Rojda DOLGUN/ Avrupa Birliği’nin gıda güvenliği için kurduğu mekanizmalardan biri olan RASFF sistemi, 2025 yılı boyunca Türkiye kaynaklı tarım ürünleri için art arda uyarılar verdi. Türkiye’nin pestisit kalıntıları nedeniyle Hindistan’ın ardından ikinci sıraya yükselmesi dikkat çekti. Verilere göre Türkiye, pestisit kalıntıları nedeniyle Avrupa pazarında en çok alarm veren ikinci ülke konumuna yükseldi. Türkiye, bu alanda Mısır, Çin ve Brezilya gibi büyük tarım ihracatçılarını da geride bıraktı. Özellikle sebze ve meyve sevkiyatlarında tespit edilen tarım zehirleri, Avrupa gümrüklerinde çok sayıda ürünün geri çevrilmesine yol açtı.
Kimyasal kimyasala karşı
Devlet tarafından çiftçilere verilen desteklerin kimyasalı teşvik ettiğini belirten Çiftçi Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu “Türkiye'de pestisit konusunda henüz daha bir aydınlanma söz konusu değil. Zaten pestisit kullanımı İl Tarım Müdürlüğü ve benzerleri tarafından sürekli teşvik ediliyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de pestisit kullanımı yasaklanmalı. İklim krizi nedeniyle, ürünler mevsiminde yetişmiyor. Aslında mevsiminde tüketilmeyen ürünlerde problemler yaşanmaya başlanıyor. Dolayısıyla buna çare olarak önerilenler ise yine kimyasallar oluyor. Ürünler zamanında üretilip, mevsiminde tüketilmeyince, bu sefer pestisit kullanımı artıyor” dedi.
“Avrupa’ya gitmeyen ürünler bize kalıyor”
Avrupa’ya gitmeyen ürünlerin iç pazara sunulduğunun altını çizen Çobanoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Bizim gençliğimizde bağlardaki üzüm Eylül sonunda mutlaka biterdi. Ama şimdi Aralık ayında bile bağlardan üzüm kesiliyor. Dolayısıyla uzun süre dayanıklılık sağlanması için pestisit kullanılıyor. Bu aynı zamanda ciddi bir su kaybına da neden oluyor. Çünkü sulamaların artması gerekiyor. Yine birçok dayanıksız tohum, sertifikalı tohum adı altında, laboratuvarlarda yetiştirilmiş şirket tohumları öneriliyor. Devletin verdiği teşvikler de bu tarz tohumlara veriliyor. Sertifikalı tohum kullanılmazsa teşvik verilmeyeceği söyleniyor. Eski geleneksel tohumlar yani, hastalıklara karşı o yöredeki iklim koşullarına ve toprak koşullarına dönük daha adapte olmuş tohumlar kullanılmalı.
Ama bu laboratuvarda sertifikalı şirket tohumu kullanılınca, bu sefer ister istemez onu ayakta tutacağım, verimini artıracağım diye sürekli kimyasal kullanımı teşvik ediliyor. Bazı bölgelerde mesela jeotermallerin bitkisel üretime özel zararları var. Bu hastalanmalar vs. karşısında gene kullanılıyor. Kullanımı da öneriliyor. Dolayısıyla Türkiye'de pestisit kullanıldığı iddiası, doğru bir iddiadır diye düşünüyorum Yani Avrupa'ya gitmeyen, geri dönen bazı ürünler bize kalıyor. Bu ürünler geri dönünce de Türkiye'ye de iç pazara sunuluyor”

Adnan Çobanoğlu
“Çiftçi üretemez hale geldi”
Mevcut tarım politikaları nedeniyle çiftçinin üretemediğini vurgulayan Çobanoğlu “Tarım ve Orman Bakanlığı'nın pestisit denetimleri yeterli değil. Zaten özel bir denetleme derdi de yok. Öyle olmuş olsa bazı ciddi problemleri olan kimyasal tarım ilaçlarını yasaklarlar. Öyle bir adım atmıyorlar. Tarım politikası aslında üreticinin, tüketicinin ve bilim insanlarının birlikte karar verdiği, yani bir bölgede hangi ürünün yetişip yetişmeyeceğini bile birlikte karar verecekleri bir yöntem bütününden oluşmalıdır. Ama şimdi, tarım politikaları yukarıdan aşağı üretiliyor. Diyor ki, sen şunları üretmeyeceksen desteklerden yararlanamazsın. İkinci ciddi problem ise ürünlerin taban fiyatı uygulamalarının ortadan kalkmasıdır. Bu ortadan kalkınca bu sefer çiftçi üretemez hale geldi. Örneğin kuru üzümde girdi fiyatları üç yıl önceye göre nerdeyse ona katlandı” dedi.
Çözüm önerisi olarak geleneksel köylü tarımı
Çiftçilerin yaşadığı sorunlara bir çözüm önerisi olarak geleneksel köylü tarımını hatırlatan Çobanoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Ürünler mevsiminde üretilip mevsiminde tüketilmeli. Yerelinde üretilip, yerelinde tüketilmeli. Bütün problemlerin anan kaynağı böyle bir bakış açısının olmamasıdır. İşte daha fazla dayansın, raf ömrü uzun olsun, nakliyeye dayansın diye ciddi anlamada kimyasal kullanımları ve tohum değişiklikleri söz konusu oluyor. Daha fazla verim almak adına dayanıklılığı artırıcı kimyasallar kullanılıyor. Çiftçilerin girdi maliyetleri azaltılmalıdır.
Bunun çözümü, geleneksel köylü tarımıdır. Bu sadece teknik bir meselede değildir. Tarımsal üretim politikalarına köylülerin, çiftçileri ve tüketicilerin dahil edilmesi gerekir. Ama ne yazık ki tarım politikalarını belirleyen Dünya Ticaret Örgütü oluyor, Dünya Bankası oluyor. Nitekim 2000'li yıllardan itibaren birçok şey özelleştirildi, yok edildi. Destekler kaldırıldı ve onların istedikleri desteğe uygun desteklemeler söz konusu oldu. Bundan vazgeçilmesi gerekir”
“Bir tane üründe olması bile sorun”
Doğru işleyen bir sistemde pestisit miktarlarının limitlerin üzerinde çıkmaması gerektiğini belirten Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ömer Ulaş Kırım “Pestisit kullanımında Türkiye’nin listedeki konumu gerçek bir risk oluşturduğunu gösteriyor. Ama biz zaten Avrupa Birliği'nin gıda alanında en büyük ithalatçılarından birisiyiz. Yani en çok ürün gönderen ülkelerden bir tanesiyiz. Böyle olunca ikinci sırada görünmemiz de normal gibi okunabilir. Ancak sınırları üzerinde pestisitle karşılaşılmaması tabii ki bu işin temelinde olması gereken şeklidir. Yani bu rakamsal olarak bir veri, yüzdesel olarak bir veri değil. Bizim eleştirilerimiz burada sıralamaya yönelik değil. Doğru işleyen bir sistemde bunun hiç olmaması gerekiyor. Bir tane üründe bile olsa bizim için sorun teşkil etmektedir” dedi.
“Reel kayıt tutulamıyor”
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından reel kayıt tutulamamasına değinen Kırım sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buradaki problem doğrudan Tarım Orman Bakanlığı'nın denetim mekanizmasıyla alakalı. Çünkü bizim bakanlığımız giden her partiden kendi numunesini alıyor aslında ancak bizde çıkmayan kusur karşı tarafta çıktığı zaman da bu problemlerle karşılaşıyoruz.
Bu denetim mekanizmasında, yani ülke içerisinde ilaç dağıtım mekanizmasındaki aksaklıklardan kaynaklı bir sorunla karşı karşıyayız. Bakanlığımız hangi ürünle ne kadar ilaçlama yapıldığını, kim tarafından yapıldığını, ilacın nereden temin edildiğini reel olarak kayıtlarını tutamıyor. Bu kaydı elinden kaçırmış durumda. Buradaki problem de onun bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.
Greenpeace de uzun süredir zaten bu süreçlerle yakından ilgileniyor. Kendileri de numune analizlerini yaptırıyorlar zaten. Bunu sadece Avrupa Birliği tarafından değil iç piyasadan da yapıyorlar. Kendilerinin de bizim de bir talebimiz, bakanlığın yapmış olduğu her testin sonucunu toplumla paylaşması üzerinedir. Ancak ne yazık ki Bakanlık bu paylaşımları yapmıyor. Yani şeffaflık ilkesinden uzak ve denetim mekanizmasındaki aksamalar sebebiyle ülkemizin de Avrupa Birliği'nde böyle bir imajı oluşmuş oluyor”
“İnsan sağlığını tehlikeye atabilir”
Uzun vadede içerisinde pestisit bulunan ürünlerin kullanımının insan sağlığını tehlikeye attığının altını çizen Kırım, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Testler için belirlenmiş olan sınırlar zaten insan sağlığını tehlikeye atmayan sınırlardır. Bir pestisit analizinde uygunsuz bir sonuçla karşılaşıldıysa ürünün üzerinde zaten insan sağlığını tehlikeye atabilecek düzeyde bir kalıntı olduğunu gösterir.
Genel anlamda kısa vadede pestisit yükü çok fazla değilse tüketici bir etkisini görmez tüketici. Ancak uzun vadede sürekli olarak bu tarz ürünleri tükettiği zaman birçok şeye sebebiyet verebiliyor. Sinir sistemi rahatsızlıklarından sindirim sistemi rahatsızlıklarına kadar gelişim bozukluklarına kadar tüketicilerin sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Sonuçta bunlar kimyasal malzemeler ve insan vücuduna doğrudan etkileri bulunuyor”

Ömer Ulaş Kırım
“Yerel üretici tercih edilmeli”
Tüketicinin kendini koruyabilmesi yerel ürünleri tercih etmesini öneren Kırım sözlerini şöyle tamamladı:
“Temelde gözle veyahut da elle muayene edilemeyen sonuçlar olduğu için tüketicinin kendi başına bir mekanizma işletmesi çok kolay değil. Tüketicilerin yerel üreticiyi tercih etmesi bizim önerilerimizden bir tanesidir. Çünkü yerel üretici tarafından üretilen ürün, kısa sürede tüketildiği için pestisit kullanımına çok fazla ihtiyaç duyulmuyor. Ürün bozulmasıyla karşı karşıya kalınmıyor.
Ancak süpermarketlerin de kendi içerisinde denetim mekanizmaları var. Buna rağmen ne yazık ki işte süpermarket numunelerinde de biz kalıntılarla karşılaşabiliyoruz. Tüketicinin kendi başında yapabileceği çok fazla bir koruma mekanizması, bu tarz pestisit gibi unsurlara karşı ne yazık ki yok.
Bunun denetimini Bakanlık yapacak ve tüketici de bakanlığın denetimlerine güvenmekle kendini güvende tutmaya çalışacak.”
RASFF kayıtlarında Türkiye’nin yeri
Avrupa Komisyonu’nun RASFF (Gıda ve Yem için Hızlı Alarm Sistemi) verileri, ülkelerin gıda güvenliği performansını inceliyor. 2025 yılına ait bildirimlerde pestisit kalıntıları nedeniyle Hindistan 124 uyarıyla ilk sırada yer alırken, Türkiye 105 bildirimle ikinci sıraya yerleşti. Onu 88 bildirimle Mısır, 48 ile Çin ve 34 ile Brezilya izledi.
Greenpeace Türkiye tarafından değerlendirilen bu veriler, Türkiye’den Avrupa’ya gönderilen ürünlerin önemli bir bölümünde mevzuata aykırı kimyasal kalıntılar bulunduğunu ortaya koydu. Özellikle sınır kontrollerinde yapılan analizlerde tespit edilen yüksek pestisit oranları, ürünlerin raflara ulaşmadan geri gönderilmesine neden oldu.
Biber başrolde, domates peşinde
Türkiye’ye yönelik 105 bildirimin 51’i doğrudan sınırdan geri çevrilen ürünlere ait. Bu ürünlerin başında ise açık ara farkla biber geliyor. Tam 27 bildirimle biber, Avrupa kapılarında en çok takılan ürün oldu. Onu 9 bildirimle domates, 5 bildirimle nar izledi. Limon, asma yaprağı, armut, greyfurt, mandalina ve şeftali gibi ürünler de listede yer aldı. Özellikle biber gibi ince kabuklu ve hızlı tüketilen sebzelerde kullanılan yoğun tarım ilacı, kalıntı riskini artırıyor. Hasada yakın dönemde yapılan ilaçlamalar, bekleme süresine uyulmadığında ürünün üzerinde yüksek miktarda pestisit bırakabiliyor. Bu da Avrupa’daki sıkı denetimlerden geçemeyen sevkiyatların geri dönmesiyle sonuçlanıyor.
Türkiye’den Avrupa’ya yapılan yaş sebze ve meyve ihracatının önemli bir bölümü İzmir ve çevresinden gerçekleşiyor. Limanları, soğuk hava depoları ve paketleme tesisleriyle İzmir, bu ticaretin merkezinde yer alıyor. Bu nedenle pestisit alarmı, kent ekonomisini doğrudan etkileyen bir başlığa dönüşmüş durumda.





