Çevreyi korumak amacıyla hayata geçirilen Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemi, geri dönüşüm kadar geçim sıkıntısını da bir kez daha gözler önüne serdi. Pet şişe başına verilen 1 lira için emekliler, çocuklar ve dar gelirli yurttaşlar sabahın erken saatlerinde depozito makinelerine akın ediyor. Ancak çoğu zaman makineler dolu olduğu için vatandaş saatlerce beklemek zorunda kalıyor.
Türkiye'de yoksulluğun geldiği nokta bugün bir geri dönüşüm makinesinin önünde, bir liralık pet şişelerin ağırlığında saklı. Çevreyi korumak için hayata geçirilen Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemi, sabahın erken saatlerinde dolan makinelerin önünde sıra bekleyenlerin, kahvehanelerden boş şişe toplayan on yaşındaki çocukların ve evinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için 270 pet şişelik çuvalı yokuş aşağı sürükleyen emekli Ümit Hanım'ın omuzlarında geçim savaşına dönüştü. Tanesi bir liradan toplanan bu plastikler ekolojik bir duyarlılığın simgesi değil, market raflarındaki yangının karşısında bir kilo peynire, bir avuç zeytine muhtaç bırakılan dar gelirlinin o derin ve sessiz hayatta kalma mücadelesinin fotoğrafı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın 1 Temmuz'da uygulamaya aldığı Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemi, geri dönüşümü teşvik etmek amacıyla hayata geçirildi. Ancak uygulamanın ilk günlerinde depozito makinelerinin önünde oluşan manzara, çevre bilincinden çok Türkiye'de derinleşen yoksulluğu gözler önüne serdi. Pet şişe başına verilen 1 lira için emekliler, öğrenciler, çocuklar ve dar gelirli yurttaşlar kilometrelerce yürüyerek topladıkları şişeleri makinelere taşırken, birçok noktada makinenin dolu ya da arızalı olması nedeniyle saatlerce bekliyor.
İzmir'de DOA makinesinin bulunduğu bir market şubesine gittiğimizde makinenin önü boştu. Ancak bunun nedeni ilginin az olması değildi. Mahalle sakineleri, sabah erken saatlerde çok sayıda kişinin gelerek makineyi kısa sürede doldurduğunu, daha sonra da görevlilerin gelip hazneyi boşaltmasını beklediklerini anlattı.

Bir çuval plastik = Bir paket kağıt havlu
Makinenin yanında bekleyen emekli Ümit Hanım da 270 pet şişeyle geldiğini söyledi. El arabasına yüklediği büyük çuvalı evinden yokuş aşağı indirerek getirdiğini anlatan Ümit Hanım, makinenin dolu olması nedeniyle yeniden beklemek zorunda kaldığını ifade etti.
"Her gün topluyorum. Makineyi yakalayabilirsem atıyorum. Yakalayamazsam geri götürüyorum eve, bir de yokuş çıkıyorsun. Bir haftadan beri doğru düzgün yakalayamıyorum. Sürekli dolu oluyor. Daha dün yakaladım, bugün yine yakalayamadım."
Makinenin boşaltılacağı saati tahmin ederek erkenden geldiğini söyleyen Ümit Hanım, "Saat 9'da açılıyor ya... Yakalamak için o saatte geliyorum. Ama bazen önce gelmiyorlar.
270 şişe sayarak getirdim. Bir çuval daha evde var, onu henüz getirmedim. Kendi hakkım dolunca kardeşimin telefonundan işlem yapıyorum. 200 şişe sen, 200 şişe ben, çocuğum, oğlum derken devam ediyor."
Yaklaşık 200 şişenin karşılığında elde ettiği parayla temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığını söyleyen Ümit Hanım, "Kağıt havlu, peçete gibi şeyler alınabilir. 12'li paketlere baktım, fiyatları 199-200 lira civarındaydı. Bu şişeleri vererek onları alacağım." Dedi.
Depozito makinelerinin önünde yalnızca emekliler değil, çocuklar da dikkat çekiyor. Mahallede yaşayan bir çocuk, akşamları kahvehanelerden ve komşularından topladığı pet şişeleri sabah saatlerinde boyundan büyük bir çuval içinde makineye getiriyor. Henüz 10 yaşındaki çocuk için bu şişeler geri dönüşümden çok, cep harçlığı demek.

200 liraya ne alınır?
Depozito makinesine bırakılan 200 şişe karşılığında alınan 200 lira, vatandaşın ihtiyaçlarında önemli bir yer tutuyor. Ancak market raflarında fiyatlar yükseldikçe 200 liranın karşılığı da her geçen gün azalıyor. Bir zamanlar küçük bir alışveriş için yeterli görülen 200 lira, bugün temel gıda ürünlerinde bile sınırlı kaldı. Bir kilo peynir, bir kilo zeytin ya da birkaç temel mutfak ihtiyacı için vatandaş daha fazla para ödemek zorunda.
Ümit hanım bir önceki gün depozito ücretiyle peynir aldığını söyleyerek “200 lirayla ne alacağım? Çocuklarıma bir kilo zeytin alamıyorum. 200 lira veriyorum, ‘Anne yetmiyor’ diyor. Bir emekli maaşımız var, ne yapacağız? Biz en büyük paramızla bir kilo zeytin, bir kilo peynir alamıyoruz.” Dedi.

Asıl tartışılması gereken alım gücü
İzmir Kent Yoksulluk Ağı Derneği Başkanı Adnan Ünver, depozito sisteminin çevre açısından önemli bir uygulama olduğunu ancak mevcut ekonomik koşullarda sistemin geri dönüşümden çok yoksulluğun görünür hale geldiği bir tabloya dönüştüğünü söyledi.
“Depozito sistemi, özü itibarıyla çevrenin korunmasına ve geri dönüşüm kültürünün yaygınlaşmasına katkı sunabilecek önemli bir uygulamadır. Ancak bugün sahada karşılaştığımız tablo, sistemin çevre politikasından çok derinleşen yoksulluğun bir göstergesine dönüştüğünü ortaya koyuyor.
İzmir’de ve Türkiye’nin birçok kentinde depozito makinelerinin önünde uzun kuyruklar oluşturanların büyük bölümünü emekliler, işsizler ve düşük gelirli vatandaşlar oluşturuyor. İnsanların saatlerini harcayarak pet şişe toplaması ya da evlerinde biriktirdikleri ambalajları birkaç lira gelir elde edebilmek için makinelere taşıması, aslında ekonomik tablonun geldiği noktayı anlatıyor.
Hiç kimse çevreyi korumak için geliştirilen bir sistemi, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmenin aracı olarak görmek zorunda bırakılmamalıdır. Eğer insanlar geri dönüşümden elde edecekleri birkaç lirayı bütçelerinin vazgeçilmez bir parçası olarak hesaplamak zorunda kalıyorsa, burada tartışılması gereken konu depozito sistemi değil, vatandaşın alım gücünün neden bu kadar gerilediğidir. Biz çevreci uygulamaların yaygınlaşmasını destekliyoruz. Ancak çevre politikaları, yoksulluğun görünmez yükünü hafifletmek yerine onu görünür kılan bir manzaraya dönüşmemelidir.
"Sorun depozito değil, alım gücü"
Ünver, yüzlerce pet şişe toplayıp saatlerce sıra bekleyen emeklilerin elde ettikleri gelirle ancak temel ihtiyaçlarını karşılayabildiğine dikkat çekerek, asıl tartışılması gereken konunun vatandaşın alım gücündeki erime olduğunu vurguladı. Emekli aylıklarının gerçek yaşam maliyetlerine göre yeniden düzenlenmesi ve sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“Bir emeklinin yüzlerce pet şişeyi taşıyıp saatlerce sıra bekledikten sonra elde ettiği gelirle ancak temel bir temizlik ürününü satın alabilmesi, bireysel bir hikâye değil; sosyal devlet açısından üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir tablodur.
Bugün emeklilerin önemli bir kısmı maaşlarını ay sonuna kadar yetirebilmek için her türlü tasarruf yöntemini denemek zorunda kalıyor. Depozito gelirini de bunlardan biri olarak görüyor. Oysa emeklilik, insanların yıllarca verdikleri emeğin karşılığını insanca yaşayabilecekleri bir güvence olarak almaları gereken bir dönemdir.
Öncelikle emekli aylıklarının gerçek yaşam maliyetleri dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Gıda, kira, enerji ve sağlık harcamaları karşısında eriyen gelirler telafi edilmeden, yoksulluğun farklı biçimlerde kendini göstermesi kaçınılmazdır.
İzmir Kent Yoksulluk Ağı olarak sahada yaptığımız gözlemler, vatandaşların artık tek bir kalemde değil, yaşamın neredeyse bütün temel giderlerinde zorlandığını gösteriyor. En büyük yükü barınma oluşturuyor. Kiralar özellikle büyükşehirlerde birçok ailenin gelirinin yarısını, hatta daha fazlasını tüketiyor. Bunun ardından gıda harcamaları geliyor. Vatandaşlar artık alışveriş listelerini ihtiyaçlarına göre değil, fiyat etiketlerine göre hazırlıyor. Et, süt, peynir gibi temel besinler birçok hanede düzenli tüketilemeyen ürünler hâline geldi.
Enerji giderleri de ciddi bir sorun. Elektrik, doğal gaz ve su faturaları özellikle emekliler ve sabit gelirli aileler üzerinde büyük baskı oluşturuyor. Sağlık harcamaları ise kronik hastalığı bulunan yaşlı nüfus için ayrı bir yük hâline gelmiş durumda. İlaç katkı payları, muayene ücretleri ve ulaşım masrafları vatandaşların bütçesini zorlayan başlıklardan biri.
Son dönemde eğitim giderleri de ailelerin en fazla zorlandığı alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Çocukların kırtasiye, servis, beslenme ve eğitim materyali masrafları birçok aile için ciddi bir ekonomik baskıya dönüşmüş durumda. Kısacası bugün yaşanan sorun yalnızca gelir yetersizliği değil; temel ihtiyaçların maliyetinin vatandaşın gelir artışının çok üzerinde seyretmesidir. Yoksulluk artık yalnızca işsizlerin değil, çalışanların, emeklilerin ve sabit gelirle yaşamını sürdürmeye çalışan milyonlarca insanın ortak gerçeği hâline gelmiştir. Bu nedenle sosyal politikaların, vatandaşın insanca yaşam hakkını esas alan bütüncül bir anlayışla yeniden güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.”
İlk 6 günde 2 milyondan fazla kişi sistemi kullandı
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sisteminin ilk 6 gününde 8 milyondan fazla ambalaj iade edildi. Uygulamayı kullanan kişi sayısı ise 2 milyonu aştı. Vatandaşlar iade edilen her pet şişe için 1 lira alırken, uygulamanın başlamasının ardından bazı ambalajlı su markalarının fiyatlarını artırdığı iddiaları gündeme geldi. Türkiye genelinde birçok zincir markette 0,5 litrelik pet şişe suyun ortalama fiyatı 5,25 liradan 7,25 liraya yükseldi.
Bunun üzerine Ticaret Bakanlığı, ambalajlı su sektöründe fiyat artışlarına yönelik denetim başlattı. Bakanlık, söz konusu maliyetin su fiyatlarına zam olarak yansıtılmaması gerektiğini vurguladı. Toplantıda ayrıca, marketlerde 1 Temmuz öncesi ve sonrası ambalajlı su fiyatlarını karşılaştıran listeler sektör temsilcilerine sunuldu. Yetkililer, fiyat artışlarının somut verilerle tespit edildiğini belirterek, fırsatçılık yaptığı belirlenen işletmelere yönelik gerekli yaptırımların uygulanacağını ifade etti.





