SEMİ TEKTAŞ/İzmir’de kamuoyunda uzun süredir tartışma yaratan, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait üç taşınmazın Vakıflar’a devredilmesi süreci; yazışmalar, idari kararlar, hukuki itirazlar ve siyasi tepkilerle birlikte çok boyutlu bir tartışmaya dönüştü. Belediyenin mülkiyetinde bulunan ve kamusal hizmetlerde kullanılan bu taşınmazların, Vakıflar mevzuatı gerekçe gösterilerek talep edilmesi; yerel yönetim ile merkezi idare arasında yetki ve mülkiyet tartışmasını da yeniden gündeme taşıdı.
Vakıf İddiası ve devir
Tartışmalı sürecin temeli, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne gönderdiği resmi yazılarla atıldı. Yazılarda, belediyeye ait bazı taşınmazların “mazbut vakıf” niteliği taşıdığı ve tarihsel olarak vakıf mülkiyetinde bulunduğu iddia edildi. Vakıflar, bu gerekçeyle söz konusu taşınmazların tapularının iptal edilerek kendi adlarına tescil edilmesi için tapuya başvurdu. Habersiz şekilde yapılan devirin ardından belediyeye gönderilen tahliye kararıyla olay ortaya çıktı. Belediye iddialara karşılık, taşınmazların uzun yıllardır belediye mülkiyetinde olduğunu, tapu kayıtlarının açık ve kesin olduğunu, ayrıca bu alanların kamusal hizmetlerde kullanıldığını belirterek devre itiraz etti. Özellikle taşınmazların sosyal, kültürel ve eğitim amaçlı kullanımları vurgulanarak, olası bir devrin kamu yararına aykırı olacağı savunuldu. Tapu devrine karşı iptal davası açılırken, tahliye için de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi için mahkemeye başvuruldu.
Meslek Fabrikası’nda “mukataa şerhi”
Çekişmenin merkezinde yer alan Meslek Fabrikası binası, tapu kaydında Bayezid Baba Vakfı adına mukataa şerhi bulunduğu gerekçesiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil edildi. Belediye yetkilileri ise taşınmazın vakıf yoluyla meydana gelmiş bir kültür varlığı olmadığını, tarihi kayıtların bunu açıkça ortaya koyduğunu belirtiyor. Yapının 1908 yılında Osmanlı vatandaşı Yuan Tuzakoğlu ve Vasil İstefanidi tarafından un fabrikası olarak inşa edildiği, 1926 tarihli ve Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını taşıyan belgeyle başlayan satın alma süreci sonucunda 28 Kasım 1940’ta belediye adına tapuya tescil edildiği ifade ediliyor. Öte yandan, 20 Ağustos 2007 tarihinde Bayezid Baba Vakfı adına bulunan mukataa şerhinin kaldırılması için Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1 milyon 592 bin 622 TL tutarındaki taviz bedeli talep ettiği, bunun da belediye tarafından ödendiği hatırlatıldı. Belediye kaynakları, bu tarihten sonra yapılan işlemlerde tapu kaydında söz konusu şerhe rastlanmadığını, ancak 27 Ekim 2025 tarihinde Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tapu müdürlüğüne yaptığı başvuru sonucu taşınmazın kendi adına tescil edildiğini aktardı.
Egemenlik Evi: “135 yıldır belediye mülkiyetinde”
Egemenlik Evi binasıyla ilgili olarak ise belediye arşivlerinde yer alan 27 Ocak 1930 tarihli belgede yapının istimlak edildiğinin belirtildiği kaydedildi. 1891 yılında belediye hizmet binası olarak hizmete açıldığı ifade edilen yapı, o tarihten bu yana belediye uhdesinde bulunuyor ve halen belediye hizmet binası olarak kullanılıyor. Belediye yetkilileri, taşınmazın 135 yıldır belediye mülkiyetinde olduğunu ve tapu kaydında vakıf şerhi bulunmadığını vurguladı. Eski tapu kayıtlarında “öşürlü arsa” ve “Hisar Cami-i Şerifi için akar inşa olunmak üzere” ibarelerinin yer aldığı, 1303 tarihli kaydın miladi takvime çevrildiğinde 1887 yılına denk geldiği belirtildi.
Gasilhane binası 5737 sayılı yasaya dayandırıldı
Konak Tepecik Mahallesi 2895 ada 166 parselde kayıtlı olan ve belediyenin Mezarlıklar Dairesi Başkanlığı tarafından gasilhane, idari hizmet binası ve morg olarak kullanılan yapı da tartışmalı taşınmazlar arasında yer alıyor. 1954 yılından bu yana belediye mülkiyetinde olduğu belirtilen taşınmazın, Vakıflar Genel Müdürlüğü İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün 31 Ekim 2018 tarihli yazısı doğrultusunda 6 Kasım 2018 tarihinde Bayezid Baba Vakfı adına tescil edildiği aktarıldı. Tescil işleminin, taşınmaz üzerinde bulunduğu belirtilen yaklaşık 1 metre genişliğinde ve 26 metre uzunluğundaki ışık hakkı irtifakı ile 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesine dayandırıldığı ifade edildi. Belediye, 2.337 metrekarelik taşınmazın tamamının bu gerekçeyle vakıf adına geçirilmesine itiraz ediyor.
Vakıflar adına tescil edildi
Tüm itirazlara rağmen, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün başvurusu üzerine ilgili mevzuat ve Vakıflar Kanunu hükümleri gerekçe gösterilerek, taşınmazların vakıf malı olduğu yönünde değerlendirme yapıldı, üç taşınmaz Vakıflar adına tescil edildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi, söz konusu tapu değişikliklerinin hukuka aykırı olduğunu belirterek yargı yoluna başvurdu.
YARGI SÜRECİ DEVAM EDİYOR
İzmir Büyükşehir Belediyesi, devre karşı mahkemeye başvurarak kararın iptali için dava açtı. Dava dilekçelerinde; taşınmazların vakıf malı olmadığı, uzun yıllardır belediye adına kayıtlı olduğu, kazanılmış hakların ihlal edildiği ve kamu yararının göz ardı edildiği vurgulandı. Ayrıca gönderilen tahliye yazısına ilişkin de yürütmeyi durdurmak için idare mahkemesine başvuruldu. İdare mahkemesinin tahliyenin yapılması kararı da bir üst mahkemeye taşındı.
İzBB’den yapılan açıklamada sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi bir boyutu olduğunu savundu. Açıklamalarda, yerel yönetimlerin yetkilerinin aşındırıldığı ve belediyelerin kamusal varlıklarının merkezi idare eliyle devralındığı görüşü dile getirildi, taşınmazların devrinin İzmir halkının doğrudan yararlandığı hizmetleri sekteye uğratacağı ifade edildi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi, Meslek Fabrikası binasına yönelik el koyma girişimlerine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını taşıyan 1926 tarihli kararnameyi kamuoyuna göstererek karşılık verdi. Tarihi belgenin görselleri, Halkapınar’daki yapının duvarlarına asıldı.
Oldu bitti ile fiili durum yaratma telaşı
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, yargı süreci henüz sonuçlanmadan tahliye girişiminde bulunulmasının hukuka aykırı olduğunu savundu, İzmir halkının kaynaklarıyla restore edilerek kamusal hizmete açılan binalara müdahale edilmek istendiğini ifade etti. Bu süreçte Vakıflar’ın İzmir’de kendi mülkiyetindeki taşınmazlar için dükkan ve büro kiralama ihaleleri düzenlediğini de belirten Tugay, bu durumun çelişki yarattığını dile getirdi. Paylaşımında kurum yetkililerine sorular yönelten Tugay, mahkeme kararı beklenmeden atılan adımların “oldubitti” ile fiili durum oluşturma girişimi olduğunu öne sürdü.
Tugay şunları söyledi:
"Şimdi Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkililerine soruyorum: Elinizde kiraya verdiğiniz, ihaleye çıkardığınız, hatta atıl bıraktığınız bu kadar taşınmaz varken; İzmir halkının parasıyla ayağa kaldırılmış, kamu yararına işletilen bu binalara el koymaya çalışmanızın amacı nedir? Mahkeme süreci sürerken, hukukun vereceği kararı beklemek yerine oldu bitti ile fiili bir durum yaratma telaşı neden Kamu kurumları arasında güç gösterisi olmaz. Devlet ciddiyeti, sabırla hukuku beklemeyi gerektirir. Oldu-bitti dayatmalarıyla, kamu hizmeti veren yapıları boşaltmaya çalışmak ne hukukla ne de kamu vicdanıyla bağdaşır. Bu binalar birer mülk değil; İzmirlinin emeği, vergisi ve ortak hafızasıdır. Ve herkes bilmelidir ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir’e emanet ettiği değerler, masa başı girişimler ile devredilecek sahipsiz yapılar değildir."
Tugay yaşananların usulsüz ve yanlış olduğunu da ifade etti.
HALKA HİZMETE DEVAM ETSİN
Meslek Fabrikası, 29 merkezdeki ,531 kursta, 145 binden fazla kursiyere eğitim vererek, 13 binden fazla mezun verdi. Kursiyerlerin 37 bini iş ilanlarına yönlendirilmiş, 2 Bin 600’den fazlası işe yerleştirilmiş. Belediye bu verilerle Meslek Fabrikası’nın sadece “tarihi bina” olmadığını, sosyal politika, eğitim ve istihdam programlarının merkezi olduğunu ifade ediyor. Meslek Fabrikası’nda eğitim görerek sertifikalarıyla iş hayatına atılanlar da karara tepki gösterdi, halka hizmete devam etmesi gerektiği görüşünü savundu.
KAMUNUN MALI EL DEĞİŞTİRMEMELİ
Sivil toplum örgütleri, meslek odaları ve bazı siyasi partiler devre tepki göstererek, taşınmazların “kamunun malı” olduğu ve kamu yararı gözetilmeden el değiştirdiği yönünde açıklamalar yaptı. Özellikle Meslek Fabrikası’nın geleceğine dair endişeler, sosyal medyada ve yerel basında geniş yer buldu. Öte yandan Vakıflar cephesi ise yapılan işlemlerin tamamen yasal olduğunu, vakıf mallarının korunmasının anayasal bir görev olduğunu savundu.




