Türkiye'nin en önemli dış ticaret kapılarından biri olan İzmir Alsancak Limanı, son günlerde yolcu peronlarının bulunduğu alana yapılması planlanan yeni yatırımlarla kent gündeminin ilk sıralarına yerleşti. Türkiye Varlık Fonu tarafından kurgulanan ve içerisinde otel, alışveriş merkezi ile çeşitli yeme içme mekanlarının yer alacağı devasa kompleks projesine, bölgenin dinamiklerini en iyi bilen sektör temsilcilerinden şartlı destek geldi. Kentin on iki ay boyunca canlı kalabilmesi için nitelikli yatak kapasitesine ihtiyacı olduğunu savunan turizm profesyonelleri, projenin içeriği konusunda oldukça net uyarılarda bulunuyor. Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkan Yardımcısı ve İzmir Ticaret Odası Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bülent Tercan, limana inşa edilecek otelin sıradan bir konaklama tesisi olmaktan ziyade, uluslararası çapta hizmet verecek bir merkez olması gerektiğinin altını çizdi.
AVM kafasıyla değil kentin gerçek ihtiyaçlarına göre vizyon çizilmeli
Kentin tarihi dokusunun ve turistik ihtiyaçlarının İstanbul'daki örneklerden tamamen farklı bir karakter taşıdığını belirten yetkililer, kopyala yapıştır projelerin İzmir'de istenen etkiyi yaratmayacağını savunuyor. Özellikle İstanbul'daki Galataport örneğine atıfta bulunan ETİK Başkan Yardımcısı Tercan, söz konusu modelin Ege'nin incisi için doğru bir tercih olmayacağını vurguladı. "Burası İstanbul’un tarihi yarımadası değil, burası kendine has kültürüyle İzmir. Dolayısıyla kentin aşırı ticari ünitelerle boğulmuş bir Galataport kopyasına kesinlikle ihtiyacı yok," diyerek çekincelerini dile getiren Tercan, projenin bir alışveriş merkezi mantığıyla kurgulanmaması gerektiği konusunda uyarıyor. İstanbul'daki projede aşırı sayıda dükkan bulunduğunu ve bu durumun alanın turistik cazibesinden ziyade perakende tüketimine odaklandığını ifade eden uzmanlar, İzmir için asıl çıkış yolunun kongre turizmi olduğunu kararlılıkla yineliyor.
Üç yüz odalı ve kentin silüetine yakışır bir sembol olmalı
Küresel çapta dev organizasyonlara ev sahipliği yapabilecek devasa toplantı salonlarının eksikliği, yıllardır kentin uluslararası arenada rekabet gücünü zayıflatan en büyük etkenlerin başında geliyor. Turizm kapasitesini yıla yaymak ve kaliteli ziyaretçi profilini kente çekmek için yeni otellere duyulan ihtiyaç her geçen gün artıyor. Mevcut altyapı yetersizliği yüzünden dünyada ve Türkiye'de düzenlenen birçok prestijli kongrenin İzmir'den başka şehirlere kaydığını belirten sektör temsilcileri, limanda kurulacak yapının bu kötü gidişatı tersine çevirecek bir kurtarıcı olması gerektiğine inanıyor. Tasarlanacak yapının en az üç yüz yatak kapasitesine sahip olması gerektiğini ifade eden Tercan, kentin silüetini değiştirecek mimari bir şahesere ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Avustralya'nın dünyaca ünlü Sidney Opera Binası gibi, bakıldığında doğrudan İzmir'i hatırlatacak sembolik ve ikonik bir mimarinin tercih edilmesi gerektiği savunulurken, bu dev tesisin "İzmir Alsancak Kongre Oteli" gibi marka değeri yüksek bir isimle taçlandırılması öneriliyor. Böylece hem uluslararası organizasyonlar için gelen misafirlerin hem de limana yanaşan kruvaziyer yolcularının bu prestijli alandan en üst düzeyde faydalanması hedefleniyor.
Ulaşım endişesi yersiz raylı sistemler büyük avantaj sağlıyor
Liman sahasına yapılacak devasa bir kongre merkezinin kent trafiğini kilitleyeceğine dair ortaya atılan iddialar ve endişeler de turizmcilerin gündemindeydi. Şehrin zaten yoğun olan Alsancak trafiğinin böyle bir yükü kaldıramayacağı yönündeki eleştirilere yanıt veren uzmanlar, kongre misafirlerinin trafik dinamiklerinin günlük alışveriş merkezi ziyaretçilerinden çok daha farklı olduğunu bilimsel verilerle açıklıyor. Uluslararası çaplı toplantıların genellikle iki ile üç gün sürdüğünü ve katılımcıların tesise giriş çıkış saatlerinin belli bir düzende ilerlediğini hatırlatan sektör temsilcileri, trafiğin sadece açılış ve kapanış günlerinde anlık yoğunluklar yaratabileceğini belirtiyor. Üstelik projenin planlandığı lokasyonun, İzmir'in en güçlü toplu taşıma ağlarının tam kalbinde yer alması bu endişeleri büyük ölçüde boşa çıkarıyor. İZBAN ve tramvay hatlarının liman bölgesine entegre yapısı sayesinde yerli ve yabancı misafirlerin şahsi araçlara ihtiyaç duymadan, kentin tarihi ve turistik noktalarına raylı sistemlerle konforlu bir şekilde ulaşabileceği vurgulanıyor.
Antalya ve İstanbul sermayesi bu vizyoner projeye kayıtsız kalmaz
Doğru bir vizyonla, kentin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde tasarlanmış bir sembol yapının, sadece yerel değil ulusal ve uluslararası yatırımcıların da iştahını kabartacağı öngörülüyor. Sadece perakende satışa odaklı bir beton yığını yerine, kentin marka değerini yüceltecek entegre bir tesis modelinin Türkiye'nin dev sermaye gruplarını harekete geçireceği ifade ediliyor. Böyle prestijli bir projeye İzmirli iş insanlarının yanı sıra, turizmin başkenti Antalya'nın köklü otel zincirleri ile İstanbul'un dev holdinglerinin de büyük ilgi göstereceğine kesin gözüyle bakılıyor. Bölgedeki yatırım iklimini canlandıracak bu tür bir girişimin, devlet tarafından sağlanacak özel teşvik paketleriyle desteklenmesi halinde projenin cazibesinin katlanarak artacağı belirtiliyor. Sonuç olarak, Alsancak Limanı'na vurulacak kazmanın, kentin geleceğini betonlaştırmak için değil, uluslararası kongre pazarından hak ettiği aslan payını almasını sağlamak için vurulması gerektiği, tüm turizm camiasının ortak temennisi olarak öne çıkıyor.