GENEL

Türkiye'nin deprem gerçeği sil baştan... Diri fay sayısı 600'ü aştı

Kahramanmaraş merkezli asrın felaketinin üzerinden geçen üç yılın ardından bilim dünyasından kritik bir uyarı geldi. Dokuz Eylül Üniversitesi'nden Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Türkiye'nin güncellenen diri fay haritasında sona gelindiğini belirterek, aktif fay sayısının 485'ten 600'ün üzerine çıkacağını duyurdu. Bu güncelleme, ülke genelindeki deprem tehlikesinin arttığı ve risk azaltma çalışmalarına her zamankinden daha fazla önem verilmesi gerektiği anlamına geliyor.

Abone Ol

Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla dünyanın en aktif tektonik kuşaklarından birinde yer alırken, 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan ve "asrın felaketi" olarak nitelendirilen büyük yıkımın artçı etkileri hem fiziksel hem de bilimsel anlamda devam ediyor. 11 ili yerle bir eden, 50 binin üzerinde can kaybına yol açan bu trajedinin üçüncü yıl dönümünde, yer bilimciler ülkenin sismik geleceğine dair çarpıcı veriler paylaştı. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, devletin ilgili kurumlarıyla yürütülen titiz çalışmalar sonucunda Türkiye’nin diri fay haritası üzerinde köklü değişiklikler yapıldığını açıkladı. Yapılan son incelemeler, yeraltındaki tehlikenin boyutunun tahmin edilenden daha büyük olduğunu gözler önüne seriyor.

Yeraltındaki tehlike haritası yeniden şekilleniyor

Mevcut haritaların güncellenmesi sürecinde saha çalışmalarının derinleştirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Hasan Sözbilir, özellikle 2023 depremlerinden sonra Türkiye'deki tüm fay hatlarının mercek altına alındığını belirtti. Daha önce haritalarda yer almayan ancak potansiyel tehlike arz eden kırıkların tespit edildiğini söyleyen Sözbilir, önümüzdeki aylarda açıklanacak olan yeni harita ile ilgili endişe verici rakamlar verdi. Bugüne kadar bilinen 485 adet aktif fay sayısının, yapılan güncellemelerle birlikte 600'ün üzerine çıkacağını ifade eden Sözbilir, bu durumun Türkiye'deki deprem tehlikesi seviyesini matematiksel olarak artırdığına dikkat çekti. Farklı illerde daha önce bilinmeyen yeni fayların ortaya çıkması, yerel yönetimlerin ve merkezi idarenin afet planlarını sil baştan revize etmesini zorunlu kılıyor. Sözbilir, risk azaltma çalışmalarına verilen önemin mevcut durumun en az iki katına çıkarılması gerektiğinin altını çiziyor.

Bölge beşik gibi sallanmaya devam ediyor

Tarihin en yıkıcı afetlerinden biri olarak kayıtlara geçen Kahramanmaraş merkezli depremler, sadece yarattığı anlık yıkımla değil, sonrasında devam eden sismik fırtınayla da bölgeyi yormaya devam ediyor. Prof. Dr. Sözbilir, aradan geçen üç yıllık süreçte bölgede yaklaşık 100 bin adet deprem meydana geldiğini, bu rakamın olağanüstü bir sismik aktiviteye işaret ettiğini vurguladı. Hatay'dan Adıyaman'a kadar uzanan 350 kilometrelik bir hattın ve kuzeydeki 150 kilometrelik ikinci bir hattın saatler içinde kırılmasıyla ortaya çıkan enerji, bölgedeki dengeleri altüst etti. Artçı sarsıntılar nedeniyle bölge halkının travmayı atlatamadığını ve normal hayata dönüşün zorlaştığını belirten Sözbilir, orta ve küçük ölçekli sarsıntıların dahi psikolojik bir baskı unsuru oluşturduğunu dile getirdi.

Enerji yüklenen komşu faylarda kırılma endişesi

Bilim insanlarının asıl odaklandığı nokta ise ana şokların ardından strese maruz kalan komşu fay hatları. Prof. Dr. Sözbilir, özellikle Adıyaman, Adana ve Malatya hattındaki hareketliliğe dikkat çekerek, henüz kırılmamış fay parçalarının varlığına işaret etti. Göksun tarafında, ikinci büyük depremin güneybatı ucunda yer alan Savrun Fayı üzerindeki gerilimin endişe verici boyutlarda olduğunu belirten Sözbilir, bu fayın 7 büyüklüğünde bir deprem üretme potansiyeli taşıdığını söyledi. Bölgede 6 büyüklüğüne varan artçıların yaşanabileceği uyarısında bulunan uzman isim, batıda ise Kayseri'den Adana'ya uzanan Ecemiş Fayı ve Erciyes Fayı gibi uzun süredir suskun olan hatlarda stres birikimi yaşandığını kaydetti. Bu fayların yıllardır sessiz kalması ve son büyük depremlerle yüklenmesi, gelecekte yaşanabilecek yeni sarsıntıların habercisi olabilir.

Betonarme tabutlardan kurtuluş reçetesi

Deprem riskinin arttığı bu tabloda, can güvenliğini sağlamanın tek yolu güvenli yapı stokundan geçiyor. Deprem bölgesinde devlet eliyle yürütülen iyileştirme ve yeniden inşa süreçlerine değinen Prof. Dr. Sözbilir, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın yürüttüğü projelerin hayati önem taşıdığını ifade etti. Bölgede sıfırdan inşa edilen şehirlerin modern teknolojilerle donatıldığını ve bu yeni binaların yıkılma riskinin bulunmadığını belirten Sözbilir, asıl mücadelenin eski yapı stokunun tasfiyesi olması gerektiğini savundu. "100 yılın konut projesi" kapsamında hedeflenen 500 bin konut sayısının yeterli olmayabileceğini, bu rakamın 1-2 milyona çıkarılması gerektiğini vurgulayan Sözbilir, eski ve dayanıksız binaların terk edilmesinin kentsel dönüşüm hamlesinin en kritik ayağı olduğunu sözlerine ekledi.