Bugün İzmir kent merkezindeki betonarme yapıların altında, yaklaşık 5 bin yıl önce dönemin bölgesel ticaretine yön veren bambaşka bir şehir yaşamı hüküm sürüyordu. Yeşilova Höyüğü’nün hemen yanı başında yer alan Yassıtepe Höyüğü, yürütülen titiz çalışmalarla Ege'nin en eski planlı kent modellerinden birini gözler önüne seriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ege Üniversitesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi desteğiyle sürdürülen kazıların başkanlığını yürüten Doç. Dr. Zafer Derin, Yassıtepe’nin basit bir yerleşim olmadığını, etrafı güçlü surlarla korunan, depoları, işlikleri ve dini tapınakları bulunan tam teşekküllü bir şehir olduğunu vurguluyor.

Anadolu arkeolojisi açısından stratejik bir konuma sahip olan Bornova Ovası üzerindeki bu antik yerleşim, mimari düzeni ve tarihlendirmesi itibarıyla Çanakkale’deki Troya antik kentinin en erken tabakalarıyla tam bir çağdaşlık gösteriyor. Şehrin etrafını saran savunma duvarları, sadece kent sakinlerini dış tehlikelerden korumakla kalmıyor, aynı zamanda içeride biriken büyük ekonomik zenginliği ve üretimi de teminat altına alıyordu.

Üzüm ve zeytin üretimiyle başlayan ticari zenginlik

Yassıtepe'de gerçekleştirilen arkeolojik kazı çalışmaları, 5 bin yıl öncesinde tarımsal üretimin nasıl devasa bir ticari güce dönüştüğünü kanıtlıyor. Toprak altından çıkarılan devasa boyuttaki depolama küpleri, kentin geniş bir tarımsal artülkeye sahip olduğunu ve ürünlerin sistemli biçimde stoklandığını gösteriyor. Yerleşimde işlenen bronz metaller ve üretilen nitelikli çanak çömlekler, kentin pazar payını İç Batı Anadolu’dan kıyı Ege’ye ve deniz aşırı coğrafyalara kadar genişletmesini sağladı.

Kentin tarımsal ekonomisinde üzüm üretimi son derece vital bir yere sahipti. Kazı alanındaki sıvı kapları ve organik kalıntı analizleri; üzümün sadece taze meyve olarak tüketilmediğini, şarap, pekmez ve kuru üzüm gibi katma değerli ürünlere dönüştürülerek ticarete konu edildiğini belgeliyor. Bu durum, bölgenin simgesi olan Bornova Misketi üzümünün tarihsel köklerinin 5 bin yıl öncesine uzandığı ihtimalini kuvvetlendiriyor. Ayrıca 2026 yılı kazı sezonunda ulaşılan 5 bin yıllık zeytin çekirdeği bulguları; üzüm ve incirin ardından Ege mutfağının ve ekonomisinin üç kutsal ürününün aynı tarihsel tabloda bir araya geldiğini tescilledi.

Miken tüccarlarından kalan mühürler ve mezarlar

Yassıtepe'nin sınırları aşan ticaret ağı, Ege ve Akdeniz havzasındaki uzak uygarlıklarla kurulan doğrudan temaslarla şekillendi. Kazı alanında tespit edilen ve Miken kültürü ile ilişkilendirilen özel mezarlar, Yunan karasından, Girit ve Rodos adalarından bölgeye ticaret amacıyla gelen tüccarların varlığını kanıtlıyor. Ölülerin yakılmadan büyük seramik kaplar içerisine cenin pozisyonunda yerleştirildiği bu mezarlarda, merhumların yanına zeytinyağı ve şarap testileri ile değerli takılar bırakıldığı görüldü.

2026 kazı döneminde Miken mezarlarından birinde bulunan iki adet silindir mühür, tespiti yapılan en heyecan verici buluntulardan biri oldu. Mezara hediye olarak bırakılan bu mühürler, Yassıtepe'nin uluslararası ticarî sözleşmelerde ve idari onay mekanizmalarında üstlendiği prestijli rolü net bir biçimde ortaya koyuyor. Yerleşimin Ege dünyasındaki ticari aktörler için ne derece önemli bir merkez olduğu bu mühürlerle bir kez daha doğrulanmış oldu.

Panter avıyla sergilenen güç ve idari kabul salonu

Kazılarda ortaya çıkarılan faunal kalıntılar, dönemin sosyal hiyerarşisine ve güç sembollerine dair çarpıcı detaylar sunuyor. Bugün Anadolu coğrafyasında soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan Anadolu Parsı (panter) kalıntıları, Yassıtepe’de elit kesimin varlığına işaret ediyor. Yaklaşık 8 bin yıl önce yakındaki Yeşilova’da kutsal sayılan ve kap üzerine resmi çizilen panter, 5 bin yıl önceki Yassıtepe’de kentin idarecisi olan "bey" için bir güç ve prestij göstergesi haline gelmiş durumda.

Kentin yöneticisi tarafından avlanan panter ve ayı gibi yırtıcı hayvanların kemikleri, statü sergilemenin bir aracı olarak değerlendiriliyor. Kent merkezinde yürütülen çalışmalarda, yöneticinin konuklarını ağırladığı düşünülen geniş bir kabul salonu da tespit edildi. Yüzlerce içecek ve ikram kabının yan yana bulunduğu bu özel mekan, kentin ticari ve siyasi ittifaklarının kurulduğu, prestijli törenlerin düzenlendiği idari bir merkez işlevi görüyordu.

MÖ 2800 felaketi ve duvarlardaki deprem izleri

Yassıtepe kent yaşamı, inanç sistemleriyle de dikkat çekiyor. İncelenen küp mezarlar üzerinde yer alan hamile ana tanrıça kabartması unsurları, dönemin insanlarının ölümden sonra yeniden doğuşa duydukları inancı simgeliyor. İnsanlar, ana rahmini temsil eden dev küplerin içine bükülmüş vaziyette defnedilerek doğaya geri kazandırılıyordu.

Aziz’den Yeni Bomba: “Derdi Ne” Rap Listelerini Sallamaya Geldi!
Aziz’den Yeni Bomba: “Derdi Ne” Rap Listelerini Sallamaya Geldi!
İçeriği Görüntüle

Ancak bu gelişmiş ve zengin kent yaşamı, MÖ 2800 yıllarında yaşanan yıkıcı bir doğal afetle aniden kesintiye uğradı. Kazılarda ortaya çıkarılan taş duvarlardaki belirgin "S" biçimli deformasyonlar, kenti vuran şiddetli deprem izleri olarak kayıtlara geçti. Depremin yarattığı büyük yıkım ve dehşet nedeniyle kent sakinlerinin tüm eşyalarını bırakarak alanı terk ettiği anlaşılıyor. Hem Yeşilova Höyüğü hem de Yassıtepe'nin taşıdığı bu muazzam tarihsel birikim, İzmir’in merkezinde Çatalhöyük ve Troya konseptini bir arada sunabilecek devasa bir arkeoloji turizmi potansiyeline işaret ediyor.

Kaynak: BÜLTEN