Ege’nin incisi İzmir, son dönemde şiddetli yağışlar ve lodosun etkisiyle tarihi günlerinden birini daha yaşadı. Özellikle Alsancak ve Kordon bölgesinde deniz suyunun taşmasıyla cadde ve sokaklar göle dönerken, rögarlardan fışkıran sular hayatı felç etti. Yaşanan bu doğa olayının ardından açıklamalarda bulunan Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, kentteki sel manzaralarının nedenlerini bilimsel verilerle ortaya koydu.

Kamuoyunda tartışmalara neden olan ve sahil şeridine yerleştirilen beton bariyerleri eleştiren Yaşar, bu önlemlerin sorunun kökenine inmekten uzak olduğunu savundu. Kordon’daki dalgaları kesmek ve su girişini engellemek amacıyla yapılan seti kendi tabiriyle "Çin Seddi"ne benzeten Yaşar, bu blokların işlevsiz kaldığını ve Kordon’un yine de tamamen sular altında kaldığını ifade etti. Prof. Dr. Yaşar’a göre, su baskınlarının ana nedeni kıyıdaki dalgalar değil, arka planda sessizce ilerleyen ve şehrin statiğini bozan jeolojik süreçler. Özellikle Bayraklı ve Buca gibi bölgelerin de su altında kaldığına dikkat çeken uzman isim, sorunun sadece kıyı şeridiyle sınırlı olmadığını hatırlattı.

P R O F. D R. Y A S A R I Z M I R H E R Y I L C O K U Y O R 1175027 349040

Deniz seviyesi yükselirken zemin her yıl çöküyor

İzmir’in coğrafi yapısı ve şehirleşme geçmişi üzerine kritik uyarılarda bulunan Prof. Dr. Yaşar, kentin büyük bir bölümünün, özellikle Basmane, Çankaya ve Alsancak aksının dolgu alanı üzerine inşa edildiğini hatırlattı. Bu yapılaşma tercihinin faturasının ağır olduğunu belirten Yaşar, deniz seviyesinin 1990’lı yıllara kıyasla yaklaşık 30 santimetre yükseldiğini, buna karşılık şehrin zemininin ise her yıl düzenli olarak aşağıya doğru hareket ettiğini açıkladı.

Bilimsel ölçümlere dayanan verilere göre, kent zemini yılda bölgesel farklılıklar göstermekle birlikte yarım ile 1 santimetre arasında çökme yaşıyor. Bu durum, yağmur suyu tahliyesini sağlayan rögarlar ve boru hatlarının zamanla deniz seviyesinin altında kalmasına neden oluyor. Yağışlı havalarda lodosun da etkisiyle deniz suyu basınç yaparak boruları tıkıyor ve suyun denize dökülmesi gerekirken, tam tersine rögarlardan şehre doğru fışkırmasına yol açıyor. Yaşar, yaşanan depremlerin de bu çökme hızını artırabilen bir faktör olduğunu sözlerine ekledi.

Kurtuluş reçetesi: Şehrin kotunu yükseltmek şart

Mevcut önlemlerin geçici ve yetersiz olduğunu savunan Prof. Dr. Doğan Yaşar, sorunun çözümü için radikal bir şehir planlaması ve mühendislik çalışması gerektiğini vurguladı. Beton bloklarla suyun önünün kesilemeyeceğini yineleyen Yaşar, tek kalıcı çözümün şehrin kotunun, yani zemin yüksekliğinin artırılması olduğunu belirtti.

İzmir’in topoğrafyasının baştan aşağıya elden geçirilmesi gerektiğini savunan Yaşar, doğa bilimciler, şehir plancıları ve inşaat mühendislerinin ortak bir masada buluşarak kenti yavaş yavaş yükseltecek bir eylem planı hazırlaması gerektiğini dile getirdi. Binaların, yolların ve altyapı borularının deniz seviyesinin üzerine güvenli bir mesafeye taşınması gerektiğini belirten Yaşar, aksi takdirde su baskınlarının kaçınılmaz olduğunu ifade etti.

Güç’ten ‘erken seçim’ açıklaması: Yüzde 24’lük anlayış İzmir’i yönetmeye çalışıyor
Güç’ten ‘erken seçim’ açıklaması: Yüzde 24’lük anlayış İzmir’i yönetmeye çalışıyor
İçeriği Görüntüle

2026 yılının yağış rekorlarına sahne olduğunu ve Şubat ayında yeni rekorların gelebileceğini öngören Yaşar, 2023 yılında da benzer manzaraların yaşandığını ve yüzlerce aracın sular altında kaldığını hatırlattı. Bilimin ışığında hareket edilmezse, bu tür felaketlerin sıklığının artacağı uyarısında bulunan Yaşar, yetkilileri bir an önce harekete geçmeye çağırdı.

Kaynak: haber merkezi