EMRE AVCI/Türk futbolunda transfer dönemleri artık yalnızca kadro güçlendirme süreci değil, aynı zamanda ekonomik güç gösterisine dönüşmüş durumda. Şampiyonluk yarışındaki kulüpler bonservis bedellerinin yanı sıra futbolcu maaşları, imza paraları, menajerlik ücretleri ve bonuslarla önemli mali yüklerin altına giriyor.

Son dönemde dört büyüklerin yaptığı transferler de ölçeğin ulaştığı noktayı ortaya koyuyor. Galatasaray’ın Victor Osimhen için 75 milyon avroya ulaşan bonservis yükümlülüğüne girmesi, Fenerbahçe’nin bazı Mason Greenwood için 39 milyon avroluk bonservis bedelini kabul etmesi, Beşiktaş’ın bonservis ile uzun vadeli garanti ücretleri birlikte değerlendirildiğinde onlarca milyon avroluk sözleşmelere imza atması bu yarışın yalnızca saha içinde kalmadığını gösteriyor. Trabzonspor ise bir yandan transfer yaparken diğer taraftan yüksek bedelli oyuncu satışlarıyla bütçesini dengelemeye çalışan kulüplerden biri olarak ayrışıyor.

Bu örnekler, Türk futbolunda artık yalnızca “kaç milyon avroya futbolcu alındığı” sorusuna bakmanın yeterli olmadığını gösteriyor.

Bir transferin gerçek maliyeti; bonservis, maaş, imza parası, menajerlik ücreti, performans bonusları ve vergisel yüklerden oluşuyor.

Bu nedenle “bonservissiz transfer” olarak açıklanan bir futbolcu bile birkaç yıllık sözleşme sonunda kulübün kasasından onlarca milyon avro çıkmasına neden olabiliyor.

TRANSFER HARCAMALARI REKOR SEVİYEDE

Dünya futbolunda transfer harcamaları genel olarak yükseliyor. FIFA verileri de uluslararası futbolcu transferlerinde rekor seviyelere ulaşıldığını ortaya koyuyor.

Ancak Türkiye açısından asıl tartışılması gereken nokta, harcamaların büyüklüğünden çok bu harcamaların hangi gelir yapısıyla finanse edildiği.

Avrupa'nın önde gelen liglerinde kulüpler yüksek transfer bedelleri öderken aynı zamanda dev yayın anlaşmaları, küresel sponsorluklar, maç günü gelirleri ve futbolcu satışlarından önemli kaynak yaratıyor.

Türkiye'de ise kulüplerin gelirlerinin önemli bölümü Türk lirası üzerinden oluşurken futbolcu transferlerinin ve maaşların büyük bölümü avro üzerinden belirleniyor.

Bu da kulüpleri doğrudan döviz riskine açık hale getiriyor.

GELİR TL, GİDER AVRO

Türk futbolunun temel ekonomik problemlerinden biri gelir ile gider arasındaki para birimi farkı.

Kulüplerin yayın gelirleri, bilet satışları, yerel sponsorlukları ve iç pazardan elde ettiği ticari gelirlerin önemli bölümü Türk lirası üzerinden gerçekleşiyor.

Buna karşılık özellikle yabancı futbolcuların maaşları ve bonservis bedelleri ağırlıklı olarak avro üzerinden ödeniyor.

Türk lirasının değer kaybettiği her dönemde kulüplerin aynı sözleşme için ödemesi gereken TL miktarı artıyor.

Böylece futbol sahasındaki sportif risk doğrudan finansal riske dönüşüyor.

Dört büyükler açısından bu risk daha da dikkat çekici. Galatasaray ve Fenerbahçe gibi Avrupa kupalarından ciddi gelir elde etmeyi hedefleyen kulüpler, kadro maliyetlerini de buna göre yükseltiyor. Ancak Avrupa'da beklenen sportif başarı yakalanamadığında hesaplanan gelir ile gerçekleşen gelir arasındaki fark büyüyebiliyor.

BUGÜNÜN TRANSFERİ YARININ BORCU

Transfer piyasasında dikkat çeken uygulamalardan biri de yüksek bonservis bedellerinin birkaç yıla yayılan taksitlerle ödenmesi.

Bu yöntem kulüplerin bugün daha büyük transferler yapabilmesini sağlıyor ancak gelecek sezonların bütçelerini de bağlıyor.

Bir yönetimin bugün aldığı futbolcunun bonservis taksitleri, birkaç yıl sonra başka bir yönetimin karşısına ödeme yükümlülüğü olarak çıkabiliyor.

Örneğin son dönemde dört büyüklerin yaptığı bazı yüksek bedelli transferlerde bonservislerin üç, dört hatta daha uzun yıllara yayılan ödeme planlarıyla yapılandırılması dikkat çekiyor.

Bu yüzden bir kulübün gerçek transfer harcaması yalnızca o sezon kasadan çıkan para üzerinden değerlendirilemez.

Gelecek yıllara devreden bonservis taksitleri ve garanti ücretler de hesaba katılmalı.

SPORTİF BAŞARI ÜZERİNE KURULAN EKONOMİ

Yüksek transfer harcamalarının ekonomik karşılık bulabilmesi için sportif başarının süreklilik kazanması gerekiyor.

Lig şampiyonluğu ve özellikle Avrupa kupalarında elde edilen başarı; UEFA gelirlerini, yayın gelirlerini, sponsorluk değerini, maç günü hasılatını ve futbolcuların piyasa değerlerini artırabiliyor.

Ancak tam da burada Türk futbolunun en büyük risklerinden biri ortaya çıkıyor.

Kulüpler sezon başında Avrupa kupalarından elde etmeyi planladıkları gelirleri dikkate alarak pahalı kadrolar kurabiliyor.

Fakat Avrupa'da erken elenildiğinde gelir düşüyor.

Maaşlar ise düşmüyor. Bonservis taksitleri devam ediyor. Sözleşmeler devam ediyor.

Dolayısıyla yüksek transfer harcaması aynı zamanda sportif başarı üzerine kurulmuş finansal bir bahis anlamına geliyor.

AVRUPA HARCIYOR AMA AYNI ZAMANDA SATIYOR

Türk futbolundaki astronomik harcamalar eleştirildiğinde sık kullanılan karşı argümanlardan biri Avrupa kulüplerinin de çok yüksek bonservisler ödemesi.

Ancak yalnızca harcamaları karşılaştırmak yanıltıcı.

Portekiz, Hollanda, Belçika ve Fransa gibi ülkelerde birçok kulüp futbolcu geliştirmeyi ekonomik modelinin merkezine koyuyor.

Genç oyuncu bulunuyor, geliştiriliyor, düzenli forma şansı veriliyor, piyasa değeri artırılıyor ve daha büyük liglere satılıyor. Elde edilen transfer geliri yeniden kulüp yapısına aktarılıyor.

Türkiye'de ise özellikle dört büyüklerde şampiyonluk baskısı nedeniyle hazır oyuncuya yönelme eğilimi daha güçlü.

Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ta hemen her sezon kadronun önemli bölümünün yeniden şekillenmesi, uzun vadeli oyuncu geliştirme modelinin kurulmasını zorlaştırıyor.

Trabzonspor ise altyapıdan yetiştirdiği veya daha düşük maliyetle kadrosuna kattığı futbolcuları yüksek bedelle satabildiği dönemlerde farklı bir ekonomik modelin mümkün olduğunu gösterdi. Ancak bu yaklaşımın sürekli hale getirilememesi Türk futbolunun genel probleminin bir başka göstergesi.

Bu noktada son yıllarda Göztepe’nin oluşturduğu yapı da Türk futbolu açısından dikkat çekici bir örnek ortaya koyuyor. 2022 yılında Sport Republic’in kulübün çoğunluk hisselerini devralmasının ardından sarı-kırmızılılarda transfer anlayışı büyük ölçüde genç, gelişime açık ve yeniden satış potansiyeli bulunan oyuncular üzerine şekillenmeye başladı.

Göztepe’nin modeli yalnızca yüksek bonservislerle hazır oyuncu almak yerine scouting ağını kullanarak potansiyelli futbolcuları daha düşük maliyetlerle kadroya katmak, onlara düzenli forma şansı vermek, sportif olarak geliştirmek ve piyasa değerleri yükseldiğinde daha büyük liglere satmak üzerine kuruluyor. Kulübün son dönemde gerçekleştirdiği oyuncu satışlarından 50 milyon avro civarında gelir oluşturması, bu sistemin ekonomik karşılığını da ortaya koydu.

Bir anlamda Göztepe’de “al, parlat, sat” modeli uygulanıyor.

Ancak bu model yalnızca futbolcu alıp satmaktan ibaret değil. Scouting yapılanmasının güçlendirilmesi, oyuncunun gelişimine uygun teknik yapılanmanın oluşturulması ve genç futbolcuların vitrine çıkabileceği bir takım düzeninin kurulması gerekiyor. Böylelikle transfer edilen futbolcu yalnızca sahadaki ihtiyacı karşılayan bir oyuncu değil, kulübün gelecekte gelir elde edebileceği bir ekonomik değere dönüşüyor.

Göztepe’nin yaklaşımını dört büyüklerin transfer politikalarından ayıran temel noktalardan biri de burada ortaya çıkıyor. Büyük kulüpler çoğu zaman doğrudan başarı getirmesi beklenen ve piyasa değeri zaten yüksek seviyeye ulaşmış futbolculara yönelirken, Göztepe değerinin zirvesindeki oyuncuyu satın almak yerine değeri henüz yükselmemiş oyuncuyu bulmaya çalışıyor.

Bu sistem başarılı olduğunda kulüp iki kez kazanıyor. Oyuncudan sahada sportif katkı alınırken, birkaç sezon sonra gerçekleştirilen satışla yeni transferler ve kulüp yapılanması için kaynak yaratılıyor. Elde edilen gelirin yeniden scouting, altyapı ve genç oyuncu yatırımına aktarılması ise sistemin kendi finansmanını üretmesine imkan tanıyor.

Dolayısıyla Türkiye’de astronomik bonservislerin tartışıldığı bir dönemde Göztepe’nin ortaya koyduğu yaklaşım farklı bir soruyu gündeme getiriyor: “En pahalı futbolcuyu kim alacak?” yerine “Değeri yükselmeden önce doğru futbolcuyu kim bulacak?”

Türk futbolunun ekonomik geleceği açısından belki de asıl rekabetin bu alanda yaşanması gerekiyor.

TÜRKİYE FUTBOLCU İTHAL EDEN BİR PAZAR

Bir kulübün yüksek bonservis ödemesi tek başına ekonomik hata olarak değerlendirilemez.

Önemli olan yatırılan paranın daha sonra yeniden üretilebilmesi.

20 milyon avroya alınan genç bir oyuncu birkaç sezon sonra 30 veya 40 milyon avroya satılabiliyorsa kulüp ekonomik değer yaratmış olur.

Ancak yüksek bonservisle transfer edilen futbolcu birkaç sezon sonra düşük bedelle veya bedelsiz ayrılıyorsa sermaye kaybı ortaya çıkar.

Türk futbolunda birçok transferde yaşanan temel sorun da bu.

Yüksek bedelle alınan futbolcu yüksek maaş alıyor, birkaç sezon oynuyor, ardından düşük bedelle veya bonservissiz ayrılıyor. Sonrasında aynı pozisyon için yeniden transfer yapılıyor.

Bu döngü her tekrarlandığında kulüplerin finansal yapısı biraz daha ağırlaşıyor.

Göztepe örneğinin önemi de tam burada ortaya çıkıyor. Sarı-kırmızılıların son dönemde uyguladığı model, futbolcuyu nihai tüketim kalemi olarak değil değerinin artırılabileceği bir yatırım aracı olarak görüyor. Oyuncuyu doğru maliyetle almak, süre vermek, geliştirmek ve doğru zamanda satmak transfer harcamasının kulüp kasasına yeniden dönmesini sağlıyor. Bu yönüyle Göztepe’nin modeli, Türk futbolunda yıllardır tartışılan “yüksek bedelle al, düşük bedelle gönder” döngüsünün tersine çevrilebileceğini gösteriyor.

MAAŞ YÜKÜ BONSERVİSTEN DAHA TEHLİKELİ OLABİLİR

Transfer dönemlerinde kamuoyunun dikkatini en fazla bonservis bedelleri çekiyor.

Oysa uzun vadede kulüpler açısından daha tehlikeli olan kalem futbolcu maaşları olabilir.

Bonservisle alınan futbolcunun ekonomik değeri vardır ve başka bir kulübe satılabilir.

Ancak maaşın geri dönüşü yoktur.

Son yıllarda dört büyüklerde sezonluk 8, 10 hatta 11 milyon avroya ulaşabilen garanti ücretlerin görülmesi, sorunun ulaştığı seviyeyi ortaya koyuyor.

Bir futbolcu beklenen performansı gösteremese bile sözleşmesindeki garanti ücret devam ediyor.

Kulüp oyuncuyu gönderemediği sürece yeni transfer için de bütçe yaratmakta zorlanıyor.

Bu nedenle Türk futbolunda her transfer döneminde aynı cümle duyuluyor: “Önce oyuncu göndermek gerekiyor.”

Aslında bu cümle, geçmiş transfer politikalarının bugünkü kadro planlamasını nasıl sınırladığının özeti.

HER SEZON YENİDEN KADRO KURMAK

Türk futbolunun diğer önemli problemi teknik ve sportif istikrarsızlık.

Teknik direktör değişiklikleri, yönetim değişiklikleri ve sürekli şampiyonluk baskısı uzun vadeli kadro yapılanmasını zorlaştırıyor.

Bir teknik direktörün istediği futbolcu birkaç ay sonra göreve gelen başka bir teknik adamın planlarında yer almayabiliyor.

Böylece yüksek bedelle transfer edilen futbolcu kısa sürede gözden çıkarılabiliyor.

Kulüp bir taraftan eski transferlerin maaşlarını öderken diğer taraftan yeni teknik direktörün istediği oyuncuları kadroya katmaya çalışıyor.

Bu durum transfer piyasasını kendi kendisini besleyen bir harcama döngüsüne dönüştürüyor.

ALTYAPI GERİ PLANDA KALIYOR

Astronomik transferlerin görünmeyen maliyetlerinden biri de altyapı oyuncularının önünün kapanması.

Kulüpler her pozisyona yüksek ücretli hazır futbolcu aldığında genç oyuncuların forma şansı azalıyor.

Oysa ekonomik açıdan kulüp için en değerli futbolcu, milyonlarca avro bonservis ödenen oyuncudan çok kendi bünyesinden çıkarıp yüksek bedelle satabildiği oyuncu.

Trabzonspor'un geçmiş yıllarda altyapısından yetiştirdiği futbolculardan sağladığı transfer gelirleri bunun en somut örneklerinden birini oluşturuyor.

Göztepe’nin scouting ve oyuncu geliştirme üzerine kurduğu yapı ise altyapıyla birlikte değerlendirildiğinde farklı bir yol haritası sunuyor. Kulüplerin yalnızca kendi akademilerinden futbolcu çıkarması değil, genç yaşta keşfettiği oyuncuları sistem içine alarak geliştirmesi de bir üretim modeli oluşturuyor. Göztepe’nin son yıllardaki transfer politikası, doğru scouting ile genç oyuncu gelişiminin birlikte yürütülmesi halinde futbolcunun sportif katkının yanı sıra önemli bir bonservis değerine dönüşebileceğini gösteriyor.

İstanbul'un üç büyük kulübünde ise geniş kadrolar ve sürekli başarı baskısı nedeniyle altyapıdan gelen oyuncuların düzenli forma bulması çok daha zor hale geliyor.

Bu da uzun vadede yeni bir ekonomik kayıp yaratıyor.

Çünkü altyapıdan yetiştirilen futbolcunun satışından elde edilen gelir, kulüp açısından yüksek kâr marjına dönüşebiliyor.

ŞAMPİYONLUK BASKISI EKONOMİYİ BOZUYOR

Türkiye'deki büyük kulüpler açısından ekonomik kararları zorlaştıran unsurlardan biri de taraftar ve kamuoyu baskısı.

Transfer dönemlerinde taraftarlar büyük yıldız bekliyor.

Rakip kulübün yaptığı transfer diğer kulübün yönetimini de harekete geçirebiliyor.

Böylelikle saha içindeki rekabet transfer piyasasına taşınıyor.

Bir kulüp yüksek profilli bir futbolcu aldığında rakibi buna karşılık verme baskısı hissedebiliyor.

Sonuçta transfer politikası ekonomik planlamadan uzaklaşıp bir prestij yarışına dönüşebiliyor.

Özellikle dört büyüklerde başkanların ve yönetimlerin transfer başarısıyla değerlendirilmesi de bu yarışın büyümesine neden oluyor.

Transfer döneminde yapılan büyük imzalar kısa vadede taraftar desteği sağlasa da sözleşmenin mali yükü yıllarca devam ediyor.

BORÇ YAPISI GÖZ ARDI EDİLEMEZ

Türk futbolunun transfer politikası kulüplerin mevcut borçlarından bağımsız değerlendirilemez.

Dört büyükler uzun yıllardır banka borçları, geçmiş transfer taksitleri, vergi yükümlülükleri ve futbolcu alacaklarıyla mücadele ediyor.

Buna rağmen her sezon milyonlarca avroluk yeni transferler yapılıyor.

Bu tablo kaçınılmaz olarak şu soruyu gündeme getiriyor:

Borçlu kulüpler neden her sezon daha fazla harcamak zorunda hissediyor?

Cevabın önemli bir bölümü sportif başarı baskısında.

Şampiyon olmak gelir yaratıyor. Avrupa kupalarına katılmak gelir yaratıyor. Şampiyonlar Ligi büyük gelir yaratıyor.

Ancak bu başarıların garantisi bulunmuyor.

Dolayısıyla kulüpler gelir yaratabilmek için harcama yaparken başarısızlık halinde borçlarını daha da büyütme riski taşıyor.

TRANSFER YASAĞI ALT LİGLERDE ALARM VERİYOR

Büyük kulüplerde astronomik rakamlarla görülen ekonomik problem, alt liglere inildiğinde daha ağır sonuçlarla ortaya çıkıyor.

Geçmiş dönem futbolcu ve menajer borçlarını ödeyemeyen çok sayıda kulüp FIFA nezdinde transfer yasağıyla karşı karşıya kalıyor.

Göztepe sezona galibiyetle başlamak istiyor: Hedef Samsun’da 3 puan
Göztepe sezona galibiyetle başlamak istiyor: Hedef Samsun’da 3 puan
İçeriği Görüntüle

Bazı kulüpler transfer yapamıyor. Bazıları puan silme cezalarıyla karşılaşıyor. Bazıları ise sportif faaliyetlerini sürdüremeyecek noktaya geliyor.

Dolayısıyla Türk futbolundaki kontrolsüz transfer kültürü yalnızca dört büyüklerin sorunu değil.

Büyük kulüplerin oluşturduğu transfer piyasası ve ücret standartları, ligin geri kalanını da etkiliyor.

SORUN TRANSFER YAPMAK DEĞİL

Türk futbolunda çözüm “transfer yapılmasın” demek değil.

Profesyonel futbol doğal olarak transfer gerektiriyor.

Sorun transferin ekonomik planlamanın önüne geçmesi.

Bir futbolcuyla sözleşme yapılırken yalnızca mevcut performansı değil; yaşı, yeniden satış potansiyeli, sözleşme süresi, maaş yükü, kulübün toplam gelirleri ve gelecek yıllardaki yükümlülükler birlikte değerlendirilmeli.

Transfer, yalnızca sportif ihtiyaç olarak değil bir yatırım kararı olarak görülmeli.

Göztepe’nin son dönemde ortaya koyduğu “al, parlat, sat” yaklaşımının Türk futbolu açısından değerli tarafı da burada bulunuyor. Kulüp, transfer bütçesinin tamamını hazır ve pahalı futbolculara yöneltmek yerine gelişim potansiyeli bulunan oyuncuları keşfetmeye çalışıyor. Başarılı scouting sayesinde alınan oyuncunun değeri saha performansıyla yükselirken, satıştan elde edilen gelir yeni yatırımlar için kaynak oluşturuyor. Böylece transfer yalnızca para harcanan değil, doğru yönetildiğinde para üreten bir mekanizmaya dönüşebiliyor.

AVRUPA İLE YARIŞMANIN YOLU SADECE PARA HARCAMAK DEĞİL

Türk kulüplerinin Avrupa'da başarılı olabilmesi için güçlü kadrolara ihtiyaç duyduğu açık.

Ancak Avrupa ile rekabet etmek sadece Avrupa kulüpleri kadar para harcamak anlamına gelmiyor.

Asıl rekabet; doğru oyuncuyu bulmak, genç futbolcu geliştirmek, oyuncunun değerini artırmak, doğru zamanda satmak, altyapıdan üretmek ve kalıcı gelir kaynakları yaratmak üzerinden kurulmalı.

Türkiye'nin ekonomik gerçekleri düşünüldüğünde sürekli daha yüksek bonservis ve maaş ödeyerek Avrupa'yla rekabet etmeye çalışmak tek başına sürdürülebilir bir model oluşturmuyor.

Portekiz ve Hollanda gibi ülkelerin uzun yıllardır uyguladığı oyuncu geliştirme ve satış modelinin Türkiye’de de yaygınlaşması gerekiyor. Göztepe’nin son dönemde scouting üzerinden yarattığı transfer ekonomisi, bunun Türkiye koşullarında da yapılabileceğini göstermesi açısından önemli. Doğru futbolcuyu değerlenmeden önce bulmak, ona oynama ve gelişme alanı açmak, ardından doğru zamanda satışını gerçekleştirmek kulüplerin sürekli dış finansmana ihtiyaç duymasının önüne geçebilecek modellerden biri olabilir.

ASIL SORU: BU DEĞİRMENİN SUYU NEREDEN GELİYOR?

Transfer dönemlerinde milyonlarca avroluk rakamlar taraftarda büyük heyecan yaratıyor.

Yeni yıldızlar geliyor. Formalar satılıyor. Stadyumlar doluyor. Şampiyonluk beklentisi yükseliyor.

Ancak sezon sonunda sorulması gereken soru değişmiyor:

Kulüp harcadığı parayı yeniden üretebildi mi?

Galatasaray'ın yüksek bonservisli yatırımları, Fenerbahçe'nin büyük sözleşme paketleri, Beşiktaş'ın uzun vadeli transfer yükümlülükleri veya Trabzonspor'un oyuncu satışından gelir yaratma çabası aynı temel meseleye çıkıyor.

Göztepe’nin son dönemde izlediği yol ise bu tartışmaya başka bir seçenek ekliyor: Büyük bedeller ödeyerek hazır yıldızı almak yerine, geleceğin değerli futbolcusunu bugünden bulmak.

Türk futbolunun yalnızca transfer yapabilen değil, transfer için harcadığı parayı yeniden üretebilen bir ekonomik sisteme ihtiyacı var.

Eğer yapılan yatırım sportif başarıya, Avrupa gelirine ve oyuncu satışına dönüşüyorsa harcama anlam kazanıyor.

Ancak kulüp her sezon yeniden borçlanıyor, eski futbolcuların maaşlarını öderken yeni transferler yapıyor ve yeterli satış geliri sağlayamıyorsa problem giderek büyüyor.

Türk futbolunun esas meselesi astronomik bonservis bedellerinin tek başına yüksek olması değil.

Asıl mesele, bu astronomik harcamaları sürdürülebilir biçimde finanse edecek futbol ekonomisinin oluşturulamaması.

Göztepe’nin “al, parlat, sat” modeli ise bu tartışmanın karşısına önemli bir alternatif koyuyor: Daha fazla para harcamak yerine daha doğru futbolcuyu bulmak, geliştirmek ve değer üretmek.

Bugün tribünleri ayağa kaldıran transferler yarın kulübe yeni gelirler kazandırıyorsa yatırım olarak değerlendirilebilir.

Aksi halde transfer dönemindeki alkışlar geçer, faturası kulüplerin geleceğine kalır.

Sverre Nypan yerine Aral Şimşir eklenerek güncellenen, son 5 yılda (2021-2026) Süper Lig kulüplerinin gerçekleştirdiği en pahalı 10 transfer (alış) listesi şu şekildedir:

Rakamlarla Türk futbolunun transfer bilançosu

Son 5 yılda Türkiye’ye gelen en pahalı bonservisli transferler

#

Futbolcu

Yıl

Alan Takım

Geldiği Takım

Bonservis Bedeli

1

Victor Osimhen

2025

Galatasaray

Napoli

75,00 M€

2

Mason Greenwood

2026

Fenerbahçe

Marseille

39,00 M€

3

Wilfried Singo

2025

Galatasaray

AS Monaco

30,77 M€

4

Orkun Kökçü

2026

Beşiktaş

Benfica

30,00 M€

5

Uğurcan Çakır

2025

Galatasaray

Trabzonspor

27,50 M€ (+3 M€ bonus)

6

Kerem Aktürkoğlu

2025

Fenerbahçe

Benfica

22,50 M€

7

Youssef En-Nesyri

2024

Fenerbahçe

Sevilla

19,50 M€

8

Gabriel Sara

2024

Galatasaray

Norwich City

18,00 M€

9

Cengiz Ünder

2023

Fenerbahçe

Marsilya

15,00 M€

10

Aral Şimşir

2025

Midtjylland

Trabzonspor / Lig İçi

13,00 M€

Son 5 yılda Türkiye’den en yüksek bonservisle satılan futbolcular

#

Futbolcu

Yıl

Satan Takım

Alan Takım

Bonservis Bedeli

Transfer Tipi

1

Sacha Boey

2024

Galatasaray

Bayern Münih

30,00 M€ (+5 M€ bonus)

Yurt Dışı

2

Ferdi Kadıoğlu

2024

Fenerbahçe

Brighton

30,00 M€ (+5 M€ bonus)

Yurt Dışı

3

Uğurcan Çakır

2025

Trabzonspor

Galatasaray

27,50 M€ (+3 M€ bonus)

Yurt İçi (Lig Rekoru)

4

Christ Inao Oulaï

2026

Trabzonspor

Fiorentina

26,00 M€ (+4 M€ bonus)

Yurt Dışı

5

Gedson Fernandes

2025

Beşiktaş

Spartak Moskova

25,00 M€

Yurt Dışı

6

Yusuf Akçiçek

2025

Fenerbahçe

Al-Hilal

22,00 M€ (+%15 pay)

Yurt Dışı

7

Arda Güler

2023

Fenerbahçe

Real Madrid

20,00 M€ (+10 M€ bonus)

Yurt Dışı

8

Felipe Augusto

2026

Trabzonspor

Zenit

20,00 M€ (15 M€ + 5 M€ bonus)

Yurt Dışı

9

Kim Min-jae

2022

Fenerbahçe

Napoli

18,05 M€

Yurt Dışı

10

Marcão

2022

Galatasaray

Sevilla

15,00 M€ (+3 M€ bonus)

Yurt Dışı

Son 5 Yılda en fazla maaş alan futbolcular

#

Futbolcu

Takımı

Geldiği Yıl

Yıllık Ücret / Maliyet Detayı

1

Mohamed Salah

Trabzonspor

2026

12,00 M€ - 15,00 M€ bandında net maaş + imza parası

2

Leroy Sané

Galatasaray

2025

9,00 M€ garanti maaş + 3,00 M€ sadakat primi (Toplam 12 M€)

3

N'Golo Kanté

Fenerbahçe

2026

8,50 M€ net maaş (+14 M€ imza parası payı)

4

Victor Osimhen

Galatasaray

2025

6,00 M€ - 10,00 M€ (Maaş + Sponsor katkıları)

5

Mauro Icardi

Galatasaray

2023

6,00 M€ (+2,6 M€ Sponsor Desteği ile Toplam 8,6 M€)

6

Ederson

Fenerbahçe

2025

6,50 M€ net maaş

7

Ciro Immobile

Beşiktaş

2024

6,00 M€

8

Rafa Silva

Beşiktaş

2024

6,00 M€ (+İmza Parası Payı)

9

Mason Greenwood

Fenerbahçe

2026

5,50 M€ - 6,00 M€ bandı

10

Wilfried Zaha

Galatasaray

2023

4,35 M€ (+İmza Parası)

(Verilen bu rakamlar kulüplerin açıkladığı rakamlardır)

Kaynak: EMRE AVCI