Yağmur KARADAĞ/İzmir’den başlayıp Avrupa’nın önemli sanat merkezlerine uzanan bir müzik yolculuğu… Viyola sanatçısı, besteci, akademisyen ve eğitmen Nehir Akansu ile klasik müzikten caz ve folk doğaçlamaya, sahneden akademiye, bireysel üretimden toplumsal müzik projelerine uzanan çok katmanlı bir kariyerini 9 Eylül okurları için konuştuk.

Valensiya Berklee College of Music’te modern performans ve prodüksiyon alanında yüksek lisansını tamamlayan Akansu, bugün Valensiya Politeknik Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde doktor unvanına sahip. Yamaha, Sedajazz ve Aurora müzik okullarında keman, viyola, piyano ve koro eğitmenliği yapan Akansu, aynı zamanda “Músicos por la Salud” projesi kapsamında hastanelerde ve kamu kurumlarında müziğin iyileştirici gücünü toplumla buluşturuyor.
Müzik disiplini altında bu kadar zengin bir çeşitliliği nasıl bir araya getirdiniz?
Burada rol oynayan birden fazla faktör var. Yaşadığım şehrin ve toplumun sanata, müziğe değer vermesi çok önemli. Bir sanatçı için destekleyici, üretime açık bir ortamda bulunmak büyük bir şans. Bunun yanında açık fikirli olmak, sürekli üretmek, işbirliği yapmak ve her gün daha iyisi için çalışmak bu yolun anahtar kelimeleri.
Klasik müzikle başlayan viyola yolculuğunuz bugün cazdan tangoya, folk ve flamenkoya kadar uzanıyor. Bu dönüşüm nasıl gerçekleşti?
Bu, giderek derinleşen ve zenginleşen bir yolculuk. Müziğe İzmir Devlet Konservatuvarı kursiyerliğiyle başladım. İlk öğretmenim, İZDSO emekli bas viyolacısı Zeliha Özel’in benim için yeri çok özeldir. Temel ne kadar sağlam olursa, üstüne kat çıkmak da o kadar kolay oluyor. İzmir Güzel Sanatlar Lisesi yılları ise beni yalnızca enstrümantal değil, sanatsal olarak da besledi. Resim, heykel, koro, yabancı dil ve pedagojiyle çevrili bir ortamda büyüdüm. Sanatı bir bütün olarak görmeyi orada öğrendim.
Anadolu Üniversitesi ve Burcu Yazıcı ile çalışmanız müzikal kimliğinizi nasıl etkiledi?
Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Burcu Yazıcı’nın viyola sınıfına kabul edilmek bu mozaikte çok önemli bir yer tutuyor. Burcu Hoca’nın enerjisi, pozitifliği ve açık fikirliliği her bir öğrencinin kendi özünü keşfetmesini sağladı.
Bizi yalnızca teknik olarak değil, müzikal ve zihinsel olarak da yetiştirdi. Hâlâ sınıfından çok güçlü viyolacılar çıkmasının nedeni de bu yaklaşım.

Avrupa’da eğitim alma fikri nasıl ortaya çıktı?
Anadolu Üniversitesi Erasmus programında oldukça aktifti. 2010 yılında tam bursla Budapeşte Franz Liszt Müzik Akademisi’ne gittim ve son yılımı orada tamamladım. Budapeşte’den sonra Paris’e gitmeye karar verdim. Üç yıl boyunca klasik müzik, senfonik orkestralar ve Fransızca eğitimiyle yoğun bir süreç yaşadım. Aynı zamanda ders vermeye ve caz müziğini ilk kez orada deneyimlemeye başladım.
Klasik müzikten doğaçlamaya ve caz dünyasına geçiş nasıl şekillendi?
Orkestra dünyasında çok net kurallar ve sınırlar vardır. Bir noktada klasik Batı müziğinin yaklaşımıyla benim müziğe bakışımın ayrıştığını fark ettim. O dönemde İspanya’nın Galiçya bölgesinde filarmoni orkestrasında viyola stajerliği yapıyordum. Profesyonel orkestracılığı birebir deneyimlerken, arkadaşlarımla birlikte doğaçlama yaptığımız, dünya müziklerini çaldığımız bir ortam da vardı. İşte orada, viyola ile her stili icra edebileceğimi ve notaya bağlı kalmadan üretmek istediğimi fark ettim. Bundan sonrası cesaret, kararlılık ve çok çalışmaydı.

Berklee College of Music sizin için ne ifade ediyor?
Berklee benim için kocaman bir “iyi ki”. Bu kararı aldığımda 27 yaşındaydım ve aileme tek dileğimin o okulda okumak olduğunu söyledim. Bana sonsuz güven verdiler. 2017 Ağustos’unda tek bavul ve büyük hayallerle Valensiya’ya geldim. O günden bu yana bu hayali emek emek örüyorum.
Doktora süreci performans dünyasıyla nasıl dengelendi?
Doktoranın ilk üç yılı kongreler, makaleler ve kısa projelerle geçti. Oldukça bireysel ve zaman zaman izole bir süreçti.
Enstrüman çalışmanın azaldığı dönemler oldu ama bunun geçici bir süreç olduğunu bilmek motivasyonumu korudu. Akademik araştırma, müzikal bakışımı başka açılardan da besledi.

Bugün Valensiya’da üç müzik okulunda eğitim veriyorsunuz. Öğretmenlik sizin için ne ifade ediyor?
Öğretmenlik beni hem insan hem müzisyen olarak çok geliştirdi. Öğretirken ben de sürekli öğreniyorum, kendimi güncelliyorum. Bilgiyi paylaşmak, onu canlı tutuyor. Bu yüzden yaptığım işi öğretebildiğim için minnettarım.
“Músicos por la Salud” projesi hayatınıza nasıl girdi?
Yamaha Müzik Okulu aracılığıyla Valensiya’daki hastanelerde gönüllü müzik yapma teklifi aldım. Toplumun içinde çalmak hem dinleyiciler hem benim için çok anlamlıydı. Bugün bu projede kadrolu olarak, tek başıma didaktik konserler veriyorum. Amacım müziği sevdirmek, insanların gününe neşe katmak ve müziğin farklı türlerini tanıtmak.
Caz orkestraları ve big band’lerle çalışmak size ne kattı?
Doktora sürecinde UPV Jazz Ensemble ile başlayan bu yolculuk, bugün Valensiya bölgesinde beş farklı caz orkestrasıyla devam ediyor. Viyolayı big band içinde konumlandırmak benim için çok öğretici oldu. Bu süreçte bana güvenen ve destek olan herkese minnettarım.

Uluslararası Viyola Topluluğu’na davet edilmek nasıl bir duygu?
Berklee’de okurken bu topluluğu keşfettim. “Yeni performans yollarını keşfetmek” teması beni çok heyecanlandırdı.
Rotterdam’da başlayan bu süreç, ABD ve Avrupa’daki kongrelerle devam etti. Bugün viyolanın evrensel bir enstrüman olarak gelişmesi için çalışan bir topluluğun parçası olmak büyük bir onur.
Son olarak, müzik felsefenizi nasıl özetlersiniz?
İyi müzisyen, iyi insan olmakla başlar. İnanmak, çalışmak, üretmek ve her gün kendinin daha iyi bir versiyonuna doğru ilerlemek… Benim yolum bu.





