Rojda DOLGUN/ İzmir Ticaret Borsası (İTB) Ocak ayı meclis olağan toplantısı, tarım politikalarından küresel ekonomik eşitsizliklere uzanan geniş bir gündemle gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan İTB Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer ile İTB Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, hem tarımda yaşanan yapısal dönüşüme hem de küresel ekonomide derinleşen risklere dikkat çekti.
Su Krizi Tarımı Yeniden Şekillendiriyor
İTB Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer, Ürün Değerlendirme Raporu’na işaret ederek tarımda belirgin bir yön değişikliğinin yaşandığını söyledi. Tuncer, su ihtiyacı yüksek ürünlerden daha az su tüketen ürünlere geçişin hızlandığını vurguladı.
“Mısır ve şeker pancarı gibi suya bağımlı ürünlerden arpa ve buğdaya doğru bir yönelim giderek artıyor” diyen Tuncer, bu değişimin kısa vadede bazı avantajlar barındırsa da uzun vadeli riskler taşıdığı uyarısında bulundu.

İTB Meclis başkanı Ömer Gökhan Tuncer, "Ürün değerlendirme raporuna göre mısır ve şeker pancarı gibi su ihtiyacı olan ürünlerden arpa ve buğdaya doğru geçiş giderek artıyor. İhracatta lider olduğumuz ve küresel un pazarının yaklaşık yüzde 20-25'ini tek başına domine ettiğimiz alanda, buğday arzının artması bir açıdan olumlu bir gelişme olsa da uzun vadede ürün desenimizdeki değişimin doğrudan veya dolaylı olarak yaratabileceği riskleri dikkate almamız gerektiği konusunda da uyarı veriyor. Maalesef ocak ayında tarım ve hayvancılıktan iyi haberler veremedik. Başvurusu dün başlayan besilik sığır ithalatının ülkemize hayırlı olmasını diliyor, önümüzdeki yıllarda ithalatın azaldığı, kırmızı et açığımızın yerli ve milli kaynaklarla tedarik edildiği zamanlar temenni ediyorum" diye konuştu.
"Gelir uçurumu bir risk alanıdır"
Küresel gelir uçurumunun kapanmadığının altını çizen İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli şu ifadeleri kullandı:
"Küresel gelir uçurumu kapanmıyor...Aksine daha da açılıyor.
Bugün gelişmekte olan ülkelerde kişi başına gelir artışı 2026 yılı için yüzde 3 olarak öngörülüyor. Bu oran, son yirmi yılın ortalamasının yaklaşık 1 puan altında.
Bu hız devam ederse, gelişmekte olan ülkelerde kişi başına gelir, gelişmiş ekonomilerin sadece yüzde 12'si seviyesinde kalacak.
Bu tabloyu sadece ekonomik bir mesele olarak göremeyiz. Gelir uçurumu; sosyal dengeyi, istihdamı, göç hareketlerini ve küresel barışı doğrudan etkileyen bir risk alanıdır.

Önümüzdeki on yıl içinde, gelişmekte olan ekonomilerde yaklaşık 1,2 milyar genç çalışma çağına girecek. Eğer bu büyüme temposu ivmelenmezse, bu genç nüfus için yeterli ve nitelikli istihdam üretmek giderek zorlaşacak. Dünya Bankası bu noktada çok net bir yol haritası çiziyor: Birincisi; altyapıya, dijital dönüşüme ve insan sermayesine yatırım. İkincisi, yatırım ortamını güçlendiren, öngörülebilir ve güven veren ekonomik politikalar. Üçüncüsü; özel sermayeyi harekete geçirecek finansman modelleri. Ancak bir başka kritik başlık daha var: ülkelerin mali dayanıklılığı ve bütçe dengesi.
Bugün gelişmekte olan ülkelerde kamu borç seviyeleri, son 50 yılın en yüksek düzeylerine ulaşmış durumda. Bu nedenle mali disiplin, sadece teknik bir kavram değil; ekonomik güvenin temel taşı haline gelmiştir."

"Küresel ekonomi yapısal bir dönüşüm sürecine girdi"
Ekonomik başlıkların stratejik konumunu vurgulayan Kestelli sözlerine şu şekilde devam etti: "Rapora göre mali kuralları uygulayan ülkelerde, beş yıl içinde bütçe dengelerinde milli gelirin ortalama yüzde 1,4'ü kadar iyileşme sağlanıyor. Aynı zamanda bütçe istikrarının kalıcı hale gelme ihtimali de 9 puan artıyor.
Bu bize şunu gösteriyor:
Güçlü bir mali yapı ve sağlıklı bütçe dengesi; büyümeyi yavaşlatan bir unsur değil, tam tersine sürdürülebilir büyümenin ön koşuludur. Tüm bu tabloyu tarım ve reel sektör perspektifinden okuduğumuzda ise şu sonuç ortaya çıkıyor: Düşük büyüme, artan borç yükü ve küresel belirsizlik ortamında; üretim gücü olan, gıda arzını yöneten, emtia piyasalarında söz sahibi ülkeler daha avantajlı bir konuma geçiyor. İşte tam da bu nedenle tarım, sanayi ve ticaret politikaları artık sadece ekonomik başlıklar değil; aynı zamanda stratejik kalkınma araçları konumuna gelmiş bulunuyor. Küresel ekonomi, son yıllarda art arda yaşanan krizlerin ötesinde, çok boyutlu ve yapısal bir dönüşüm sürecine girdi."
Kestelli’ye göre, 2026 yılı için gelişmekte olan ülkelerde kişi başına gelir artışı yüzde 3 seviyesinde öngörülüyor. Bu oranın, son 20 yıl ortalamasının yaklaşık 1 puan altında kaldığını söyleyen Kestelli, mevcut hızın devam etmesi halinde bu ülkelerde kişi başına gelirin, gelişmiş ekonomilerin yalnızca yüzde 12’sine ulaşabileceğini kaydetti. “Bu tabloyu yalnızca ekonomik bir sorun olarak değerlendiremeyiz” diyen Kestelli, gelir eşitsizliğinin sosyal dengeyi, istihdamı, göç hareketlerini ve küresel barışı doğrudan etkileyen bir risk alanına dönüştüğünü vurguladı. İTB Ocak ayı meclis toplantısı, tarımda yaşanan dönüşümün ve küresel ekonomide derinleşen eşitsizliklerin, önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılacağının sinyalini verdi.




