2025, yalnız Türkiye ekonomisi için değil, küresel açısından da belirsizliklerin derinleştiği bir yı olarak kayda geçti. Yüksek enflasyonla mücadele, sıkı para politikaları, jeopolitik gerilimler, finansmana erişim, maliyet baskıları, küresel ticaretteki yavaşlama iş dünyası için riskleri büyüttü. Büyüme hedeflerinden daha çok sürdürülebilirliğin öne çıktığı bu dönemde, iş insanlarının çizdiği yol haritasını EGİAD Başkanı Kaan Özhelvacı, 9 Eylül TV’ye anlattı. 2025’i dayanıklılığın test yılı olarak değerlendiren Özhelvacı, 2026 beklentilerini anlattı, genç iş insanlarına bugünü kurtarmak isterken yarını kaçırmamak adına “hayatta kalma refleksiyle uzun vadeli rekabet gücünüzü tüketmeyin” uyarısını yaptı.
SORU: 2025 yılı iş dünyası açısından nasıl bir yıl oldu? Şirketlerin dayanıklılığı mı yoksa kırılganlığı mı daha fazla ortaya çıktı? 2026’ya girerken iş dünyasının beklentileri neler?
ÖZHELVACI: 2025 yılı, iş dünyası açısından bir büyüme yılı olmaktan çok, şirketlerin dayanıklılık kapasitesinin test edildiği bir dönem oldu. Yüksek enflasyon, sıkı para politikaları, finansmana erişimde yaşanan daralma ve maliyet baskıları; şirketleri kârlılıktan önce nakit akışı, verimlilik ve risk yönetimi disiplinine zorladı. Bu süreç, verimliliği düşük, orta teknoloji bandında sıkışmış ve kurumsal kapasitesi zayıf şirketlerin kırılganlığını daha görünür hale getirdi. 2026’ya girerken iş dünyasında hâkim duygu temkinli gerçekçilik. Şirketler “ne kadar büyürüm”den çok “nasıl sürdürülebilir kalırım”ı soruyor. Bu noktada Türkiye ekonomisinin en çok cesarete ihtiyaç duyduğu alan, hukuki öngörülebilirlik ve kurumsal kapasitenin yeniden inşasıdır. Kalıcı yatırım ve nitelikli büyüme ancak güven veren, şeffaf ve uzun vadeli bir reform çerçevesiyle mümkündür.
Türkiye ekonomisi, ikinci yüzyılımızın ilk yıllarında büyümeden çok dayanıklılık, verimlilik ve kurumsal kalite sınavı veriyor. Küresel ölçekte jeopolitik gerilimler, iklim krizi, tedarik zinciri kırılmaları ve teknolojik dönüşüm aynı anda yaşanıyor. Bu ortamda artık “yüksek büyüme” değil, şoklara karşı ayakta kalabilen ekonomi kavramı öne çıkıyor. Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkabilmesi için verimlilik artışı, kurumsal kapasitenin güçlenmesi ve hukuki öngörülebilirlik vazgeçilmez hale gelmiş durumda. Yani yaşadığımız bu zorlu yıl bir istisna değil; yeni dönemin normalini temsil ediyor. Bu durum, bahsettiğim cesur reformları vazgeçilmez hale getiriyor. EGİAD olarak biz bu süreci yalnızca bir kriz dönemi olarak değil, iş yapma biçimlerinin yeniden tanımlandığı bir eşik olarak okuyoruz. Bu nedenle dijital, yeşil ve toplumsal dönüşümü tercih değil, zorunluluk olarak görüyoruz.
İzmir ve Ege Bölgesi açısından baktığımızda tablo daha da öğretici. Bölge sanayisi ihracata açık, küresel zincirlere entegre ve KOBİ ağırlıklı bir yapıya sahip. Bu da küresel dalgalanmalara karşı hem avantaj hem de risk yaratıyor. Bu nedenle 2026’ya girerken İzmir iş dünyasının gündeminin, büyümeden önce dayanıklılık, yatırımdan önce öngörülebilirlik, hızdan önce verimlilik olacağını düşünüyoruz. 2025 dayanıklılığı ölçtü; 2026’yı reform ve verimlilik belirleyecek.
Yağmur Karadağ, Mustafa Cem Özer, Kaan Özhelvacı, Serdar Yılmaz
Dönüşüm şirketin DNA’sına müdahaledir
SORU: İş dünyasında “dönüşüm” en sık kullanılan kavramlardan biri. Ancak sizce bu kavram şirketlerin stratejilerine gerçekten yansıyor mu, yoksa çoğu yerde bir söylem olarak mı kalıyor?
ÖZHELVACI: Dönüşüm kavramı bugün ikiye ayrılmış durumda: söylemde kalan dönüşüm ve iş modeline yansıyan gerçek dönüşüm. Gerçek dönüşüm; bütçeye, performans göstergelerine, organizasyon yapısına ve insan kaynağına girer. Kriz anlarında ilk vazgeçilen kalem değil, şirketi ayakta tutan ana omurga olur. EGİAD’ın benimsediği Üçüz Dönüşüm yaklaşımı; dijital, yeşil ve toplumsal dönüşümü birlikte ele alarak bu kavramı somutlaştırmaktadır. Yapay zekâ zirveleri, dijital altyapı yatırımları ve çevresel projeler bu yaklaşımın sahadaki karşılığıdır. Biz de EGİAD olarak D2 uygulamamız ile Dijital dönüşümü, çevreye ve ormana sağladığımız katkılar ile yeşil dönüşümü ve topluma yönelik projeler ve raporlarımızla toplumsal dönüşüme katkı sağlıyoruz.
Dönüşüm; teknolojiye yatırım yapmak kadar, kurumsal yapıyı, karar alma süreçlerini ve insan kaynağını dönüştürmek anlamına geliyor. Eğer dönüşüm sadece dijital araçlara indirgenirse, üretim yapısı ve verimlilik aynı yerde kalır. Bu da şirketleri orta teknoloji bandına sıkıştırır. Gerçek dönüşüm, şirketlerin katma değer üretme kapasitesini artırdığı noktada başlar. Yani dönüşüm, bir vitrin çalışması değil; şirketin DNA’sına yapılan müdahaledir. Bugün dünyada yaşanan dönüşüm tek başına dijital değildir. Aynı anda üç büyük dalga yaşanıyor: teknolojik temelli dijital dönüşüm, iklim temelli yeşil dönüşüm ve insana odaklı toplumsal dönüşüm. Bu nedenle EGİAD olarak dönüşümü üçüz bir yapı içinde ele alıyoruz. Bu üç başlığı birlikte ele almayan şirketler, bir alanda ilerlerken diğer alanda geri düşme riskiyle karşı karşıya kalır.
İzmir ve Ege Bölgesi, sanayi ve ticarette güçlü bir geleneğe sahip. Ancak bu geleneğin geleceğe taşınabilmesi için dönüşümün nesiller arası bir zihniyet değişimi yaratması gerekiyor. Aile şirketleri, KOBİ’ler ve ihracatçı firmalar için dönüşüm; kurumsallaşma, profesyonel yönetim, veri temelli karar alma ve sürdürülebilirlik yatırımlarını aynı anda yürütmek anlamına geliyor. Bu adımlar atılmadığında, dönüşüm söylemde kalıyor. Gerçek dönüşüm; kriz anında vazgeçilen değil, krizi aşmayı sağlayan yatırımdır.
SORU: Yapay zekâ yaşamda her geçen gün etkisini artırıyor. İş dünyası teknolojiyi nasıl görüyor?
ÖZHELVACI: Yapay zekâ bir teknoloji trendi değil, iş dünyasının yeni işletim sistemi. Doğru kullanıldığında verimlilik, hız ve kaliteyi artırır; yanlış yönetildiğinde ise veri güvenliği ve itibar riskleri doğurur. Bu nedenle yapay zekâ, veri yönetişimi ve insan kaynağı dönüşümü ile birlikte ele alınmalı. Yapay zekâ tek başına ele alındığında eksik kalır. Dijital dönüşümün motorudur. Ancak aynı zamanda yeşil dönüşümün ölçüm ve optimizasyon aracıdır. Toplumsal dönüşümün ise en kritik sınav alanıdır. Çünkü yapay zekâ bir yandan verimliliği artırırken, diğer yandan iş gücü dönüşümünü hızlandırır. Bu da yeniden beceri kazandırma, eğitim ve kapsayıcılık politikalarını zorunlu kılar. Üçüz dönüşüm yaklaşımı tam da bu nedenle yapay zekâyı merkeze alır ama tek başına bırakmaz.
EGİAD olarak çözüm odaklı raporlar hazırlıyoruz. İlk raporumuzun başlığı, “Yaratıcı Yıkım Sürecinde İzmir – Üçüz Dönüşüm ile İşgücü Piyasasının Yeniden Tasarımı” olacak. Biz bu raporla; “hangi beceriler kritik olacak, hangi sektörler nasıl etkilenecek, şirketler ve kurumlar hangi yeniden beceri kazandırma adımlarını atmalı?” sorularına somut bir çerçeve getirmek istiyoruz. 2025 Nobel Ekonomi Ödülü çerçevesinde de vurgulanan temel meselelerden biri, teknolojik yeniliklerin ekonomilerde yarattığı yaratıcı yıkım süreci oldu. Yeni teknolojiler bazı iş modellerini ve meslekleri ortadan kaldırırken, aynı anda yeni sektörler, yeni beceriler ve yeni istihdam alanları yaratıyor. Yapay zekâ, otomasyon ve veri temelli üretim; ekonomilerin rekabet gücünü belirleyen ana faktörler haline geliyor. EGİAD olarak bu küresel tartışmayı soyut bir çerçevede bırakmıyor, İzmir ölçeğinde somutlaştırıyoruz.
İkinci raporumuzun başlığı, “Bölgesel Ekonomik Güvenlik – Tedarik Zinciri Riskleri ve Dayanıklılık” olacak. Bu çalışma ise Ege sanayisi açısından kritik bir soruya ışık tutuyor: Küresel şoklara karşı şirketlerimiz ne kadar dayanıklı? Bu raporu “yarının belirsizliklerine karşı stratejik pusula” haline getireceğiz. AB Parlamentosu, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü OECD gibi kurumlar, son dönemde ekonomik güvenlik konusunu sürekli gündeme getiriyorlar. Hatta yapay zekâyı da yalnızca bir inovasyon başlığı olarak değil, ekonomik güvenlik meselesi olarak ele alıyorlar. Kritik teknolojilere erişim, veri güvenliği, tedarik zincirlerinin dijital kırılganlığı ve stratejik bağımlılıklar ön plana çıkıyor. Rapor bu nedenle yalnızca sanayi politikası değil; bölgesel ekonomik güvenlik perspektifi sunuyor.
Yapay zekâ tartışması en çok gençleri ilgilendiriyor. Çünkü dönüşen meslekler ve yeni beceri setleri, gençlerin geleceğini doğrudan etkiliyor. İzmir’in genç ve dinamik nüfusu bu dönüşüm için büyük bir avantaj. Ancak bu avantajın fırsata dönüşebilmesi için; eğitim sisteminin, iş dünyasının ve yerel kurumların birlikte hareket etmesi gerekiyor. EGİAD olarak raporlarımızla bu ortak zemini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Yapay zekâ geleceğin meselesi değil; bugünün rekabet koşuludur.
Rekabet gücünde dönüşüm çok önemli
SORU: Dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve toplumsal sorumluluğun birbirinden ayrılmayan başlıklar olmadığı konuşuluyor. Sizin değerlendirmeniz ne? Bu üç alanı birlikte ele alamayan şirketler nasıl bir riskle karşı karşıya?
ÖZHELVACI: Dijitalleşme olmadan verimlilik ve izlenebilirlik sağlanamaz. Sürdürülebilirlik olmadan küresel pazarlarda rekabet etmek zorlaşır. Toplumsal sorumluluk olmadan ise yetenek çekimi ve kurumsal itibar zayıflar. Bu alanları birlikte ele alamayan şirketler; pazar, finansman, yetenek ve itibar risklerini aynı anda büyütür. Dijital dönüşüm, şirketlerin veriye dayalı karar almasını ve maliyetlerini kontrol etmesini sağlıyor. Yeşil dönüşüm, özellikle AB ile ticaret yapan firmalar için rekabetin ön koşulu haline geliyor. Toplumsal dönüşüm ise nitelikli iş gücünü elde tutmanın ve kurumsal itibarı güçlendirmenin anahtarı. Biri eksik kaldığında, diğer ikisi de tam çalışmıyor. 2026 yılı, bu üç alanda hazırlığı olmayan şirketlerin ne kadar kırılgan olduğunu daha net gösterecek diye düşünüyorum.
Özellikle AB pazarına entegre firmalar için bu üçlü yapı artık bir tercih değil. Sınırda Karbon Düzenlemesi, tedarik zinciri şeffaflığı ve ESG kriterleri; dijital altyapısı zayıf, çevresel etkisini ölçemeyen ve insan kaynağına yatırım yapmayan firmalar için ciddi bir rekabet riski oluşturuyor. EGİAD olarak biz bu üç alanı teorik bir çerçeve olarak değil, uygulama alanı olan bir bütün olarak ele alıyoruz. Dijital dönüşümde; veri temelli karar alma ve üyelerimizin dijital yetkinliğini artırmaya odaklanıyoruz. Yeşil dönüşümde; karbon farkındalığı, çevre projeleri ve doğaya katkı sağlayan somut adımlar atıyoruz. Toplumsal dönüşümde ise; nitelikli iş gücü, genç istihdamı, kadınlar ve girişimcilik konularında raporlar ve projeler üretiyoruz. Bu üç alan birlikte ele alındığında, şirketlerin sadece bugünü değil, yarını da güvence altına alındığını görüyoruz.
İzmir iş dünyası için bu üç başlık, bölgesel rekabet gücünün temelini oluşturuyor. Ege Bölgesi’nin ihracatçı yapısı, çevresel uyum ve dijital şeffaflık konusunda daha hızlı hareket etmeyi zorunlu kılıyor. Aynı zamanda genç ve nitelikli iş gücünü bölgede tutmanın yolu, toplumsal sorumluluğu güçlü kurumlardan geçiyor. Bu nedenle üçüz dönüşümü birlikte yönetmek, İzmir için sadece ekonomik değil, stratejik bir tercih. Dijital, yeşil ve toplumsal dönüşüm birlikte yönetilmezse rekabet gücü sürdürülemez.
Sorun belirsizliğin risk primini artırması
SORU: Genç iş insanlarının bugün karşısındaki en büyük engel geleceği öngörememek mi, yoksabelirsizlikler yüzünden risk almaktan kaçınmak mı?
ÖZHELVACI: Genç iş insanlarının karşısındaki temel sorun risk almaktan kaçınmak değil, riskin maliyetinin yükselmesidir. Belirsizlik arttıkça yatırım kararları ertelenir, ölçek küçülür. Bu durum girişimcilik iştahını zayıflatır.
Bugün genç iş insanlarının karşı karşıya olduğu tablo, önceki kuşaklardan çok farklı. Artık risk; sadece piyasa dalgalanması değil. Aynı anda finansmana erişim, regülasyon değişiklikleri, tedarik zinciri kırılmaları, jeopolitik gelişmeler ve teknolojik dönüşüm riskleri yaşanıyor. Bu kadar çok belirsizlik bir aradayken, risk almak daha pahalı hale geliyor. Bu da doğal olarak yatırım kararlarını geciktiriyor. Yani gençler cesaretsiz olduğu için değil, riskin bedeli ağırlaştığı için temkinli davranıyor. Türkiye ekonomisinde enflasyon kadar yıpratıcı olan bir diğer unsur, öngörülebilirliğin zayıflaması. Kuralların sık değiştiği, uzun vadeli perspektifin net olmadığı bir ortamda girişimcilik cesareti törpüleniyor. Yatırımın ön şartı; istikrarlı ekonomi politikaları, hukuki güvenlik ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi. Bu çerçeve oluşmadan risk alma kültürünü güçlendirmek mümkün değil.
EGİAD olarak genç iş insanlarına şunu söylüyoruz: Belirsizlikten kaçmak mümkün değil. Ama belirsizliğe hazırlı olmak mümkün. Bu nedenle üyelerimizi; finansal dayanıklılık, çoklu senaryo planlama, dijital veriyle karar alma ve tedarik çeşitlendirme konularında güçlendirmeyi önemsiyoruz. Risk almadan büyüme olmaz. Ama öngörüsüz risk almak da sürdürülebilir değildir. İzmir iş dünyası için risk ve belirsizlik konusu ayrı bir önem taşıyor. Çünkü bölge ekonomisi ihracata açık, dış şoklara duyarlı ve KOBİ ağırlıklı bir yapıya sahip. Bu nedenle İzmir’de risk yönetimi; büyüklükten çok esneklik, hızdan çok dayanıklılık, tek pazardan çok çeşitlendirme anlamına geliyor. Sorun risk almak değil, belirsizliğin risk primini artırmasıdır.
Günü kurtarmaya hedeflenmek yarını kaybettirir
SORU: Genç iş insanlarına tek bir uyarı yapma şansınız olsa, “Bugünü kurtarmaya çalışırken yarını kaçırmayın” dediğiniz başlık ne olurdu?
ÖZHELVACI: Kısa vadeli hayatta kalma refleksiyle uzun vadeli rekabet gücünüzü tüketmeyin olurdu.
Bugün iş dünyasında çok güçlü bir “günü kurtarma” refleksi var. Nakit akışı, maliyet baskısı, finansmana erişim gibi başlıklar doğal olarak öncelik kazanıyor. Ancak sadece bugünü yönetmeye odaklanan şirketler, yarının rekabet koşullarına hazırlıksız yakalanıyor. İkinci yüzyılda Türkiye ekonomisinin en büyük riski, kısa vadeli reflekslerle uzun vadeli dönüşüm ihtiyacını ertelemesi. Oysa dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve iş gücü dönüşümü beklemiyor.
Bugün içinde bulunduğumuz belirsizlik ortamı günü kurtarmaya odaklıyor. Bu refleks anlaşılır; hatta gerekli. Ancak sorun şu ki, eğer bu süreçte insan kaynağından, dijitalleşmeden, verimlilikten ve dönüşüm yatırımlarından vazgeçerseniz, yarın oyun tekrar hızlandığında sahaya çıkacak gücü kaybedersiniz. Genç iş insanları için asıl risk; risk almamak değil, yanlış yerden tasarruf etmek. Bugünü kurtarayım derken; yetkinlikten, teknolojiden ve vizyondan feragat etmek, şirketi birkaç ay ayakta tutabilir ama birkaç yıl sonra rekabetin dışına iter. Özellikle dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve yeni beceriler alanında geri kalmak, telafisi en zor kayıptır. Değişime direnen değil, değişimi yöneten ayakta kalıyor. Genç iş insanları için bu büyük bir avantaj. Çünkü dönüşüm refleksi, yeni nesillerde daha güçlü. Ancak bu avantaj, kısa vadeli kaygılarla bastırıldığında hızla kaybolabiliyor. Bu yüzden genç iş insanlarına çağrım şu: Evet, nakit akışını yönetin. Evet, riskleri minimize edin. Ama bunu yaparken geleceği inşa eden kasları zayıflatmayın. Çünkü yarını kazananlar, en zor dönemlerde bile dönüşümden vazgeçmeyenler olacak.
İzmir iş dünyası için bu uyarı daha da kıymetli. Çünkü Ege Bölgesi, girişimcilik, ihracat ve yenilik potansiyeli yüksek bir bölge. Bu potansiyel, kısa vadeli savunma refleksleriyle değil; uzun vadeli dönüşüm vizyonuyla büyür. EGİAD olarak genç iş insanlarına verdiğimiz temel mesaj da bu: Günü yönetirken, yarını mutlaka planlayın.
Bugünü kurtarırken vizyonu feda edenler, yarını kaybeder.