Türkiye'nin enerji darboğazını aşmak adına yerli kaynaklara yönelmesi, zaman zaman ekolojik dengelerle sanayi yatırımlarını karşı karşıya getiriyor. Bunun son örneği, İzmir'in kuzey aksında, tarımsal üretimin ve doğal yaşamın kalbi sayılan Menemen ilçesinde yaşanıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na bağlı Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA), bölgedeki jeotermal potansiyeli açığa çıkarmak amacıyla Buruncuk Köyü sınırları içerisinde kapsamlı bir sondaj çalışması başlatmak için düğmeye bastı. İzmir Valiliği'ne sunulan proje tanıtım dosyası üzerindeki incelemeler tamamlanarak, halk arasında "ÇED" olarak bilinen Çevresel Etki Değerlendirmesi süreci resmen başlatıldı. Ancak projenin uygulanacağı lokasyonun, Türkiye'nin en önemli sulak alanlarından biri olan Gediz Deltası'nın hemen kuzey kenarında yer alması ve arazinin "mera" vasfı taşıması, projenin çevresel faturasını tartışmaya açtı.
Gediz Deltası'na komşu meralarda iş makineleri çalışacak
Hazırlanan proje dosyasında yer alan teknik detaylara göre, sondaj faaliyetinin yürütüleceği Buruncuk Mahallesi 386 numaralı parsel, coğrafi konumuyla oldukça kritik bir noktada bulunuyor. Menemen Ovası'nın bitip volkanik Foça tepelerinin başladığı geçiş güzergahında yer alan saha, her ne kadar kağıt üzerinde Milli Park, Tabiat Parkı veya Ramsar Alanı gibi resmi koruma sınırlarının dışında gösterilse de, ekolojik bütünlük açısından Gediz Deltası sisteminin doğrudan etki alanı içerisinde kalıyor. Bölgedeki kuş göç yolları ve doğal fauna için hayati önem taşıyan bu havzada, iş makinelerinin çalışacak olması ve yerin metrelerce altına inilecek olması soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Üstelik çalışma sahasının tapu kayıtlarında mera arazisi olarak geçmesi, bölgede hayvancılıkla geçinen yerel halkın en önemli üretim sahalarından birinin şantiye alanına dönüşeceği anlamına geliyor.
Yeraltı suları ve tarım arazileri kimyasal tehdit altında mı?
Bölge halkını ve çevre mühendislerini en çok endişelendiren konuların başında ise sondaj tekniğinin doğurabileceği kirlilik riskleri geliyor. Jeotermal enerji aramaları sırasında yerin derinliklerine inilirken kullanılan ve içerisinde bentonit, kostik soda gibi kimyasal maddeler barındıran sondaj çamurlarının, gerekli önlemler alınmadığı takdirde toprağa sızma ihtimali bulunuyor. Proje dosyasında bu atıkların sızdırmaz havuzlarda toplanacağı taahhüt edilse de, olası bir sızıntının bölgedeki verimli tarım topraklarını geri dönülemez şekilde zehirleme riski her zaman masada duruyor. Daha da vahim olan senaryo ise yerin altındaki sıcak ve mineralli jeotermal akışkanın, bölgenin can damarı olan tatlı yeraltı suyu rezervlerine karışması ihtimali. Uzmanlar, Menemen Ovası'nı besleyen akiferlerin tuzlu ve sıcak suyla kirlenmesinin, bölge tarımı için felaket olabileceği uyarısında bulunuyor. Kuyuya koruyucu boruların indirilerek çimentolama işleminin yapılacağı belirtilse de, bölgenin aktif bir tektonik kuşakta yer alması riski artırıyor.
Yüksek basınçlı patlama ve gürültü endişesi
Projenin bir diğer karanlık yüzü ise iş güvenliği ve yaşam kalitesine yönelik tehditler. Jeotermal sondajlarında her zaman mevcut olan ve literatürde "blow-out" olarak adlandırılan yüksek basınçlı püskürme riski, Buruncuk'taki çalışma için de geçerli. Yerin altındaki basıncın kontrolsüz bir şekilde yüzeye fışkırması anlamına gelen bu durum, hem çalışanlar hem de çevre için ciddi bir felaket potansiyeli taşıyor. Ayrıca sondaj kulesinin ve ağır tonajlı kamyonların yaratacağı gürültü ve toz emisyonu, sahaya sadece 800 metre mesafede bulunan Buruncuk Köyü sakinlerinin huzurunu kaçıracak boyutta. En yakın meskenin 350 metre ötede olduğu düşünüldüğünde, gece gündüz sürecek olan sondaj gürültüsünün sınır değerlerin altında kalacağı iddiası, yöre halkı tarafından şüpheyle karşılanıyor.
Hayvancılığın can damarı olan araziler şantiye sahasına dönüyor
MTA'nın projesi, sadece çevresel riskleriyle değil, sosyal ve ekonomik etkileriyle de mercek altında. Projenin hayata geçirileceği alanın vasfının mera olması, bölgedeki hayvancılık faaliyetlerini doğrudan sekteye uğratacak. Her ne kadar çalışmaların 5 bin 400 metrekarelik sınırlı bir "ÇED Alanı" içerisinde yürütüleceği ve faaliyet bitiminde arazinin rehabilite edilerek eski haline getirileceği söylense de, sondaj süresince meraların kullanım dışı kalması ve oluşacak stres ortamı, hayvanların verimini düşürebilir. Menemen'in kuzeyindeki bu hassas dengenin enerji arayışına kurban edilip edilmeyeceği, önümüzdeki günlerde netleşecek olan ÇED sürecinin sonucuyla belli olacak.




