Araştırmacı Gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara’da evinin önünde düzenlenen bombalı saldırıyla katledildi. Aradan geçen 33 yıla rağmen cinayetin tüm bağlantıları ortaya çıkarılamadı. Mumcu’nun cesur gazetecilik anlayışı, karanlığa karşı kaleme aldığı yazılar ve uyarıları ise bugün de Türkiye’nin demokrasi ve hukuk arayışında yol gösterici olmayı sürdürüyor.
Karanlığa karşı kalemle yürüyen bir hayat
Uğur Mumcu’nun gazeteciliği, yalnızca haber yazmakla sınırlı değildi; gerçeği arama ve hesap sorma sorumluluğunu merkezine alan bir duruştu. “Gazeteci, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı çıkabilen kişidir” sözleri, onun mesleğe bakışını özetliyordu. Bedeni 1993’te aramızdan ayrıldı; fakat fikirleri, haklı çıkan uyarıları ve belgeli çalışmaları, Cumhuriyet değerlerinin meşalesi olarak yaşamaya devam ediyor.
Planlı bir suikast, bitmeyen sis perdesi
24 Ocak 1993 sabahı, Ankara Karlı Sokak’taki evinin önünde otomobiline yerleştirilen bombanın patlamasıyla yaşamını yitiren Mumcu’nun öldürülmesi, profesyonel bir hazırlığın ürünüydü. Günlük rutinleri izlenmiş, saldırı titizlikle planlanmıştı. Yıllar süren soruşturmalar ve davalar yürütüldü; ancak cinayetin asıl failleri ve bağlantıları bütünüyle aydınlatılamadı. Bu nedenle Uğur Mumcu cinayeti, Türkiye’de siyasi suikastlarda cezasızlığın simgelerinden biri olarak hafızalara kazındı.
Hukuktan gazeteciliğe uzanan yol
1965’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Mumcu, öğrencilik yıllarında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Türk Sosyalizmi” makalesiyle Yunus Nadi Ödülü aldı. Akademik kariyerine Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü’nde Prof. Tahsin Bekir Balta’nın asistanı olarak başlayan Mumcu, bir yandan da Milliyet gazetesinde incelemeler kaleme aldı. Hukuk bilgisi, gazeteciliğinde belgesel derinliğin temel dayanağı oldu.
12 Mart, Mamak ve “Sakıncalı piyade”
12 Mart 1971 döneminde kaleme aldığı bir yazıda kullandığı ifadeler nedeniyle “orduya hakaret” ve “sosyal bir sınıfın diğerleri üzerinde tahakkümü” iddiasıyla gözaltına alındı. Mamak Askeri Cezaevi’nde yaklaşık bir yıl tutuklu kaldı; 7 yıl hapse mahkûm edildi. Karar Yargıtay’dan dönünce tahliye edildi. Ardından askere alındı; yedek subay olması gerekirken, kendi ifadesiyle “sakıncalı piyade” olarak görev yaptı. Tuzla Piyade Okulu’nda “kötü hal ve düşünce” gerekçesiyle disipline sevk edilip er statüsüne düşürüldü; Ağrı’nın Patnos ilçesine gönderildi.
Profesyonel gazetecilik ve ses getiren kitaplar
Askerlik sonrası üniversiteden ayrılan Mumcu, profesyonel gazeteciliğe 25 Şubat 1974’te Yeni Ortam gazetesinde “Anarşist!..” yazısıyla başladı. Köşe yazılarında hukuka aykırı ve yasa dışı uygulamaların üzerine gitti; belgeye dayalı çalışmalarıyla dikkat çekti. 1977’de yayımlanan “Sakıncalı Piyade” kitabı tiyatroya uyarlandı ve Ankara Sanat Tiyatrosu’nda yüzlerce kez sahnelendi. 1981’de “Silah Kaçakçılığı ve Terör”, 1987’de “Rabıta” ve “12 Eylül”, 1991’de ise önemli araştırmalarından biri kabul edilen “Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925” yayımlandı.
Orta Doğu’nun “dipsiz kuyusu” ve uyarılar
Mumcu, 27 Eylül 1992’de Cumhuriyet’te yayımlanan “Dipsiz Kuyu” yazısında Orta Doğu’daki karanlık ilişkiler ağını çarpıcı sözlerle tarif etti: “Terör örgütleri ile istihbarat örgütlerinin kanlı ve kirli oyunlar oynadığı karanlık bir dipsiz kuyu… Kim, kimi, neden öldürüyor? Bu soruların yanıtlarını anında bulmanın olanağı yoktur.” Bu satırlar, suikasttan yalnızca aylar önce kaleme alınmıştı.
Yargı süreçleri ve bitmeyen sorular
Suikast, farklı örgütlerce üstlenildi; ancak 33 yıl sonra dahi sis perdesi aralanamadı. İlk yargılamalar, Mumcu’nun ölümünden 7 yıl sonra başladı. Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Dr. Muammer Aksoy ve Doç. Dr. Bahriye Üçok cinayetlerini de kapsayan dava, “Umut” adıyla görüldü. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamalar, cinayetlerin ardındaki tüm bağlantıları ortaya koyamadı.
Verilen cezalar ve yeniden yargılama kararları
Yeniden görülen davada bazı sanıklar Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu örgütü kapsamında mahkûm edildi. Üç sanığa “örgüt kurma ve yönetme”, beş sanığa “örgüt üyeliği”nden hapis cezaları verildi. Ancak Anayasa Mahkemesi, gözaltı dönemindeki mevzuatın avukata erişim hakkını tanımadığı gerekçesiyle bazı sanıklar yönünden yeniden yargılama kararı aldı. Bombayı araca yerleştirdiği öne sürülen firari sanık Oğuz Demir’in dosyası ayrıldı; yargılama sürüyor.




