Melisa GÖNEN/Milyonlarca yıllık doğal süreçler sonucu yaşamı sağlayan ortamlar olarak oluşan sulak alanlar, yeryüzünün en zengin ve en üretken ekosistemleri arasında yer alıyor. Zengin bitki ve hayvan türleri ile yoğun organizma koleksiyonuna sahip sulak alanlar, bulundukları coğrafyaya hayat veriyor. Salda, Seyfe, Amik, Marmara, Uzungöl, Yarışlı, İznik, Gölcük, Gediz, Burdur, Meke… Ancak tüm sulak alanlar yok olma tehlikesi altında. Hidrobiyolog Doç. Dr. Erol Kesici ve Ziraat Mühendisi ve Çevre Bakanlığı Hassas Ekosistemler ve Korunan Alanlar Önceki Daire Başkanı Osman Erdem ile göllerin nasıl yitirildiğini, gölleri hukuki açıdan korumanın mümkün olup olmadığını ele aldık.
“DOĞAL GÖLLER BİZİM GİBİ CANLI VARLIKLARDIR”
Göllerin sadece su rezervi olmadığını, birden fazla dinamikle değerlendirilmesi gerektiğini ve göle olan bakış açımızı değiştirmemizin elzem olduğunu ifade eden Hidrobiyolog Doç. Dr. Erol Kesici’ye göre göller bulundukları coğrafyaya hayat veriyor. Kesici, “Bulundukları bölgenin su rejimini dengelemede işlev ve katkılar sağlayan sulak alanalar içtiğimiz, tarımda, endüstride kullandığımız suyun tek doğal, masrafsız fabrikalarıdır ve bulundukları yörenin iklimini de düzenlerler. Bir gölün yok olmasının gölün tamamen kuruması anlamına gelmediğini, gölü var eden birçok niteliğin bir arada denge içinde işlev göstermesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Erol Kesici, “Doğal göller bizim gibi canlı varlıklardır ve sağlıklı olmanın birçok dinamiğe bağlı olması bakımından insan bedenine benzerler. Gölün ‘ölümü’ suyunun azalması-kuruması ve belirtmiş olduğumuz sistemlerin yok olmasıyla meydana gelir” dedi.
“DÜNYADA 10 FLAMİNGODAN BİRİ İZMİRLİ”
Sanayi, yerleşim ve tarımsal sulama baskısı ile sulak alanların hayatta kalmasının mümkün olmadığını dile getiren Av. Özlem Altıparmak ise sulak alanların hangi açıdan önemli olduğunu İzmir’den çarpıcı bir örnek vererek şöyle ifade ediyor:
“Sulak alanlar ekosistemde en önemli yutak alanların başında geliyor. Hem biyoçeşitlilik hem de iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması için bu alanlara gözümüz gibi bakmamız lazım. İzmir’in sulak alanı Mavişehir’deki yapılaşmanın, organize sanayi bölgesinin ve denizel kirliliğin tehdidi altında. Halbuki dünya üzerindeki 10 flamingodan birisi İzmirli.”
Türkiye’nin uluslararası alanda tanınan sulak alan sözleşmelerine taraf olduğu halde sulak alanlarını hızla kaybettiğine de dikkat çeken Av. Altıparmak, “Marmara Gölü’nün kurutulmasını ve yok edilmesini hukuken engellemek için yaklaşık beş yıldır uğraştıklarını bu nedenle Marmara Gölü’nü şanslı bir göl olduğunu çünkü gölün sahipsiz olmadığını söylüyor. Ancak Türkiye’de sessiz sedasız kuruyan pek çok sulak alan var” diye konuştu.
1970’DEN BERİ KAYBEDİYORUZ
Türkiye’de sulak alanların yitirilmesiyle su yönetimi arasında nasıl bir ilişki olduğunu yakın geçmişte atılan adımlara vurgu yaparak açıklayan Ziraat Mühendisi ve Çevre Bakanlığı Hassas Ekosistemler ve Korunan Alanlar Daire Başkanlığından emekli Osman Erdem de “19. Yüzyılın başlarında sıtma hastalığını önleme şeklinde başlayan ülkemizdeki sulak alan kurutma çalışmaları 1970’lı yılları takiben tarım arazisi kazanma amacına yönelmiş ve bu dönemde Türkiye sulak alanlarının yarıdan fazlasını kaybetmiştir. Türkiye 1994 yılında sulak alanların korunmasını öngören Uluslararası Ramsar Sözleşmesine taraf olmuş ve takip eden yıllarda sulak alanların korunmasını öngören yasal düzenlemeler yapılmıştır. Ancak uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuatımızdaki düzenlemelere rağmen ülkemizdeki sulak alan kayıpları durmamış, devam etmiştir” dedi.
EKOLOJİK DENGE BOZULDU
Türkiye’nin bugün itibariyle doğal sulak alanlarının yüzde 60’ından fazlasını kaybettiğini söyleyen Erdem, Beyşehir, Eğirdir, Uluabat ve Kuş Göllerinin; Kızılırmak, Gediz, Seyhan, Ceyhan deltaları gibi halen varlığını sürdüren sulak alanlarda ise su rejimine yapılan müdahaleler, su kalitesinin bozulması, istilacı yabancı türlerin sulak alanlara atılması gibi nedenlerle ekolojik dengesinin bozulduğuna değindi. Osman Erdem, “Tüm yasal düzenlemelere rağmen sulak alanların kayıplarının devam etmesinin nedeni, sulak alanı besleyen akarsuların ve diğer yüzey sularının barajlarda tutulması ya da yönlerinin değiştirilmesi ve yer altı sularının aşırı kullanımıdır” diye konuştu.
Son zamanlarda kuruyan ve kurumakta olan göllerin ‘restorasyonundan’ söz edilmesini de eleştiren Dr.Erol Kesici, “Göllerin su miktarı ve kaliteleri olumsuzlaşırsa, biyoçeşitlilikleri, enerji alışverişleri, besin zincirleri sekteye uğrarsa, tıpkı organ yetmezliğine uğrayıp yaşamsal reaksiyonlarını kaybederler” diyerek restorasyon çalışmalarının gölün doğal yapısını geri kazanmak için yeterli olmayacağını vurguladı.
KURUYAN VE KURUTULAN GÖLLERİMİZ
Son 20-25 yılda ülkemizin önemli sulak alanlarından büyük bir bölümünü geri dönüşü olmayacak şekilde kaybedildi. Nasrettin Hoca’nın, ‘ya tutarsa’ deyip suyuna yoğurt mayası çaldığı Akşehir Gölü artık yok. Sadece çok yağışlı yıllarda ilkbahar aylarında küçük bir bölümünde su toplanıyor.
Hemen yanındaki Eber Gölü ise su alanının üçte birini kaybetti.
20 yıl öncesine kadar Burdur Gölü, kuş varlığı yönünden Türkiye’nin en önemli göllerinden biri idi. Her yıl uzmanlar tarafından su kuşu sayımı yapılıyor. Bu yıl gerçekleştirilen kış ortası su kuşu sayımına katılan Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İskender Gülle 2000’li yıllarda Burdur Gölü'nde 100 binin üzerinde su kuşu olduğunu şu anda bu sayının artık binlerle ifade edildiğini söyledi.
Yeryüzünün en değerli alanlarından biri olarak kabul edilen Salda Gölü’nde ise su seviyesi 8 buçuk metreye düşmüş ve düşüş devam ediyor.
Burdur Göller Havzası’ndaki Yarışlı, Karataş ve Çorak gölleri çok sığ (derinliği az) olduğu için tamamen kurumuştur. Yeraltı suları düşmesiyle besleyen kaynaklar kuruduğu için Acıgöl’ün küçük bir kısmında su toplanıyor.
KONYA KAPALI HAVZASI TEHLİKEDE
Konya Kapalı Havzası ülkemizin en az yağış alan bölgelerinden biri olmasına rağmen 20. yüzyılın başlarında Türkiye’nin en önemli sulak alanlarına sahipti. Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan ve Türkiye’nin tuz ihtiyacının üçte ikisinin karşılandığı Tuz Gölü bölgede yer alıyor. Ne yazık ki Gölü besleyen akarsular üzerine göletler yapılması ve bu göletlerden Göl’e su bırakılmadığı için göl kurumakla karşı karşıya kaldı. Her yıl ortalama on bin çift flamingo Tuz Gölü’nün ortalarında kuluçkaya yatmaktadır. 2021 yılı temmuz ayında kuluçkadan çıkan iki binin üzerindeki yavru flamingo içecek su bulamadığı için öldü.
Tuz Gölü’nün hemen bitişiğindeki Tersakan Gölü, Bolluk Gölü ve Kulu Gölü’nün durumu da Tuz Gölü’nden farklı değil. Bir zamanlar sadece ülkemizin değil bulunduğumuz coğrafyanın da en önemli sulak alanlarından biri olan Seyfe Gölü’nde son 15 senedir su yok.
Dünyanın nazar boncuğu olarak isimlendirilen Ramsar alanlarımızdan Meke Gölü tamamen kurudu, Kızören obruğunda su seviyesindeki düşüş 40 metreyi geçti.