KAZİM BOZKURT/Ege Bölgesi’nin bereketli topraklarına ev sahipliği yapan ve "İzmir’in arka bahçesi" olarak nitelendirilen Menderes, sanayi ve maden baskısı altında var olma mücadelesini sürdürüyor. Üzüm bağları, zeytinlikleri ve seracılık faaliyetleriyle kentin gıda ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan ilçe, bu kez dev bir madencilik girişimiyle karşı karşıya. Yetkili şirket, ilçenin kırsal dokusunu korumaya çalışan Karakuyu Mahallesi sınırları içerisinde yeni bir hammadde sahası açmak için harekete geçti.
Valilik dosyayı kabul etti, bürokratik süreç işlemeye başladı
Yatırımcı firmanın talebi üzerine harekete geçen İzmir Valiliği, projeye ilişkin yasal prosedürü başlattığını kamuoyuna duyurdu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından askıya çıkarılan bilgilere göre, firma Karakuyu mevkiindeki 134 Ada, 1 Parsel üzerinde madencilik faaliyeti yürütmeyi hedefliyor. Proje, resmi kayıtlara "86756 Sicil ve 3350751 Erişim Numaralı II-A Grubu Kalker Ocağı" olarak geçti. Firma tarafından hazırlanan ve projenin teknik detaylarını içeren Proje Tanıtım Dosyası (P.T.D.), Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin 16. maddesi doğrultusunda valilikçe incelemeye alındı. Yapılan bu resmi açıklama, bölgenin geleceğini şekillendirecek olan ÇED sürecinin resmen başladığı anlamına geliyor.
Dinamit sesleri ve toz bulutu tarımı tehdit edebilir
Kurulması planlanan tesisin niteliği, bölgedeki hassas ekolojik dengeyi sarsabilecek potansiyele sahip olması nedeniyle endişe yaratıyor. Kalker ocakları, genellikle açık işletme yöntemiyle çalıştırıldığı ve hammaddeyi çıkarmak için dinamitli patlatma yöntemine başvurulduğu için çevresinde ciddi bir toz ve gürültü kirliliği yaratıyor. Özellikle Karakuyu gibi tarımsal üretimin yoğun olduğu bir bölgede, maden sahasından yayılacak tozun bitki yapraklarını kaplayarak fotosentezi engellemesi ve verim kaybına yol açması, çiftçilerin en büyük korkusu. Ayrıca ağır tonajlı kamyonların yaratacağı trafik yükü ve maden sahasından yayılacak titreşimler, hem yer altı su kaynaklarını hem de yerel halkın huzurunu tehdit etme riski taşıyor. Menderes’in yeşil dokusunun ortasına açılacak gri bir yara, bölgenin turizm ve tarım potansiyeline de darbe vurabilir.
Gözler hazırlanacak raporda
Valiliğin "ÇED süreci başlamıştır" duyurusuyla birlikte proje artık kamuoyunun ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının denetimine açılmış durumda. İlgili devlet kurumlarının yapacağı teknik incelemelerin ve saha etütlerinin ardından, ÇİMENTAŞ tarafından sunulan dosyanın çevresel riskleri ne ölçüde karşıladığına ve alınacak önlemlerin yeterli olup olmadığına karar verilecek. Önümüzdeki günlerde bölge halkının, muhtarlığın ve çevre örgütlerinin projeye nasıl bir reaksiyon göstereceği merak konusu. Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecinin tamamlanmasıyla birlikte, İzmir için hayati önem taşıyan bu tarım havzasında iş makinelerinin çalışıp çalışmayacağı netlik kazanacak. Yatırımın ekonomik getirisi ile doğaya vereceği geri döndürülemez tahribat arasındaki terazi, nihai kararda belirleyici olacak.
Bataklıktan yeşeren bir Cumhuriyet köyü
Karakuyu’nun tarihi, aslında insan azminin doğayla mücadelesinin bir özeti niteliğinde. Köyün temelleri ilk olarak 1920 yılında atılmaya çalışılsa da çevrenin o dönem bataklık olması ve elverişsiz koşullar nedeniyle yerleşim girişimi başarısızlıkla sonuçlanmış ve bölge boşaltılmıştı. Ancak pes edilmedi. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki kalkınma hamleleriyle birlikte 1935 yılından itibaren bataklıkların kurutulması ve su tahliye kanallarının açılmasıyla bölge, yeniden yaşanabilir hale getirildi. Bu dönüşümün ardından çevreye gelen Yörük (Türkmen) aşiretleri, Karakuyu’yu kendilerine yurt edindi. Bölgenin demografik yapısı, 1948 yılında Bulgaristan’dan gelen 51 hane göçmen ailesinin de katılımıyla zenginleşti ve köy nüfusu bugünkü köklü yapısına kavuştu.
Modern tarımın ve eğitimin öncü adresi
Akdeniz iklim kuşağının tüm bereketini taşıyan Karakuyu, düz ova şeklindeki tarım alanlarıyla Menderes’in gıda ambarlarından biri konumunda. Geçim kaynağının büyük oranda tarım ve hayvancılığa dayandığı köyde, üretici ülkenin gelişimine paralel olarak modern tarım tekniklerini etkin bir şekilde kullanıyor. Son yıllarda özellikle mısır ve sebze yetiştiriciliğinin ağırlık kazandığı bu verimli topraklar, şimdi kalker ocağından yayılacak toz bulutunun tehdidi altında. Dağlık kesimleri fundalıklarla kaplı olan köyün düz ovalarına kurulacak bir maden işletmesi, sadece ürün rekoltesini değil, toprağın kalitesini de geri dönülemez biçimde bozma riski taşıyor.
Köyün bir diğer gurur kaynağı ise eğitime verdiği önem. Tipik bir Anadolu köyü görünümünde olsa da Karakuyu’da okuma-yazma oranı yüzde 99 seviyesinde. Bünyesinde ilköğretim okulu, cami ve muhtarlık binası barındıran köyde, 139 öğrenci eğitim görüyor. Kadrolu ve sözleşmeli 16 öğretmenin görev yaptığı okulda yetişen nesiller, şimdi dinamit sesleri eşliğinde ders işleme tehlikesiyle karşı karşıya.