SEMİ TEKTAŞ/Türkiye’nin petrokimya alanındaki en önemli üretim merkezlerinden biri olan PETKİM’de ortaya çıkan son veriler, özelleştirme politikalarını yeniden tartışmaya açtı. 2008 yılında SOCAR’a devredilen tesisin 2025 yılına ilişkin performansı, üretim düşüşü, kapasite kullanımındaki gerileme ve artan zararlarla dikkat çekiyor.
Rakamlar alarm veriyor
PETKİM’in 2025 yılı denetim raporuna göre şirket yaklaşık 10 milyar TL zarar etti. Son iki yıldaki toplam kaybın ise 400 milyon doları bulduğu ifade ediliyor. Şirketin net satışları da düşüşte. İki yıl önce 101,2 milyar TL olan satışların, yüzde 12 gerileyerek 89 milyar TL’ye indiği görülüyor. Bir dönem Türkiye’nin petrokimya hammaddesi ihtiyacının yaklaşık yüzde 30’unu karşılayan PETKİM’in bu oranı yüzde 9,8’e kadar geriledi. Mevcut üretim kapasitesinin ise yalnızca yüzde 63’ünün aktif olduğu belirtiliyor. Etilen üretiminde kapasitenin ancak yüzde 70’i kullanılabilirken, yıllık 580 bin tonluk kapasiteye rağmen üretim yaklaşık 400 bin ton seviyesinde kaldı. Bu durum, kritik hammaddelerde dışa bağımlılığın arttığına işaret ediyor.
Eleştirilerin odağında özelleştirme var
Sektör temsilcileri, yaşanan gerilemenin temel nedenleri arasında yatırım önceliklerinin değişmesini gösteriyor. İddialara göre SOCAR’ın yatırımlarını PETKİM yerine rafineri projelerine yönlendirmesi, tesisin üretim gücünü zayıflattı. Ortaya çıkan tablo, “özelleştirme verimliliği artırır” tezini yeniden tartışmaya açarken, Türkiye’nin stratejik sektörlerde artan dışa bağımlılığı da gözler önüne seriyor.
“6 fabrika kapatıldı”
PETKİM bünyesinde faaliyet gösteren 6 fabrikanın kapandığını ifade eden Demokrasi ve Kültür Derneği Başkanı Sebahattin Yeşiltepe, “SOCAR’ın temel yaklaşımının PETKİM’deki üretim yapısını güçlendirmekten ziyade zamanla zayıflatmak olduğu yönünde güçlü bir kanaat oluşmuş durumda. Özellikle petrokimya üretiminin geri plana itilerek tesislerin rafineri odaklı bir yapıya dönüştürülmeye çalışıldığı ifade ediliyor. Bu süreçte PETKİM bünyesinde faaliyet gösteren altı fabrikanın kapatıldığı, kapatılan tesislerde çalışan işçilerin ise işten çıkarılmaya başlandığı belirtiliyor. Oysa petrokimya sektörü, petrolden elde edilen kimyasal hammaddelerin işlenerek yüzlerce farklı ürüne dönüştürüldüğü ve bu ürünlerin dünya pazarlarında önemli bir yer bulduğu stratejik bir alan olarak biliniyor. Geçmişte PETKİM’in bu alanda güçlü bir üretim ve ihracat kapasitesine sahip olduğu, ancak bugün bu üretim yapısının bilinçli şekilde daraltılıyor. Aynı bölgede SOCAR tarafından kurulan rafineri yatırımı ise bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Şirket, petrokimya üretimi yerine daha çok petrol türevleri olan yakıt üretimine yönelerek PETKİM’in kimyasal üretim kapasitesini ikinci plana itti. Bu durum, Türkiye’nin katma değeri yüksek üretimden uzaklaşarak daha düşük katma değerli alanlara yönelmesi anlamına geldiği gerekçesiyle eleştiriliyor” diye konuştu.
“Kamulaştırılmalı”
PETKİM’in kamulaştırılması gerektiğini ifade eden Yeşiltepe, “Geçmişte kamu eliyle işletilen PETKİM ve rafineri tesislerinin daha üretken, daha verimli ve dünya ölçeğinde rekabet edebilen bir yapıya sahip olduğu da sıkça hatırlatılıyor. Kamu işletmeciliği döneminde hem üretim kapasitesinin yüksek olduğu hem de çalışanların sendikal gücünün daha güçlü olduğu ifade ediliyor. Bu sayede hem iç piyasanın ihtiyaçlarının karşılandığı hem de uluslararası pazarlarda söz sahibi olunduğu belirtiliyor. Bugün gelinen noktada ise PETKİM’in üretim kapasitesinin düşmesi, fabrikaların kapanması ve çalışanların iş güvencesine yönelik endişelerin artması, özelleştirme politikalarının yeniden sorgulanmasına neden oluyor. Bu çerçevede stratejik öneme sahip bu tür sanayi kuruluşlarının yeniden kamu eliyle işletilmesi gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.