İslam alemi için maneviyatın, yardımlaşmanın ve paylaşmanın zirveye ulaştığı ramazan ayı, Türkiye'nin dört bir yanında olduğu gibi İzmir'in şirin ve bereketli ilçelerinden biri olan Ödemiş'te de dayanışma ruhunu doruklara taşıyor. Toplumsal bağların güçlendiği bu özel günlerde, Balabanlı İlkokulu bünyesinde hayata geçirilen proje, görenlerin içini ısıtan ve umut tazeleyen bir tablo ortaya çıkardı. Okulda görev yapan fedakar öğretmen ve öğrenciler, sadece akademik ve teorik eğitimle sınırlı kalmayıp, hayatın tam da içinden, insana doğrudan dokunan bir sosyal sorumluluk hareketine öncülük ettiler. "Ramazan kalplerde merhamet yeşertiyorsa daha güzeldir" gibi son derece derin anlamlar içeren, etkileyici ve akılda kalıcı bir sloganla yola çıkan eğitim neferleri ile minik yürekler, kısıtlı imkanlarına rağmen kocaman bir iyilik harekatının fitilini ateşlemeyi başardı. Bu anlamlı slogan, sadece bir duvar yazısı veya geçici bir kampanya metni olmaktan çıkıp, çocukların zihinlerinde ve kalplerinde iyiliğin kök salmasını sağlayan bir yaşam felsefesine dönüştü.

Anadolu'nun asırlık geleneği okul koridorlarında hayat buldu
Modern dünyada giderek unutulmaya yüz tutan, ancak Anadolu insanının kültürel genlerinde her daim var olan imece usulü yardımlaşma pratiği, bu örnek ve ilham verici proje sayesinde okul koridorlarında yeniden canlandı. Proje kapsamında; öğrencilerin, velilerin ve öğretmenlerin ortak bütçeleri ve kişisel katkılarıyla temin edilen bakliyat ürünleri ile temel gıda maddeleri, okulun tahsis edilen bir salonunda özenle toplandı. Bu aşamada, çocukların kendi elleriyle getirdikleri pirinç, bulgur, mercimek gibi ürünleri titizlikle tasnif etmeleri ve omuz omuza vererek paketleme işlemlerine bizzat katılmaları, eğitimin dört duvar arasından çıkıp hayatın tam merkezine dokunduğunun en net göstergesiydi. Minik ellerin büyük bir heyecan, heves ve dikkatle hazırladığı yardım kolileri, sadece maddi birer gıda paketi olmanın çok ötesine geçerek; saygı, sevgi, şefkat ve toplumsal duyarlılıkla harmanlanmış kıymetli birer armağan niteliği taşıyordu. Paketleme süreci boyunca çocukların yüzlerindeki samimi tebessüm ve bir işin ucundan tutmanın verdiği o eşsiz gurur, hedeflenen pedagojik amaca tam anlamıyla ulaşıldığını kanıtlıyordu.

Minik ellerden çıkan bereketi köyün ulu çınarlarıyla buluşturdular
Zorlu ancak bir o kadar da keyifli geçen hazırlık ve paketleme aşamasının tamamlanmasının ardından, sıra bu iyilik hareketinin en duygusal, en vurucu kısmına, yani dağıtım aşamasına geldi. Öğretmenlerinin güvenli rehberliğinde yola koyulan öğrenciler, kendi emekleriyle hazırladıkları ağır kolileri yüklenerek köyün dar sokaklarında adeta birer iyilik elçisi gibi dolaşmaya başladılar. Önceden özenle tespit edilen ve köyün canlı hafızasını oluşturan yaşlılar ile ihtiyaç sahibi vatandaşların kapıları tek tek, saygıyla çalındı. Minik öğrencileri ellerinde kolilerle, yüzlerinde gülümsemeyle karşılarında gören ulu çınarların gözlerindeki mutluluk, duygu seli ve şaşkınlık, bölgede yaşanabilecek en güzel manzaralardan birini oluşturdu. Hanelere gerçekleştirilen bu sürpriz ziyaretler, sadece mutfaklardaki erzak ihtiyacını karşılamakla kalmadı; aynı zamanda yalnızlık çeken, kapısının çalınmasını bekleyen yaşlı büyüklerimize unutulmadıklarını, sevildiklerini ve toplumun her daim onların maddi manevi yanında olduğunu derinden hissettirdi.

Bölge halkı ve veliler tarafından büyük bir takdirle, alkışla karşılanan bu örnek girişim, okulların sadece matematik veya fen bilgisi aktaran soğuk kurumlar olmadığını, aynı zamanda erdemli, ahlaklı ve iyi insan yetiştiren sıcak birer yuva olduğunu tüm topluma bir kez daha hatırlatmış oldu. Birlik ve beraberlik duygusunun en somut, en saf şekilde pratiğe döküldüğü bu anlamlı eylem, çocukların karakter gelişiminde silinmez, kalıcı izler bıraktı. Kendi küçük dünyalarından çıkıp başkalarının hayatlarına dokunabilme becerisini, özgüvenini kazanan öğrenciler, empati yeteneklerini üst seviyeye çıkarırken, sahip oldukları nimetleri hiç tanımadıkları insanlarla paylaşmanın verdiği o tarifsiz iç huzuru da henüz çok erken yaşta tatmış oldular. Toplumun temel taşı olan dayanışma kültürünün yeni nesillere bu denli içten, samimi ve uygulamalı bir yolla aktarılması, ülkenin geleceği adına da büyük bir umut kaynağı yarattı. Hiçbir ağır resmi prosedüre, bürokrasiye veya devasa bütçelere ihtiyaç duyulmadan, tamamen gönüllülük esasıyla, temiz yüreklerden koparak gerçekleştirilen bu yardım seferberliği, samimiyetin ve ortak aklın bir araya geldiğinde aşamayacağı hiçbir zorluk olmadığını açıkça ortaya koydu.




