30 Ekim 2020 Cuma günü saat 14.51'de Ege Denizi'nin Seferihisar açıklarında meydana gelen 6,6 büyüklüğündeki deprem, İzmir'in yakın tarihindeki en büyük felaketlerden biri olarak hafızalara kazındı. Özellikle Bayraklı'da çok sayıda binanın yıkılmasına ve ağır hasar görmesine neden olan depremde 117 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi yaralandı. 30 Ekim 2026'da felaketin üzerinden tam 6 yıl geçmiş olacak. Ancak depremin yıl dönümünde İzmir açısından en önemli soru değişmedi: Kentte yaşayan milyonlarca insan, oturduğu binanın olası bir depreme karşı ne kadar güvenli olduğunu biliyor mu? Uzmanların yıllardır dikkat çektiği yapı güvenliği, zemin koşulları, mühendislik hizmeti ve denetim eksiklikleri, İzmir'in deprem hazırlığında en önemli başlıklar arasında bulunuyor. Bir binanın güvenliğini belirleyen tek unsur ise yaşı değil. Yapının taşıyıcı sistemi, kullanılan malzemelerin kalitesi, inşa edildiği dönemdeki yönetmelikler, sonradan yapılan müdahaleler ve zeminin özellikleri birlikte değerlendirilmek zorunda.
İzmir'de yaklaşık 118 bin bina incelendi
30 Ekim depreminin ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan yapı envanteri çalışmaları, kentteki binaların mevcut durumunu ortaya koymak açısından önemli bir aşamaya ulaştı. Bayraklı ve Bornova'da toplam 94 bin 733 yapının envanteri çıkarılırken Karşıyaka'da da 27 mahallede yaklaşık 23 bin bina üzerinde çalışma yürütüldü. Böylece üç ilçede yaklaşık 118 bin yapıyı kapsayan bir veri birikimi oluştu. Karşıyaka'da yürütülen çalışmalarda yalnızca binalar değil, zemin koşulları da araştırıldı. İlçede yer yer 400 metre derinliğe ulaşan 113 sondaj kuyusu açıldı. Elde edilen verilerin, olası depremlerde zeminin davranışını anlamak ve yapı güvenliğine ilişkin planlamalara katkı sağlamak amacıyla kullanılması hedefleniyor. Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Yapı envanteri çalışmasında incelenen her bina, ayrıntılı deprem performans testinden geçirilmiş sayılmıyor. Ön incelemeler, daha ayrıntılı değerlendirme gerektiren yapıların belirlenmesine yardımcı oluyor.
3 bin 844 bina için ileri inceleme ihtiyacı
Bayraklı ve Bornova'daki yapı envanteri çalışmalarında 3 bin 844 bina, ileri inceleme yapılması gereken öncelikli yapılar arasında belirlendi. Bu sayı, İzmir'deki yapı güvenliği tartışmalarının önemli başlıklarından birini oluşturuyor. Ancak söz konusu binaların tamamının resmen riskli yapı ilan edildiği veya yıkılacağı anlamı çıkarılmamalı. Öncelikli inceleme grubuna alınan yapılarda ayrıntılı mühendislik değerlendirmeleri yapılması gerekiyor. Bu incelemelerde beton dayanımı, donatı özellikleri, taşıyıcı sistem, proje uygunluğu ve zemin koşulları gibi unsurlar dikkate alınıyor.
Hangi binalar daha fazla dikkat gerektiriyor?
İzmir'de yaşayan vatandaşların en çok merak ettiği konuların başında, hangi tür binaların deprem açısından daha fazla inceleme gerektirdiği geliyor. Özellikle eski deprem yönetmeliklerine göre yapılmış, mühendislik hizmeti yeterliliği konusunda belirsizlik bulunan, taşıyıcı sisteminde değişiklik yapılmış veya gözle görülür yapısal bozulmalar bulunan binaların uzmanlar tarafından değerlendirilmesi önem taşıyor.
Bina güvenliği açısından dikkat edilmesi gereken başlıca özellikler şöyle:
-
Eski yönetmeliklere göre yapılan binalar: Güncel deprem tasarım kurallarına göre projelendirilmemiş yapılar, ayrıntılı inceleme açısından öncelik taşıyabilir.
-
Zemin katında geniş ticari alan bulunan yapılar: Taşıyıcı sistemin düzensizleştiği veya zayıf kat oluştuğu binalarda deprem davranışı olumsuz etkilenebilir.
-
Kolon ve kirişlerine müdahale edilen binalar: Taşıyıcı elemanların kesilmesi, zayıflatılması veya projeye aykırı değiştirilmesi ciddi güvenlik sorunları yaratabilir.
-
Beton ve donatı kalitesi yetersiz yapılar: Düşük dayanımlı beton, donatı korozyonu ve yetersiz detaylandırma deprem performansını azaltabilir.
-
Yapısal hasar belirtileri bulunan binalar: Kolon ve kirişlerdeki belirgin çatlaklar, beton dökülmeleri ve donatı açığa çıkması uzman incelemesi gerektirebilir.
Bu özelliklerin bulunması tek başına binanın yıkılacağı anlamına gelmediği gibi, gözle görülür bir sorun bulunmaması da yapının güvenli olduğunu kanıtlamıyor.
1999 öncesi binalarda oturanlar dikkat!
İzmir'deki yapı stokunun değerlendirilmesinde binaların hangi dönemde inşa edildiği de önem taşıyor. Türkiye'de 1998 tarihli deprem yönetmeliği 1998'de yayımlanarak 1999'da yürürlüğe girdi. Daha sonra 2007'de yeni bir yönetmelik uygulamaya konuldu. 2018 yılında yayımlanan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği ise 1 Ocak 2019'da yürürlüğe girdi. Dolayısıyla 1999 öncesinde inşa edilmiş bir binanın tasarımında esas alınan kurallar ile 2019 sonrasında projelendirilen bir binanın tabi olduğu kurallar aynı değil. Ancak uzmanlık gerektiren en önemli ayrıntı şu: Bir binanın 1999 öncesinde yapılmış olması, mutlaka depreme dayanıksız olduğu anlamına gelmiyor. Aynı şekilde 2019 sonrasında inşa edilmiş olması da tek başına güvenlik garantisi sunmuyor. Binanın gerçek deprem performansının anlaşılması için proje, uygulama, malzeme ve mevcut taşıyıcı sistem özelliklerinin birlikte incelenmesi gerekiyor.
İzmir'de zemin yapısı neden önemli?
30 Ekim 2020 depreminde yıkımın özellikle Bayraklı'da yoğunlaşması, zemin özelliklerinin deprem sırasında binaların maruz kaldığı sarsıntıyı nasıl etkileyebileceğini yeniden gündeme getirdi. Bornova Ovası, Bayraklı'nın alüvyon zeminli kesimleri, Karşıyaka'nın kıyı bölgeleri ve Konak'ın bazı dolgu alanları, İzmir'de ayrıntılı zemin araştırmalarının önem taşıdığı yerler arasında bulunuyor. Yumuşak zeminlerde deprem dalgalarının büyümesi ve sarsıntının süresinin uzaması gibi etkiler görülebiliyor. Yeraltı suyu seviyesi ve zeminin özelliklerine bağlı olarak sıvılaşma tehlikesi de ortaya çıkabiliyor. Ancak aynı mahallede bulunan iki binanın deprem performansı birbirinden tamamen farklı olabiliyor. Bu nedenle yalnızca mahalle veya ilçe adına bakılarak bir binanın güvenli ya da güvensiz olduğuna karar verilemiyor.
Binanızın kimlik belgesine bakabilirsiniz
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin 30 Ekim depreminin ardından hayata geçirdiği Bina Kimlik Belgesi uygulaması, vatandaşların oturdukları yapı hakkında bilgi edinmesini sağlıyor. Envanteri tamamlanan binalar için oluşturulan belgelerde ruhsat ve proje bilgileri, yapının tabi olduğu deprem mevzuatı, taşıyıcı sistem özellikleri ve en yakın afet toplanma alanları gibi bilgilere erişilebiliyor. Vatandaşlar, Bizİzmir platformunun Yapı Envanter bölümünden kapsama alınmış binalara ilişkin bilgilere ulaşabiliyor. Bununla birlikte bina kimlik belgesi, yapının depreme dayanıklı olduğunu gösteren bir güvenlik sertifikası niteliği taşımıyor. Binanın gerçek performansının belirlenmesi için gerekli mühendislik incelemelerinin ayrıca yapılması gerekiyor.
Evinizin depreme dayanıklı olduğunu nasıl öğrenebilirsiniz?
30 Ekim depreminin altıncı yılında vatandaşların en çok yanıt aradığı soru, oturdukları binanın güvenliğini nasıl kontrol ettirebilecekleri. Bunun için iki farklı inceleme yöntemi bulunuyor. İlki, mevcut binanın deprem etkisi altındaki davranışının mühendislik hesaplarıyla değerlendirildiği deprem performans analizi. Bu çalışmada yapının taşıyıcı sistemi inceleniyor, gerekli malzeme testleri yapılıyor ve yönetmelikte öngörülen deprem etkileri altında beklenen performansı hesaplanıyor. İkinci yöntem ise 6306 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen resmî riskli yapı tespiti. Bu işlem, yetkilendirilmiş kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülüyor ve sonucuna göre yasal süreç başlatılabiliyor. Bina sahiplerinin resmî riskli yapı tespiti yaptırmak için bütün kat maliklerinin onayını alması gerekmiyor. Maliklerden birinin başvurusu yeterli olabiliyor. Ancak bu iki incelemenin kapsamı ve hukuki sonuçları birbirinden farklı. Bu nedenle vatandaşların başvuru yapmadan önce hangi tür değerlendirmeye ihtiyaç duyduklarını öğrenmeleri önem taşıyor.
Binanız riskli çıkarsa ne olacak?
6306 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen inceleme sonucunda binanın riskli olduğunun belirlenmesi halinde ilgili mevzuatta öngörülen bildirim, itiraz ve tahliye süreçleri işletiliyor. Riskli yapı tespitine karşı maliklerin yasal itiraz hakkı bulunuyor. Tespitin kesinleşmesi halinde ise yapının yıkılması veya mevzuattaki koşullar sağlanarak güçlendirilmesi gündeme gelebiliyor. Güçlendirme seçeneğinin uygulanabilmesi için bunun teknik açıdan mümkün olduğunun belirlenmesi, gerekli kat maliki kararlarının alınması ve ruhsatlandırma işlemlerinin tamamlanması gerekiyor. Dolayısıyla her riskli yapı için tek çözüm aynı değil. İzlenecek yol, binanın teknik durumu ve yasal koşullara göre belirleniyor.
30 Ekim'in altıncı yılında aynı soru
İzmir, 30 Ekim 2020'de yaşadığı felaketin üzerinden geçen altı yılda yapı envanteri, zemin araştırmaları ve deprem tehlikesinin belirlenmesine yönelik önemli çalışmalar gerçekleştirdi. Ancak depreme hazırlığın başarısı yalnızca kaç binanın incelendiğiyle ölçülmüyor. İncelemeler sonucunda ortaya çıkan bulguların ne kadarının güçlendirme, dönüşüm ve risk azaltma çalışmalarına dönüştürüldüğü de önem taşıyor. 30 Ekim depreminin altıncı yılında İzmir için en önemli mesele, geçmişte yaşanan acıların unutulmaması kadar gelecekte yaşanabilecek can kayıplarının önlenmesi. Çünkü deprem tehlikesinin bulunduğu bir kentte güvenli yaşamın temel koşullarından biri, vatandaşların oturdukları binanın gerçek durumunu bilmesi ve gerekli önlemlerin zamanında alınması. Altı yıl sonra İzmir'in önündeki en önemli sorulardan biri hâlâ aynı: Bir sonraki deprem yaşanmadan önce riskli yapılar güvenli hale getirilebilecek mi?




