SEMİ TEKTAŞ/ İzmir Ticaret Odası (İZTO) Ekim ayı olağan meclis toplantısında konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, Türkiye ekonomisindeki gelişmelerden küresel piyasalara, finansmana erişim sorunlarından Avrupa Birliği’nin yeni ticaret düzenlemelerine kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Fon soruşturması ve MSCI’ın Türkiye piyasalarına ilişkin uyarılarını ele alan Özgener, finansal istikrarın korunması ve yatırımcı güveninin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“MSCI’ın açıklaması güven ve öngörülebilirliğin önemini gösteriyor”
Özgener, uluslararası endeks sağlayıcısı Morgan Stanley Capital International’ın (MSCI) Türkiye piyasalarına ilişkin değerlendirmelerine de dikkat çekti. MSCI’ın 15 Ekim tarihli açıklamasında, Haziran 2027’ye kadar yeterli ilerleme sağlandığını gösteren somut bulgular elde edilememesi durumunda Türkiye finansal piyasalarına ilişkin ek önlemlerin değerlendirilebileceğinin belirtildiğini aktaran Özgener, olası bir statü değişikliğinin uluslararası yatırım fonları açısından önem taşıdığını kaydetti. Türkiye’nin gelişmekte olan piyasalar statüsünün korunması için finansal piyasalardaki denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Özgener, sermaye piyasalarının likit ve şeffaf yapısının yabancı yatırımcıların Türkiye’ye yönelmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Özgener, “Bu güven ortamının korunması, yalnızca yatırımcılar açısından değil, ülkemizin sermaye birikiminin artırılması ve uzun vadeli finansman olanaklarının geliştirilmesi bakımından da büyük önem taşıyor” dedi.
“Faiz indirimi reel sektörün ihtiyaçlarına tek başına cevap değil”
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının politika faizini yüzde 37’den yüzde 36’ya indirmesini değerlendiren Özgener, enflasyonun ana eğilimindeki iyileşmenin para politikasına hareket alanı sağladığını belirtti. Ancak ekonomik aktivitedeki yavaşlama, iç talepteki zayıflama ve yüksek finansman maliyetlerinin reel sektör üzerindeki baskısını sürdürdüğünü kaydetti. Özel sektörün finansmana erişimde zorlandığını ve likidite sıkışıklığının devam ettiğini söyleyen Özgener, Merkez Bankasının adımlarının farklı politika araçlarıyla desteklenmesi gerektiğini dile getirdi. Özgener, “Faiz kararının tek başına reel sektörümüzün ihtiyaçlarına yeterli bir cevap oluşturmadığını da özellikle ifade etmek istiyorum. Özel sektörümüz faaliyetlerini sürdürmekte zorlanıyor ve finansman maliyetleri hâlâ oldukça yüksek. Bunun yanında likidite sıkıntısı da devam ediyor” diye konuştu. KOBİ kredilerindeki büyüme sınırının yüzde 4,5’ten yüzde 5’e çıkarılması ve Türk lirası zorunlu karşılıklarda bloke tesis oranlarının düşürülmesi gibi düzenlemeleri olumlu karşıladıklarını belirten Özgener, üyelerin krediye erişimini kolaylaştıracak adımların önemine işaret etti.
Enflasyonda gerileme, bazı kalemlerde yüksek artış
Eylül ayı enflasyon verilerini de değerlendiren Özgener, yıllık tüketici enflasyonunun ağustostaki yüzde 31,51 seviyesinden yüzde 29,73’e gerilediğini ve yaklaşık beş yıl sonra ilk kez yüzde 30’un altına indiğini belirtti. Aylık enflasyonun yüzde 1,84 olarak gerçekleştiğini aktaran Özgener, fiyat artışlarının sektörler arasında farklılaştığına dikkat çekti. Eğitimde aylık yüzde 14, kişisel ulaştırma araçlarının işletilmesinde ise yüzde 7,36 artış görüldüğünü belirten Özgener, yıllık enflasyonda eğitimin yüzde 48,62, sağlığın yüzde 43,26 ve kiraların yüzde 41,34 seviyesinde bulunduğunu kaydetti. Enflasyonun ana eğiliminde iyileşme görülmesine karşın fiyat artışlarının bazı sektörlerde yüksek seyrettiğini belirten Özgener, ekonomik istikrar için güvenilir ve öngörülebilir politikaların önemini vurguladı.
IMF’den Türkiye ekonomisi için yüzde 2,7 büyüme tahmini
IMF’nin Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’na da değinen Özgener, 2026 yılı için küresel büyüme tahmininin yüzde 3,1’e yükseltilirken Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin yüzde 2,7’ye indirildiğini aktardı. Orta Doğu’daki savaş, enerji fiyatlarındaki yükseliş, gümrük tarifeleri, ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve yüksek finansman maliyetlerinin küresel ekonomi üzerindeki başlıca riskler arasında bulunduğunu belirten Özgener, Brent petrolün varil fiyatının geçen hafta 110 doların üzerine çıktığını söyledi. Enerji maliyetlerindeki yükselişin akaryakıt ve elektrik fiyatlarının yanı sıra taşımacılık ve üretim girdilerini de etkilediğini ifade eden Özgener, Türkiye’nin dış ekonomik şoklara karşı dayanıklılığını artırması gerektiğini dile getirdi. Özgener, “Ülkemizin dış ekonomik şoklara karşı dayanıklılığını artırabilmesi için tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirmesi, ihracat pazarlarında farklılaşması ve orta-yüksek teknolojili üretimde ilerleme sağlaması gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin Avrupa ile ekonomik entegrasyonunu güçlendirirken yeni teknolojilerde rekabet edebileceği alanları belirlemesi gerektiğini söyleyen Özgener, temel hedefin yüksek katma değerli üretim ve verimlilik artışıyla rekabet gücünü kalıcı olarak yükseltmek olması gerektiğini kaydetti.
AB düzenlemeleri ihracatçılar için yeni dönem başlatıyor
Özgener’in gündemindeki başlıklardan biri de Avrupa Birliği’nin gümrük reformu ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) oldu. AB gümrük sisteminde dijitalleşme ve veri odaklı işleyişin güçlendirilmesini amaçlayan reformun, Avrupa pazarına ihracat yapan firmalar açısından yakından takip edilmesi gerektiğini belirtti. SKDM’nin mali yükümlülük döneminin 1 Ocak 2026 itibarıyla başladığını hatırlatan Özgener, demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen ürünlerini Avrupa Birliği’ne ihraç eden firmaların karbon emisyonlarını doğru hesaplayıp raporlamasının önem kazandığını ifade etti. Özgener, “Sonuç olarak, karbon maliyeti artık ihracatçının rekabet gücünün bir parçası” dedi. Firmaların düşük karbonlu ham madde tedariki, ürün bazında emisyon hesaplaması ve tedarik zincirinde veri izlenebilirliği konularında hazırlık yapması gerektiğini belirten Özgener, İzmir’deki işletmelerin yeşil dönüşüm ve karbon yönetimi kapasitelerini artırmalarının önemini vurguladı. AB’nin “Made in Europe” yaklaşımının Türkiye’de üretilen ürünlerin Avrupa’nın yeni sanayi politikalarında nasıl değerlendirileceği konusunda belirsizlik yarattığını da söyleyen Özgener, Gümrük Birliği kapsamındaki hakların korunması ve Türk üreticilerin dezavantajlı konuma düşmemesi gerektiğini kaydetti.
İhracatçıya verilen döviz dönüşüm desteği artırılsın çağrısı
İşletmelerin finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik destekleri değerlendiren Özgener, döviz dönüşüm desteğinin daha kapsayıcı ve etkili hâle getirilmesi gerektiğini söyledi. Merkez Bankası verilerine göre 2023’ten bu yana yaklaşık 44 bin firmaya döviz dönüşüm desteği sağlandığını, destekten yararlanan firmaların toplam ihracatçılar içindeki payının 2026’da yüzde 34’e ulaştığını aktaran Özgener, mevcut düzenlemelerin bazı firmalar açısından destek tutarını sınırlayabildiğine dikkat çekti. Destek oranının artırılmasını, sektörlerin üretim yapısı ve yarattıkları katma değer dikkate alınarak farklılaştırılmasını isteyen Özgener, yerli üretime ağırlık veren ve emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin daha yüksek oranlarda desteklenmesini önerdi. Özgener, yıllık 100 milyon liralık destek üst sınırının kaldırılması veya ihracat hacmine göre yükseltilmesi gerektiğini belirterek, “Öncelikli önerimiz destek oranının artırılması ve sektörlerin üretim yapıları ile yarattıkları katma değer dikkate alınarak farklılaştırılması” ifadelerini kullandı. İmalat sanayisindeki işletmelerin üretim kapasitelerini ve istihdamlarını korumayı amaçlayan İstihdamı Koruma Destek Programı hakkında da bilgi veren Özgener, uygun şartları sağlayan işletmelere altı aya kadar anapara ödemesiz, 36 aya kadar vadeli kredi imkânı sunulduğunu hatırlattı.
İzmir’in geleceği için yeni projeler hazırlanıyor
Konuşmasında İzmir Ticaret Odasının önümüzdeki döneme ilişkin hedeflerine de yer veren Özgener, 2027 yılı çalışma programı ve 2027-2030 Stratejik Planı hazırlıklarının başladığını bildirdi. İzmir’in üretim kapasitesi, ihracat potansiyeli, limanları ve uluslararası ticaret bağlantılarıyla önemli bir konumda bulunduğunu belirten Özgener, kentin yatırım, girişimcilik, teknoloji ve ticaret alanlarında daha güçlü bir merkez hâline gelmesini hedeflediklerini söyledi.
Özgener, “Hedefimiz yalnızca mevcut üretim kapasitemizi korumak değil, verimlilik artışı, teknolojik dönüşüm ve daha yüksek katma değerli üretim yoluyla rekabet gücümüzü kalıcı olarak artırmak olmalı” dedi. İZTO’nun fuarcılık çalışmaları kapsamında Almanya, ABD, Çin ve Fransa’da düzenlenen dört fuara 141 üyenin katılımıyla organizasyon gerçekleştirildiğini, ekim ayında da 185 üyenin katılımıyla yedi yurt içi fuara iştirak edildiğini aktaran Özgener, önümüzdeki ay Londra Turizm ve Barcelona Kongre Turizmi fuarlarına katılacaklarını belirtti.
COP31’de İzmir projeleri tanıtılacak
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı COP31’in 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenleneceğini hatırlatan Özgener, İZTO’nun organizasyona yönetim kurulu düzeyinde üç delegeyle katılacağını bildirdi.
Odanın kurumsal stantla da yer alacağı konferansta “Senin Atığın Benim Hammaddem” ve “Kurumsal Karbon Ayak İzi” projelerinin yanı sıra İzmir’de yürütülen tarıma dayalı organize sanayi bölgesi projelerinin tanıtılacağını belirten Özgener, Dikili Jeotermal Isıtmalı Sera Organize Tarım Bölgesi projesinin de ziyaretçilere anlatılacağını söyledi.
İzmir Ekonomi Üniversitesine 250 milyon TL’ye kadar destek
Özgener, İzmir Ekonomi Üniversitesinin Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen Marka Destek Programı’na İstanbul dışından kabul edilen ilk vakıf üniversitesi olduğunu ve uluslararası projeleri için dört yıl boyunca toplam 250 milyon TL’ye kadar destek alma hakkı kazandığını açıkladı. Desteğin üniversitenin küresel tanınırlığını ve araştırma kapasitesini artırmasının yanı sıra İzmir’e uluslararası nitelikte öğrenci ve akademisyen kazandırılmasına katkı sunacağını belirten Özgener, üniversite yönetimini, akademisyenleri ve öğrencileri tebrik etti. Üniversite öğrencilerinin TEKNOFEST 2026’da onkoloji alanındaki çalışmalarıyla “En İyi Poster Ödülü” kazandığını, milli tekvandocu Hatice Pınar Yiğitalp’in Avrupa sıralamasında birinciliğe ve dünya sıralamasında ikinciliğe yükseldiğini de aktaran Özgener, İletişim Fakültesi mezunu Ulviye Aleyna Sarıgül’ün “Akgün” adlı belgeseliyle Altın Koza Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü kazandığını söyledi.




