GENEL

Güneş onlara doğmuyor

İzmir’de artan kiralar ve derinleşen yoksulluk, yüzlerce aileyi binaların bodrum katlarında güneşsiz ve sağlıksız ortamlarda yaşamaya mahkûm ediyor. Basmane’de engelli Yıldıray Ayhan ile arkadaşı Özgen Ülger, “Yaşamın en altındayız” diyerek tek isteklerini dile getiriyor: Işık gören, insanca yaşayabilecekleri bir ev. Çünkü burada ışık yok, umut yok, hayat yok

Abone Ol

İNCİ ONGUN/Dünyaca ünlü yazar Victor Hugo’nun Sefiller romanında anlattığı gerçekler, günümüzde üstelik yaşadığımız kentin göbeğinde de yaşanıyor. İzmir’de yüzlerce aile, binaların bodrum katlarında sefalet içinde hayatını sürdürüyor. Çoğunluğu tek küçük odadan oluşan, yol seviyesinin bile altında kalan ve adeta hücreyi andıran bu ortamlarda ne güneşi ne de yoldan geçenleri görebiliyorlar. Yükselen kiralar ve gelir yetersizliği, birçok insanı bu havasız ve sağlıksız ortamlara mahkûm ediyor. Tek hayalleri, yerin altında değil üzerinde; ışık gören ve dışarıdaki insanları izleyebilecekleri bir evde yaşayabilmek. “Biz yaşamın en altındakileriz, bundan daha dibi yok” diyerek durumlarını özetliyorlar. Bu tablonun en çok görüldüğü yerlerin başında yoksul mahalleler geliyor. Bir zamanlar birçok ünlünün doğup büyüdüğü Basmane semtinde bunun en çarpıcı örneklerinden biri yaşanıyor. Engelli Yıldıray Ayhan ile kader birliği yapan arkadaşı Özgen Ülger, yol seviyesinin altındaki bir bodrumda yaşam mücadelesi veriyor.

Hapishane hücresinden farksız

Hurdacılık yaparak ve mahalle halkının yemek desteğiyle ayakta kaldıklarını belirten Özgen Ülger (70) şöyle konuştu: “Burası yolun altında kalan bir bodrum katı olduğu için hiç güneş almıyor. Bazen geceyle gündüzü karıştırıyoruz. Birkaç basamak çıktıktan sonra ancak ışığı görebiliyoruz. Sadece yoldan geçenlerin ayak seslerini duyuyoruz. Dışarıya bakan demir parmaklıklı küçük bir penceremiz var; hapishane hücresinden farksız.”

“Bunun da dibi yok”

Aynı evde yaşam mücadelesi veren, kendisi de engelli olan Yıldıray Ayhan (65) ise şunları söyledi:

“Yıllardır burada yaşıyorum ama şimdi binanın yıkılacağını söylüyorlar. Gidecek başka bir yerim yok. Üstelik karşılığında hiçbir şey vermiyorlar; ‘Ya burayı yapın ya da çıkın’ diyorlar. Mirasçılar kendi aralarında anlaşamadığı için bina gözden çıkarılmış durumda. Burası tek göz bir oda; içinde küçük bir mutfak var ama başka odamız yok. Hep burada yatıp kalkıyor, burada ısınıyoruz. Bodrum katı olduğu için neredeyse hiç güneş almıyor. Kapıyı açınca biraz ışık giriyor, onun dışında gün mü gece mi bazen ayırt etmek bile zor oluyor.

Bir Yıldır Tekerlekli Sandalye Bekliyor

Geçimimizi çok zor sağlıyoruz. Yanında kaldığım arkadaşım hurda toplayarak destek oluyor. Ben engelliyim, yürüyemiyorum. Bir engelli maaşım var ama tekerlekli sandalyem yok. Bir yıl öncetalepte bulunmuştum, hâlâ verilmedi.

Buradan çıkmam da kolay değil. Tek başıma hareket edemediğim için beni dışarı çıkarmak en az iki üç kişinin yardımıyla mümkün oluyor.

Kolum da tam çalışmıyor ve birçok sağlık sorunum var.

Aslında tek istediğim şey çok büyük değil: Güneş gören, düz ayak, normal bir evde yaşamak… Biraz ışık görmek ve rahat bir yerde hayatımı sürdürmek istiyorum. İnsan böyle bir yaşamı hak etmez mi?”