Son üç dört yıldır sokakta yaşayan canlılar gündemimizin üst sıralarından inmiyor. Her geçen gün ülkemizin dört bir yanından daha ağır, daha üzücü haberler düşüyor ekranlarımıza. Çok can yakıcı, çok katmanlı bir konu bu. Birbirimizi anlamaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğu zamandayız. Bundan böyle her hafta bu köşede sizlere sokak hayvanları ile ilgili haberleri, gelişmeleri aktarmaya çalışacağım. Onlara “yalnız değilsiniz” demenin çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Belki birlikte deriz. Bazen güzel örneklere bakıp umutlanırız kim bilir bir gün çarenin parçası oluruz.
Toplumlarda her zaman diliminde farklı görüşler, çatışmalar olur. Ne yazık ki en keskin ayrışmalardan birini bugünlerde yaşıyoruz. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası’nın değiştirilen 17 maddesiyle oluşturulan 7527 sayılı yasa 2 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe girdi. O günden bu yana ülkemizde insanlar ikiye ayrıldı.
Etrafında sahipli sahipsiz hayvan görmek istemeyenler
Tüm enerjisini, maddi varlığını bir can kurtarmak için harcayanlar.
Bir taraf gücünü yasadan, yönetmeliklerden alırken, “her canlının yaşam hakkı kutsaldır” diye çırpınan tarafın elinde vicdanı var. Mücadele ciddi ve yoğun. Çünkü 7527 sayılı yasa hayvanların yaşam hakkını yok sayıyor, onları yıllardır yaşadıkları bölgelerden koparıp barınaklara kapatmayı amaçlıyor.
Uzun bir süredir sahada, bıkmadan, usanmadan, dağdan tepeden, zorba sahibinin elinden, üreticiden, boynunu kesen kısacık ipinden, vurulma, zehirlenme ihtimalinden hayvan kurtarmaya çalışıyorum. Ülkemizin birçok yerindeki arkadaşlarım gibi. Zor. Hele iki yıldır hem sokaklarda hayvan kalmaması için kesin uygulamalı hükümler içeren yasa ve yönetmeliklere hem de bu durumdan güç ve feyz alıp içindeki kötülüğü dışarı çıkaran insanlarla karşı karşıyayız.
Ülkemizin hayvan hakları açısından hiçbir zaman iyi notları olmadı. Bir şehir veya ilçede gönüllüler ne kadar çoksa orada hayvan refahına uygun yaşam koşulları oluşturulabiliyordu.Bazen zehirle bazen ateşli silahla bazen aç bırakarak can alan insanlar hep vardı. 5199 Sayılı Yasa eksiklerine rağmen tarafların birbirine adım atmaları ve bir yerde buluşmalarını mümkünkılıyordu. Ayrıca sokak hayvanlarının sorumluluğunu yüklediği yerel yönetimlerle gönüllülerin birlikte çalışmasına olanak sağlıyordu. Yerel Hayvan Gönüllüsü olarak bir hayvan hakkı ihlalinde gözlem yapabiliyor, rapor yazıp İlçe Tarım Müdürlüğü Veterinerleri ile hayvan sahibini uyarıp, ceza almasını hatta köpeği elinden alıp başka bir yere yuvalanmasını sağlıyorduk. Hele 5199 sayılı yasanın bir 6. Maddesi vardı ki, elimizdeki en iyi kozdu. Bir köpek hakkında şikayet geldiği zaman bölgesine gidip şikayetçilerle konuşurduk. Kısır değilse kısırlaştırır, kuduz aşısını yaptırır, aldığımız yere bırakırdık. Çünkü yasa bunu söylüyordu. İşte o zaman gri bölgede, o canlının da o mahallede yaşam hakkı olduğuna ikna olan, sevmese de dokunmayan, ilgilenmeyen insanlar olabiliyordu. Sokak canlarının sigortası gibiydi 6. Madde. Ama yasa değişikliğinden sonra gri bölgede kimse kalmadı. Avrupa ülkelerinin hayvansız sokakları örnek alınarak güzelim sokak canlarımız toplandı, büyük kısmı yok edildi, kalanlar barınaklara hapsedildi. Yerel yönetimlerin görevlerini yapmamalarının cezası onlara kesildi. Şimdi yerel yönetimler yasanın dayatmasıyla hayvan refahı için gerekli koşullara çok uzak geçici bakımevleri ve yaşam alanları oluşturmaya çalışıyorlar.
Halkın büyük bölümünün vicdanını terk ettiği bir ülkede yaşıyoruz bugün. Ve giderek tamir edilemez yaralar açıldığına şahit oluyoruz. İnsan canı alan kişilerin bu eylemlerine hayvanları katlederek başladığı kanıtlamış bir gerçek. Katliam haberleriyle, ailesinin veya yakınlarının sokak canlarına yaptığı şiddeti görerek büyüyen bir çocuğun suça meyilli bir yapıya sahip olacağı aşikar. Oysa küçük yaştan itibaren bir kedi ya da köpekle büyüyen çocuk, yaşam odağına sadece kendini değil diğer canlıları, doğayı koyarak büyüyor.
Yaşam hakkını yok sayan uygulamalar karşısında insanlar da tepkisiz değil. Büyük kötülükler iyilik hareketlerini doğuruyor, çoğaltıyor. Yaşam hakkı savunucuları da güçlerini birleştirip sokaklardan, barınaklardan, kötü koşullardan kurtarabildikleri kadar hayvanı kurtarmaya çalışıyor. Her yere yetişilemese de.
Pek biz ne yapabiliriz derseniz?
-Bazı arkadaşlarımız özel alanlarına çok sayıda hayvanı alarak yaşatmaya çalışıyorlar. Mama, aşı, barınma yeri giderleri çok fazla. Araştırıp, güvendiğiniz çok fazla hayvana bakmaya çalışan kişilere yardımcı olabilirsiniz. Alanlarını ziyaret edip, yanınızda bütçeniz oranında yiyecek, battaniye, okunmuş gazete götürebilirsiniz. Kış aylarında altlarına konulan battaniye, eski bir halı parçası hayatlarını kurtarıyor. Çoğu tek başına ya da gönüllü yardımlarla bakım hizmetlerini yapıyor. Onlara temizlik, alan düzenleme veya mama dağıtımı için katkı sağlayabilirsiniz. Ya da barınak çocuklarını sevmeye gidebilirsiniz. Ne kadar çok insan görürlerse hayata o kadar çok tutunuyorlar.
-Yaşadığınız yerin belediyesine ait barınakları ziyaret edebilirsiniz. Sizin ziyaretleriniz baskı unsuru olabilir, toplanan köpekleri bir nebze hayvan refahına uygun yaşam koşullarına yaklaşabilir. Önceden ihtiyaçlarını öğrenip dilediğiniz malzemeyi götürebilirsiniz.
-Sokağınızda, mahallenizde yaşayan köpeklerinizden lütfen vazgeçmeyin. Özellikle yaşlı olanlar barınak koşullarına dayanamıyor. Onları geri almaya, çipletip, yaşayacakları bir alan yaratmaya çalışın.
-Ve en güzeli ömrü boyunca bakmaya niyetiniz varsa, ona ailenizin bir ferdi gibi davranıp sevecekseniz gidin barınağa bir cana yuvanızı açın. Evinize getireceği neşeyi katacağı güzel enerjileri, biriktireceğiniz şahane anıları tahmin bile edemezsiniz.
Şimdi bir patiye el uzatma zamanı. Yaşam haktır diyenlerin, birbirine adım atıp anlamaya çalışanların her geçen gün çoğalması umuduyla.