Tarihte, hukuku temsil etmesi gereken bazı insanların (özellikle siyasallaşmış dönemlerde) aşırı sert, intikamcı ya da ideolojik amaçlarla hareket edebildikleri bilinir. Bunların bir kısmı teknik olarak “savcı” ünvanı taşısalar da aralarında bazıları aslında savcı olmayıp “iddia makamı” gücüne ve yetkisine sahiptirler. Bunlardan bazı örnekler verelim:
BAŞSAVCI ANDREY VYSHİNSKY (SSCB)
1930’larda, Stalin döneminde, ünlü Moskova Duruşmalarının savcısı olan Vyshinsky, sanıklara karşı son derece sert ve aşağılayıcı dil kullanmasıyla tanınıyordu.
“İtiraf Kanıtların Kraliçesidir!” sözünü onun söylediği kabul edilir. Bu yaklaşım, zorla alınan itirafların meşrulaştırılması olarak kabul edilir.
Tarihçiler, onun yaptığı yargılamaların hukuki olmadığını, bir siyasi tasfiye aracı olarak kullanıldığını kabul etmektedirler.
Vyshinsky günümüzde, “ideolojik savcılığın,” en çarpıcı örneği kabul edilir. Ölümü karşısında mücadele ettiği ideolojinin kucağında, Amerika’da olmuş.
ROLAND FREİSLER (Nazi Almanya’sı)
Hitler Almanya’sının Halk Mahkemesi Başkanı olan Freisler, aslında bir hakim olmasına rağmen yargılamalarda “kızgın savcı” davranışıyla ün kazanmıştır.
Duruşmalarda sanıklara bağırması, hakaret etmesi ve savunmayı sürekli kesmesiyle ünlüdür.
Özellikle 20 Temmuz 1944’te Hitler’e suikast girişimi sonrasında yüzlerce kişinin ölüm cezasına çarptırılmasını sağladı.
Modern hukukçular Freisler’i, yargının öfke ve ideolojiye teslim olmasının simgesi olarak değerlendirirler. Halk Mahkemesi önünde bir şarapnel parçasıyla ölmüştür.
TOMAS DE TORQUEMADA (İspanyol Engizisyonu)
15. yüzyıl İspanya’sında “Baş Engizisyoncu” olan bu kişi aslında savcı değildi. Ancak; suçlama, sorgu ve cezalandırma süreçlerini yöneten bir acımasızdı. Dinsel sapıklık suçlamalarında son derece katı yöntemler uyguladı.
Torquemada’nın adı, tarihsel kaynaklara; fanatizmle birleşmiş cezalandırıcı adalet tartışmalarının merkezinde yer almıştır. Sığındığı bir manastırda ölmüştür
Bu İSİMLERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ:
1- Siyasetin yargıya egemen olduğu dönemlerde yükselmişlerdir.
2- Suç isnadı ile “yönetime sadakat” kavramını birbirine karıştırmışlardır.
3- Mahkemelerde “usul güvencesi” kabul edilen; savunma hakkı, tarafsızlık, kanıt standardı gibi kavramları ayaklar altına alınmıştır. Modern hukukta var olan; “Öfkenin değil, usulün adaleti koruduğu” tezinin tam tersini uygulamaya koymuşlardır.
4- Ve hiçbiri normal bir yaşam sürememiştir.
Benzeri savcı ve yargıçların, dünyanın her yanında bugün de var olduğu ve aynı acımasızlığı gösterdikleri söyleniyor. Bilmem doğru mu?