'Zor Ölüm' filminin üçüncüsünde, okulda bir bomba imha sahnesi vardır.
Filmin bu sekansında, zaman dolmasına rağmen, kaçmak yerine görevini tamamlamakta kararlı olan bomba uzmanının sözü hiç aklımdan çıkmadı; "Cesaretin yoksa, zafer de yok.”
Altay'da bırakın desteği kendi içinden gelen kösteklere rağmen görevini cesaretle sürdüren yönetim, geçen hafta teknik direktör Yusuf Şimşek'le yolları ayırıp yerine Mehmet Can Karagöz'ü getirdi…
Görev yaptığı son 15 kulüpte yarım sezon bile çalışamamış Şimşek'i teknik adam olarak seçmek zaten yönetim hatasıydı.
Diğer yandan Şimşek'in yerine göreve gelen Karagöz için dudak bükenler olduğunu görüyorum.
Bu arkadaşlara biraz 'sabır' tavsiye ediyorum.
***
Her şeyden önce şunun altını çizmek isterim. Bu yazıyı yazarken, olumlu ya da olumsuz; Eskişehir maçından kesinlikle etkilenmedim.
Genç teknik adamla sanırım 2-3 yıl önce soğuk bir Alsancak akşamında, basın tribününde Altay maçı izlerken tanışmıştım.
Gerek, 'prezentabl' duruşu, gerek 'futbol bilgisi' gerekse Altay'la ilgili fikirleriyle bana, "İşte bu takıma böyle teknik direktör lazım" dedirtmişti.
Hocanın futbolculuk kariyerini bilmiyorum ancak kenar yönetim bilgisi ve tecrübesi ile siyah-beyazlılara çok şey katacağı kesin.
Bir kere genç çalıştırıcı, futbolun tekniği kadar, psikolojisine de son derece hakim.
Belki Altaylıların bir bölümü Mehmet Can Karagöz’ü pek tanımıyor olabilir ancak bir kez bile konuşmak, onun ne kadar dolu bir teknik adam ve insan olduğunu anlamaya yetiyor da artıyor bile.
Kariyeriyle ilgili olarak buraya bir sürü takım ismi ya da rakamlar yazmayı fazla da gerekli bulmuyorum.
Bakın sadece bizim ülkemizde değil, dünyada da birçok önemli kulüp ismini bizim bile ilk defa duyduğumuz teknik adamları takımların başına getirebiliyor.
Zaten önemli olan da o vizyonu görebilmek değil mi?
***
Bütün bu yazdıklarım tamamen soyut kavramlar elbette.
2 artı 2’nin genelde 4 olmadığı futbolun da matematiği var mı sanki?
Ancak hepsi bir yana, sizden şunu dikkate almanızı istiyorum;
Bir teknik adam düşünün, bugün çalıştırdığı takımı henüz 5 yaşındayken tribünde izlemeye başlamış.
Bir teknik adam düşünün, daha mesleğini bile seçmemişken, sıcak-soğuk, yaz-kış, gece-gündüz demeden tribünde taraftarlar arasında gönül verdiği takımı desteklemiş, şampiyonluk sevinçlerini, küme düşme acılarını yaşamış…
Bir teknik adam düşünün, tuttuğu takımın küme düştüğü maçı radyodan dinlerken öylesine kahrolmuş ki, bir daha her hangi bir maçı radyodan dinlememeye yemin etmiş.
…Ve öyle bir teknik adam düşünün ki, mesleğe başlarken, ‘Bir gün Altay Profesyonel Takımını mutlaka ben çalıştıracağım” diye kendine söz vermiş.
Sporun akademisini bitirdikten sonra, içinde siyah-beyazlıların da bulunduğu birçok kulüpte mesleğini harmanlayan Karagöz, artık Altay’ın teknik patronu.
Şimdi yazının başında dikkat çektiğim ‘cesaret’ kavramını yeniden hatırlatmak istiyorum.
Genç yaşında kendisine 112 yıllık kulübün A Takımı emanet edilince ‘cesaretle’ ateşten gömleği giyen Mehmet Can Karagöz, bütün Altaylıların desteğini hak etmiyor mu?