Aşk denen o üç harflik büyülü sözcük, nasıl da kavrıyor yaşamı. Her çeşit dışsal buyruktan, baskılardan uzak.
Karşıtlıkların çatışmasından yeni bir bireşimin (sentez) doğduğunu savunan, evrendeki ve düşüncedeki değişimi çelişkiler üzerinden açıklayan felsefi yöntem diye de açıklanır aşk söylemi.
Antik Çağ'da tartışma sanatı olarak başlayan aşk kavramı, Hegel'de üst amaçlı, katmanlı bir sürece dönerken, Marx'ta maddeci, özdekçi tarihsel gelişim yasasına evrilir.
Sefarad kökenli Fransız düşünür, sosyolog Edgar Morin, aşkın, şiirin ve bilgeliğin birbirinin nedeni, türevi olduğunu öne sürer. Ona göre şiir, aşkın dilidir.
Belki de aşk sıradışı, aykırı olanın içinde gizlidir. Ne dersiniz?
Konu derin, ucu açık; aşk için, şiir için ne çok söz söylense, ne çok yazılsa yine de bitmez, tükenmez.
***
Durup dururken değil, bir nedeni var böyle giriş yapmamın.
Değerli yazın emekçisi dostum HİDAYET KARAKUŞ’un 2026 Dünya Şiir Günü nedeniyle kaleme aldığı bildirisini onun sesinden dinlerken, ilgimi ve dikkatimi çekti aşkla, şiirle buluşan sözcükleri.
Yazımın başlığını da onun bildirisinde yer alan tümcelerden seçtim.
Sevgili Karakuş sözü gençlere getiriyor:
“Gençlere bazen ‘Sevgilin var mı’ diye soruyorum. Çoğu içtenlikle “Var” diyor. “Peki sevgiliniz size şiir okuyor mu?”
Çoğunlukla “Hayır” diyorlar.
Şaşıyorum. Aşk yaşıyorlar ama şiir yok yaşamlarında.
“Şiirsiz aşk olmaz, aşksız şiir” diyorum.”
Hidayet Karakuş; şiirin tanımını yapmaya haklı olarak gerek duymuyor; ama “şiir okumayan insanın kendini tanıması olanaksızdır” vurgusunu yapmadan da geçemiyor.
****
Gençlerde, öğrencilerde sanata, yazına, şiire karşı çoraklaşmanın nedenini “eğitim dizgemizdeki sıkıntılı edebiyat derslerinde, kitap okumayan, şiir okumayan öğretmenler”de görüyor. Bence de haklı.
Yine Hidayet Karakuş’un bildirisine dönersek, özenle, dil seçkinliği ile, yazın öğretmeni olmanın deneyimi, bilgeliği ile şunları söylüyor:
“Eğitim izlenceleri şiire geçit vermiyor. Ders kitaplarına göstermelik konulan şiirler, eski olsun yeni olsun çocuğun yaşamına seslenmiyor. Yetkililer de biliyor bunu. Ne ki yine de kötü şiirleri dayatıyorlar çocuklara. Çünkü onlar da şiir okumuyor.
Bir toplum ki şiir gömüsünün üstünde yaşıyor ama eğilip bir küçük şiir okumayı düşünmüyor.
Şiir okuyan bir toplum olsaydık kadın cinayetleri, yolsuzluklar, hırsızlıklar, ülkeyi soyan arsızlıklar, vicdansızlıklar olmayacaktı. Çünkü bir düşünür “Şiir okuyan cinayet işleyemez” diyor.
Şiirin bir dizesi ile günümüzün değiştiğini bilmezsek kör karanlığımızda mutsuzluğumuzun nedenini de çözemeyiz.
Şiir gerçekle hesaplaşmadır. Bu hesabı kapatmaya hiç kimsenin şiir kadar gücü yetmez.
Şiir, bir gün, gün ışığı gibi dünyayı sarıp sarmalayacaktır.
Dünyayı kana bulayan sömürgeci batının politikacılarıyla onun işbirlikçileri barışın değerini bilemezler.
Şiir barış demektir. Barışın anahtarı şiirdedir. Şiir okuyan devlet adamları onurlu barıştan başka bir şey düşünmezler.”
****
Hidayet Karakuş’un bildirisinin son bölümü de öğretmenlere yol gösterici, yönlendirici:
“Onları daha öğrenciyken şiirle yoğurmalı öğretmenler. Bir gün olacaktır bu.
O günü inatla yaratmaya çalışmak görevimiz olmalıdır. O günü de şiir okuyan, şiiri sevdiren öğretmenlerle şairler yaratacaktır.”
Bu sözlere katılmamak olanaksız. Bu sözler yazınımıza emek vermiş, kitaplarıyla taçlandırmış, ödüller kazanmış, öğretmenliğin deneyimini, birikimini en verimli biçimde öğrencilerine taşımış bir kişiden olunca, elbette övgüyü ve alkışı hak eder.
O zaman aşk olsun, şiir olsun sana Hidayet Karakuş öğretmenim…
Dünya şiirsiz, aşksız, sevgisiz, umutsuz kalmasın…
Tüm şairlerin, şiir sevenlerin, şiir okurlarının Dünya Şiir Günü kutlu olsun.