Gündem

Antakyalı depremzede İzmir’deki 3 yılını anlattı: Emanet gibi hissediyorum!

6 Şubat depremlerinin ardından Antakya’dan İzmir’e gelmek zorunda kalan depremzede Sibel Yurd, yıkılan bir kenti, kaybolan hayatları ve geri dönüşü olmayan bir belleği anlatıyor: “İlk geldiğimizde psikolojim çok kötüydü. Bir şekilde yaşıyorsunuz, hayata tutunuyorsunuz. Kendinizi emanet gibi hissediyorsunuz”

Abone Ol

SEMİ TEKTAŞ/6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve 11 ili etkileyen depremler, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük yıkımlardan birine yol açtı. Resmî verilere göre on binlerce insan yaşamını yitirirken, yüz binlerce yapı yıkıldı ya da ağır hasar aldı. Depremin en ağır yaşandığı kentlerin başında ise Hatay ve özellikle Antakya geldi. Hatay depremde 24 bin 147 insanını kaybetmenin yanı sıra tarihi dokusu, çok kültürlü yapısı ve yüzyıllardır süregelen yaşam biçimi, depremin ardından yalnızca binalarını değil, sokaklarını, mahallelerini ve kent hafızasını da kaybetti. Bu büyük yıkımın ardından hayatta kalanlar için yeni bir hayat, zorunlu göç, belirsizlik ve aidiyet kaybı başladı. 55 yıllık yaşamının 52 yılını Antakya’da geçirdikten sonra İzmir’e gelmek zorunda kalan depremzede Sibel Yurd yaşadıklarını, geride bırakmak zorunda kaldığı ve şimdi ise yaşadığı kenti İzmir’i ve Antakya’yı bize anlatıyor.

“Hayatımda ilk kez bu kadar uzun süre memleketimden çıktım”

Sibel Yurd, doğma büyüme Antakyalı olduğunu ve depreme kadar başka bir şehirde yaşamayı hiç düşünmediğini söylüyor. Hayatı boyunca Antakya’dan kısa süreli ayrılıklar yaşadığını ancak hiçbir zaman kalıcı olarak gitmeyi aklından geçirmediğini anlatıyor. Depremin ardından yaşadıklarının ise zorunlu bir kopuş olduğunu vurguluyor: “Doğma büyüme Hatay Antakyalıyım. Kısa süreli arada çıkıyordum ama uzun süreli ilk kez Hatay’dan çıktım. Hiçbir zaman başka bir yerde yaşamayı da düşünmedim.”

Depremin ikinci gününde yola çıktılar

Depremin hemen ardından Antakya’da yalnızca iki gece kalabildiklerini anlatan Yurd, yaşadıkları korku ve belirsizlik nedeniyle şehirden ayrılmak zorunda kaldıklarını söylüyor. Depremin ikinci gününde yola çıktıklarını, ilk olarak Adana’ya, ardından İzmir’e geldiklerini belirtiyor. Yurd, “Depremin ikinci gününde buraya geldik. Yeğenim burada kalıyordu. Onun yanına geldik. Önce Adana’ya geldik, oradan da İzmir’e geldik” dedi.

İzmir’e geliş: Sekiz kişilik bir aileydik

İzmir’e geliş sürecini anlatırken kalabalık bir aile olduklarını özellikle vurgulayan Yurd, bu yolculuğun hem fiziksel hem de psikolojik olarak çok zor olduğunu ifade ediyor. İzmir’i tercih etmelerinin tek nedeninin yeğeninin burada yaşıyor olması olduğunu söylüyor. Yurd, “Önce yeğenimin evinde kaldık. Kalabalık geldik. Sekiz kişilik bir aile olarak İzmir’e geldik. Yeğenim İzmir’deydi diye İzmir’i tercih ettik” şeklinde konuştu.

İzmir’de geçen üç yıl: “Güzel ama memleket gibi değil”

İzmir’de geçen üç yılı anlatan Yurd, kentin birçok yönüyle güzel olduğunu kabul ettiğini ancak hiçbir yerin insanın kendi memleketi gibi olamadığını söylüyor. Antakya ile İzmir arasında benzerlikler kurulduğunu sıkça duyduğunu belirten Yurd, buna rağmen kendini buraya ait hissedemediğini dile getiriyor. Yurd, “İzmir güzel bir kent ama hiçbir insanın kendi memleketi gibi değil. İzmir’in Antakya’ya benzediğini söylerler, evet benzer noktaları var ama yine de kendimi buraya ait hissetmiyorum” ifadelerini kullandı.

“Kısa vadede geri dönmeyi düşünmüyoruz”

Yurd, Antakya’ya geri dönmenin şu an mümkün olmadığını net bir dille ifade ediyor. Bunun nedenini ise yaşanan yıkımla açıklıyor. Yurd, “Kısa vadede geri dönmeyi düşünmüyoruz çünkü evimiz ağır hasarlıydı ve yıkıldı. İş yerimiz yıkıldı. Orada yapacak hiçbir şeyimiz yok” açıklamasında bulundu.

“Sadece insanları değil, kenti de kaybettik”

Depremin ardından Antakya’ya iki kez gittiğini anlatan Yurd, her gidişinde karşılaştığı manzaranın daha da ağırlaştığını söylüyor. Kaybettikleri insanların acısının yanında, kentin yok oluşunun da çok derin bir yara açtığını dile getiriyor. Yurd, “Çok kişi, çok şey kaybettik. Dostlarımızı, arkadaşlarımızı, yakınlarımızı kaybettik. Ama çok üzücü olan bir şey daha var; kenti, Antakya’yı da kaybettik. O eski Antakya artık yok ve bir daha geri gelmeyecek” değerlendirmesinde bulundu.

“Her şey ilk günden belliydi”

Depremden önce ablasını kaybettiğini anlatan Yurd, bu nedenle psikolojik olarak zaten çok zor bir dönemde olduğunu söylüyor. Depremin ardından yaşananların, bu duyguyu daha da ağırlaştırdığını ifade ediyor. Yurd, “Depremden önce ablamı kaybettik. Psikolojim zaten yerle birdi. Şehri kaybetmek çok acı. Bu kadar çok yakını kaybetmek çok acı. Kaybettiklerimizin ve şehrin geri gelmeyeceği duygusu var. Her şey ilk günden belliydi. Belki de o yüzden çabuk kabullendik.”

İzmir’de yaşam: “Kendimizi emanet gibi hissediyoruz”

İzmir’de çalışmadığını söyleyen Sibel Yurd, ilk geldiklerinde psikolojik olarak çok kötü bir durumda olduğunu, hayata tutunmaya çalıştıklarını anlatıyor. Maddi olarak kimseden destek almadıklarını, üç kardeş birlikte yaşadıklarını ve emekli maaşlarıyla geçindiklerini belirtiyor. Yurd, “İlk geldiğimizde psikolojim çok kötüydü. Bir şekilde yaşıyorsunuz, hayata tutunuyorsunuz. Kendinizi emanet gibi hissediyorsunuz” diye konuştu.

“Depremden kaçtık ama yine deprem kentindeyiz”

İzmir’in de bir deprem kenti olmasının yarattığı tedirginliği dile getiren Sibel Yurd, geri dönme düşüncesinin bile kendisini korkuttuğunu söylüyor. Yurd., “İzmir de bir deprem kenti. Depremden kaçtık buraya geldik ama nereye giderseniz gidin deprem riski var. Geri dönme düşüncesi bile beni korkutuyor. Gezmek için bile İstanbul’a gidemem mesela” dedi.

“Antakya’da tamamen terk edilmişlik hissi vardı”

Depremden sonra Antakya’da kaldıkları iki geceyi anlatırken sesi ağırlaşıyor. O süreçte yaşadıkları terk edilmişlik hissini unutamadığını söylüyor. Yurd, “O iki günde bile bir el uzatılmadı. O yıkıntının içinde bir ambulans görmedik. Yanımızda askeri kışla vardı ama tek bir asker çıkmadı. Çok daha fazla insanın hayatı kurtulabilirdi” şeklinde konuştu.

“Kayıplar hâlâ bulunamıyor”

Aradan geçen zamana rağmen kayıpların hâlâ bulunamadığını anlatan Sibel Yurd, bu durumun acıyı sürekli canlı tuttuğunu ifade ediyor. Yurd, “Üç yıl sonra başka bir mezarda bulunan insanlar var. Hâlâ bulunamayan çocuklar, yaşlılar var. Bu acı bitmiyor” dedi.

“Tek tip bir şehir yaratılıyor”

Yeniden inşa sürecine de değinen Sibel Yurd, yapılan yeni yerleşimlerin Antakya’nın ruhunu yansıtmadığını düşünüyor. Kentin eski tarihi dokusunun ve yaşam biçiminin yok sayıldığını söylüyor. Yurd, “Tek tip bir şehir yaratılıyor. Yapılan yerler kente uzak, sosyal yaşam yok. Eski Antakya’nın tarihiyle, yaşantısıyla kalmasını isterdik. Ama olmayacağını bildiğim için hayal bile kuramıyorum” diyerek sözlerini tamamladı.