POLİTİKA

İYİ Partili Doğan: En talihsiz başkanlar!

İYİ Parti İzmir İl Başkanı Doğan, yerel yönetimler hakkında yaptığı açıklamada, "2024 yerel seçimleriyle seçilen belediye başkanlarını dönemin en talihsiz belediye başkanları olarak değerlendiriyorum" dedi

Abone Ol

SEMİ TEKTŞ/İYİ Parti İzmir İl Başkanı Ülkü Doğan, gündeme dair Dokuz Eylül Gazetesi’ne önemli açıklamalarda bulundu. Doğan, İYİ Parti’nin İzmir’deki son durumunu anlatırken yerel yönetimlere de eleştirilerini sıraladı. ‘Terörsüz Türkiye’ söylemini de karşı çıkan Doğan, İzmir halkının sürece tepki gösterdiğini ifade etti.

“Muhalefet tepkiden korkuyor”

İzmir’de partilerin gelebilecek tepkilerden dolayı sahaya inmediğini ifade eden Doğan, “Her ne kadar ben anket şirketlerinin açıkladığı oranlara itibar etmiyor olsam da her seçim öncesi birtakım oranlar açıklanıyor ve hiçbiri genellikle tutturulamıyor. Dolayısıyla Türkiye’de anket şirketlerine güven şu anda son derece düşük. İzmir özelinde ise yüzde 33 oranında bir kararsız seçmen tespiti yapılıyor. Ben sahaya çıktığımda bunu bizzat gözlemliyorum; bu nedenle bu orana güveniyorum. Bu durum, üç kişiden birinin kime oy vereceği konusunda kararsız olduğunu gösteriyor ki bu oldukça önemli bir oran. Şu anda bir genel iktidar var ve devletin bütün imkanlarını kullanarak seçimde eşitliği ihlal ediyor. Seçmenle iletişimde eşit şartlarda yarışmıyoruz. Buna ek olarak, yerel iktidar da ana muhalefet partisine mensup ve vatandaşla ulaşabilme konusunda ellerinde çok sayıda imkân bulunuyor. Buna rağmen Türkiye’de ciddi sıkıntılar var. Enflasyonist ortamda vatandaşlar yaşam standartlarının altında yaşıyor ve pek çok alanda, özellikle sağlık ve eğitimde, sistemsel sorunlar yaşanıyor. Buna rağmen ana muhalefet ve diğer muhalefet partileri de seçmenlerin kafasında soru işaretleri bırakıyor. Bu sonuçtan herkesin kendi üzerine düşen sorumluluğu alması gerekiyor. Biz de kararsız seçmen oranını doğru analiz edip, gerekli adımları sahaya yansıtmalıyız. Sahada vatandaşlarla ilişkilerimiz ve aldığımız geri bildirimler şunu gösteriyor: En çok sahada olan parti İYİ Parti. Diğer partilerin bu kadar aktif bir şekilde vatandaşla temas etmediğini gözlemliyoruz. Belki de gelebilecek tepkilerden çekiniyor olabilirler. Biz ilçe başkanlarımız ve teşkilatlarımız aracılığıyla, ayrıca bizzat vatandaşlarla sık sık görüşüyoruz. Onların sıkıntılarını dinleme, sorunlarına çözüm bulma ve beklentilerini anlama konusunda ciddi bir teveccüh var. Ancak bir kez daha vurgulamak gerekirse, anket şirketi oranlarına güvenmiyorum. Benim için önemli olan, sahada vatandaşın gösterdiği ilgi ve teveccüh. Bu da oldukça yüksek ve giderek artıyor” diye konuştu.

‘Terörsüz Türkiye’ tepkisi

Türkiye toplumun yüzde 70’nin sürece karşı olduğunun altını çizen Doğan, “Emsal olarak, yurtdışında bazı ülkelerde bunun uygulandığından bahsediliyor. Ancak dünyanın hiçbir yerinde, yüz bine yakın insanın katili olan, bir terör örgütünü bizzat kurup yöneten ve yaptıkları nedeniyle yargılanıp ceza almış, cezaevinde bulunan bir bölücü ya da terörist için “umut hakkından” söz edilemez. Türkiye’de de bu mümkün değildir. Bir umuttan bahsedeceksek, bunu farklı bir şekilde ele almak gerekir. Mesela 20 yaşında evladını toprağa veren bir anne ve babanın nasıl bir umudu olabilir? Buna bakmak gerekir. Anne karnında babasız kalan çocukların nasıl bir umudu olabilir? Onlara nasıl bir umut hakkı verebiliriz? Yine aynı şekilde, genç yaşta sakat kalıp hayatını engelli olarak devam ettirmek zorunda kalan gencecik askerimizin veya öğretmenimizin nasıl bir umudu olabilir? Bunlara bakmak gerekir. “Umut hakkı” dediğimiz şey istisnai ve farklı durumlarda uygulanabilir, ama bir terörist başı için söz konusu olamaz. O insanın umuda ihtiyacı yoktur. Türk milleti de bölücü başına umut vermeye niyetli değildir. Bu fikir, mecliste bazı kişilerin aklına gelmiş olabilir; istedikleri kadar destek bulsunlar veya süreci yürütmeye çalışsınlar, sayısal olarak milletvekilleri olsun. Ancak asil olan, yani millet istemedikçe, vekiller bunu veremez. Türkiye’nin yaklaşık yüzde 70’i bu sürece karşıdır. Dolayısıyla milletin vermediğini vekil veremez. İzmir halkı bu konuda son derece duyarlıdır, vatanseverdir ve milli değerler konusundaki hassasiyeti yüksektir” değerlendirmesinde bulundu.

“Vatandaş duruşumuzdan memnun”

İzmir’de sürece gösterilen tavır nedeniyle vatandaşın İYİ Partiyi desteklediğini ifade eden Doğan, “İzmir’de yoldan çevrilen 10 kişiden 9’u bu sürece karşıdır; kalan biri ise kararsız olabilir. Ama destekleyicisi olduğunu düşünmüyorum. Vatandaş da bu duruşumuzdan çok memnun. Genel başkanımızın söylemlerini ve partimizin duruşunu takdir ediyorlar. Özellikle komisyona üye vermeyişimizi ve sürece başından beri karşı çıkışımızı beğendiklerini dile getiriyorlar. Bu da bize, izlediğimiz politikanın doğru olduğunu gösteriyor. Biz doğruyu milletin teveccühünü kazanmak için söylemiyoruz; bu, partimizin temel görüşüdür. Biz bu sürece sonuna kadar karşı çıkacağız ve söylediklerimizi doğru şekilde anlattığımızı, milletimizin de bunu doğru anladığını görmekten memnuniyet duyuyorum” ifadesini kullandı.

“2024’te seçilen başkanlar en talihsiz başkanlar”

Yerel yönetimlerin çalışmaları hakkında konuşan Doğan, “2024 yerel seçimleriyle seçilen belediye başkanlarını dönemin en talihsiz belediye başkanları olarak değerlendiriyorum. Çünkü bir yandan ülkedeki enflasyon ve ekonomik sıkıntılar, belediyeleri de yakından etkiliyor. İzmir’de belediyelerin zaten geniş kadroları var; fazla istihdam olduğunu daha önce söylediğimizde eleştiriliyorduk, ancak artık kendileri de bunu kabul ediyor. Birtakım vaatler ve gerekçelerle haddinden fazla personel çalıştırılıyor ve belediyeler şu anda personel maaşlarını karşılayamaz hâle gelmiş. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan süreçle birlikte, muhalefet belediyelerine yönelik bir baskı dönemi de başladı. Bu durum belediyeler için ciddi bir sıkıntı yaratıyor. Bu nedenle seçilen belediye başkanlarını şanssız olarak nitelendirebiliriz. Ancak İzmir’de 25 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda. Değişen isimler olabilir ama parti hep aynı. İzmir’in en büyük sıkıntısı, yöntem ve kadro anlayışında vizyon eksikliği. Bu nedenle İzmir’de 50 yıllık projeler bir yana, 5 yıllık bir projeyi bile görmek mümkün değil. 5 yıl sonra yaşanabilecek olumsuzluklara karşı çözümler veya vatandaşa sunulabilecek hizmetler konusunda hazırlık görmüyoruz. Bu bugünün sorunu değil, ama geldiğimiz noktada belediyelerde sürekli bir şikâyet furyası gözlemliyoruz. İktidar ile yerel yönetim arasında sürekli “top atma” durumu yaşanıyor; “senin sorumluluğun, benim suçum, onun göreviydi” gibi spekülatif tartışmalar İzmir’e kaos bırakıyor. Bu sadece yerel için değil, genel iktidar için de geçerli. Bakanlıklar belediyeyi, iktidarın milletvekilleri belediyeyi, belediye ise bakanlığı ve milletvekillerini suçluyor. Ortada bir kayıkçı kavgası var” diye konuştu.

“Dedikoduyu partileri yayıyor”

İzBB Başkanı Tugay ve diğer belediye başkanlarının hükümet temsilcileri görüşmesine gelen tepkiler üzerine konuşan Doğan,Belediye başkanlarının bakanlarla elbette görüşecekler. Bir merkezi iktidar ve bir de yerel iktidar var; bu iki yönetim kadrosu birlikte çalışarak halkına hizmet götürmek zorunda. Her işi belediyeden bekleyemeyeceğimiz gibi, her işi iktidardan da bekleyemeyiz. Ortak çalışmalara ihtiyaç var. Belediye başkanının sorunları çözebileceği makamla—bakanlık, bakan yardımcıları veya müsteşarlarla—görüşmesinde hiçbir sakınca yoktur. Bunu yapmaları gerekir. Ancak anlayamadığım kısım, her bakanla görüşen belediye başkanı için kendi partileri tarafından yürütülen dedikodu furyasıdır. AK Parti’ye mi gidiyor? O mu olacak? Bu mu olacak? Anlıyorum, özellikle Aydın veya İstanbul’da yaşananlardan dolayı bir travma var. Ama insan hiç mi seçtiği isimlere güvenmez? Belediye başkanlarının bakanlarla görüşmesinde yanlış bir durum görmüyorum; amaç sadece ve sadece ilçelerine hizmet götürmek olduğu sürece bu doğaldır” şeklinde konuştu.

Kordona yeraltı projesi

Kordona yapılması planlanan yeraltı otoparkı projesi hakkında konuşan Doğan, “Doğru adresin Kordon olup olmadığını ben bilemem; bunu hiç kimse tek başına bilemez. Doğru yanıtı uzmanlar verir: Şehir plancıları, Mimarlar Odası, Mühendisler Odası ve ilgili diğer kurumlar. Ancak Kordon’un ciddi bir otopark sorunu olduğu açık. İzmir’in merkezi hem iş hayatının hem toplumsal yaşantının yoğun olduğu bir bölge ve otopark belki de İzmir’in en acil sorunlarından biri. Otopark yapılması gerekiyor, ama “nereye yaparsak yapalım” anlayışıyla hareket edemeyiz. Özellikle bölgenin dolgu alanı olması ve İzmir’in deprem kenti olması gibi teknik konular dikkate alınmalı. Ben bu teknik konulardan anlamam, ben bir avukatım. Cemil Bey ise hekim; bu nedenle alanımıza girmeyen konular. Burada uzmanların görüşlerine kulak vermek gerekir. Konudan Cemil Bey’in açıklamalarıyla haberdar oldum. Başka bir fizibilite çalışması veya ön araştırma raporuna denk gelmedim. Odaların açıklamaları da benzer risklere dikkat çekiyor. Ben, bu bölgede otopark yapılmasına tamamen karşı çıkacak bir “hayır” yaklaşımında değilim. Öncelikle risk değerlendirmesi yapılmalı; alanın dolgu olması, deprem riski gibi tüm faktörler uzmanlarca değerlendirilip bertaraf edilmelidir. Ancak o raporlar ışığında net bir şey söyleyebilirim. Şu an “kazalım orayı da otopark yapalım” diyemem ama İzmir’in acil olarak otopark sorununu çözmesi gerektiğini düşünüyorum ve otopark yapılmasını destekliyorum” açıklamasında bulundu.

Kadın temsiliyeti tepkisi

İzmir’de milletvekili bulunan partiler arasında tek kadın il başkanı olan Ülkü Doğan, kadınları siyasette temsiliyeti hakkında şu şekilde konuştu: “Elbette gönül ister ki İzmir gibi bir kentte daha fazla kadın görevde olsun: Daha fazla kadın milletvekili, daha fazla kadın kaymakam. Belediye başkanları oranında sanıyorum en yüksek sayıya sahibiz, ama bu yeterli değil; daha fazla olmalı. 30 ilçenin belki yarısında kadın belediye başkanı ve daha fazla kadın il başkanı görmek isteriz. Bu süreç yavaş ilerliyor. Son 200 yıldır hem iş hayatında hem toplumsal hayatta kadınlar çok hızlı ilerliyor, ancak istediğimiz seviyede değiliz. Karar alma mekanizmalarında yeterince yer alamıyoruz. Bu noktada, karar alma süreçlerinde bulunmazsanız, erkeklerin kadınlar adına karar vermesine mahkûm oluyorsunuz. En büyük itirazımız, kadınlarla ilgili kararları yine kadınların vermesi gerektiği yönünde. Şu an bu seviyede değiliz ama ben yaptığım işi en iyi şekilde yapmanın iki farklı sorumluluk yüklediğine inanıyorum: İlki, partim açısından, cinsiyet fark etmeksizin iyi bir il başkanı olarak çalışmak. İkincisi ise milletimiz açısından iyi bir muhalefet il başkanı olarak görevimi yerine getirmek. Buna ek olarak, kadınlar adına da çalışıyorum. İşimi doğru şekilde yapmak, diğer kadınların önünü açacaktır. Çünkü ne yazık ki bir erkek parti değiştirdiğinde kimse cinsiyet üzerinden yorum yapmaz, ama bir kadın parti değiştirdiğinde cinsiyeti üzerinden eleştirilere maruz kalabiliyor. Dolayısıyla bir kadın, karar alma mekanizmalarında çalışırken hem görevini en iyi şekilde yapmak hem de diğer kadınlara karşı sorumluluğunu yerine getirmek zorunda. Bunu bir dezavantaj olarak görebiliriz, ama eğer doğru yaparsanız, başkalarının yolunu açtığınız için bu aynı zamanda bir motivasyon kaynağıdır. Umuyorum ki, büyük partilerin illerinde ve yönetimlerinde daha fazla kadın görev alır.”