Modern çağın stresli, yoğun ve koşturmacalı yaşam temposunda en ufak bir baş ağrısında, kas tutulmasında ya da eklem sızısında elimizin ilk gittiği yer genellikle evimizdeki veya ofisimizdeki ecza dolapları oluyor. Gündelik yaşamın vazgeçilmez bir kurtarıcısı olarak gördüğümüz ve çoğu zaman doktor tavsiyesi bile aramadan kolayca tükettiğimiz ağrı kesici ilaçların fiziksel acılarımızı dindirdiği, hayat kalitemizi anlık olarak artırdığı yadsınamaz bir gerçek. Ancak bilim dünyasının derinliklerinden gelen son haberler, bu masum ve zararsız görünümlü hapların ruhumuzda, karakterimizde ve en önemlisi sosyal ilişkilerimizde açabileceği görünmez yaralara son derece çarpıcı bir şekilde dikkat çekiyor. Tıp ve bilim dünyasının en saygın yayın organlarından biri olarak kabul edilen PubMed ve Nature grubuna bağlı prestijli Scientific Reports dergilerinde peş peşe yayımlanan devrim niteliğindeki çarpıcı bilimsel araştırmalar, dünya çapında her gün milyarlarca doz reçete edilen ve tüketilen etken maddelerden biri olan parasetamol kullanımının, insanların empati kurma yeteneğini ve başkalarına yardım etme içgüdüsünü derinden sarsabileceğini ortaya koydu. Bedenimizdeki fiziksel acıyı kimyasal yollarla uyuşturan bu haplar, görünüşe göre ruhumuzdaki merhamet duygusunu da yavaş yavaş sessizliğe gömüyor.
Başkalarının acısına karşı hissizleşen bir toplum tehlikesi
PubMed veritabanında tıp dünyasının dikkatine sunulan ve çift kör, plasebo kontrollü olarak son derece katı bilimsel standartlarda gerçekleştirilen titiz araştırmaların sonuçları oldukça ürkütücü bir toplumsal tablo çiziyor. Laboratuvar ortamında, etken maddesi parasetamol olan ilaçları alan deneklerin, herhangi bir ilaç almayan veya sadece etken maddesi olmayan plasebo hapları yutan gruplara kıyasla, çevrelerindeki insanların yaşadığı fiziksel ve sosyal acılara karşı çok daha soğuk, mesafeli ve tepkisiz kaldıkları net bir şekilde gözlemlendi. Bilim insanları, insan doğasını derinden etkileyen ve ikili ilişkileri zedeleyen bu tuhaf hissizleşme halini tıp literatüründe simülasyon teorisi adını verdikleri bir kavramla mercek altına alıyor. İnsan beyninin o muazzam ve henüz tam olarak çözülememiş karmaşıklığı içinde, kendi bedenimizde hissettiğimiz somut bir acı ile bir başkasının çektiği ızdırabı anlarken devreye giren sinirsel mekanizmalar büyük ölçüde aynı beyin ağları üzerinden iletişim kurarak çalışıyor. Hal böyle olunca, kendi bedensel ağrımızı kesmek, o sinyal akışını durdurmak için dışarıdan aldığımız kimyasal bir müdahale, aynı nörolojik otoyolu kullanan duygusal tepkilerimize de kalın bir bariyer kurarak bizi çevremizdeki insanların dramlarına karşı duyarsız ve hissiz birer robota dönüştürme potansiyeli taşıyor.
Hızlı çözüm arayışı yardımseverlik duygumuzu köreltiyor
Konunun hücresel boyutunun ötesine geçerek sosyal psikoloji ve davranış bilimleri yönünü inceleyen bir diğer önemli çalışma ise Nature portföyünün itibarlı yayınlarından Scientific Reports sayfalarında okuyucularla buluştu. Bu derinlemesine araştırma, sadece ilacın kimyasal yapısından ziyade, modern günümüz insanının ağrı kesici kullanım alışkanlıklarına ve bu pratik alışkanlıkların karakterimiz üzerindeki uzun vadeli yıkıcı etkilerine odaklandı. Araştırma ekibinin elde ettiği veriler, ortada dayanılmayacak şiddette, hayati önem taşıyan gerçek bir fiziksel rahatsızlık olmamasına rağmen, en ufak bir huzursuzlukta veya stres kaynaklı baş ağrısında bile anında hızlı çözüm refleksine sığınarak hemen ilaç kutusuna sarılan bireylerde çok daha vahim bir psikolojik tablo ortaya koydu. Bu tarz bir kullanım alışkanlığına sahip kişilerin sadece empati yoksunluğu çekmekle kalmadığı, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın ve insan olmanın en temel taşı olan başkalarına yardım etme, sokaktaki bir yabancının derdiyle dertlenme eğilimlerinin de ciddi oranda düştüğü bilimsel verilerle ispatlandı. İnsanın doğasında var olan acıyı reddetme ve ondan kimyasallarla hızla kaçma güdüsü, ne yazık ki bizi birbirimize bağlayan o ince duygusal köprüleri de farkında olmadan tek tek yıkıyor.
Kesin bir nedensellik için daha kapsamlı verilere ihtiyaç var
İnsanlık tarihi kadar eski olan ağrı dindirme çabasının ulaştığı bu son noktada ortaya çıkan bu sarsıcı bulgular, tıp, sosyoloji ve psikoloji dünyasında büyük bir heyecan yaratmış olsa da, araştırmayı yürüten bilim insanları şimdilik kesin yargılar dağıtmak yerine temkinli konuşmayı tercih ediyor. Elde edilen istatistiksel verilerin, bu tür yaygın kullanılan ilaçların insan davranışı ve toplumsal psikoloji üzerindeki görünmeyen etkilerini anlamak açısından devrim niteliğinde olduğu tüm akademik çevrelerce kabul ediliyor. Ancak uzmanlar, mevcut laboratuvar sonuçlarının kesin ve şüphe götürmez bir nedensellik ilişkisi, yani doğrudan bir sebep-sonuç bağı kurmak için henüz erken bir aşamada olduğunu, bu cesur iddiaların çok daha geniş denek gruplarıyla, farklı coğrafyalarda ve uzun yıllara yayılan detaylı bilimsel araştırmalar ışığında desteklenmesi gerektiğini ısrarla vurguluyor. Tüm dünyada her yaştan, her sosyo-ekonomik gruptan milyonlarca kişinin neredeyse günlük rutini haline gelen, eczanelerden reçetesiz olarak bile son derece kolayca ulaşılabilen parasetamol içerikli bu ilaçların olası sosyal ve psikolojik yıkımları, önümüzdeki yıllarda bilim dünyasının en çok mesai harcadığı, tartıştığı ve araştırdığı konularından biri olmaya devam edecek gibi görünüyor.




