GENEL

Çocuklar çetelere emanet

Ekonomik, sosyal etkilerin yol açtığı yoksunluğu yoğun hisseden, aile ve çevrenin koruyucu çemberi zayıflayan çocuklar, suç örgütlerinin hedefi haline geliyor. Buna en son örnek İzmir’deki uyuşturucu operasyonda çocukların kurye olarak kullanıldığının ortaya çıkması oldu.

Abone Ol

Okuldan kopan, ailesiz kalan, yoksullukla baş başa bırakılan çocuklar bugün suç örgütlerinin en kolay hedefi. Çeteler, kendilerini “aidiyet” ve “değer” duygusundan mahrum bırakılmış çocuklara lüks yaşam, para ve güç vaadiyle yaklaşıyor; suçu bir çıkış yolu gibi sunuyor.


Türkiye’de her yıl çocukların karıştığı ortalama 200 bin adli olay kayıtlara geçiyor. Bu olayların en çarpıcı örneklerinden biri, 14 Ocak’ta İstanbul’da 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından bıçaklanarak öldürülmesi oldu. Olay, çocukların hem fail hem de mağdur olarak suç sarmalına nasıl sürüklendiğini bir kez daha ortaya koydu.


Resmi veriler, artışın kalıcı hale geldiğini gösteriyor. Suça sürüklenen çocuk sayısı 2022’de 176 bin 128, 2023’te 177 bin 174 olarak kaydedildi. Son 10 yılın en yüksek rakamı ise 2024’te 188 bin 926 ile görüldü. 2025’te bu sayı 186 bin 256 olarak kayıtlara geçti.
Derinleşen çocuk yoksulluğu, parçalanmış aile yapıları, suç kültürünün normalleşmesi ve yeni nesil suç örgütlerinin yapısı, çocukları giderek daha erken yaşta suça itiyor. Özellikle sosyal medya, bu örgütler için yeni bir av alanına dönüşmüş durumda.


Sosyal medya platformlarında “lüks hayat, silah, para, alkol ve uyuşturucu” paylaşımlarıyla 18 yaş altındaki çocukları radarına alan suç örgütleri, düzenlenen operasyonlarla deşifre ediliyor.
Daha önce farklı yapılar olarak tanımlanan suç grupları, “yeni nesil suç örgütleri” haline geldi. Daltonlar, Casperler, Redkitler gibi çizgi film karakterlerinden türetilmiş isimlerle korku iklimi yaratmayı hedefleyen bu yapılar, kamu güvenliğini sekteye uğratırken çocukları da suçun merkezine yerleştiriyor. Örgüt elebaşları sınır ülkelerinde lüks içinde yaşamlarını sürdürürken, suçun devamlılığı için en savunmasız grubu, yani çocukları kullanıyor. Geride kalan ise erken yaşta kararan hayatlar, yarım kalan çocukluklar ve her geçen yıl büyüyen bir toplumsal kriz.

İzmir uyuşturucu operasyonunda 48 çocuk gözaltında


İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen ve 11 ilde eş zamanlı düzenlenen uyuşturucu operasyonu, çocukların uyuşturucu suçlarında nasıl sistematik biçimde hedef haline getirildiğini de ortaya koydu. Soruşturma kapsamında yakalanan 620 şüpheliden 48’inin “suça sürüklenen çocuk” olması, uyuşturucu ticaretinin yalnızca yetişkinler üzerinden değil, okul, yurt ve benzeri alanlarda yaşı küçük çocuklara uzanan bir ağla yürütüldüğünü gösterdi. Savcılık tespitlerine göre, şüphelilerin çocukları hem kullanıcı hem de aracı haline getirerek internet tabanlı uygulamalar üzerinden örgütlü bir satış ağı kurduğu, uyuşturucu madde kullanımını özellikle gençler arasında yaygınlaştırmaya çalıştığı belirlendi.

Eğitimden kopan çocuklar tehlikede

Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo, çocukların suça sürüklenmesini yalnızca bireysel tercihler ya da “mahalle kültürü” üzerinden okumanın gerçeği perdelediğini vurguluyor. Foggo’ya göre mesele, derin yoksullukla birlikte kamusal korumanın geri çekilmesi ve bu boşluğun çeteler, tefeciler ve mafyatik yapılar tarafından doldurulması. Çocukların ve ailelerin bu yapılar içinde nasıl sistematik bir ekonomik şiddete maruz bırakıldığını sahadan örneklerle anlatan Foggo, çözümün ise hak temelli sosyal politikalardan geçtiğini söylüyor.


Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo, yoksulluğun yalnızca gelir eksikliği olmadığını belirterek, kamu hizmetlerinin geri çekildiği alanlarda "çeteler ve tefecilerin" boşluğu doldurduğunu söyledi.
“Bu meselede yoksul mahallelerin ‘suç üreten yerler’ diye etiketlenmesi hem yanlış hem de tehlikeli. Asıl sorun, derin yoksulluğun ve ekonomik şiddetin; kamu hizmetlerinin ulaşmadığı, kamusal desteğin geri çekildiği alanlarda ekonomik şiddetin ve uyuşturucu sorununun görünmez biçimde normalleştirilm esidir.
Derin yoksulluk yalnızca gelir eksikliği değildir; hukuki korumanın, bakımın, sosyal adaletin, sosyal hizmetlerin, nitelikli eğitimin ve güvenli istihdamın sistematik yokluğu demektir. Devletin ve kamunun geri çekildiği bu boşluklarda çeteler ve tefeciler ortaya çıkar; insanlar hayatta kalmak için ‘alternatif geçim stratejilerine’ yönelmek zorunda bırakılır. Mafyatik yapılar ve tefeciler tam da bu noktada devreye girer. Bu yapılar, yoksulluğun yarattığı güvencesizliği örgütler, hanelerin çaresizliğini sistematik bir kazanç alanına çevirir.”



Sahada karşılaştığı örnekleri anlatan Foggo şöyle konuştu:


“Bu hikayeleri çok dinledim: Borç veriyorlar, yoksul insanların üzerinden kredi çekiyorlar, onların üzerine şirket kurduruyorlar. Burada ‘ekonomik şiddet’ kilit bir kavramdır. Sürekli borç, güvencesiz gelir, işsizlik ve açlık tehdidi altında yaşayan haneler; sosyal devletin hak temelli ve koruyucu politikaları zayıfladığında, bu ‘alternatif geçim stratejilerine’ hayatta kalmanın tek yoluymuş gibi yönlendirilebiliyor.
Bu süreç, özellikle çocuklar için fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddetin artması anlamına geliyor. Yani ekonomik şiddet, mahallenin ‘kültürü’ değil; derin yoksulluğun ve kamusal korumanın geri çekilmesiyle üretilen yapısal bir eşitsizliğin sonucudur. Bu durum en çok çocukların geleceğini doğrudan tehdit ediyor.
Bu nedenle derin yoksulluk içinde büyüyen çocukların okuldan kopmaması ve yalnız annelerin yoksulluğunun daha da derinleşmemesi için çalışıyorum. Çünkü eğitimden her kopuş; çocuk işçiliğini, akran zorbalığını, mağduriyetleri ve şiddetin gündelik hayatta normalleşmesini artırıyor. Dolayısıyla mesele ‘yoksul mahalleler’ değil; yoksulluğun hak temelli biçimde yönetilememesi, ekonomik şiddetin görünmez kılınması ve kamusal sorumluluğun terk edilmesidir.


Bu nedenle hak temelli sosyal politikalar, güvenceli gelir, nitelikli ve eşit eğitim; çocukları ve kadınları koruyan güçlü sosyal hizmetler ile etkili koruma mekanizmalarına ihtiyaç var. İlk adım da çocukların okulu bırakmasını engelleyecek sosyal politikaları hayata geçirmek.”