CHP, DEM Parti ve EMEP’li 20 milletvekili, İzmir’in Aliağa ilçesindeki gemi söküm tesislerine verilen Avrupa Birliği sertifikalarına ilişkin ortak bir girişimde bulundu. Milletvekilleri, Avrupa Komisyonu’na gönderdikleri mektupta, Aliağa’daki tesislerin mevcut koşullarının AB mevzuatıyla açık biçimde çeliştiğini vurgulayarak, tüm sertifika onaylarının derhal iptal edilmesini talep etti.
Milletvekilleri, Aliağa’daki gemi söküm tesislerinde yaklaşık 1.500 işçinin can güvenliği ve sağlığı pahasına çalıştığını, tesislerin yıllardır iş cinayetleri ve meslek hastalıklarıyla gündeme gelmesine rağmen etkili bir denetim ve yaptırım mekanizmasının hayata geçirilmediğini belirtti. Avrupa’dan gelen gemiler de dahil olmak üzere çok sayıda geminin söküldüğü Aliağa’da, denetimlerin büyük ölçüde evrak incelemesiyle sınırlı kaldığı ve sahada fiilen işlemediği ifade edildi.
Mektupta, AB Gemi Geri Dönüşüm Tüzüğü’nün 23. maddesinin, çevre ve işçi sağlığı açısından bir ihlal ya da ihlal tehdidi ortaya çıktığında Avrupa Komisyonu’na harekete geçme yükümlülüğü getirdiği hatırlatıldı. Buna rağmen, Aliağa’daki tesislere ilişkin belgelenmiş riskler ve yıllara yayılan saha verilerine karşın bu hükmün işletilmemesinin, AB’nin kendi mevzuatını uygulamaması anlamına geldiği vurgulandı.
Milletvekilleri, Türkiye’de ilgili bakanlıkların yerinde ve etkili denetim yapmadığını, açık mevzuat ihlallerine rağmen bugüne kadar hiçbir tesisin caydırıcı bir yaptırımla karşılaşmadığını da kaydetti. Meclis’te verilen çok sayıda soru önergesinin, sahadaki gerçekleri yansıtmayan yanıtlarla geçiştirildiği belirtilerek, iç denetim mekanizmalarının dahi fiilen işlemediği bir ortamda uluslararası onayların sürdürülmesinin kabul edilemez olduğu ifade edildi.
“Uygun koşullar sağlanana kadar tüm AB onayları kaldırılmalı”
Milletvekilleri, işçi sağlığı ve çevre mevzuatına uygun koşullar sağlanana kadar Aliağa’daki tüm gemi geri dönüşüm tesislerine verilen AB onaylarının derhal kaldırılması gerektiğini vurguladı. Onay süreçlerinin, yalnızca tam kapalı ve endüstriyel platformlara dayalı, çevre ve işçi sağlığı açısından tam güvenlik sağlayan yöntemleri esas alacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiği ifade edildi.
“Panzehir işçilerin birliği ve gücüdür”
Metni imzaya açan Emek Partisi milletvekilleri İskender Bayhan ve Sevda Karaca, yaptıkları ortak açıklamada şunları söyledi:
“Aliağa’daki gemi söküm tesislerindeki kuralsız, denetimsiz ve ağır çalışma koşullarını partimiz yakından izliyor. Sadece son dört ayda üç işçi yaşamını yitirdi.
2 Ekim’de Halil İbrahim Uz, Mavi Denizcilik (Sugurya) tesislerinde yaklaşık beş metre yükseklikten düşerek hayatını kaybetti. İşçiler, olay anında ilk müdahaleyi yapacak bir doktorun olmadığını, tesis ambulansının çalışmadığını anlattı. 12 Kasım’da Hasan Aktepe, Temurtaşlar firmasının tesislerinde kesilen gemi parçasının altında kalarak yaşamını yitirdi. Son olarak 10 Ocak’ta Blade Denizcilik tesisinde, daha önce kaza yaptığı ve ‘pert’ olduğu belirtilen bir vincin kancasının kopması sonucu Salih Ataman’ı kaybettik. Bu ölümlerin her biri, önlenebilir, her biri göz göre göre gelen iş cinayetleridir.
Gemi söküm tesislerinde taşeron çalışmanın kaldırıldığı iddia edilse de, işçiler bu kez götürü usulü adı altında daha tehlikeli koşullara mahkûm ediliyor. Bu çalışma modelinde sorumluluk patronlardan alınarak ekipbaşı ve işçilerin üzerine yıkılıyor; ‘hadi-hadi’ baskısıyla hız dayatılıyor. Kişisel koruyucu ekipmanlar ve söküm aşamalarına ilişkin güvenlik prosedürleri kâğıt üzerinde bırakılmakta; işçi sağlığı ve güvenliği, üretimi yavaşlatan bir “maliyet kalemi” ve “zaman kaybı” olarak görülerek sistematik biçimde uygulanmıyor.
Aynı kasıtlı ihmal, gemi sökümü sırasında ortaya çıkan kurşun, cıva, PCB’ler ve asbest gibi son derece tehlikeli maddelerin hem çevreye yayılmasına hem de işçilerin her gün soluduğu bir zehir yüküne dönüşmesine neden oluyor. Aliağa’da yaptığımız görüşmelerde neredeyse her işçi, emekli olduktan sonra kansere yakalanan arkadaşlarından söz ediyor. Meslek hastalıkları ise hâlâ tanınmıyor; hastalanan işçiler ya ücretsiz izne çıkarılıyor ya da işten atılıyor.
Bakanlıkların bu tabloyu bilmemesi mümkün değildir. Buna rağmen bir avuç gemi söküm patronunun kâr hırsı uğruna işçiler de Aliağa halkı da göz göre göre feda ediliyor. Çalışma Bakanlığına verdiğimiz soru önergeleri çoğu zaman ‘kopyala-yapıştır’ mevzuat yanıtlarıyla geçiştiriliyor. İşçiler ise denetimlerin önceden haber verilerek, göstermelik yapıldığını açıkça anlatıyor.
Üstelik bütün bu koşullar ortadayken, Avrupa Komisyonu bu tesislere AB bayraklı gemileri sökme sertifikası vermeye devam etmektedir. AB çevre mevzuatı ve işçi sağlığı-güvenliği standartlarıyla açıkça uyumsuz olan bu uygulamalar, Avrupa Gemi Geri Dönüşüm Tüzüğü’nün 23. maddesi uyarınca iptal edilmelidir. Yirmi milletvekili olarak bu maddenin Komisyon’a bir takdir değil, açık bir sorumluluk yüklediğini vurguladık ve kendi mevzuatını bile uygulamayan bu iki yüzlü tutuma dikkat çektik.

Ölüm düzenine karşı çözüm: İşçi denetimi
Ancak nihayetinde bu ölüm düzeninin gerçek panzehiri, gemi söküm işçilerinin kendi örgütlü gücüdür. İş cinayetlerinin en çok örgütsüzlüğün üzerine çökmesi tesadüf değildir. Gerçek ve kalıcı bir işçi sağlığı ve güvenliği, işçilerin emek süreci üzerinde doğrudan denetim sağlamasından geçiyor. İşçiler, can güvenliklerini, sağlıklarını ve geleceklerini patronların, çavuşların ya da göstermelik denetim mekanizmalarının insafına bırakmak zorunda değildir. Kendi seçtikleri temsilciler aracılığıyla gemi sökümün her aşamasında denetim yapmalı; işçiler söz ve karar sahibi olmalıdır.
Nasıl ki 2022’de 11 gün süren fiili grevle gemi söküm işçileri önemli kazanımlar elde ettiyse, bugün de hem iş cinayetlerine karşı hem de insanca yaşamaya yetecek bir ücret için birlik olmak, birbirlerine güvenmek ve mücadele etmek zorundadırlar. Biz de Emek Partisi olarak, hem İzmir örgütümüzle sahada hem de Meclis’te işçi sınıfının vekilleri olarak, gemi söküm işçilerinin mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz.”





