Madalya / 2

Abone Ol

Geçen hafta başladığımız ödüllendirme furyası meselesini sürdüreceğiz. Önce halinizi hatırınızı sormak isterim. Nasılsınız? Neo Ortaçağ’ın kapital, silah, iktidar donanımlı faşo-emperyal ruh hastalarının söylediklerini, ettiklerini gördükçe, her yerden oluk oluk fışkıran rezalet dosyalarını okudukça, sizin de nefesiniz kesiliyor, gözleriniz kararıyor, sinirleriniz paramparça oluyor mu? Güzelim dünyanın, harika coğrafyalarının, muhteşem halklarının, birikimlerinin, kültürlerinin, bu manyaklar sürüsünün cahil, insafsız, çapsız ve aşağılık ellerinde boğulma, yok olma tehlikesiyle yüz yüze yaşaması, sizi de kahrediyor mu? Benimki de soru değil mi, kendine “insanım” diyen hangi insan, bu rezillere kahrolmaz, isyan etmez?

***

Bu tipler neden düşmansız yaşayamıyor, neden oraya buraya haydut gibi saldırıyor, neden binlerce yıllık bilim, düşünce, sanat, estetik, etik birikimlerin üstünde tepiniyor? Neden her gün daha da artan saçmalıklarıyla, soytarılıklarıyla, yeryüzü kamuoyunun dikkatini çekmeye, algısını yönlendirmeye çalışıyorlar? Çünkü hırsızlıklarının, ahlaksızlıklarının, sömürülerinin, yozluklarının çuvala sığamaz biçimde olduğunu hepimizden daha iyi biliyorlar. Bu tiplerin 3. Dünya savaşı çıkarmaktan yeryüzünü taş devrine döndürmeye, insanlığın muhteşem kitaplığını yakmaktan vadilere okyanusları cesetle doldurmaya, göze alamayacakları katliam yoktur. Tarihin çöplüklerinde lanetle alınan benzerlerinin başına gelenleri bal gibi bilmekte, korkudan tir tir titremekte, işte mesela insanlığın ilaç, hastane, yiyecek, eğitim, eşit ve paylaşılır hayat koşulları, temiz çevre yaşanır iklim ihtiyaçları için harcanması gereken tüm gelirini, dünyayı silah deposu için harcamaktadırlar.

***

Bu utanmazlığın aparatı olmayı kabullenen ve kendilerini gazeteci, bilim insanı, düşünür, sanatçı, sporcu vb olarak adlandıran reziller ordusu sayesinde, yalan ve talan imparatorluğunu diri tutmaya çalışmaktadırlar.

Bakmayın bu tiplerin birbirlerine kameralar önünde, ışıklar kürsülerde saydırıp durduklarına. Korkunç bir koalisyonun üyeleridir. Her biri insanlık bahçesinin vaz geçilemez çiçekleri olan bayrak, inanç, köken, ırk, kültür, dil zenginliğimizi, birer düşmanlık, ayrılık, bölünme gerekçesine çevirmekten başka çareleri yoktur. Dünyayı kan banyolarından geçirmekten zerre kadar utanmayan bu koalisyonu bir arada tutan ve elbette birbirine mahkûm eden tek şey: yalanın ve çıkarın suç ortaklığıdır. Meseleyi hamasetle paketlemek gibi olmasın ama bizim bu tiplere karşı direncimizin ve mutlak güzel günlerin geleceğine olan inancımızın gerekçesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi insanlığın güzel ve soylu evlatlarıdır. Enerjimizi, çalışkanlığımızı, itirazımızı ve dayanışmamızı tazelemenin ilk ve en önemli adımı, bu gerçeği unutmamaktır.

***

Evet, bu ahval ve şerait içinde “Nasılsın?” sorusuna “İyiyim” demek için, kuşkusuz ya dünyadan bihaber yaşamak ya da bu saçmalıkların aparatı ve suç ortağı olmayı kabul etmek gerekir. Geleceğe dair kuşkusuz umutluyuz ama bu umut hamhalat bir duruşun yavanlığından değil, gerçekleri görmenin erdeminden beslenmelidir.

Konumuz açısından olayın boyutu daha da ibret vericidir. Uzak yakın tarihten çok iyi anımsanacaktır ki, bu tipler ile aparatları tuhaf biçimde ödüllendirilmiş, sonra da yenilen bu naneyle ne yapılacağı hayli baş ağrıtmıştır. Onursal doktora benzeri taltiflerden muhteremin adının oraya buraya verilmesine pek çok kepazelik, muhteremin cehenneme postalanmasından, köprünün altından sular geçtikten, “Biz ne iş yaptık?” pişmanlığı kapımızı çaldıktan sonra yapanların başına hayli iş açmıştır. Çok yazılmış çizilmiştir ya bir de biz anımsatalım: ne oldu sahi 12 Eylül’ün başının adını oraya buraya verenler, çizdiği saçma sapan resimlere milyonlar dökenler? Adı sokaklara, parklara verilen ve cart diye viraj alıp, dönekliğin türküsünü yakanlar mesela, ne oldu onların levhalarına, plaketlerine, yan yana çekilen fotoğraflara ne oldu? Az gelişmişliğin göstergelerinden biri de, güçlüye kul köle olmaktır. Niye taptığını bilmediği muhteremin heykelini, niye nefret ettiğini bilmeden terlikle dövmeye kalkması, azgelişmişliğin tipik fotoğraflarından biridir. Kral ölmüştür, yeni kral çok yaşayabilir bu zihniyetin gözünde. O yüzden, plaket ödül heykel gazıyla “Halk beni seviyor, bensiz yapamaz” diyen tipler de dikkatli olmalıdır. Az gelişmişliğin bir göstergesi de, dün yalakalık yapılan muhteremin, bugün ipe çekilmesidir. Bu tipler de, onları tepelerine çıkaranlar da üç günde unutulurlar. Böyle başa böyle tarak sözünü kanıtlayan çark dönmektedir.

İşin acınası bir tuhaflığı da, bu tiplerin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e benzemeye çalışmalarıdır. İnsan bu densizliğe gülsün mü, ağlasın mı, kızsın mı acısın mı şaşırır. Ama daha beter şaşırtan, üzen, kederlendiren nedir? Bu tiplere Atatürk muamelesi yapmaktan utanmayan kitlelerin zavallılığıdır.