Kentsel alanların sınır tanımaksızın doğaya doğru genişlemesi ve küresel ölçekte hissedilen iklim krizleri, canlı popülasyonlarının doğal dengesini kökünden sarsıyor. Son yıllarda özellikle metropollerde gözlemlenen sivrisinek, hamam böceği ve istilacı canlı türlerindeki sıradışı artış, uzmanlara göre doğanın bir tepkisi değil, doğrudan insan faaliyetlerinin bir sonucu olarak öne çıkıyor. Binaların, asfalt yolların ve betonlaşmanın doğal alanları yutmasıyla birlikte, insan ile yaban hayatı arasındaki geçişi sağlayan tampon bölgelerin ortadan kalkması, böcekleri yaşam mücadelelerini sürdürebilmek adına evlerimizin içine kadar sürüklüyor.

Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Zooloji Anabilim Dalı uzmanları, kentleşme politikaları ile kontrolsüz tüketim alışkanlıklarının ekosistem üzerinde yarattığı tahribata dikkat çekiyor. Doğada hazır besin kaynakları ve elverişli sıcaklıklar bulan organizmaların popülasyonlarını hızla artırma eğiliminde olduğunu vurgulayan bilim insanları, şehirlerde biriken organik ve evsel atıkların böcekler için adeta barınma ve çoğalma merkezlerine dönüştüğünü belirtiyor.

İklim krizleri ve insan müdahalesi canlıların göç haritasını değiştiriyor

Dünya genelinde yaşanan küresel iklim değişikliği ve buna bağlı sıcaklık artışları, mikroorganizmalardan dev canlılara kadar tüm türlerin adaptasyon süreçlerini zorlaştırıyor. Sıcaklık parametrelerinin değişmesiyle birlikte pek çok canlı türü, yaşamlarını idame ettirebilmek amacıyla geleneksel coğrafi dağılış alanlarını terk ederek kuzeye ya da daha elverişli kent merkezlerine doğru yayılım gösteriyor. Türkiye'ye göç eden veya yeni yerleşen egzotik canlı türlerinin sayısındaki belirgin artış da bu ekolojik kaymanın somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Erdoğan: Ekonomimiz dimdik ayakta
Erdoğan: Ekonomimiz dimdik ayakta
İçeriği Görüntüle

Zooloji uzmanı Prof. Dr. Nurşen Alpagut Keskin, yaz aylarında artış gösteren sivrisinek popülasyonları ve diğer canlı hareketliliklerinin arkasında sanılanın aksine hayvanların değil, insanların doğaya müdahalesinin yattığını ifade ediyor. İklim krizinin temelinde insan merkezli sanayileşme ve tüketim kalıplarının bulunduğunu hatırlatan Keskin, canlıların doğal habitatlarını kaybettikçe insanlarla daha sık yüz yüze gelmek zorunda kaldıklarını dile getiriyor.

Doğal dengenin bozulması faydalı türleri yok ederken zararlıları çoğaltıyor

Teknolojik imkanların artması ve insanlığın konfor alanını genişletme arzusu, gezegen üzerindeki karbon ayak izi miktarını her geçen gün daha da büyütüyor. Doğal çayırların, sulak alanların ve ormanlık arazilerin imara açılması, binlerce yılda oluşan ekosistem bağlarını koparıyor. Bu süreçte zararlı böcek türlerini avlayarak doğal kontrolü sağlayan predatör (avcı) ve faydalı böcek türleri hızla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırken, adaptasyon kabiliyeti yüksek olan zararlılar kontrolsüz bir biçimde çoğalıyor.

EÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bekir Keskin, yeşil alanların betonlaşmasıyla birlikte eko-sistemdeki dengenin bozulduğuna işaret ediyor. Doğal avcıları yok olan ortamlarda hamam böcekleri ve sivrisinekler gibi türlerin baskın hale geldiğini aktaran Keskin, halk arasında korku yaratan et yiyen örümcekler, dev çekirgeler ve sarıömer gibi canlılarla şehir hayatında daha fazla karşılaşılmasının temel nedeninin bu alan ihlalleri olduğunu vurguluyor.

Kentsel dönüşüm süreçlerinde mevcut habitatların korunması şart

Baraj inşaatları, akarsu yataklarının değiştirilmesi ve aşırı yapılaşma gibi mühendislik hamleleri bir yandan insan yaşamı için kaynak oluştururken, diğer yandan o bölgedeki binlerce yıllık canlı yaşamını yok ediyor. Sınırlı alanlara sıkışan canlılar hayatta kalabilmek için yerleşim yerlerine göç etmek zorunda kalıyor. Uzmanlar, yeni istilacı böcek türleri ile mücadele etmenin yolunun kimyasal ilaçlamalardan ziyade, biyolojik dengeyi yeniden kurmaktan ve doğal yaşam alanlarını muhafaza etmekten geçtiğini savunuyor.

Şehir planlamalarında doğayla uyumlu tampon koridorların yeniden oluşturulması, atık yönetiminin disipline edilmesi ve habitat kayıpları yaşatacak projelerden kaçınılması gerekliliği her geçen gün daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Gelecekte daha büyük ekolojik krizlerle karşılaşmamak adına mevcut ekosistemlerin korunması ve doğanın kendi dengesine saygı gösterilmesi tek kalıcı çözüm olarak gösteriliyor.

Kaynak: DHA