Begüm ÇATIK/Tarım ve hayvancılık Türkiye'nin yalnızca bir sektörü değil; aynı zamanda gıdaya erişimin, sağlığın ve bağımsızlığın temel başlıkları. Bir dönem kendine yeten ülkelerden biri olan Türkiye’de, artan maliyetler, düşen üretim, tartışılan politikalar tarım ve hayvancılığı kırılgan ürünleri arasına soktu. Tarım ve hayvancılık konularındaki uyarılarıyla dikkat çeken, girişimci, iş insanı Mehmet Doğan, Dokuz Eylül TV’de Yazı İşleri Masası’nın konuğu oldu, tarımda ve hayvancılıkta yaşanan sorunları ve geleceğe dair beklentileri anlattı.
Mehmet Doğan, tarım ve hayvancılıkta artan girdi maliyetleri karşısında üreticinin büyük sıkıntılar yaşadığını, döviz artışından da çok etkilendiklerini belirtti. Maliyetleri her geçen gün yükseldiğine işaret eden Doğan “kullandığımız ham maddelerin yüzde 80'i ithalat, üretici bir taraftan enflasyon altında ezilirken, bir taraftan da dövizle elde ettiği ham maddeler noktasında eziliyor. Üretici ciddi şekilde bir problemle ve yükle karşı karşıya. Özellikle hayvancılık açısından bakarsak; et ve süt noktasında son zamanlar Ulusal Süt Konseyi belirlediği süt taban fiyatı ile enflasyonu karşılaştırdığınızda, enflasyon artışının üçte biri kadar süt fiyatlarında artış oldu. Enflasyon karşısında da döviz artışları karşısında da üretici son derece kayıplarla ve mağduriyetle karşı karşıya” açıklamasında bulundu.
DAHA İYİSİ MÜMKÜN
Bugün tarım ve hayvancılıkta yaşanan sorunların tümünün reçetesinin bulunduğunu savunan Doğan, şu görüşleri aktardı:
“Bütün bu sorunları, problemleri yaşamadan da biz pekâlâ sektörde devam edebiliriz. Üretimi artırabiliriz, daha kaliteli üretim elde edebiliriz. Bunların hepsi mümkün. Fakat bu mümkün olanın dışında, mümkün olmayanın üreticiye dayatılmasını anlamak mümkün değil. Devletin kurumları ile üretici arasında, sanayici arasında bir karmaşa var. Sanayici üreticiyi anlamıyor, Bakanlık sanayiciyi anlamıyor, üretici atıyorum Bakanlığı anlayamıyor. Dolayısıyla bu karmaşa nedeniyle bütün bu yaşadığımız sorunlar kar yığını gibi yuvarlanarak büyüyor ve önümüze geliyor. Türkiye'de çözülmeyecek hiçbir problem yok! Yapılan yanlışların bir an önce bunlardan vazgeçilmesi gerekiyor.”
Et ithalatını örnek vererek “Buna itirazımız yok. Ama bu sürdürülebilir bir politika değil. Üretici üzerinde silah olarak kullanılacak bir politika değil” ifadesini kullanan Doğan, “ Bir parça fiyatlar arttığı zaman biz hemen ithalat silahını kullanıyoruz; bu çözüm değil. İthalatla biz vatandaşa daha uygun fiyatlarla et sofrasına, süttür ya da herhangi bir ham maddedir sağlıyor muyuz? Hayır. Bu kadar canlı hayvan, bu kadar karkas et ithal ederken vatandaşın sofrasında gerçekten et ucuz bir şekilde yenebiliyor mu, tüketilebiliyor mu? Hayır. Neden? Et Süt Kurumu'nun verilerine dikkat ederseniz; ciddi şekilde bu işten kâr etmiş. Şimdi devletin kurumları vatandaşın temel tüketim maddeleriyle ilgili kârlılığı düşünerek yapmaz mı işi? Sizin amacınız ithalatı yaparken vatandaşın sofrasına daha ucuz, daha kaliteli bir şey sunmaksa orada kâr gözetmezsiniz; bu bir amme hizmetidir. Bu politikayla, bu üretim mantığıyla biz hiçbir zaman daha ucuz tüketemeyeceğiz; pahalı tüketeceğiz. Türkiye'de iki kesim hep kaybediyor: Bir üretici, iki tüketici. Sürekli arada başkaları kazanıyor. Sütün taban fiyatı 22 lira 22 kuruş, fakat rafa gittiğimiz zaman 50 liradan aşağı yok.Türkiye'de bu iki kesim de hep ezilen, istismar edilen, mağdur edilen kesimdir. Çaresi var mı? Şüphesiz var.” Değerlendirmesinde bulundu.
KURAKLIK KRİZİ GETİRİR
Ege'de tarım ve hayvancılıkta yaşanan en büyük problemin kuraklık olduğunu vurgulayan Doğan, su sorunu çözülmeden toprağın işlenemeyeceğini, hayvancılık yapılamayacağının belirterek, bunun da gıda krizine yol açabileceğine dikkat çekti. Menderes havzasında geçmiş yıllarda birkaç metrede ulaşılan suya artık 250-300 metrelerde dahi ulaşılamadığını anlatan Doğan şu ifadeleri kullandı:
“Menderes’te suya dayalı üretim yapıyoruz. Bu bölgede artık ikinci ürün üretimi yapılamıyor.; Vatandaş ikinci ürün ekmekten artık vazgeçti. Bu şu demektir: Artık Küçük Menderes, Büyük Menderes havzasında geçmişte %100 baremde ürün alırken şimdi %50'ler bareminde ürün almış olacağız ve istediğimiz her ürünü de alamayacağız. Çünkü yazın ve kışın yetiştirilmesi gereken ürünler farklı. Yazın suyunuz yoksa üretilmesi gereken ürünleri üretememiş olacaksınız, doğal olarak da vatandaşın sofrasına yeterince arz edilemediği için de pahalı bir ürünle karşı karşıya kalınmış olacak.”
DAMLAMA SULAMAYA GEÇİLMELİ
Susuzlukla ilgili Türkiye'de yeterince bilinç olduğunu, buna yönelik çözüm projelerin de bulunduğunun altını çizen Doğan “Ne hikmetse su kullanımıyla ve toprak kullanımıyla ilgili disiplinler uygulanmıyor. Tarımda vahşi sulamayı önlemek için damlama sulama sistemine geçmeniz gerekiyor. Damlama sulama sistemi ile ilgili belli kurallar koymanız gerekiyor. Siz sadece vatandaşa bilgi olarak bunu sunmanız ya da öneri olarak sunmanız yetmez; kriterler koymanız lazım, belli disiplinler getirmeniz lazım” açıklamasında bulundu. Damlama sulama için çiftçiye Bakanlığın destek vermesi, yerel yönetimlerin de denetleme yapması gerektiğini dile getiren Doğan teşvik ve denetimin aynı anda devreye sokulması gerektiğini söyledi “tavsiye niteliğinde ya da cezai yöntemlerle, polisiye yöntemlerle bunu yapmaya kalkarsanız bu olmuyor, tutmuyor” dedi.
DİSİPLİN ŞART
“Artık Küçük Menderes havzasında büyükbaş hayvancılığı azaltmamız hatta durdurmamız lazım” uyarısında bulunan Doğan “Küçük Menderes havzası dediğimiz yani Bayındır, Ödemiş, Tire, Torbalı vesaire bu havzada bizim su tüketimimiz çok fazla çünkü bütün ürünler suya dayalı ürünler. Bir; suya dayalı ürünleri bizim azaltmamız lazım, mümkünse kapsam dışına çıkarmamız lazım desteklemeler mantığıyla yöntemiyle. İkincisi disipline etmemiz lazım yani az önce söyledik; sulama sistemi vesaire. Bir diğeri de olabildiğince küçük işletmeleri birleştirmemiz lazım; yani ona ben bütüncül tarım diyorum, bütüncül hayvancılık diyorum, birleştirmemiz lazım. Havzada çok düzensiz ve dağınık yapılaşma var, birinci sınıf tarım toprağımızı mahvediyoruz, betonlaştırmışız. Diğer taraftan da toprağı kirlettiğimiz gibi verimsiz hale getirdiğimiz gibi toprakta kullanım alanlarımızı da daraltıyoruz” diyerek konuya çok yönlü ve destekleyici adımlarla yaklaşmak gerektiğini söyledi. Doğan OSB’lerin verimli topraklarda oluşturulmasını da eleştirdi.
İYİYE GİTMİYORUZ
“Mevcut gidişatta bizi Felaket bekliyor” uyarısında bulunan Mehmet Doğan, şöyle konuştu: “Gün gelecek ikinci ürünü ekemediğimiz gibi belki ilk ürünleri de üretemeyeceğiz, hayvana içirecek suyu da bulamayacağız. Bunlar artık bir senaryo da değil gerçekten yaşıyoruz. O nedenle felaket bekliyor bizi. Bir an önce bizim bu mevcut bugüne kadar uygulanmış olan politikalardan yöntemlerden vazgeçip yeni yöntemler, yeni politikalar devreye sokmamız lazım. Buna aklımız da, bilgimiz de, becerilerimiz de yetiyor. Bir tek şey var; uygulamaya geldiğinizde üreticiyi aşan durumlar var. Burada da Bakanlığın ve yerel yönetimlerin devreye girmesi gerekiyor. Mesela biz yağmur hasadını yapıp; su kuyumuza deşarj ediyoruz. Bu tür örnekler genele yayılmalı.”
GENÇ NÜFUSU TARIMA ÇEKMELİYİZ
Tarımda azalan genç nüfusun da gelecek açısından önemli risk oluşturduğunu anlatan Mehmet Doğan, çiftçilik eğitiminin önemini Avrupa'daki örneklerle anlattı. Donanımı sağlanmasının ardından da şartların oluşturulmasının önemini dile getiren Doğan “Tarım yapacaksa yeterince tarım yapabilecek gücü ve desteği yok, tarımsal araçları yok, kullanacağı aparatlar yok. Dolayısıyla gençliğe bunu sunarsanız; yani bir önce eğitim, doğru bilgi ve doğru donanım, tarımsal alana döndüğünde kullanabileceği enstrümanları, o zaman fayda sağlar, şehre olan özentiyi azaltır. Kuru kuruya gençliği döndürelim 10 tane koyun, 3 tane inek verelimle olmaz. Tarımsal alanın problemleri çok, kâr marjları düşük. O nedenle gençler şehirde varoşlarda, asgari ücretle iş bulmayı, hayat güvencesinin ön planda olduğu bir hayatı tercih eder hale geliyor maalesef” ifadelerini kullandı.