Merve Betül Yılmaz/Dünya, iklim değişikliği, yoksulluk, eşitsizlik ve doğal kaynakların tükenmesi gibi birçok küresel sorunla karşı karşıya. Bu sorunlara çözüm üretmek ve daha yaşanabilir bir dünya yaratmak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM), 2015 yılında Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) olarak bilinen 17 maddelik küresel bir eylem planı açıkladı. 2030 yılına kadar ulaşılması hedeflenen bu plan, ekonomik büyüme, çevresel koruma ve sosyal eşitliği sağlamayı amaçlıyor. BM’nin belirlediği 17 hedef arasında yoksulluğun sona erdirilmesi, açlığın ortadan kaldırılması, kaliteli eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, temiz su ve sanitasyon, iklim eylemi ve sürdürülebilir şehirler gibi konular bulunuyor. Bu hedefler, yalnızca devletleri değil, aynı zamanda özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve bireyleri de kapsayan geniş bir iş birliğini öngörüyor.

Whatsapp Image 2025 02 04 At 23.38.59

TÜRKİYE'DEKİ ÖNEMLİ ADIMLAR

Türkiye, sürdürülebilir kalkınma konusunda önemli adımlar atan ülkeler arasında yer alıyor. Yenilenebilir enerji yatırımları, sıfır atık projeleri ve sosyal kalkınma programları bu çabaların başında geliyor. Özellikle Sıfır Atık Projesi ve Yeşil Mutabakat çerçevesinde yürütülen politikalar, çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük önem taşıyor. Ayrıca, şehirlerin akıllı dönüşümü ve yerel yönetimlerin sürdürülebilir uygulamalara yönelmesi de bu sürecin önemli bir parçası.

Geleceğimiz yeşil evler... Geleceğimiz yeşil evler...

Kent Sorunları ve Yerel Yönetimler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Betül Hande Gürsoy Haksevenler, sürdürülebilir bir çevre inşa edebilmek için ekolojik ve ekonomik sistemlerin birbirini destekleyen, doğa dostu bir anlayışla tasarlanması gerektiğini söyledi. Haksevenler, bu tasarımların hem mevcut ekosistemleri koruyacağını hem de su krizine karşı uzun vadeli sürdürülebilir çözümler sunacağını dile getirdi. Çevresel sürdürülebilirliğin yalnızca doğal kaynakların korunmasıyla değil, aynı zamanda ekonomik süreçlerin uyumlu hale getirilmesiyle mümkün olduğunu anlatan Haksevenler, özellikle İstanbul ve İzmir gibi büyük metropollerin, hızla artan nüfuslarının ve iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle ciddi bir su krizi riskiyle karşı karşıya olduklarını vurguladı. Haksevenler, suyun döngüsel kullanımını destekleyen altyapılar konusunda şu örnekleri verdi: “Yağmur suyu hasadı, gri suyun geri kazanımı ve geçirgen yüzeylerin yaygınlaştırılması gibi yöntemler, su krizine karşı dayanıklılığı artırabilir. Aynı zamanda, mevcut su kaynaklarının korunması için su havzalarının çevresel tehditlerden arındırılması ve sürdürülebilir arazi kullanımı ilkelerinin benimsenmesi büyük önem taşıyor.”

Haksevenler İstanbul ve İzmir gibi büyük kentlerde belediyelerin sürdürülebilir çevre için uyguladığı geri dönüşüm, bisiklet yolları veya çöp ayrıştırma sistemleri gibi uygulamaların, çevresel farkındalığı arttırdığını ancak ulaşım, su yönetimi ve afet riskleri gibi büyük ölçekli meselelerle başa çıkabilmek için yeterli olmadığını söyledi. Haksevenler şehirlerin nüfus yoğunluğunun dengelenmesinin sadece çevresel sürdürülebilirlik açısından değil, aynı zamanda afet yönetimi ve kamu hizmetlerinin etkinliği açısından da ciddi sorunlar yarattığını hatırlattı. Kent Sorunları ve Yerel Yönetimler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Betül Hande Gürsoy Haksevenler, “Böyle bir yoğunlukla, ne doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi ne de altyapı hizmetlerinin sağlıklı bir şekilde sunulması mümkün. Deprem riski göze alındığında İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde sadece binaların güçlendirilmesi yeterli değil; aynı zamanda bu şehirlerdeki nüfus baskısını hafifletecek politikaların da hayata geçirilmesi gerekiyor.

 Sonuç olarak, sürdürülebilir bir çevre için belediyelerin attığı adımlar önemli olsa da, büyük şehirlerde gerçekten kalıcı bir dönüşüm sağlanabilmesi için daha bütüncül bir yaklaşım benimsenmeli. Sadece çevre dostu uygulamalar değil, nüfusun dengelenmesi, ulaşım ihtiyacının azaltılması ve afetlere karşı dirençli, düşük yoğunluklu kentleşme modelleri gibi geniş çaplı çözümler de hayata geçirilmeli” dedi.

Whatsapp Image 2025 02 04 At 23.38.59 (1)

İKLİM KRİZİNE KARŞI UYGULAMALAR

Çevre Mühendisi Ünzile Bilici ise İstanbul ve İzmir’de nüfusun daha dengeli dağılmasının, sadece afetlere karşı dayanıklılığı artırmakla kalmayacağını aynı zamanda ulaşım, hava kirliliği, su kaynaklarının tükenmesi gibi sorunlara da doğrudan çözüm sunacağını belirtti.

Bilici, belediyelerin sürdürülebilirlik dönüşümünün en önemli aktörlerinden biri olarak şehirlerin karbon ayak izini azaltacak projeler, atık yönetimi, su tasarrufu ve yeşil alanların artırılması gibi alanlarda öncü rol oynadıklarını ve İzmir’de bu konuda örnek adımlar atıldığını aktardı. “Ancak daha fazlasına ihtiyaç var” diye ekleyen Bilici, karbon ayak izinin azaltılmasının çevresel sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği ile mücadelede kritik rol oynadığını söyledi. Bilici, ‘‘Karbon ayak izi hesaplaması, bir şirketin çevreye olan etkisini ölçmesinin ilk adımı. Şirketler bu hesaplamayı yaparak hangi faaliyetlerinin en büyük emisyon kaynağı olduğunu görebilir ve bu alanlarda azaltım stratejileri geliştirebilirler. Ayrıca, Yeşil Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması, Türkiye Sürdürülebilirlik Rehberi Standartları, AB Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (ESRS) gibi yeni düzenlemeler, karbon emisyonlarını raporlamayı zorunlu hale getiriyor. Dolayısıyla, karbon ayak izi hesaplaması yapmak sadece çevresel bir süreç değil, aynı zamanda yasal bir gereklilik haline geliyor” diyerek uyardı.

BÜYÜK DÖNÜŞÜMLER KÜÇÜK ADIMLARLA BAŞLAR 

Kent Sorunları ve Yerel Yönetimler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Betül Hande Gürsoy Haksevenler, fosil yakıt kullanımının, endüstriyel faaliyetlerin, sera gazı salınımının başlıca kaynakları olduğuna dikkati çekerek, bu salınımların küresel ısınmayı hızlandırarak doğrudan çevreyi, ekosistemleri ve insan yaşamını tehdit ettiğini hatırlattı. Karbon ayak izinin azaltılmasının yalnızca büyük endüstriyel değişikliklerle sınırlı olmadığını anlatan Haksevenler, “Bireysel tercihler de bu sürecin önemli bir parçası. Bireysel katkıların düşük olduğu düşüncesi, değişim için bir engel teşkil edebilir, ancak büyük dönüşümler genellikle küçük adımlarla başlar. Tek başına bir kişinin yaptığı değişiklikler, küresel ölçekte büyük etkiler yaratmasa da kolektif bir hareketin temellerini oluşturur” dedi.

Özer Akdemir2

HERKES AKTİF ROL OYNAMALI 

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, bireylerin ve özel sektörün de aktif rol almasını gerektiriyor. Şirketler sürdürülebilir üretim modellerine geçiş yaparak çevre dostu politikalar benimserken, bireyler de tüketim alışkanlıklarını değiştirerek bu dönüşüme katkıda bulunabilirler. Geri dönüşüm alışkanlığı edinmek, enerji tasarrufuna dikkat etmek ve yerel üreticileri desteklemek bu konuda atılabilecek basit ama etkili adımlar arasında.

Muhabir: Merve Betül Yılmaz