Ege Bölgesi'nin eşsiz biyoçeşitliliğinin en nadide üyelerinden biri olan ve nesli koruma altında bulunan vahşi bir kedi türü, ölümün kıyısından dönerek mucizevi bir kurtuluş hikayesine imza attı. Geçtiğimiz yılın Ağustos ayının son günlerinde Aydın kırsalında devriye gezen Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü sahra ekipleri tarafından hareketsiz ve ağır yaralı bir biçimde fark edilen saz kedisi, acil müdahale zinciri sayesinde hayata bağlandı. Bulunduğunda durumu son derece kritik olan, arka bacaklarını tamamen sürüyen ve ayağa kalkacak mecali dahi olmayan bu nadir canlı, vakit kaybedilmeden donanımlı araçlarla İzmir Doğal Yaşam Parkı bünyesinde hizmet veren tam teşekküllü veteriner kliniğine sevk edildi. Uzman hekim kadrosu tarafından anında müşahede altına alınan yaban hayvanının ilk radyolojik röntgenleri ve detaylı klinik muayeneleri, tablonun ne kadar vahim olduğunu gözler önüne serdi. Çekilen filmlerde zavallı hayvanın kalça kemiğinde ciddi bir çıkık, sağ femur kemiğinde deriyi delip geçen açık ve çok parçalı bir kırık, ayrıca leğen kemiği bölgesinde irili ufaklı çok sayıda travmatik kırık tespit edildi. Vakit kaybetmeden ameliyathaneye alınan vahşi kedi, uygulanan saatler süren başarılı ve ileri seviye ortopedik cerrahi müdahalelerle adeta yeniden birleştirildi.
İleri teknolojiyle izlenen rehabilitasyon süreci nasıl yönetildi?
Cerrahi operasyonların başarıyla tamamlanması buzdağının sadece görünen kısmıydı; asıl zorlu sınav olan aylar sürecek kontrollü rehabilitasyon aşamasına geçilmişti. Yaklaşık altı ay süren bu hassas iyileşme evresinde, hayvanın vahşi doğasına zarar vermemek ve insana alışmasını engellemek adına son derece izole bir strateji izlendi. Doğasına yabancılaşmaması için insan teması minimum seviyeye indirilirken, hayvanın iyileşme reaksiyonları, adım atma refleksleri ve avlanma içgüdüleri kafesine yerleştirilen gece görüş özellikli ve harekete aşırı duyarlı yüksek çözünürlüklü kameralar vasıtasıyla günün her saati kesintisiz olarak izlendi. Yapılan bu uzun soluklu ve detaylı incelemeler neticesinde, kas kütlesini yeniden toparlayan ve reflekslerini bütünüyle geri kazanan hayvanın, tek başına vahşi doğada hayatta kalabilecek fiziki ve mental olgunluğa ulaştığına kanaat getirildi. Tüm hazırlıkların tamamlanmasının ardından sahra personeli ve park hekimlerinin ortak koordinasyonuyla ilk bulunduğu habitata götürülen kedi, kafesinin kapakları açılır açılmaz büyük bir enerjiyle ve sağlıklı adımlarla koşarak gözden kayboldu.
Ekosistem için kritik öneme sahip olan felis chaus nedir ve nerede yaşar?
Peki, kurtarılması için kurumların seferber olduğu ve doğaya dönüşü büyük bir sevinçle karşılanan bu özel canlı aslında kimdir? Bilimsel literatürde Felis chaus olarak adlandırılan bu tür, ülkemizin özellikle Akdeniz ve Ege kıyı şeritlerinde, ağırlıklı olarak Büyük Menderes ve Gediz Deltası gibi devasa sulak alanların gizemli sakinlerinden biridir. Adından da anlaşılacağı üzere sazlıkları, sık bitki örtüsüyle kaplı bataklıkları ve nehir yataklarını kendisine yuva edinen bu tür, sosyal olmaktan ziyade son derece yalnız ve izole bir yaşam sürmeyi tercih eder. Çoğunlukla güneş battıktan sonra, alacakaranlıkta ve gecenin zifiri karanlığında avlanmak üzere aktif hale geçen bu usta avcı, diğer kedi türlerinin aksine suyu çok sever ve mükemmel bir yüzücü olarak bilinir. Suya dalmaktan ve sulak alanlarda av peşinde koşmaktan asla çekinmez. Besin zincirinin üst sıralarında yer alan bu yırtıcı, tarım arazilerindeki kemirgen popülasyonunu dengede tutarak doğal ekosistem için adeta ücretsiz bir koruma kalkanı görevi üstlenir; ayrıca menüsünde çeşitli kuşlar, sürüngenler ve amfibik canlılar da geniş yer tutar.
İzmir Büyükşehir Belediyesi yaban hayatı için neler yapıyor?
Yerel yönetimlerin doğa koruma konusundaki sorumlulukları bağlamında sergilenen bu proaktif yaklaşım büyük takdir topluyor. Sadece kent içindeki evcil veya sahipsiz sokak hayvanlarına yönelik rutin hizmetlerle yetinmeyen ekipler, aynı zamanda bölgenin yaban hayatı zenginliğini korumak ve yaralı canlıları rehabilite etmek adına da muazzam bir çaba sarf ediyor. Tam donanımlı laboratuvarlarda ve kliniklerde yürütülen bu tür bilimsel tedavi yöntemleri ve kurtarma operasyonları, insan kaynaklı veya doğal nedenlerle ağır yaralanan, doğada tek başına hayatta kalma şansı bulunmayan pek çok vahşi canlının yeniden biyoçeşitliliğe kazandırılmasını sağlıyor. Bu başarılı kurtarma operasyonu, hem kurumlar arası güçlü koordinasyonun hem de bilime dayalı şefkatli yaklaşımın doğa koruma çabalarında ne kadar kritik bir rol oynadığını bir kez daha kamuoyuna kanıtlamış oldu.




