İhanet, entrika, silah ve mafya sarmalı dizilerden sıkılmış biri olarak Yılmaz Erdoğan adını duyunca çok sevinmiştim. En azından aklı başında bir dizi izleme imkânımız olacaktı. Çünkü "Vizontele", "Kelebeğin Rüyası", "Sazan Sarmalı" gibi çok beğendiğim filmlerin senaryosu onun elinden çıkmıştı. Daha eskilerde Mükremin Çıtır karakterini yaratan da oydu.
Hevesle geçtim ekranın başına. Çünkü iyi şeylere uzun süredir hasret kalmıştık.
İlk bölümlerde bir gizem vardı. Bazı oyuncular tam oturmamıştı ama yine de konu merak uyandırıyordu. Bir edebiyat öğretmeni neden suçsuz yere hapis yatmıştı? Kim için? Neden iki çocuğunu bırakıp gitmişti?
****
Dizi ilerledikçe arabesk tema ağır basmaya başladı. Ağdalı laflar, dakikalarca süren bakışmalar…
Ama yine de merak bitmemişti.
Yıllar sonra ortaya çıkan baba iki çocuğunu toparlamak istiyordu. Ayrıca bütün kadınları kendine âşık etmek gibi olağanüstü bir özelliği vardı. Özellik diyelim. Çünkü ortada pek bir güzellik de yoktu.
Neyse.
Sonunda gerçek ortaya çıktı.
Bu fedakar baba, en sevdiği kadını kaybeden bu adam, meğerse cezai ehliyeti olmayan gayrimeşru çocuğunun suçunu üstlenmişti.
Düşünün. Hiç tanımadığı küçücük bir çocuk, dünyalar kadar sevdiği kadını itiyor ve ölümüne neden oluyor. Adam da suçu üstlenerek iki çocuğunun ailesiz kalmasına ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nda büyümesine neden oluyordu.
Ama iyi adamdı!
Zor şartlarda büyüyen çocuklardan biri uyuşturucu müptelası oluyor, diğeri ise küçük çapta bir mafya üyesine dönüşüyordu.
Ama cezai ehliyeti olmayan, hatta dizinin sonunda olayı bile hatırlamayan çocuk kurtulmuştu.
****
Bu şahane baba ayrıca diğer oğlundan ilik nakli yaptırarak o çocuğun bir kez daha hayatını kurtarıyordu.
Çok iyi adamdı.
Hatta yakın arkadaşı,
“Hafız, çocukların için daha ne yapacaksın? Biraz da kendini düşün.”
diye akıl veriyordu.
Babası yüzünden uyuşturucu müptelası olan kız, hayran hayran babasına bakıyor; hatta ortadan kaybolunca üzüntüsünden yeniden uyuşturucuya başlıyordu. Mafya oğlan ise babası için ölecek noktaya gelmişti.
Ve bu saçmalıkların tamamı Türkiye’nin önde gelen bir yazarının kaleminden çıkmıştı.
Merak ediyorum;
Hiç mi uyaran olmadı?
Hiç mi biri çıkıp “Bu hikâyede bir gariplik var” demedi?
Yoksa özellikle “millet bunu yer” diyerek teşvik mi edildi?
Evet. Bu kez yedik.
Bir de kalemiyle ekmeğini kazanan bir yazarın hazin sonunu görmüş olduk.