İzmir, 9 Eylül 1922 sabahı tarihinin en önemli günlerinden birini yaşadı. 15 Mayıs 1919'da başlayan işgal, Türk ordusunun Büyük Taarruz'un ardından İzmir'e ulaşmasıyla sona erdi. 26 Ağustos'ta başlayan Büyük Taarruz'un ardından Türk süvarileri yaklaşık iki hafta içerisinde Batı Anadolu'yu aşarak İzmir'e ulaştı. Fahrettin Altay komutasındaki 5. Süvari Kolordusu'na bağlı birlikler 9 Eylül sabahı İzmir'e girdi. Millî Eğitim Bakanlığı'nın İzmir tarihine ilişkin çalışmasında da birliklerin Belkahve sırtlarından İzmir'e ulaştığı belirtiliyor. O sabah yaşananların belki de en çarpıcı taraflarından biri ise zaferin komutanlarından Fahrettin Altay için İzmir'in yalnızca askerî bir hedef olmamasıydı. İzmir aynı zamanda ailesinin bulunduğu şehirdi.

Images (1)-146

İzmir'e girdi, karşısında annesini gördü

Fahrettin Altay'ın torunu Dr. Hasan İnsel'in yıllar sonra anlattığı aile hatırası, 9 Eylül'ün en insani hikâyelerinden birini ortaya çıkarıyor. İnsel'in anlatımına göre Fahrettin Altay İzmir'e girdiğinde onu karşılamaya gelenler arasında annesi de vardı.

Images (2)-57

Paşa atından indi ve annesine sarıldı.

Uzun savaş yıllarının ardından oğlunu karşısında gören anne ile İzmir'e zaferle giren komutanın buluşmasında geçen konuşmayı İnsel şöyle aktarıyor:

“Anne çok açım.”

Ancak yıllarca işgal altında yaşamış bir şehirde savaşın yokluğu Altay ailesinin evinde de hissediliyordu.

İnsel'in aktardığına göre annesinin cevabı, dönemin şartlarını birkaç kelimeyle anlatıyordu:

“Oğlum ekmekten başka bir şeyimiz yok.”

Evde yalnızca ekmek vardı.

İnsel bu anıyı anlatırken, ülkenin içinde bulunduğu koşullara dikkat çekiyor: “Düşünün, koca komutanın evinde bile böyle büyük bir sıkıntı yaşanıyormuş.”

Zaferin görkeminin hemen arkasındaki bu küçük aile hikâyesi, 9 Eylül'ün başka bir yüzünü gösteriyor.

Images-696

9 bin 500 atlıyı İzmir'e götüren komutan

Fahrettin Altay'ın İzmir'e uzanan harekâttaki rolünün arkasında ise yalnızca süvari birliklerinin hızı yoktu.

Torunu Hasan İnsel'in özellikle üzerinde durduğu özelliklerden biri dedesinin olağanüstü topografya bilgisiydi.

İnsel, Fahrettin Altay'ın yıllar sonra dahi savaş alanlarını ayrıntılarıyla hatırladığını anlatıyor.

Birlikte Çanakkale'ye yaptıkları yolculuklardan birinde Altay, otomobili ara yola yönlendirdi. Yıllar önce savaştığı bir noktaya geldiklerinde torunundan aşağıdaki küçük derenin hâlâ akıp akmadığına bakmasını istedi.

Dere oradaydı.

Altay daha sonra bastonuyla otomobilden indi ve yıllar önce kendi birliklerinin nerede, karşılarındaki düşman askerlerinin nerede mevzilendiğini torununa gösterdi.

İnsel'e göre bu hafıza, Büyük Taarruz sırasında da kritik önem taşıyordu.

“9 bin 500 atı düşmanın arkasına çıkarmak dile kolay.”

İnsel, günümüzde uydu görüntüleri ve dijital haritalarla yapılabilecek bir planlamanın o yıllarda kâğıt haritalar ve arazi bilgisiyle gerçekleştirildiğine dikkat çekiyor. Dedesinden kalan, mevzilerin kırmızı kalemle işaretlendiği eski haritaların hâlâ kendisinde olduğunu da anlatıyor.

İzmir’de motorin 100 liraya yelken açtı
İzmir’de motorin 100 liraya yelken açtı
İçeriği Görüntüle

08 Kama 724X1280 Edxt08 Istiklal Madalyasi 725X1280 Ayok

İzmir'i gördüğü anı unutmadı

Fahrettin Altay'ın kendi hatıraları ise 9 Eylül sabahının komutan üzerindeki etkisini daha da açık gösteriyor. Altay'ın anılarını inceleyen akademik çalışmaya göre Paşa, 90 yaşında tamamladığı hatıratında İzmir'e girişini yaşamının en anlamlı anlarından biri olarak anlatıyor. 9 Eylül sabahı güneşin altında İzmir'in görünmeye başlaması Altay'da büyük bir heyecan yaratmıştı. Çünkü karşısındaki kent yalnızca ulaşılması emredilen son askerî hedef değildi. Annesinin yaşadığı İzmir'e yıllar süren savaşın ardından Türk ordusunun komutanlarından biri olarak dönüyordu.

Ekran Görüntüsü 2026 09 06 194614

Nal sesleri Akdeniz'in sesiyle birleşti

Altay'ın hafızasında en güçlü kalan görüntülerden biri süvarilerin İzmir rıhtımından geçişiydi. Hatıratını inceleyen çalışmada aktarıldığına göre Altay, atların parke taşları üzerinde çıkardığı nal sesleriyle Akdeniz'in kıyıya vuran dalgalarının sesini birbirine karışmış şekilde hatırlıyordu. Bu sesleri adeta bir zafer marşı gibi tarif ediyordu. 9 Eylül'deki coşkunun başka bir ayrıntısı da Süvari Kolordusu'nun bandosuydu. Fahrettin Altay'ın hatıralarına dayanan akademik araştırmaya göre Altay, daha Büyük Taarruz'un ilk günü olan 26 Ağustos'ta Tokuşlar köyündeyken askerî bandoya İzmir Marşı'nı çaldırmıştı. 9 Eylül'de Süvari Kolordusu İzmir'e ulaştığında bando yeniden İzmir Marşı'nı çaldı.

Images (1)-146

İlk birlikler saat 10.30'da İzmir'deydi

Türk ordusunun İzmir'e girişinin askerî kayıtlarında da o güne ilişkin önemli ayrıntılar bulunuyor. Atatürk Ansiklopedisi'ndeki kayıtlara göre Fahrettin Altay'ın 5. Süvari Kolordusu'na bağlı 1. Süvari Tümeni'nin komutanı Mürsel Bakü, birlikleriyle 4 Eylül'de Kula'ya, 8 Eylül'de Manisa'ya ulaştı. 9 Eylül 1922 günü ise 1. ve 2. Süvari tümenleri saat 10.30'da İzmir'e giren birlikler arasındaydı. Mürsel Bakü, İzmir'e girildiğini telsiz ve telgraf aracılığıyla Mustafa Kemal Paşa ile Batı Cephesi Karargâhı'na bildirdi. Türk Tarih Kurumu arşivinde de 9 Eylül 1922 tarihli Fahrettin Altay fotoğrafı bulunuyor. Fotoğrafın üzerinde “İzmir'in istirdadı hatırası” notu yer alıyor.

0X0 Fahrettin Altay Kimdir Izmiri Kurtaran Ve Adini Efsane Suvari Birlikleriyle Yazdiran Kahraman Pasa 1786632358397

Atatürk İzmir'e bir gün sonra geldi

Mustafa Kemal Paşa ise İzmir'e 10 Eylül'de ulaştı. İzmir Valiliği'nin tarihsel kayıtlarına göre Mustafa Kemal Paşa'nın yanında Fevzi Çakmak, İsmet İnönü, Asım Gündüz ve karargâh heyeti bulunuyordu. Mustafa Kemal İzmir'de Fahrettin Altay ile buluşarak Hükümet Konağı'na geçti. Konak Meydanı'nı dolduran İzmirlilere hitap ederken zaferi kendisine değil millete mal eden kısa fakat tarihî mesajını verdi:

“Bu başarı milletindir.”

Ekran Görüntüsü 2026 09 06 193218

Torununun çocukluğu Kurtuluş Savaşı komutanlarının arasında geçti

Hasan İnsel'in anlattıkları yalnızca 9 Eylül'le sınırlı değil. İnsel çocukluğunun ve gençliğinin önemli bölümünü dedesinin yanında geçirdiğini söylüyor. Fahrettin Altay yazları Teşvikiye'de, kışları Emirgan'daki yalısında yaşıyordu. Evin ziyaretçileri ise sıradan isimler değildi. Kurtuluş Savaşı'nın hayatta kalan komutanları belirli günlerde bir araya geliyor, sohbet ediyor ve briç oynuyordu. İnsel de genç bir tıp öğrencisiyken kimi zaman bu komutanları otomobiliyle evlerine bırakıyordu. “Ömrüm dedemle geçti” diyen İnsel, o günlerden hafızasında kalan 8-10 Kurtuluş Savaşı komutanını “olağanüstü insanlar” olarak tarif ediyor.

Fahrettin Altayin Torunu Dr Hasan Insel Bascavus Pasanin Silahlarina Selam Durdu Fahrettin Altay Kimdir Onlo

Atatürk'ü anlatırken gözleri doluyordu

İnsel'in dedesiyle ilgili hafızasında kalan en çarpıcı görüntülerden biri ise Fahrettin Altay'ın Atatürk'e duyduğu bağlılıktı. Torununun anlatımına göre Altay, Atatürk'ten söz ederken duygulanıyor, gözleri doluyordu. Gittiği yerlerde bir Atatürk büstü gördüğünde zaman zaman ona sarılarak ağlıyordu. Hayatı boyunca birçok cephede savaşmış Altay'ın kendisine en ağır gelen görevlerden biri de Atatürk'ün ölümünün ardından üstlendiği görev olmuştu. Torununa şu cümleyi tekrarlıyordu:

“Bana en acı gelen şey Atatürk'ün cenaze komutanı olmak.”

İstiklal Madalyası bugün torununda

Fahrettin Altay'ın Kurtuluş Savaşı'ndan kalan en önemli kişisel miraslarından biri de İstiklal Madalyası. Madalyanın bugün kendisinde olduğunu söyleyen Hasan İnsel, çocukken dedesinin madalyalarıyla oynadıklarını anlatıyor. İnsel, dedesinin İstiklal Madalyası'nı Cumhuriyet Bayramı'nda gururla taktığını da belirtiyor.

08 Istiklal Madalyasi 725X1280 Ayok

Bir soyadı İzmir'in hafızasına dönüştü

Fahrettin Altay'ın adı bugün İzmir'de her gün binlerce kişinin kullandığı bir semtte, meydanda ve ulaşım güzergâhında yaşamaya devam ediyor. Ancak 9 Eylül'e günler kala torunu Hasan İnsel'in anlattığı aile hatıraları, bu ismin ardındaki insanı yeniden hatırlatıyor.

Bir tarafta 9 bin 500 atlıyı Batı Anadolu'nun dağlarından ve geçitlerinden geçirerek İzmir'e ulaştıran bir süvari komutanı; diğer tarafta yıllar süren savaşın ardından İzmir'e girdiğinde atından inip annesine sarılan ve “Anne çok açım” diyen bir oğul... Annesinin ona sunabileceği ise yalnızca ekmekti. 9 Eylül 1922'nin üzerinden 104 yıl geçerken bu hikâye, İzmir'in kurtuluşunun yalnızca askerî haritalar, cephe hareketleri ve tarih kitaplarındaki tarihlerden ibaret olmadığını; savaşın, yokluğun, ailelerin ve yıllar sonra bile unutulmayan kişisel hatıraların da bu tarihin bir parçası olduğunu gösteriyor. Başlık konusunda ise sizin fikrinizi biraz keskinleştirirdim: “9 Eylül'e günler kala Fahrettin Altay'ın torunundan İzmir'e tarihi anlatı” yerine dijitalde çok daha güçlü olan İzmir'e zaferle girdi, evde sadece ekmek vardı! Fahrettin Altay'ın torunundan 9 Eylül hatırası başlığını tercih ederim. Bu başlık haberin en şaşırtıcı ve insani ayrıntısını öne çıkarıyor; “tarihi itiraf” demediği için de röportajda aslında bir itiraf olmayan anlatıyı yanlış çerçevelemiyor.

Kaynak: HABER MERKEZİ