalarına, nitelikli işgücü kaybına ve bölgesel ekonomik zayıflamaya yol açabilir. Sanayi yapısı bir kez dağıldığında, onu yeniden inşa etmenin maliyetinin çok daha yüksek olacağını öngörüyoruz. Bu nedenle politika çerçevemizin iki ayaklı olması gerektiğine inanıyoruz. Birincisi; makro tarafta fiyat istikrarına kararlı ve tutarlı biçimde devam etmek. İkincisi de; enflasyonun tahminlerden daha yavaş düştüğü bu geçiş sürecinde, belirli sektörlerin, bölgelerin ve gelir gruplarının maruz kaldığı uyum maliyetlerinin eşitsiz dağılımını; akılcı ve hedef odaklı mikro politikalarla hafifletmek. Unutulmamalıdır ki istihdamı korumanın yolu her koşulda sanayi ve tarımda üretim gücünü korumaktan geçiyor. Bu mikro politikaların; verimlilik şartına bağlı kredi destekleri, dijitalleşme ve otomasyon yatırımlarına öncelikli finansman, ihracatçıya yönelik seçici Eximbank kapasite artışı, bölgesel kümelenme destekleri, işgücüne yeniden beceri kazandırma programları şeklinde kurgulanmasının daha efektif olacağı kanaatindeyiz. Dezenflasyon programının 31. ayında, enflasyonu düşürme hedefinden vazgeçmeden; sektör ve bölgeler arasında farklılaşan maliyet etkilerinin önemini somut biçimde ortaya koyan ve İzmir’i yakından ilgilendiren iki güncel örnek vermek istiyorum, izninizle. Bildiğiniz gibi dış ticaret cephesinde rekabet daha da sertleşmekte. Reel kur gelişmeleri, özellikle Çin ve Hindistan karşısındaki konumumuzu yakından etkiliyor. Merkez Bankası’nın son analizine göre; Türkiye ile ‘ürün-ülke-pazar’ bazında ihracatta en fazla benzerlik gösteren ve 2023 yılında 100 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştiren ilk 10 ülkenin 8’i Avrupa Birliği ülkesi; diğer ikisi ise Çin ve Hindistan” değerlendirmesinde bulundu.

“İzmir ülke ortalamasının üstünde”

İzmir’in yaşama maliyetleri ortalamasında ülke ortalamasının üstünde olduğunu ifade eden Özgener, “Bu programın etkilerinin ekonomide genelleştirilmesinin ne kadar zor olduğunu gösteren ikinci örneğini; “Bölgesel Satınalma Gücü Paritesi” verileri üzerinden açıklamak istiyorum. Son verilere göre; hizmet sektörünün ağırlığı ve fiyat katılığı nedeniyle yaşam maliyetinin büyük şehirlerde, büyük şehirler arasında da İzmir’de, ülke ortalamasının üzerinde seyrediyor. TÜİK’in 2024 yılı verilerine baktığımızda; İzmir’de genel tüketim harcamalarının fiyat düzey endeksi ülke ortalamamızın %10 üzerinde. Lokanta ve oteller grubunda ülkemizin en pahalı ili konumundayız. Konut ve eğitim harcamalarında da üst sıralarda yer alıyoruz. Başta genel tüketim harcamaları olmak üzere, ortalamanın üzerindeki fiyat düzeyi maliyetlerin de ülke genelinde farklılaşmasına neden oluyor. Satınalma gücü paritesindeki ayrışma, işgücü maliyetlerinden başlayarak diğer tüm maliyet kalemlerine kadar geniş bir alana sirayet ediyor. Sektörel yoğunluk nedeniyle, kur etkisi ve rekabet edilen ülke baskısı daha yüksek hissediliyor. Buna ek olarak; maliyetlerde Türkiye geneline göre daha yüksek fiyatlara maruz kalınması da, genel ortalama verilerden yola çıkarak politika yapmanın ötesine geçmemiz gerektiğini gösteriyor. Ülkemiz ekonomisinin gücünü artırmak için, enflasyonun düşürülmesine çalışmaya devam etmek kadar; uzun süren programın farklılaşan etkilerini azaltmak amacıyla acilen daha fazla mikro politika üretilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu politikaların ana hedefinin sıkıntıda olan tüm şirketleri yüzdürmek değil; uzun vadeli büyüme ve rekabet artışına yol açmak amacıyla verimlilik artışı, dijitalleşme, ihracat finansmanına erişim ve teknoloji yatırımlarının öncelikli olması gerektiğini düşünüyoruz. Yeni küresel düzende ekonomik dayanıklılığın; yalnızca para politikasıyla değil, aynı zamanda maliye politikası, yapısal reformlar, ticaret diplomasisi ve bölgesel kalkınma politikalarının eşgüdümü ile sağlanabileceğine inanıyoruz. Desteklenmesinin önemli olduğunu düşündüğümüz politika önceliklerini tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum: Enflasyon kalıcı biçimde tek haneye yaklaşana kadar öngörülebilir para politikası duruşunun sürdürülmesi ve bu yönde politika iletişiminin güçlendirilmesi ile beklenti yönetiminin iyileştirilmesi. Kamu maliyesinde harcama kompozisyonunun verimlilik ve üretken yatırımlara yönlendirilmesi. Bankacılık sisteminde kredi tahsis kalitesinin güçlendirilmesi ve kredi büyümesinin üretken sektörlere yönlendirilmesi. İşgücü piyasasında beceri uyumsuzluğunu azaltacak reformların hayata geçirilmesi, kadın ve genç istihdamını artırıcı düzenlemeler yapılması. Dijitalleşme ve otomasyon yatırımlarının hızlandırılması, KOBİ’lerin teknolojiye erişimini artıracak mekanizmalar oluşturulması ve tabii ki en önemlisi Gümrük Birliği’nin modernizasyonu ve yüksek katma değerli üretime geçişi destekleyen sanayi politikaları. Enflasyonu düşürme kararlılığından taviz vermeden; sektörel, bölgesel ve gelir gruplarına özgü farklılaşan etkileri azaltacak mikro politikaların hızla devreye alınması gerektiği fikrindeyim. Bu çerçevede özellikle üç alanda adım atılmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. İlki; finansal sıkılık döneminde nakit akışı bozulan ancak üretim kapasitesi güçlü firmalar için, geçici ve performans kriterine bağlı likidite destek mekanizmalarının oluşturulması, ikincisi rekabet baskısı altında olan sektörlerde kapasite kaybını önlemek amacıyla, verimlilik ve teknoloji yatırımı şartına bağlı dönüşüm desteklerinin devreye alınması. Üçüncüsü ise bölgesel maliyet farklılaşmalarını dengelemek amacıyla, üretim ve ihracat odaklı firmalara yönelik seçici ve geçici maliyet azaltıcı uygulamaların tasarlanması ve makro istikrar ile mikro dayanıklılığın birlikte sağlanmasının önem arz ettiğine inanıyoruz. Özetle; İzmir’in üretim gücünü, ihracat kapasitesini ve rekabetçiliğini koruyarak; yeni küresel düzende güçlü bir konum almak zorunda olduğumuzu sizlerle paylaşmak istiyorum” dedi.