SEMİ TEKTAŞ/DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 30 Ekim 2020 İzmir depreminin 6’ncı yıl dönümünde İzmir’e geldi. DEVA Partisi İzmir İl Başkanı Muhammet Yılmaz’ın ev sahipliğinde il başkanlığında basın toplantısı düzenleyen Babacan, deprem sonrası yürütülen çalışmaları, İzmir’in depreme hazırlık durumunu ve kentsel dönüşüm politikalarını değerlendirdi.

Deprem bölgesinde yerinde incelemeler yapacaklarını belirten Babacan, 117 kişinin yaşamını yitirdiği depremde hayatını kaybedenleri anarak İzmir’in afetlere karşı hızla hazırlanması gerektiğini söyledi. Deprem politikalarında rantın değil insan hayatının esas alınması çağrısında bulunan Babacan, toplantıda ülke gündemine ilişkin de önemli açıklamalar yaptı.
“Ekonomi ne kadar güçlüyse o kadar güçlü oluruz”
İzmir’in Türkiye’nin ekonomik bağımsızlık mücadelesinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Babacan, İzmir İktisat Kongresi’ne dikkat çekti.
Babacan, “İzmir bizim İktisat Kongresi’ne ev sahipliği yapmış bir ilimiz. Ülkemizin zor dönemlerinde Anadolu’nun ayağa kalkmasının önemli bir kilometre taşı olmuştur. Ekonomik bağımsızlık ülkenin siyasal bağımsızlığının temelidir. Ekonomi ne kadar güçlüyse o kadar güçlü oluruz” ifadelerini kullandı.
“Depremin 6’ncı yılında neler yapılmış, neler yapılmamış bakacağız”
İzmir’in deprem bölgesinde yer alan bir kent olduğunu hatırlatan Babacan, 30 Ekim depreminin yıl dönümünde bölgede incelemelerde bulunacaklarını söyledi.
Babacan, “Depremin yıl dönümünde gelişmeleri inceleyip neler yapılmış, neler yapılmamış diye bugün buradayız. 117 vatandaşımıza rahmet diliyorum. Deprem geliyorum diyor. Jeoloji uzmanları, tarihsel veriler ve bilime dayanan çalışmalar bunu gösteriyor. İzmir deprem bölgesinde olan bir ilimiz. Hızlı şekilde hazırlanması gerekiyor. Her bir deprem, kendini hatırlatan ve tedbirleri gözden geçirmemiz gereken bir konu. Yerinde incelemeler yapacağız. Derneği ziyaret edeceğiz” diye konuştu.
“Rant gözlüğünü çıkarmaları lazım”
Depreme hazırlık ve kentsel dönüşüm süreçlerinde rant odaklı yaklaşımların terk edilmesi gerektiğini belirten Babacan, merkezi yönetimin önceliğinin insan hayatı olması gerektiğini vurguladı.
İzmir’de yaşanan depremden gerekli derslerin çıkarılması gerektiğini ifade eden Babacan, şöyle konuştu:
“İzmir’e çok yazık oluyor. Bu ülke daha iyi yönetilmeye layık. Her şey var ama yeter ki bu kapasite iyi değerlendirilsin. Deprem önemli ve geniş bir konu. Mesele depremse öncelikle ülkeyi yönetenlerin rant gözlüğünü çıkarması lazım. Önce insan canı için bakın. Rantın peşinde koşarsanız depremi çözemezsiniz. Yıllardır hâlâ ders alınmıyor. Alınması ibretlik.”
“Sermaye piyasalarındaki deprem doğal değil”
Babacan, toplantıda sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelere de geniş yer ayırdı. Türkiye’nin piyasa dolandırıcılığı iddialarıyla karşı karşıya olduğunu savunan Babacan, yaşananların doğal bir ekonomik dalgalanma olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Babacan, “Ülkemiz maalesef sermaye piyasalarındaki deprem ve depremin artçılarıyla uğraşıyor. Bu bir doğal hadise değil. Cumhuriyet tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığıyla karşı karşıya kaldı” dedi.
“Çalmayan ve çaldırmayan kadrolar oluşmalı”
Denetim mekanizmalarının teknik altyapısının tek başına yeterli olmayacağını belirten Babacan, kamu yönetiminde görev alan kişilerin niteliğinin belirleyici olduğunu ifade etti.
Babacan, “Bu tür hadiselerde büyük değil, en ufak dolandırıcılıkların bile tespit edilebileceği bir altyapı kurulmuştur. Hangi konu olursa olsun insan faktörü çok önemli. Çalmayan ve çaldırmayan kadroların oluşması gerekiyor. Kadrolar devlet imkânlarını peşkeş çekmekle meşgulse en sağlam bilgi işlem altyapısı bile işlemez” diye konuştu.
“7 milyon haneyi etkileyen bir hadiseyle karşı karşıyayız”
Sermaye piyasalarında yaşananların yatırımcı güvenini zedelediğini savunan Babacan, bireysel yatırımcı sayısındaki düşüşe dikkat çekti.
Babacan, “Bugün finansal piyasalardaki dolandırıcılığın getirdiği güvensizlik ve karamsarlık SPK’da değer kaybına yol açtı. Sürekli artıyor. Bireysel yatırımcı 7 milyondu, bu sayı 6,5 milyona kadar indi. Ama Türkiye’de 27 milyon tane hane olduğunu düşünürsek 7 milyonunu etkileyen bir hadiseyle karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.
“25-30 kişiyi hemen görevden alın”
Sermaye piyasalarındaki gelişmelerden sorumlu olduğunu belirttiği kişilerin görevden alınması gerektiğini söyleyen Babacan, merkezi hükümete çağrıda bulundu.
Babacan, “Bu kuruluşların başındaki kişileri derhal görevden alın dedik. Dakikalarca geç kaldığınız anda piyasada olanlar olur. Bu işleri yönettiğini sananlar konuyla alakasız olduğu için bir an önce görevden almaları yapın. Bu insanların bir an önce görevden alınması lazım. Bu insanların birçoğu hâlâ görevde. 25-30 kişiyi hemen görevden alın” dedi.
“Fon kurulu hantal bir kurul”
Yaşanan gelişmeler karşısında özel bir görev gücü oluşturulması gerektiğini savunan Babacan, mevcut yapının süreci yönetmekte yetersiz kaldığını ileri sürdü.
Babacan, “Görev gücü kurulması gerekiyordu. 5-7 kişi arasında yepyeni bir acil görev gücü kurulması gerekiyordu. Fon kurulu hantal bir kurul. Oradaki kimse bu konudan anlamaz. Erime devam ediyor. Dolandırıcılığın olduğu bir erime değil. Türkiye’nin sanayisi eriyor” diye konuştu.
“Çalanın yanına kalmaması lazım”
Sorumluların açıklanması ve TBMM bünyesinde araştırma komisyonu kurulması gerektiğini belirten Babacan, hükümetin şeffaf davranmadığı eleştirisinde bulundu.
Babacan, “Listeyi açıklayın dedik. Saklayarak, gizleyerek olmaz dedik. Mutlaka TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulması gerektiğini söyledik. 15-20 kişilik bir araştırma komisyonu kurulması lazım dedik. Bundan ısrarla kaçıyorlar” ifadelerini kullandı.
Hükümete çağrısını yineleyen Babacan, şöyle devam etti:
“Buradan sesleniyorum. Bu listeyi açıklamaz ve bu komisyonu kurmazsanız, bunun üzerini örtme eğiliminde devam ederseniz piyasalardaki kötü eğilim devam eder. Suçluların cezalandırılması lazım. Çalanın yanına kalırsa bu konu bundan sonra Türkiye’nin sermaye piyasalarında asla yatırım olmaz, kimse gelmez. Dolandırana, çalana hak ettiğini vermezseniz hırsızın önünü açık tutmuş olursunuz. Bu mesajın verildiği piyasaya yatırım gelmez. Bunu da böyle atlatırız zannetmeyin. Bunu anlatamazsanız atlatamazsınız. Bu kriz bitmez, devam eder. Ülkemiz kötü yönetiliyor, bunu her alanda görüyoruz.”
“Güven olmazsa faizler yüksek olur”
Türkiye ekonomisindeki sorunlara ve bütçe harcamalarına da değinen Babacan, faiz ödemelerinin büyüklüğünü eleştirdi.
Babacan, “TBMM’de bütçelerde en büyük harcama kaleminin faize harcandığını görüyoruz. 4 trilyonluk faiz ödemesinden bahsediyoruz. Güven olmazsa faizler yüksek olur. Kötü yönetim ve yüksek risk ülkemizi böyle durumlarla karşı karşıya bırakmış durumda” dedi.
Babacan’dan üç ilke vurgusu
Ekonomik ve siyasi sorunların çözümü için adalet, dürüstlük ve istişarenin önemine dikkat çeken Babacan, bu üç ilkenin kamu yönetiminde uygulanmadığını savundu.
Babacan, “Adaleti sağlayacaksınız. Dürüst olacaksınız, çalıp çaldırmayacaksınız. Başarılı olmanız mümkün değil. İstişareyle karar almak. Bu üç ilke de yerle bir edilmiş durumda. TBMM en önemli istişare yeridir” ifadelerini kullandı.
“Özgür basın hayat kurtarır”
Basın özgürlüğünün toplumsal denetimin önemli araçlarından biri olduğunu söyleyen Babacan, deprem ve yapılaşma konularında basının rolüne dikkat çekti.
Babacan, “Özgür basın hayat kurtarır. İfade ve basın özgürlüğü varsa bu çok geniş bir denetim alanı oluşturur. Deprem için iyi olmayan bir zeminde kaçak yapılaşma başlayınca haberlerle engellenmiş olur. Fon meselesinde basın özgür olsaydı, rahat konuşulsaydı bunlar ifşa edilerek büyümesinin önüne geçilebilirdi. Şu an caydırıcılık gibi bir kavram var” diye konuştu.
“Basın özgürlüğü yoksa demokrasi yoktur”
Basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün olmadığı yerde demokratik denetimin de mümkün olmayacağını belirten Babacan, sermaye piyasalarındaki gelişmeler sonrasında yaşanan gözaltı ve tutuklamalara da değindi.
Babacan, “Fon olayından sonra çok sayıda kişinin gözaltına alınıp tutuklandığını gördük. Şeffaf yönetilmesi gerekenlerin üstünün örtüldüğünü gördük. Bu haberlere ‘Yapmayın, kötü olur’ gibi şeyler diyorlar. Basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün olmadığı yerde demokrasiden bahsedilmez” ifadelerini kullandı.
“Parti değiştirenlere halk cevabını verir”
Babacan, basın toplantısında belediye başkanlarının seçim sonrasında parti değiştirmelerine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Seçmen iradesinin korunması gerektiğini belirten Babacan, belediye başkanlarının kendilerini seçen yurttaşların iradesine saygı göstermesi gerektiğini söyledi.
Babacan, “Seçimlere kadar partiler rekabet için çalışır. Daha sonra ülkeyi yönetme yetkisini eline alanlar 86 milyona hizmet götürür. Rekabet seçimle olur ama seçimlerden sonra hizmette eşitlik olur. Vatandaşlarımız bunları bir kenara not ediyor. Bazen havuçla, bazen sopayla bir şekilde iktidara doğru yönlendiriliyorsa vatandaş cevabı verir. İnsanların iradesini bu yollarla değiştiremezsiniz. Belediye başkanlarını seçen vatandaşın iradesinin kutsal olduğunu ve bütün olduğunu unutmamaları lazım” dedi.
“Rantın çok olduğu yerlerde bu tür işler daha fazla”
Belediyelerdeki yolsuzluk iddiaları ve imar uygulamalarına da değinen Babacan, imar rantlarının önüne geçilmesi için güçlü bir yasal çerçeve oluşturulması gerektiğini savundu.
Babacan, “Rant neredeyse bu tür işler daha çok. Rantın çok olduğu illerde ve ilçelerde daha fazla. İmar meseleleri ve imar rantlarıyla ilgili konular sağlam bir çerçeveye kavuşmazsa bu sorunlar Türkiye’de bitmez. Yolsuzluğun az ve çok olduğu ülkeler var. Belediyelerle ilgili yasal çerçeve ilerlemeden bu iş bitmez. Belediyelere baktığımızda az sayıda dürüst kalmaya çalışan başkanlar var” diye konuştu.




