Ne olacak bu halimiz!

Abone Ol

Yaklaşık 40 yıldır bu mesleğin içindeyim.

Futbolumuzun yıldızının parladığı dönemlere şahit oldum.

İzmir takımlarının şampiyonluk maçlarında, hatta Avrupa Kupaları karşılaşmalarında statlardaydım.

Galatasaray’ın UEFA ve Süper Kupa’yı kazandığı maçları ekranda izlerken heyecanlandım.

Milli Takım’ın Dünya Üçüncüsü olduğu turnuvayı yine nefes almadan izledim.

Penaltılara giden meşhur Türkiye-Hırvatistan maçında Saraybosna’daydım ve binlerce Bosnalı’nın sokaklardaki sevinç gösterileriyle yüreğimin nasıl kabardağını dün gibi hatırlıyorum.

Ancak 40 yılda futbolun keyif verdiği günler hepi topu bu kadardı.

Belki zorlasam birkaç güzel anı daha hatırlarım hepsi bu kadar.

İş kriz dönemlerine, kavgalara, adli vakalara ya da UEFA ve FIFA’lık olaylara geldiğinde öyle uzun bir liste yapılır ki, şu yazının konduğu köşeye sığmaz.

Dediğim gibi her dönem futbolumuzda krizler olmuştur.

Bu krizlerin geçmişte zaman zaman yönetici, futbolcu, federasyon ve hakem ayakları vardı.

İş medyaya gelince her ne kadar spor gazetecisi ya da yazarı takım tutsa da bakış açısı daima objektif olmuştu.

Geçmişte spor sayfalarına eski futbolcuların yazıları da renk katardı.

Mesela İzmir özelinde, rahmetli Hasan Elidemir, kulakları çınlasın Altobelli Rıza (Tuyuran) ve namı diğer Büyük Metin (Gökalp) öyle köşe yazıları yazarlardı ki, bir hafta yazmasalar okurlar merak edip gazeteleri ararlardı.

Örnekleri artırmak da mümkün.

Ancak özellikle son 15 yıldır durum bir hayli değişti.

Öncelikle “spor yazarı’ sıfatı yerini ‘futbol yorumcusu’na bıraktı.

Bu tayfanın içinde artık her sektörden insan var.

Üstelik görevleri kamuoyunu doğu bilgilendirmek olan bu insanların geçmişin spor yazarları ile uzaktan yakından ilgisi yok.

Bugün artık yönetici, futbolcu, hakem ve federasyondan sonra krizlerin bir ayağı da medya (!) mensupları.

Bu insanların büyük çoğunluğunun gazetecilikle ilgileri olmadığı halde, sosyal medya hesaplarında isimlerinin altından ‘gazeteci’ yazıyor.

Çok şaşırdığım noktalardan biri bu kişilerden bazıları ulusal gazetelerde bile yazarken, bazıları ise ulusal televizyonların spor programlarında ahkam kesiyor.

Bu tipleri kim ne amaçla çalıştırıyor bilmem, hatta alan razı veren razı ise benim üzerime vazife de değil.

Burada asıl sorun, içinde futbolcu eskilerinin de bulunduğu bu insanların Türk futboluna hatta Türk sporuna verdiği zararlar.

Objektif, gerçek yorumcuları tenzih ediyorum elbette ama kendi camiasından olmayan yöneticiye hakaret eden, rakip takım oyuncusunu itibarsızlaştıran, ülkeye bir hafta önce gelen teknik direktörü aşağılayan ve tuttuğu kulüp için adeta trollük yapan bu insanlarla aynı sıfata sahip olmak gücüme gidiyor.

Çünkü bunların yaptığı sosyal medyada arkadaşlarıyla şakalaşmak ya da duygusal paylaşımlar değil, bayağı bayağı profesyonel bir iş.

Geldiğimiz noktada bu sosyal ve digital medya baronları futbolseverleri tam anlamıyla kıskaca almış durumda.

Üstelik bu duruma karşı hiçbir kurum ya da meslek örgütü de ‘artık yeter’ sınırı aştınız demiyor, diyemiyor.

Sizi bilmem ama merak ediyorum bu işin sonu nereye varacak.