Türkiye, son yılların en zorlu iklim sınavlarından birini verirken, beklenen yağışların bir türlü istenen seviyeye ulaşamaması endişeleri katlayarak artırıyor. Mevsim geçişlerinde yaşanan dengesizlikler ve kış aylarının kurak geçmesi, sadece tarımsal üretimi değil, kentsel yaşamı da tehdit eder boyuta ulaştı. Konuya ilişkin çarpıcı veriler paylaşan TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası İl Temsilcisi Ayşegül Akıncı Yüksel, gelinen noktanın ciddiyetine dikkat çekti. Türkiye’nin meteorolojik kuraklık sürecini en ağır şekilde yaşayan ülkelerden biri olduğunu belirten Yüksel, yağış rejimindeki bu bozulmanın artık hidrolojik kuraklık eşiğine dayandığını ve su kaynaklarının tükenme noktasına geldiğini dile getirdi.

Y E R A L T I S U Y U N U N A S I R I K U L L A N I M I K U R A K L 1103647 327626

Çeşme’den Şehzadeler’e anlamlı vefa
Çeşme’den Şehzadeler’e anlamlı vefa
İçeriği Görüntüle

Yağışlarda korkutan tablo: Türkiye genelinde ciddi düşüş var

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine atıfta bulunarak 2025 yılına dair karamsar tabloyu ortaya koyan Yüksel, su yılı istatistiklerinin alarm verdiğini söyledi. 1 Ekim 2024 ile 30 Eylül 2025 dönemini kapsayan süreçte, Türkiye genelinde metrekareye düşen ortalama yağış miktarı 422,5 kilogramda kaldı. Bu rakam, uzun yıllar ortalaması olan 573,4 kilogramlık yağış normali dikkate alındığında yüzde 26,3’lük bir azalmaya işaret ediyor. Bir önceki yıla göre kıyaslandığında ise düşüşün yüzde 29,2’yi bulduğunu belirten Yüksel, Güneydoğu Anadolu’nun güneyi ve Hatay çevrelerinde yağış kaybının yüzde 60’ları aştığını vurguladı. Ege Bölgesi özelinde ise durumun daha vahim olduğunu belirten Yüksel, "Bölge genelinde yağışlar son 6 yıldır istikrarlı bir şekilde normalin altında seyrediyor. 2025 su yılı verilerine göre Ege’de yağışlar normale göre yüzde 28 azalmış durumda" bilgisini paylaştı.

Y E R A L T I S U Y U N U N A S I R I K U L L A N I M I K U R A K L 1103646 327626

İzmir susuzlukla sınanıyor: Tahtalı Barajı kuruma noktasında

Krizin en sert hissedildiği illerin başında gelen İzmir’de, barajlardaki doluluk oranları tarihin en düşük seviyelerini gördü. Yıllık ortalama yağış miktarının metrekareye 710,5 kilogram olması gereken kentte, yağışların en yoğun beklendiği Aralık ve Ocak aylarının kurak geçmesi hesapları altüst etti. İzmir’in en önemli su kaynağı olan Tahtalı Barajı hakkında ürküten bir gerçeği açıklayan Yüksel, "Geçen yıl aynı dönemde yüzde 11 seviyesinde olan doluluk oranı, bugün yüzde 1’in altına gerilemiş durumda. Bu sadece bu yılın değil, üst üste gelen kurak yılların birikmiş faturasıdır. Yağan yağmurlar ise ne yazık ki kısa süreli ve şiddetli sağanak şeklinde düştüğü için toprağa sızamıyor, yüzeysel akışla kaybolup gidiyor. Dolayısıyla ne yer altı sularını ne de barajları besleyebiliyor" ifadelerini kullandı.

Y E R A L T I S U Y U N U N A S I R I K U L L A N I M I K U R A K L 1103649 327626

Betonlaşma ve kentsel ısı adası yağışları engelliyor

Büyükşehirlerdeki su krizinin sadece yağış azlığıyla açıklanamayacağını belirten Yüksel, plansız kentleşmenin etkilerine de değindi. Betonlaşmanın ve yoğun yapılaşmanın yarattığı kentsel ısı adası etkisinin, şehir merkezlerindeki sıcaklıkları kırsala göre 1 ila 3 derece artırdığını ifade etti. Bu durumun buharlaşmayı hızlandırdığını ve yağış oluşum mekanizmalarını bozduğunu belirten Yüksel, "Büyükşehirlerde sanayi, turizm ve nüfus yoğunluğu nedeniyle su talebi sürekli artıyor. Yağış azalırken tüketimin artması, meteorolojik kuraklığı hızla sosyoekonomik bir krize dönüştürüyor" dedi. Yüksel’in en kritik uyarısı ise yer altı sularına yönelik oldu: "İzmir ve çevresinde yer altı suyu rezervlerinin aşırı tüketilmesi, deniz suyunun tatlı su havzalarına sızmasına neden oluyor. Bu tuzlu su girişi riski, bölgedeki kuraklığı geçici bir durum olmaktan çıkarıp kalıcı bir çevre felaketine dönüştürebilir."

Y E R A L T I S U Y U N U N A S I R I K U L L A N I M I K U R A K L 1103648 327626

Doğanın toparlanması aylar hatta yıllar sürebilir

Kuraklığın bugünden yarına çözülebilecek basit bir doğa olayı olmadığının altını çizen Yüksel, yağışlar normale dönse dahi sistemin kendini onarmasının çok uzun zaman alacağını belirtti. Doğal alanların, ormanların ve sulak arazilerin tahrip edilmesinin su döngüsünü kırdığını ifade eden Yüksel, "Bu alanlar suyu tutan süngerler gibidir. Onları yok ettiğimizde su akıp gidiyor. Ayrıca şehir şebekelerindeki kayıp-kaçak oranlarının yüzde 20-40 bandında olması büyük bir israf. Meteorolojik kuraklık bitse bile hidrolojik kuraklığın etkileri devam edecektir. Barajların ve yer altı sularının toparlanması aylar, hatta yıllar alır" şeklinde konuştu. Çözüm için acil eylem planı çağrısında bulunan Yüksel, zorunlu su tasarrufu, kademeli fiyatlandırma, atık suların geri kazanımı ve yağmur suyu hasadı gibi yöntemlerin hayati önem taşıdığını sözlerine ekledi.

Kaynak: DHA