SEMİ TEKTAŞ/Çağdaş Avukatlar Grubu İzmir Barosu Başkan adayı Emre Öktem, baro seçimleri öncesinde avukatların yaşadığı ekonomik sorunları ve meslek örgütündeki temsil tartışmalarını gündeme taşıdı. Öktem, özellikle mesleğe yeni başlayan avukatların ekonomik baskı altında olduğunu belirterek, baronun öncelikli görevlerinden birinin genç meslektaşların sorunlarına çözüm üretmek olduğunu ifade etti.
Avukatların ekonomik sorunlarının artık mesleğin her kademesinde hissedildiğini söyleyen Öktem, “ekonomik şiddetle mücadele” vurgusu yaptı. Öktem, avukatların iş alanlarının genişletilmesi, mesleki hakların güçlendirilmesi ve genç meslektaşların ayakta kalmasını sağlayacak adımlar atılması gerektiğini belirtti.
Genç Avukatlar Meclisi’nin kapatıldığı iddialarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Öktem, mevcut yapının zaman içinde genç avukatlar arasında ayrışmaya neden olduğunu savundu. Meclisin genç avukatların sorunlarını tartışmak ve çözüm önerileri bulmak yerine seçim gruplarının mücadele alanına döndüğüne işaret eden Öktem, bu mücadelenin meslektaşların birbirini kırdığı, kamplaştığı bir etki yarattığını kaydetti. Öktem , bu sorun nedeniyle genç avukatların seçim de dahil olmak üzere Genç Avukatlar Meclisi çalışmalarından uzak durmayı seçtiklerine vurgu yaptı. Öktem, meclisin kapatılmadığını ve komisyon yapısına dönüştürüldüğünü belirterek, hedeflerinin genç avukatların eşit söz hakkına sahip olduğu, rekabet ve çatışmadan uzak bir çalışma alanı oluşturmak olduğunu söyledi.
“Mücadele etmek, gerektiğinde eylem yapmak zorundayız”
Avukatların yaşadığı ekonomik sorunlara değinen Öktem, “Hiçbir baronun, hatta Türkiye Barolar Birliği’nin bile elinde sihirli bir değnek yok. Yaşadığımız sorunların tamamını biliyoruz. Mesleki olarak karşılaştığımız problemler, avukatlık mesleğine ilişkin sıkıntılar ve meslektaşlarımızın yaşadığı tüm sorunların farkındayız. Sonuçta biz de bu mesleği icra ediyoruz. Ben 2007 yılında İzmir Barosu’na kaydoldum. Hayatım boyunca başka hiçbir baroda mesleki faaliyet yürütmedim. Hiçbir kurumda avukatlık yapmadım. 2007 yılında stajdan itibaren sahada avukatlık yapan, adliye koridorlarında dosya takip eden, kendi bürosu olan bir avukatım. Sorunları birebir yaşayan birisiyim. İzmir’i de bilen birisiyim. İstanbul Barosu’nda görev yapmadım, Ankara Barosu’nda görev yapmadım. Herhangi bir kurum içerisinde vekillik yapmadım. Yıllardır icra dairelerinde, adliye salonlarında, duruşmalarda sorunlar yaşayarak mesleğimi sürdürüyorum. Yokluktan gelen, ekonomik zorlukları yaşamış birisiyim. Mesleğin başında da bu sorunlarla karşılaştım. Zaten dönem dönem hepimiz bu sıkıntıları yaşıyoruz. Ama şunu söylemek gerekir: Keşke baroların elinde sihirli bir değnek olsa ya da kanun yapma yetkisi bulunsa. Mesleğimizin veya meslektaşlarımızın yaşadığı sorunları yönetim kurulu kararlarıyla ortadan kaldırabilsek. Keşke avukatlık mesleğine ilişkin tüm düzenlemeleri barolar yapabilse ve meslektaşlarımızın sorunlarını doğrudan çözebilsek. Ancak ne yazık ki böyle bir yetkimiz yok. Bu nedenle avukatların özellikle ekonomik sorunlarını çözebilecek makamlara, yetki sahiplerine baskı yapmak, talepleri yılmadan, bıkmadan iletmek, bu alanda mücadele etmek, gerektiğinde eylem yapmak zorundayız. Biz avukatı yoksulluğa itenlere ve o koşullara karşı mücadeleye giriştiğimizde ise baroyu siyaset yapıp avukat sorunlarıyla ilgilenmeyen bir yapı olmakla eleştirebiliyorlar. Avukatların ekonomik sorunları ülkedeki yönetim krizinden, mevcut ekonomik düzenin altüst olmasından bağımsız değil. O nedenle hem ülke siyasetine ve siyasetçilerine politikaya bulaşmamak adına söz söylemeyecek, hem de Baro yönetimine geldiğinde ekonomik sorunları çözme vaadinde bulunacak kesimlerin hayal pazarladığını, popülizm yaptığını, insanlara gerçekleri değil duymak istediklerini söylediklerini düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Barolar mücadele etmeli”
Baroların avukatların yaşadığı sorunların çözümleri için mücadele etmesi gerektiğini ifade eden Öktem, “Ülkemizde yasama organı bellidir. Bazı sorunların çözümü için mevzuat değişikliği gerekir. Baroların yapabileceklerinin sınırı da burada başlıyor. Peki barolar ne yapmalı? Barolar bu değişiklikler için mücadele etmeli. Mücadelenizi verirsiniz, sonuç alamasanız bile en azından sesinizi duyurursunuz, farkındalık yaratırsınız. Bizim 2018’den beri yaptığımız şey de budur. Çoklu baro düzenlemesine karşı yapılan eylemlerden örnek verebiliriz. O dönemde bütün avukatlar ve barolar sokaklardaydı. Ancak sonuçta yasa çıktı. Avukatların ve baroların mücadelesi doğrudan sonucu değiştirdi mi? Hayır. Ancak ne oldu? Bugün “numaralı barolar” olarak ifade ettiğimiz ikinci barolar ortaya çıktı ve bu barolar hukuki bir zemine sahip olabilir ancak bizim açımızdan meşruiyet tartışması devam etmektedir. Biz o dönemde mücadele ederek sesimizi yükselttik. Baroların bölünmesinin yaratacağı sorunları yurttaşa anlattık, kamuoyuna aktardık. Bugün İstanbul Barosu hem avukatların hem de toplumun gözünde köklü ve meşru bir kurum olarak görülürken, ikinci barolar hukuki olarak kurulmuş olsalar da aynı toplumsal karşılığı oluşturamamıştır. Baronun yapabilecekleri bellidir. Mevzuat değişikliği gerektiren konularda tek başına karar alarak çözüm üretme imkânı yoktur. Ancak bu durum bizi mücadele etmekten, eleştirmekten, kamuoyu oluşturmaktan ve hak aramaktan geri bırakmamalıdır. Bizim görevimiz, çözüm sağlanana kadar mücadeleyi sürdürmektir” diye konuştu.
Öktem’in konuşmasının satırbaşları şöyle;
“Avukatlara özgü çalışma alanlarının oluşturulması gerekir”
2021 yılında hukuk fakültelerine giren öğrenci sayısı 20 bindi. 2021 yılında Barolar Birliği Başkanlığına Erinç Bey’in seçilmesiyle birlikte bütün barolar ve Barolar Birliği açısından da bu konu önemli bir gündem haline geldi. Bir ülkede ne kadar fazla hukukçu olursa ne kadar fazla avukat olursa o kadar iyidir. Bir ülkenin demokratikleşmesi, hukuk bilincinin gelişmesi ve aydınlanması açısından hukukçu sayısının fazla olması önemlidir. Ancak hukukçu ve avukat sayısı artıyorsa buna paralel olarak iş imkânlarının da artırılması gerekir. Avukatlara özgü çalışma alanlarının oluşturulması gerekir. Fakat bunu yapmadığınızda, iş sayısının sınırlı olduğu bir alana çok fazla mezun ve avukat yönlendirilmiş oluyor. Bunun sonucunda da avukatlar ekonomik olarak zorlanan bir süreç yaşıyor. Biz bu konuda iki yönlü mücadele veriyoruz. Birincisi, avukatların iş alanlarını artırmak gerekiyor. Yapılabilecek işleri genişletmek gerekiyor. Örneğin tapu satışlarında belli işlemler için avukat zorunluluğu getirilebilir. Nasıl ki hukuk uyuşmazlıklarında dava öncesi zorunlu arabuluculuk sistemi getirildiyse, bu görüşmelerde de avukatların yer alması sağlanabilir. Böylece avukatların iş alanları genişler, daha fazla meslektaşımız ekonomik olarak ayakta kalabilir.
“Bizim mücadelemizle YÖK başarı sıralamasını düşürdü”
Diğer taraftan hukuk fakültelerine giriş sayısının azaltılması ve başarı sıralamasının yükseltilmesi gerekiyor. Daha önce ilk 150 bin içinde yer alan öğrenciler hukuk fakültesi tercih edebiliyordu. Bu nedenle 2021 yılında yaklaşık 20 bin kişi her yıl hukuk fakültelerine giriş yaptı. Bu gerçekten çok yüksek bir rakam. Size bir örnek vereyim: İzmir Barosu 1908 yılında kurulmuş bir baro. Benim ruhsat tarihim 2009. Benim sicil numaram 9543. Yani 101 yılda İzmir Barosu’na kayıtlı yaklaşık 9 bin 500’üncü avukat olmuşum. Geçtiğimiz hafta ruhsat döneminde ise 23 binli sicil numaralarına ulaştık. Yani 2009’dan 2026’ya kadar geçen 17 yılda yaklaşık 14 bin yeni avukat İzmir Barosu’na kaydoldu. Bakın; 101 yılda 9 bin avukat, 17 yılda 14 bin avukat. Bu gerçekten dikkat çekici bir artış. Dolayısıyla Barolar Birliği yönetimi değiştikten sonra, 2022 yılında Sefa Başkan döneminde ben de yönetim kurulu üyesiyken bu konu bizim öncelikli mücadele alanlarımızdan biri oldu. Sürekli olarak Barolar Birliği’nin bakanlıklarla ve YÖK ile görüşmeler yapmasını, hukuk fakültelerine giriş sayılarının azaltılması gerektiğini ifade ettik. Nitekim bu yıl hukuk fakültelerine girişte başarı sıralaması 150 binden 100 bine çekildi. Öğrenci giriş sayısı da yaklaşık 17 binden 7 bine düştü. Yani 2021 yılında başlayan bir mücadelenin beşinci yılında sonuç verdiğini görüyoruz. Biz bu mücadeleden hiç vazgeçmedik. Her Adalet Bakanı değişikliğinde, her fırsatta yapılan görüşmelerde bu konuyu gündeme getirdik. Barolar Birliği de bu konuda çalışmalar yürüttü ve sonunda önemli bir adım atıldı. Yaklaşık 10 bin kişilik bir azalma söz konusu. Bu da dört yıl sonra mesleğe 10 bin daha az avukatın katılması anlamına geliyor.
“Ekonomik şiddetle mücadele edeceğiz”
Birinci önceliğimiz avukatların ekonomik sorunları. En büyük sorunumuz, meslektaşlarımızın, özellikle de genç meslektaşlarımızın yaşamış olduğu ekonomik problemler. Biz ekonomik sorunları daha çok genç meslektaşlarımız üzerinden değerlendiriyoruz. Çünkü en fazla problemi, hayata ve meslek hayatına yeni başlayan meslektaşlarımız yaşıyor. Ama artık ekonomik sıkıntı mesleğin her kademesinde var. Hatta ben hep şunu söylüyorum: Avukatın yaşamış olduğu ekonomik problemin, ülkede yaşayan yurttaşların ekonomik probleminden hiçbir farkı yok. Biz de bu ülkenin yurttaşlarıyız. Avukatın para kazanabilmesi, ekonomik özgürlüğünü rahatça yaşayabilmesi için öncelikle yurttaşın ekonomik olarak güçlü olması gerekiyor. Biz bunu dile getirdiğimiz zaman sürekli “Baro siyaset yapıyor” eleştirisiyle karşılaşıyoruz. Eğer yurttaşın ekonomik haklarını, yurttaşlık haklarını korumaya yönelik konuşmalar yapmak siyaset yapmaksa, biz bu siyaseti yapmaya devam edeceğiz. Çünkü zaten hukuk siyasetten bağımsız değildir. Ben bu ülkenin bir yurttaşıyım, aynı zamanda bir avukatım. Bir yurttaşın hakkını almasını sağlamak, aslında benim de haklarımın korunması anlamına gelir. Aynı zamanda bunun ekonomik olarak da bana yansıması olur. Dolayısıyla birinci önceliğimiz avukatların ekonomik problemlerini çözmek, ekonomik şiddetle mücadele etmek.
Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi çağrısı
İkincisi, gerçekten avukata yönelik şiddeti ortadan kaldırmaya çalışmak. Avukata yönelik fiziksel şiddet, politik şiddet sona ermiyor. Avukatlık mesleğini icra ettikleri için tutuklu olan çok sayıda meslektaşımız var. Yani şiddet sadece avukata yumruk atmak, tokat atmak değildir. Avukatlık mesleğini yaptıkları, mesleki faaliyetlerini yürüttükleri için tutuklu olan çok sayıda meslektaşımız bulunuyor. Havana Kuralları ortada. Bu kurallar, avukatlık mesleğinin avukatın yaptığı işle özdeşleştirilemeyeceğini, avukatın dosyanın tarafı olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Ancak bizim ülkemizde tam tersi bir uygulamayla karşı karşıyayız. Bir dosyada avukatlık yapmak, bazı durumlarda örgüt üyeliğiyle eşdeğer hale getirilen bir hukuk anlayışıyla karşı karşıyayız. Peki biz mesleğimizi nasıl icra edeceğiz? Ülke, avukatlar açısından adeta bir açık hava hapishanesine dönüşmüş durumda. Biz bütün Türkiye'deki avukatları, İstanbul'daki, Ankara'daki, Muğla'daki, Rize’deki, Mardin’deki meslektaşlarımızı da kendi baromuza kayıtlı meslektaşımız olarak görüyoruz. İzmir Barosu'nun görevi sadece kendi barosuna kayıtlı avukatların haklarını savunmak değildir. Kaç meslektaşımızı cinayetlere kurban verdik? İlk önceliklerimizden biri, Türkiye Barolar Birliği nezdinde ve İzmir Barosu'nun öncülüğünde, ülkemizin Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni imzalaması için çalışmalar yürütmek olacak. Çünkü bu sözleşme, avukatlık mesleğini ve meslektaşlarımızı ekonomik, fiziksel ve politik olmak üzere her türlü şiddete karşı koruyacak önemli bir güvence sağlayacak.
“Yeni bir baro binasını Bayraklı bölgesinde inşa edeceğiz”
Üçüncüsü de tabii ki İzmir Barosu’nun fiziki koşullarını değiştirmek olacak. Çünkü biz mesleğe, meslektaşa ve ülke gündemine yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz ancak yeni bir baro binasına ihtiyacımız olduğunun da farkındayız. Çünkü sayımız 15 bine yaklaşıyor. Artık çoğumuz Bayraklı civarında yoğunlaşmış bir bölgede mesleğimizi icra ediyoruz. Bu bölgede yeni bir bina çalışmasını zaten yaklaşık üç yıldır yürütüyoruz. Bu çalışmalarımızın da sonuna yaklaştık. Bu döneme yetişmedi ancak umarım bir sonraki dönemde benim başkanlığıma nasip olacak. Yeni bir baro binasını Bayraklı bölgesinde inşa edeceğiz. Meslektaşlarımızın konfor alanlarını yükselteceğiz. İzmir Barosu’nun yaşam alanlarını çoğaltacağız. İzmir Barosu’nun Baro Bahçesi’ni 2019 yılında biz kazandırdık, Özkan Başkan döneminde. Ben o zaman yönetim kurulu üyesi değildim ama inşaatında çimento kardım.
“Aksamaların temel nedeni ekonomik koşullardır”
Bizim en büyük avantajımız da şu; bunu listem için söylüyorum. Herkes baroyu ve baroculuğu biliyor. Bizde şöyle bir kültür vardır: İzmir Barosu yönetiminde veya herhangi bir koltukta görev almayı beklemeden, emek vermek esastır. Herkes taşın altına elini koyar. Herkes işin ucundan tutar. Listemizde bulunan bütün arkadaşlarımız İzmir Barosu’nun komisyon ve merkezlerinde gönüllülük esasıyla görev alan meslektaşlarımızdır. Herkes baronun bir alanında faaliyet göstermiştir. Bu bizim geleneğimizdedir. Ben de Baro Bahçe yapılırken İzmir Barosu yönetiminde değildim. Hiçbir kurulda görev almıyordum. Ancak baromuza bir katkı sağlanacaksa, bir değer kazandırılacaksa işimizden, gücümüzden ve zamanımızdan fedakârlık ederek o çalışmanın içinde yer aldık. Yeni dönemde de belediyeyle sözleşmemizi dört yıl daha uzattık. Binayı geliştirdik. Oturma alanını büyüttük, koltukları yeniledik. Tabii bu alanlarda bazı aksamalar yaşanmış olabilir. Bunun temel nedeni de ekonomik koşullardı.2023 yılındaki 7. Yargı Paketi ile 0-5 yıl kıdeme sahip meslektaşlarımızdan aidat alınmaması yönünde bir düzenleme yapıldı. Ben buna sonuna kadar katılıyorum. Meslektaşlarımızın bu aidatı ödememesi olumlu bir adım, sonuna kadar destekliyoruz. Ancak baro önemli bir gelir alanını kaybetti. Baronun bu kaybını devletin kapatması gerekirken bu da yapılmadı. Keşke genç meslektaşlarımızın BAĞ-KUR primleri, vergi yükümlülükleri gibi ekonomik yüklerini azaltacak düzenlemeler yapılsa. Aksine, geçtiğimiz yıl ilk girişimcilik desteğinden yararlanan meslektaşlarımızın bu hakkı ellerinden alındı. Buna ilişkin açtığımız pilot davalar var ve baromuzun takip ettiği süreçler devam ediyor.
“Genç Avukatlar Meclis’i yanlış şekillendirilerek kurulan bir oluşumdu”
Bana göre Genç Avukatlar Meclisi, kuruluşu itibarıyla zaten yanlış kurulmuş bir oluşumdu. 2014 yılında genel kurulda biz genç avukatlar bir imza topladık. “İşçi Avukatlar Merkezi kurulsun” diye bir önerge verdik. Genel kurulda oylandı, tavsiye niteliğinde bir karar olarak çıktı ve 2014 seçimlerini Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu kazandı. Başkan da Aydın Özcan’dı. Daha sonra biz, ‘genel kuruldan böyle bir karar çıktı, İşçi Avukatlar Merkezi kurun’ diye çağrı yaptık. Ancak kurulmadı. Bunun yerine Genç Avukatlar Meclisi adı altında bir meclis oluşturuldu. Bu meclisin içinde bir başkan, başkanlık divanı, başkan yardımcılığı, genel sekreterlik gibi görevlerin olduğu bir yapılanma vardı. İşçi Avukatlar Merkezi’ni ise biz 2018 yılında seçimleri kazandığımızda yeniden kurduk. Genç Avukatlar Meclisi’ne ilişkin yönergede, başkan, başkan yardımcısı ve genel sekreter gibi görevlerin seçimle belirleneceği düzenlendi ve bu yapı devam etti. Ancak bizim en başından beri istemediğimiz şey şu oldu: Genç avukatların, genç meslektaşlarımızın bir seçim sürecinde karşı karşıya gelmesi, rakipleşmesi… Genç Avukatlar Meclisi’nin ilk dönemlerinde kırmızı liste, beyaz liste, mor liste, sarı liste, turuncu liste gibi farklı listeler yarışıyordu. Ancak son iki-üç seçimdir bu süreç giderek daha fazla kutuplaşmaya başladı.
“Gençlerin ötekileştirildiği bir yapı oluştu”
Oysa baro genel kurulları çok daha olgun, çok daha seviyeli tartışmaların yaşandığı süreçlerdir. Genç Avukatlar Meclisi’nde ise süreçler maalesef böyle ilerlemedi. Çağdaş Avukatlar Grubu’nun gençlerinin kazandığı dönemler de oldu. Ancak bir grup kazandığında, diğer tarafta kalan gençlerin ötekileştirildiği bir yapı oluştu. Bugün İzmir Barosu’nda 0-5 yıl kıdeme sahip, Genç Avukatlar Meclisi’nin doğal üyesi olabilecek yaklaşık 6 bin meslektaşımız var. Ancak son Genç Avukatlar Meclisi seçiminde kullanılan oy sayısı yaklaşık 600’dü. Yani genç meslektaşlarımızın yalnızca yüzde 10’u katılım gösterdi. Sonuçta bir liste kazanıyor, gençler arasında yeni bir ayrışma başlıyordu. Ben yönetim kurulu üyesiyim. Genç bir meslektaşıma “Neden Genç Avukatlar Meclisi’ne gitmiyorsun?” diye sorduğumda, “Abi ben o gruptan değilim ki” ya da “Bizi kavga mı ettireceksin, onlarla çalışılmaz” gibi cevaplar alıyorum. Oysa bizim beklediğimiz şey; Genç Avukatlar Meclisi’nin genç avukatların ortak çalışmalar yaptığı, sorunlarını tespit ettiği, baro yönetimine çözüm önerileri sunduğu, geniş katılımlı bir platform olmasıydı. Ancak mevcut yapı buna izin vermedi. Genç meslektaşlarımız toplantılara katılmadı. Çünkü “Ben o gruptan değilim, ben bu gruptan değilim” anlayışı oluştu.
“Küfürler, hakaret ifadeleri kullanıldı”
İkincisi, Genç Avukatlar Meclisi’nin bir WhatsApp grubu vardı. Bu grupta, içinde yönetim kurulu üyelerinin de bulunduğu tartışmalarda hakarete, küfre varan ifadeler kullanıldı. Elbette herkes düşüncesini tartışabilir. Politik düzeyde, mesleki düzeyde eleştiri yapılabilir. Ancak yaşanan tartışmalar bu sınırları aştı. Bu durum, genç avukatların birlikte çalışabileceği bir platformun rekabet ve çatışma alanına dönüşmesine neden oldu. Bunun sonucunda dışarıdan katkı sunmak isteyen birçok genç meslektaş da sürecin dışında kaldı. Üstelik seçimlerde kullanılan oy sayıları da çok düşüktü. Bazen 200-220 oylarla listeler kazanıyordu. Liste delme gibi durumlar yaşanıyordu. Bir listeden seçilen bir kişi, diğer listenin yürütme kuruluna girebiliyordu. Ancak daha sonra bu kişiler dışlanıyordu. Kapalı toplantılar yapılıyor, İzmir Barosu Yönetim Kurulu’na yönelik olarak, “Biz bu yönetimi tanımıyoruz, toplantılarımıza katılamazsınız” gibi yaklaşımlar ortaya çıkıyordu. Bütün bunlar üst üste geldiğinde Genç Avukatlar Meclisi, kuruluş amacından uzaklaşan bir yapıya dönüştü.
“Kapatılmadı komisyona çevirdik”
Bir diğer önemli nokta da şu: İzmir Barosu’nun yaklaşık 30 komisyon ve merkezi var. Bizim hiçbir komisyon ve merkezimizde başkan, lider, sözcü gibi hiyerarşik bir yapı yoktur. Bütün komisyon ve merkezler yuvarlak masa anlayışıyla çalışır. O komisyondan sorumlu bir yönetim kurulu üyesi olabilir ancak herkesin sözü eşittir. Genç Avukatlar Meclisi’nin tek farkı, başkanlık ve divan yapısına sahip olmasıydı. Bizim istediğimiz şey, genç avukatların eşit şekilde söz sahibi olduğu bir yapı oluşturmaktı. Bu nedenle Genç Avukatlar Meclisi’ni kapatmadık. Genç Avukatlar Meclisi’ni bir komisyona dönüştürdük. Yani İzmir Barosu’nun yaklaşık 30 komisyon ve merkezinden biri olarak faaliyet göstermeye devam ediyor. Biz sadece oradaki hiyerarşik düzeni kaldırdık. İstediğimiz şey; 6 bin genç meslektaşımızın eşit konumda olduğu, herkesin söz hakkının bulunduğu, herhangi bir rekabetin, çekişmenin ve kavganın olmadığı, genç avukatların sorunlarının tespit edildiği ve çözüm önerilerinin geliştirildiği bir yapı. Genç Avukatlar Komisyonumuz bugün aktif şekilde çalışmalarına devam ediyor. Yaptığımız tek şey, genç avukatların katılımını azaltan, ayrıştırıcı hale gelen hiyerarşik yapıyı değiştirmek oldu. Bunun temel nedenleri de yaşanan tartışmalar, hakarete varan söylemler, İzmir Barosu’nun genel komisyon ve merkez çalışma sistemine aykırı bir yapılanma oluşması ve en önemlisi genç meslektaşlarımızın bu sürece yeterince katılmamasıydı."





