SİNAN GENÇ/ İzmir’in ve Altay’ın Cumhuriyet sonrasındaki ilk Milli futbolcusu olarak bilinen Hamit Arslan, gerçek adıyla Hamit Okçu anne ve baba tarafından Kafkasya’dan Anadolu’ya zorunlu olarak göç eden Çerkez kökenli bir ailenin üç çocuğundan (Hamit, Nimet ve Hikmet) ikincisi olarak 1 Temmuz 1898’de (nüfus kayıtlarına göre) Kafkasya’da dünyaya geldi. Babasının adı Arslan, annesinin adı ise Gulile’ydi. Hamit ve ailesinin Anadolu’ya gelişi ise oldukça dramatikti. Hamit ve Ailesi Kabartaylar’dan Volka’ya yakın bölgede yaşıyorlardı. Çarlık Rusyası tarafından Çerkes halkına gerçekleştirilen sistematik toplu katliam, etnik temizlik nedeniyle güçlükle Anadolu’ya geldiler. Göç sırasında hastalanan yüzbinlerce Çerkes muhacir Anadolu’ya ulaşamadan çeşitli hastalıklardan ve yokluklardan yolda vefat etmişti. Arslan ve Gulile hanım her şeye rağmen çocuklarını Osmanlı İmparatorlu’nun kanatları altında Eskişyehir’de ki Porsuk Çayı bitişiğindeki Beylikahır’da yapılan muhacir konutlarına yerleştirmeyi başarmıştı. Osmanlı onlara Mikalıççık ilçesinde toprak verip çiftçiliğe yönlendirmek istedi. Ama yorgun ve hasta düşen Arslan Bey 7 Ağustos 1910’da, Gulile hanım da ondan kısa bir süre sonra vefat etti.

Ortada kalan üç çocuğu anne tarafından akrabaları İstanbul’a götürdü. Akrabaları 12 yaşında yetim kalan Hamit’i Darüşşafaka’ya iki kız kardeşini de yatılı öğretmen okuluna yazdırdı. Hamit, bambaşka bir dünyanın içinde küçük yaşta büyük travmalar yaşadı. Sessiz kendi halinde bir çocuktu. Kimseyle konuşmuyordu. Okulda genelde ders aralarında duvara sırtını dayıyor çevreyi seyrediyormuş. Abiler onu yalnız görünce dayanamıyor dertlerine ortak olmak istiyordu. Ama o hep susuyordu. Bir gün evet bir gün öyle bir şey oldu ki abiler Hamit’i okul bahçesindeki futbol maçına çağırdılar. Aslında hepsinin hikayesi farklıydı ama yaşadıkları ortaktı.

Onları belkide yaşadıkları hayattan o bezden yaptıkları top uzaklaştırıyordu. Onu ayaklarıyla yönetmek, bazen sevmek, bazen dövmekti o maçlar belki de hayata bir anlamda başkaldırışın savaşı gibiydi. Bilinmez ama o bezden top Hamit (Arslan) Okçu’yu hayata bağlayan hatta Milli olmasına vesile olan en önemli detaydı. Ama okuldaki bu tablo, okul müdürünün sert tutumuyla işkenceye dönüşmüştü. Futbola aşkla sarılan gençlerin bu tutkusu müdürü rahatsız etmişti.

Müdürün despotça davranışları sonunda okulda isyan çıkmış Hamit gibi birçok genç okuldan ayrılmak zorunda kalmıştı. Darüşşafaka’dan o vakit o kadar çok öğrenci ayrılmıştı ki bu nedenle o köklü okul dört yıl mezun verememişti. Ama kader o ki Hamit belki o okuldan mezun olamadı ama en küçük kızı Suna Okçu yıllar sonra o okula öğretmen olarak atandı. Neyse Hamit Okçu, bu okuldan ayrıldıktan hemen sonra Darülmuallimin-i İdadi’ye yani cumhuriyet sonrasındaki adıyla Muallim Mekteb’ne (Öğretmen Okulu’na) yatılı olarak kaydını yaptırdı. Futbolunu orada da oynayan Hamit, İngilizcesini de geliştirdi bu arada futbol ile ilgili kitaplar okuyup kuralları öğrenip okuldaki arkadaşlarıyla oynadıkları maçlarda uyguladı. Okul bittikten sonrakendisinden 12 yaş küçük Fatma Melahat hanım ile evlendi.

BİR MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANIYDI
Hamit Türk futbolunun ilk İzmirli efsanesiydi ama ondan öncesi bir Milli Mücadele kahramanı askerdi. Ülke zor günler yaşıyordu, ülkenin dört bir yanı işgal edilmemk üzereydi. Hamit, Fatma Melahat hanımla evlendikten hemen sonra birçok Türk genci gibi kendisini asker olarak cephede buldu. İlk görev yeri ise Mustafa Kemal Atatürk’ün de yer aldığı Filistin Cephesi’ydi. I. Dünya Savaşında Osmanlı Ordusunda İngilizlere karşı savaşırken esir düştü.

Esir kamplarında binbir iğrençliğin yaşandığı dönemde esir değişimi nedeniyle mütareke sonrası yurda döndü. Hamit, hatıralarında yakınlarına esir düştüğü Filistin Seydibeşir’de yaşadığı dramı anlatırken, İngilizlerin kendisine futbolculuğu nedeniyle iyi davrandığını söyledi. Hamit, o günleri en küçük kızı Suna’ya şu cümlelerle aktarmış; “Benim futbolla ilgilendiğimi öğrendiler. O nedenle de bana kötü davranmadılar. Kendi aralarında maçlar yaparken, beni de denediler, baktılar iyi oynuyorum beni de aralarına aldılar. Orada esir alan, esir olan yoktu, badece rakip ve meşin yuvarlak vardı.

Aynı o Darüşşafaka’da bezden yaptığımız beyaz top gibi. Sonra karşılıklı esir değişimi sonucunda yeniden İstanbul’a gönderildim” demişti. Anadolu’da Sevr Anlaşması sonrası yeniden Milli Mücadeleye katılıp Fahrettin Altay komutasında İzmir’e ilk giren birliklerde yer alan Hamit piyade teğmendi. Görev yeri ise 56. Alay 1. Tabur’du. Düşmanla göğüs göğüse savaştı, İzmir’in kurtuluşu için canını siper etti.

Hamit Bey yaşarken torunu Suna Okçu’ya o dönemle ilgili olarak da şunları anlatmış; “Vatanını seven tüm Türk evladı gibi ben de Atatürk’ün peşine takıldım. 15 Mayıs 1919’da İzmir işgal edilince gönüllü olarak İzmir’e gittim. Dağlarda, bayırlarda ülkemizin kurtuluşu için mücadele ettik. Bizim bu harbi kazanacağımızı biliyordum. Aslında millet biliyordu, halk biliyordu. Çünkü, bizim her bir askerimiz seve seve canını ulusu için verirdi, ama karşımızdakiler korkaktı. Biz asker ruhlu bir millettik ve başardık. 9 Eylül 1922’de düşmana son darbeyi vurduk.”

İZMİR’E GELDİ ALTAY’DA DESTANLAR YAZDI
Hamit Okçu (Arslan) Kurtuluş Savaşı sonrası eşi Fatma Melahat hanımla İzmir’e yerleşme karar aldılar. Hamit Bey’in dört çocuğu (Nüzhet, Hikmet, Tomris ve Suna) oldu. Futbol sevdalısı Hamit Bey’in yolu kısa sürede Milli Mücadele takımı Altay’la birleşti. Altay’ın idman yurdu ismini değiştirmesinde etkili oldu. Bir rivayete göre Sarı Kışla’da (Günümüzde Konak Meydanı’ndaydı yıkıldı) Altay’ın çubuklu formalarını Yunan tutsaklarına diktirdi. Mükemmel bir ağabey, ve takım kaptanıydı. Kulübün her şeyi ile o meşgul oldu.

Cumhuriyetin ilanından sonraki dönemde umumi kaptanlık görevini en uzun yapan oyuncuların başındaydı. Futboldaki büyük başarısı ile dikkat çeken Hamit Arslan, İzmir’den milli takıma seçilen ilk futbolcu olmuştu.1924 yılında düzenlenen Paris Olimpiyat Oyunlarında Futbol Milli takımı kadrosunda bulunmuştu. Bu nedenle Cumhuriyet sonrasında olimpiyatlara giden ilk sporcuların arasında yer alan Hamit, İzmir’in ilk ve tek sporcusuydu.

Şutları mermi gibiydi ve hedefi mutlaka bulurdu. O nedenle ok gibi şut attığı için ona arkadaşları ‘Okçu’ lakabını takmıştı. 1928 yılında soyadı kanunu çıktığında o resmi kayıtlara soyadını ‘Okçu’ olarak yazdırdı. Yani günümüzde Hamit Arslan olarak bilinen Türk futbolunun ilk efsanesi Hamit’in gerçek soyadı Okçu’ydu. Arslan, soyadı kanunu çıkmadan önce babasının adı (Arslan) olduğu için onun ismiyle anılıyordu.

VAHAP ÖZALTAY’IN İDOLÜYDÜ
Altay’ın efsanevi futbolcusu Vahap Özaltay’ı da keşfeden isim Hamit Bey’di. Vahap, kırmızı-beyaz dergisinde bir röportajda, “En beğendiğiniz futbolcu kim?” sorusuna şu cevabı vermişti: “İzmirli Hamid Arslan. Neden dersen, benim futboldaki varlık ve meziyetlerimi temin etmiş, bana hocalık yapmıştır. İki ayağı ile de aynı maharette top oynardı. Bu mesele sanıldığından mühimdir. Onun zamanındaki yıldızlardan çoğu tek ayakla oynardı. O farklıydı ve ayaklarına ruhunu da katardı.”

OLİMPİYATLARA GİDEN İLK MİLLİ FUTBOLCU
1923'te Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye İdman Cemiyeti İttifakı'na bağlı Futbol Heyet-i Müttehidesi'nin İzmir mıntıkasının çabaları sonrasında İzmir'deki ilk resmî futbol ligi olarak kurulmuştu. Altay Futbol Takımı’nın Türkiye Cumhuriyeti döneminde ki ilk kaptanı idi. Türkiye’de takım kaptanlığı görevini en uzun yapan oyuncuların başında Hamid Arslan gelir. Arkadaşları ona “Okçu” adını taksa da taraftar onu “Baba Hamit” diye anmaktaydı.



Oynadığı dönemde Türkiye’nin en iyi defans oyuncularından idi. Türkiye’nin ilk deplasman maçını yapan Altay Futbol Kulübü kadrosunda yer aldı.Türkiye Cumhuriyetinin ilk A Milli Futbol Takımıyla Türkiye Cumhuriyetinin katıldığı ilk olimpiyat olan 1924 yılında düzenlenen Paris Olimpiyat Oyunlarında A Milli Futbol Takımı kadrosunda yer aldı. Türkiye Cumhuriyetinin ilk A Milli futbolcularından olan Hamit Okçu (Arslan) 17 Haziran 1924’te Çek Cumhuriyeti (2-5), 19 Haziran 1924’te Estonya (4-1), 29 Haziran 1924’te Polonya (0-2), 10 Nisan 1925’te Bulgaristan (2-1) ve 1 Mayıs 1925’te Romanya (1-2) maçlarında ay yıldızlı formamızı giymişti.





MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE HAMİT OKÇU
Türk futbol tarihinde ilk deplasmanda maça çıkan kulüp olan Altay Futbol Takımı 16 Kasım 1923 yılı Cuma gecesi Ankara’ya seyahat düzenleşmişti. Hamit Arslan’ın (Okçu) başkanlığındaki kafile Ankara’nın meşhur Karpiç lokantasında yemek yerken, Gazi Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa lokantaya geldiler. Yemekte Altay kafilesinin şık giyimi ve nezaketi Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın dikkatini çekti.






Atatürk, Hasan Yanık ve kaptan Hamit Arslan’ı masasına davet ederek Altay için iltifatkâr sözler söyledi. Atatürk ve İsmet Paşa ile Altay’ın ilk dialoğu böyle oldu. 14 Ekim 1925 günü ise Altay için özel bir gündü. Gazi, İzmir’e geldi ve Altay Futbol Takımını ziyaret etti. Kordon’da ki Türk Ocağı binasında Altay’ın 9 Eylül kupasını gören Atatürk; “Aferin çocuklar, kupa da kazanmışlar” dedi. Atatürk, iltifatkâr sözleri ile Altay’ın faaliyetlerini takım kaptanı Hamit Arslan’a sordu. Aldığı cevaplardan çok memnun olan Gazi, kulüp defterine şunları yazdı: “Altay Spor Kulübünde tanıdığım gençlik iftihara şayandır. Bu gençlik muvacehesinde istikbalin kuvveti ve saadeti en bariz görülmektedir.”’

ALTINORDU, UŞAK, BALIKESİR VE ZONGULDAK
Çeşitli kulüplerdeki futbolcular için o yalnız Altay kaptanı değil İzmir’in efendilik sembolü abisiydi. Rengi, merkezi ne olursa olsun Hamit herkes tarafından çok sevilirdi. Hamit’in yer aldığı Altay takımı İzmir Ligi’nde birçok büyük başarılara imza attı. Hem sağ, hem sol ayağını çok iyi kullanıyordu. Attığı milimetrik paslarla hiç umulmadık anda takımını hücuma çıkarıyordu. Sadece Altay’ın değil, tüm İzmir kulüplerinin örnek aldığı ve sevdiği bir futbolcu olan Hamit, Altınordu’nun kuruluşuna da ön ayak oldu, bir dönem orada da görev yaptı.

Kırmızı-lacivertli ekibin de sembollerinden birisi oldu. Ancak o dönemlerde futboldan para kazanılmıyordu ve bu nedenle Hamit’in de çalışmaya ihtiyacı vardı. İzmir’de Devlet Demir Yolları’nda (DDY) çalışmaya başladı. Uzun süre hem futbol oynadı, hem de DDY’de çalıştı. Ardından ailesiyle önce Uşak’a, oradan da Balıkesir’e gitti. Uşak’ta Devlet demir Yolları’nda istasyon şefliği yapan Hamit, Uşakspor, Uşak Turan İdmanyurdu Takımları’nı çalıştırdı ve bu takımları şampiyon yaptı.


FANATİK TARAFTARLARI NASIL SUSTURDU
Ardından Balıkesir’e tayini çıkan Hamit 1930’larda tekrar Altay’a döndü. Dönemin efsanevi başkanlarından Mazhar Zorlu ile yine bir altın çağı başlattılar. Altay’ın tüm branşlarda temsil edilmesine ön ayak oldu. Beş kez Milli olan Hamit, otoriter bir kişiliğe sahip olduğundan sadece sahadaki futbolcular değil seyirciler üzerinde de etkisi büyüktü. Takımın kaptanlığını yaptığı bir maçta tribünlerden rakip takım taraftarların çirkin tezahürat yaptığını görünce topu ayağında tutup, oyunu da durdurmuş. Arkadaşlarına ve rakip futbolculara da işaret edip hiç kıpırdamamış. Onun bu hareketi herkesi şaşkına çevirmiş ve bir süre sonra o fanatiklerin hepsi susmuş ve maç yeniden başlamış. Hamid Okçu, efendi kişiliği ile sadece Altaylıların değil tüm İzmirlilerin takdirini kazanmış, otoriter bir kaptandı.


ZONGULDAK’ TAYİNİ ÇIKTI…
1950’nin sonlarında ise Hamit Okçu’nun tayini bu kez Zonguldak’a Liman İşletmeleri Müdürlüğü’ne çıktı. Olayı en küçük kızı Suna Okçu’dan dinliyoruz: “Babam oraya müdür olarak gitti ve 7-8 yıl görev yaptı. Bana anlattıklarına göre 1950’li yıllarda birçok yolsuzluk olayını şahit olmuş. Tüm uyarılara ve şikayetlere rağmen yolsuzluğun önüne geçememiş. Sonra dayanamamış ‘Ben bu pis işlerin içinde olamam’ diyerek istifa etmiş. Babamdan sonra işlerine yaramayan herkesi tasfiye etmişler. Bu olaylara çok üzüldü, adeta kahroldu. Sonra İstanbul’a geldik ama bu defa da sağlık sorunlarıyla cebelleştik. Beynine pıhtı atması sonucunda felç geçirdi. Hem yürüyemez, hem konuşamaz oldu. 3-4 yıl fizik tedavi gördü ve yeniden konuşmaya, yürümeye başladı. O durumda bile tekrardan Kuruçeşme’de bir kömür işletmesinde çalışmaya başladı







. Abim Hikmet o zamanlar Tıp Fakültesi’nde okuyordu. Aldığı emekli maaşı yetmiyordu. Ölünceye kadar çalıştı, aileye destek olmaya çalıştı. Çok dürüst, azimli bir adamdı. Kendi kendine Fransızca öğrenmişti. Ama felçler sıklaşmaya başladı. Sonunda 1974 Kıbrıs Çıkarması’ndan kısa süre önce vefat etti. Abim Hikmet Okçu Göğüs Hastalıkları Mütehasısı olduğu dönemde onu toprağa verdik. Onu İstanbul Topkayı Çamlıca Mezarlığı’nda defnettik.”Evet, Hamit Okçu, 24 Mayıs 1974’te 76 yaşında hayata veda ederken ardında birçok hatıralar ve güzellikler bıraktı. Mezar taşında belki “Darüşşafakalı Hamit” diye yazıyor ama onun kalbi yaşarken hep “Vatan ve Altay” diye atıyordu.





