İzmir'in ölüm raporu ortaya çıktı! En çok bu hastalık can alıyor
İzmir'in ölüm raporu ortaya çıktı! En çok bu hastalık can alıyor
İçeriği Görüntüle

İzmir, aktif fay hatları, farklı zemin özellikleri ve yaşlanan yapı stokuyla Türkiye'nin deprem tehlikesi açısından dikkatle incelenmesi gereken kentleri arasında bulunuyor. 30 Ekim 2020'de Ege Denizi'nde meydana gelen ve özellikle Bayraklı'da büyük yıkıma yol açan deprem, kentin yapı güvenliği konusundaki kırılganlığını bir kez daha ortaya koymuştu. Aradan geçen yıllarda İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapı envanteri, mikrobölgeleme, fay araştırmaları ve tsunami senaryolarına yönelik çalışmalar yürütüldü. Ancak bu çalışmaların vatandaşların günlük yaşamına nasıl yansıyacağı ve mevcut yapı stokunun ne ölçüde güvenli olduğu soruları önemini koruyor.

İzmir'de 118 bin yapı mercek altına alındı

İzmir Büyükşehir Belediyesinin deprem riskini azaltmaya yönelik çalışmaları kapsamında Bayraklı, Bornova ve Karşıyaka ilçelerinde yaklaşık 118 bin yapıyı kapsayan yapı envanteri çalışmaları gerçekleştirildi. Bu çalışmalarla binaların yaşı, kat sayısı, taşıyıcı sistem özellikleri ve yapısal durumlarına ilişkin bilgilerin derlenmesi amaçlandı. Özellikle 2020 depreminde ağır hasarların meydana geldiği Bayraklı ile yoğun yapılaşmanın bulunduğu Bornova ve Karşıyaka, çalışmaların önemli odak noktaları arasında yer aldı. Ancak yapı envanteri çalışmasının tamamlanmış olması, incelenen bütün binaların depreme dayanıklı olduğunun belirlendiği anlamına gelmiyor. Bir binanın deprem performansının kesin olarak değerlendirilmesi için ilgili mühendislik yöntemleriyle ayrıntılı inceleme yapılması gerekiyor.

Bayraklı ve Bornova'da zemin neden önemli?

İzmir'de deprem tehlikesinin değerlendirilmesinde yalnızca fay hatlarına yakınlık değil, zemin özellikleri de belirleyici rol oynuyor. Özellikle Bornova Havzası'nın alüvyon zeminlerinin bulunduğu kesimlerinde, deprem dalgalarının yerel zemin koşulları nedeniyle büyümesi ve sarsıntının süresinin uzaması söz konusu olabiliyor. 30 Ekim 2020 depreminde, merkez üssüne daha yakın bazı bölgelerden farklı olarak Bayraklı'daki belirli alanlarda ağır bina hasarlarının meydana gelmesi, yerel zemin etkilerinin önemini ortaya koymuştu. Bayraklı'nın kıyıya yakın alüvyon kesimleri ile Bornova Havzası'ndaki bazı yerleşim alanlarında zemin büyütmesi, yapıların maruz kalabileceği deprem etkileri açısından önem taşıyor. Bununla birlikte aynı ilçedeki bütün mahallelerin veya binaların eşit düzeyde risk altında olduğunu söylemek bilimsel açıdan doğru değil.

Hangi mahallelerde dikkatli olunmalı?

İzmir'de özellikle alüvyon zeminler üzerinde gelişen yerleşim alanları, deprem tehlikesi araştırmalarında öne çıkıyor. Bayraklı'da Adalet ve Manavkuyu çevresi, 2020 depreminde yaşanan ağır hasarlar nedeniyle yapı güvenliği tartışmalarının merkezinde yer almıştı. Bornova'da Kazımdirik ve çevresindeki yoğun yapılaşma alanları ile havzanın alüvyon kesimleri, yerel zemin koşullarının ayrıntılı değerlendirilmesinin önem taşıdığı bölgeler arasında bulunuyor. Karşıyaka'da ise Mavişehir ve Bostanlı'nın kıyıya yakın kesimleri, dolgu ve alüvyon zemin özellikleri nedeniyle zemin davranışı açısından dikkatle incelenmesi gereken alanlar arasında değerlendiriliyor. Konak'ta Alsancak'ın kıyı kesimleri de yeraltı suyu ve zemin koşulları bakımından ayrıntılı araştırmaların önem kazandığı bölgelerden biri. Bu bölgelerin anılması, söz konusu mahallelerdeki bütün yapıların tehlikeli olduğu anlamına gelmiyor. Gerçek risk; zemin özellikleri, binanın mühendislik kalitesi, yapım yılı, taşıyıcı sistemi ve bakım durumu birlikte değerlendirilerek belirlenebiliyor.

Konak ve Bayraklı'da 300 yeni sondaj noktası

İzmir Büyükşehir Belediyesinin deprem araştırmaları kapsamında Konak ve Bayraklı ilçelerinde 300 yeni sondaj noktası planlandı. Zemin araştırmalarında gerçekleştirilecek sondajlarla yeraltındaki tabakaların özelliklerinin, yeraltı suyu koşullarının ve zeminin deprem sırasında gösterebileceği davranışın daha ayrıntılı ortaya konulması hedefleniyor. Bu çalışmalar, özellikle sıvılaşma ve zemin büyütmesi gibi tehlikelerin belirlenmesi açısından önem taşıyor. Sıvılaşma, belirli koşullardaki suya doygun gevşek zeminlerin deprem sırasında dayanımını kaybetmesiyle ortaya çıkabiliyor. Bu durum, bazı yapılarda oturma, eğilme ve taşıyıcı sistem hasarlarına yol açabiliyor. Ancak sıvılaşma tehlikesinin varlığı, yalnızca bir mahallenin adına veya denize yakınlığına bakılarak kesin biçimde belirlenemiyor. Ayrıntılı jeoteknik incelemeler gerekiyor.

İzmir çevresinde yaklaşık 40 fay zonu araştırılıyor

İzmir'in deprem tehlikesi yalnızca kent merkezindeki zemin özelliklerinden kaynaklanmıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesinin Deprem Master Planı hazırlıkları kapsamında kent ve yakın çevresindeki yaklaşık 40 fay zonuna yönelik araştırmalar yürütülüyor. İzmir Fayı, Tuzla Fayı, Seferihisar Fayı ve çevredeki diğer aktif fay sistemleri, bölgenin tektonik yapısının anlaşılması açısından önem taşıyor. Fay araştırmalarında geçmiş depremlerin izleri, fayların geometrisi ve olası deprem üretme özellikleri inceleniyor. Bu çalışmaların amacı belirli bir tarihte deprem olacağını söylemek değil, olası deprem senaryolarına karşı kentin hazırlık düzeyini artırmak. Çünkü günümüzde depremlerin kesin tarihini, saatini ve büyüklüğünü önceden belirlemek mümkün değil.

İzmir Körfezi ve kıyılarında tsunami tehlikesi

İzmir için araştırılan bir diğer tehlike ise tsunami. Büyükşehir Belediyesinin çalışmaları kapsamında yaklaşık 600 kilometrelik kıyı şeridine yönelik tsunami senaryoları değerlendirildi. Özellikle Seferihisar ve Sığacık kıyılarında 30 Ekim 2020 depremi sonrasında yaşanan su baskınları, bu tehlikenin İzmir açısından göz ardı edilemeyeceğini göstermişti. Tsunami tehlikesi yalnızca büyük dalgaların kıyıya ulaşmasıyla sınırlı değil. Deniz seviyesindeki ani değişimler, güçlü akıntılar ve kıyıdaki alçak alanların su altında kalması da ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle kıyı yerleşimlerinde tahliye güzergâhları, uyarı sistemleri ve vatandaşların afet anında nasıl hareket edeceğine ilişkin bilgilendirme çalışmaları önem taşıyor.

Eski binalar için asıl soru: Depreme dayanıklı mı?

İzmir'in deprem hazırlığında en önemli başlıklardan biri de mevcut yapı stokunun güvenliği. Özellikle eski deprem yönetmeliklerine göre inşa edilmiş, yapısal değişikliklere uğramış veya mühendislik hizmeti yetersiz binalarda ayrıntılı değerlendirme yapılması gerekiyor. Ancak bir binanın yalnızca yaşına bakılarak depreme dayanıksız olduğu söylenemiyor. Benzer şekilde yeni yapılmış olması da tek başına güvenli olduğunu kanıtlamıyor. Yapının taşıyıcı sistemi, beton ve donatı özellikleri, zeminle ilişkisi ve yürürlükteki mühendislik esaslarına uygunluğu birlikte incelenmeli. Vatandaşların bina güvenliği konusunda yetkili kurumlara ve uzman inşaat mühendislerine başvurması, risklerin bilimsel yöntemlerle belirlenmesi açısından önem taşıyor.

İzmir'de deprem açısından dikkat çeken mahalleler

İzmir'in deprem riskine ilişkin hazırladığımız haberde geçen Bayraklı, Bornova, Karşıyaka ve Konak ilçelerindeki mahalleleri aşağıdaki tabloda topladım.

İlçe

Mahalle

Dikkat çeken konu

Bayraklı

Adalet

2020 depreminde yaşanan ağır yapı hasarları, zemin büyütmesi

Bayraklı

Manavkuyu

2020 depremindeki hasarlar, alüvyon zemin koşulları

Bornova

Kazımdirik

Yoğun yapılaşma, yerel zemin koşulları

Karşıyaka

Mavişehir

Kıyıya yakın alüvyon ve dolgu zeminler, sıvılaşma tehlikesinin incelenmesi

Karşıyaka

Bostanlı

Kıyı kesimlerinde zemin özellikleri ve yeraltı suyu koşulları

Konak

Alsancak*

Kıyıya yakın kesimlerde alüvyon zemin ve yeraltı suyu koşulları

“İzmir'de özellikle Bayraklı, Bornova, Karşıyaka ve Konak'ın bazı kesimleri, geçmiş deprem hasarları ve zemin özellikleri nedeniyle araştırmalarda öne çıkıyor. Ancak uzmanların vurguladığı gibi, bir binanın güvenliği yalnızca bulunduğu mahalleye göre belirlenemiyor. Yapının yaşı, mühendislik özellikleri, taşıyıcı sistemi ve zeminin davranışı birlikte değerlendiriliyor.”

Deprem hazırlığında en kritik mesele ne?

İzmir'de yürütülen yapı envanteri, fay araştırmaları, sondaj ve tsunami çalışmaları, kentin deprem tehlikesini daha ayrıntılı anlamaya yönelik önemli adımlar oluşturuyor. Ancak araştırmaların yapılması kadar sonuçlarının planlama kararlarına, yapı güçlendirme çalışmalarına, kentsel dönüşüm uygulamalarına ve afet hazırlıklarına yansıtılması da büyük önem taşıyor. Özellikle yoğun nüfuslu mahallelerde yapı güvenliği değerlendirmelerinin yaygınlaştırılması, riskli yapıların belirlenmesi ve vatandaşların doğru bilgilendirilmesi gerekiyor. 30 Ekim 2020 depreminin ardından geçen yaklaşık altı yıl, İzmir'in depreme hazırlığının yalnızca bilimsel araştırmalarla değil, bu araştırmalar sonucunda alınan somut önlemlerle değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. İzmir için asıl soru artık yalnızca hangi fayların deprem üretebileceği değil, olası bir depremde hangi binaların güvenli kalacağı ve kentte yaşayan milyonlarca insanın ne kadar hazırlıklı olduğu.

Kaynak: HABER MERKEZİ