Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, partisi tarafından düzenlenen program kapsamında İzmir’e geldi. Gün boyu sürecek program öncesinde İzmir Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret eden Babacan, 9 Eylül Gazetesi’nin sorularını yanıtladı. Bölgedeki savaşın uluslararası hukuk boyutundan Türkiye ekonomisine olası etkilerine, İzmir’de tartışılan Alsancak Elektrik Fabrikası ve Alsancak Limanı projelerinden seçim sürecindeki ittifak arayışlarına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulunan Babacan’ın açıklamaları şöyle:


“Kent projeleri Ankara’dan talimatla olmaz”


İzmir’de gündemde olan Alsancak Elektrik Fabrikası ve Alsancak Limanı tartışmalarına da değinen Babacan, kent için önemli projelerde yerel iradenin belirleyici olması gerektiğini söyledi.
“Elektrik fabrikasıyla ilgili konu ise ayrı bir başlık. Bu yapı, şehrin tarih mirası ve kültür mirası açısından önemli bir yapı. Pek çok şehirde bu tür yapılar kentin kimliğiyle özdeşleşmiş durumda. Bu nedenle bu tür yapıların tarihî dokusunun korunması ve yaşatılması gerekir.


Ancak bu mirasın korunması, tamamen boş bırakılması veya metruk bir halde kalması anlamına gelmez. Amacına uygun, sosyal katkısı yüksek projelere dönüştürülebilir. İstanbul’da da bazı tarihî mekânların üniversitelere tahsis edildiğini görüyoruz. Bu sayede hem tarihî mekânlar korunuyor hem de öğrenciler ve gençlerle iç içe yaşayan alanlara dönüşüyor.


Bu tür konuların iyi tartışılması ve iyi konuşulması gerekir. Kent için önemli projelerin mutlaka yerel istişarelerle kararlaştırılması gerekir. Ankara’dan gelen talimatlarla değil, yerelde tartışılarak ve yerelde karar alınarak yürütülmesi gerekir. İzmir’e rağmen, İzmir halkının güçlü iradesine rağmen Ankara’dan talimatlarla karar alınıyorsa bu demokrasinin ruhuna aykırıdır.


Liman konusu ise ayrı bir başlıktır. Türkiye’deki pek çok varlık Türkiye Varlık Fonu’na devredildi. Ancak dünyada bizimkine benzer bir varlık fonu örneği yok. Genellikle bütçe fazlası veya cari fazlası olan ülkeler varlık fonu kurar. Türkiye’nin ise bütçe açığı ve cari açığı vardır. Bu nedenle varlık fonu Türkiye için yanlış bir modeldir.


Ben yıllarca buna karşı çıktım. Hükümetten ayrıldıktan sonra çıkarılan ilk yasalardan biri Varlık Fonu yasası oldu. 2016 yılının Ağustos ayında, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Meclis birkaç ay açık tutuldu ve o süreçte bu yasa hızla çıkarıldı.

İzmir'in o ilçesinde elektrik kesintisi
İzmir'in o ilçesinde elektrik kesintisi
İçeriği Görüntüle


Varlık Fonu yasası aslında birkaç maddeden oluşur ancak çok geniş yetkiler verir. Fonun yapabileceği işlemler konusunda geniş bir alan tanımlar ve denetim mekanizmaları oldukça sınırlıdır.
Eğer bir özelleştirme yapılacaksa bunun açık, şeffaf ve rekabetçi bir süreçle yapılması gerekir. Kimsenin “ben böyle istiyorum, bunu şu kişiye verdim” diyebileceği bir sistem olmamalıdır. Mevcut modelin en önemli sakıncası da budur.


Birincisi, Varlık Fonu modelinin kendisi sorunlu bir sistemdir. İkincisi ise özelleştirme yapılacaksa bunun eşit şartlarda, fırsat eşitliğini sağlayacak şekilde ve açık bir yarışma ortamında gerçekleştirilmesi gerekir. Aksi halde ciddi sorunlar ortaya çıkar.”

Whatsapp Image 2026 03 13 At 12.54.22 (1)

“Yeni ve güçlü bir siyasi seçenek hazırlıyoruz”

Türkiye’de yaklaşan seçim süreci ve ittifak tartışmaları hakkında konuşan Babacan, yeni bir siyasi seçenek oluşturma hazırlığında olduklarını ifade etti.

“Biz DEVA Partisi olarak siyasete çok sayıda yeni insan kazandırdık. Türkiye’nin her yerinde kendi camiasında sevilen, saygı duyulan insanların siyasete katkı vermesi çok kıymetlidir. Siyasetin dar bir kadronun yaptığı bir alan değil, yeni insan kaynağıyla beslenen bir alan olması gerekir.
Bu nedenle siyasete kazandırdığımız her isim bizim için değerlidir. Bugün farklı kararlar alınabilir, yarın farklı gelişmeler olabilir. Siyaset uzun soluklu bir yolculuktur.

Biz ayrılan arkadaşlarımızın arkasından konuşmayız. Birlikte çalıştığımız dönemde partimize yaptıkları katkıları hatırlarız. Ancak ayrılma gerekçelerine katılmıyoruz. Parti değiştirme konusunda ise değerlendirmeyi en doğru şekilde vatandaşlarımız yapacaktır. Çünkü o vekilleri seçen de oy veren de halktır.


Türkiye’de şu anda başkanlık sistemi vardır ve bu sistemde seçimlere ittifaklarla girilmektedir. AK Parti yıllarca tek başına iktidar olurken, 50+1 şartı nedeniyle artık MHP ile ittifak yapmak zorunda kaldı. Aynı şekilde CHP de seçimlere ittifakla girdi.
Bizim hazırlığımız ise farklı bir yöndedir. Biz hem iktidara hem de ana muhalefete mesafeli duran, Türkiye için yeni ve güçlü bir seçenek oluşturmanın hazırlığını yapıyoruz.
Vatandaşlarımızın “artık iktidarı desteklemiyorum ama mevcut muhalefete de hemen yönelmek istemiyorum” dediği noktada karşılarında güvenebilecekleri yeni bir alternatif oluşturmak istiyoruz. Bu doğrultuda yeni bir ittifak ve yeni bir seçim iş birliği modeli üzerinde çalışıyoruz.”


“Savaş uzarsa dünyada enflasyon dalgası gelir”


Bölgedeki savaşın yalnızca askeri değil ekonomik sonuçları da olacağına dikkat çeken Babacan, savaşın uzaması halinde dünya genelinde yeni bir enflasyon dalgası yaşanabileceğini söyledi.
“İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve Amerika’nın da destek verdiği bu savaş uluslararası hukuka tamamen aykırı bir savaştır. Öncelikle bunu kayda geçirmemiz lazım. Önleyici savaş diye tanımladıkları, yani “ben ona saldırmazsam bir gün o bana saldırabilir” gibi bir gerekçe şu ana kadar hiçbir uluslararası hukuk normunda veya Birleşmiş Milletler şartında yer almıyor.


Dolayısıyla tamamen hukuksuzlukla başlamış bir süreçten bahsediyoruz. Ancak öte yandan İran’ın da bölgedeki pek çok ülkeyi hedef alan saldırıları var. Bu da bir başka yanlış ve bunu da özellikle vurguluyoruz.
Şu anda Amerikan yönetiminin kendi içinde de en çok eleştirilen konu, başı sonu hesap edilmeden ve net bir siyasi hedef belirlenmeden bu savaşın içine, İsrail tarafından sürüklenmiş olmalarıdır. Hangi şartlarda ve hangi hedeflere ulaşıldığında bu savaşın biteceği konusunda ortada net bir plan yok. Gerçekten kaba gücün kullanıldığı, arkasında güçlü bir aklın olmadığı ve nereye gideceği belli olmayan bir süreçten bahsediyoruz.


Eğer bu savaş haftalarla ifade edilen bir süre içinde bir şekilde ateşkesle sonuçlanırsa, etkileri de sınırlı olur. Hem dünya ekonomisi hem de Türkiye ekonomisi üzerindeki etkiler sınırlı kalır. Ancak süreç haftalar değil de aylarla ifade edilecek bir döneme yayılırsa, başta petrol fiyatları olmak üzere dünyada yeni bir enflasyon dalgası oluşacaktır.


Bu yalnızca petrol meselesi değildir. Petrol ürünlerinden üretilen gübre gibi tarımda kullanılan birçok girdi de bu durumdan etkilenir. Dolayısıyla tarımsal üretim maliyetleri artar ve gıda fiyatlarında dünyada hızlı bir yükseliş görülür. Enerjinin ve gıdanın daha pahalı olduğu bir dünya ise birçok sektörde durgunluğun yaşandığı, geniş kesimlerin olumsuz etkilendiği, yoksulluğun arttığı ve satın alma gücünün zayıfladığı bir dünya demektir.
Türkiye de bu süreçten özellikle iki kanaldan etkilenir: petrol fiyatları ve gıda fiyatları. Bu iki alan üzerinden Türkiye’de yeni bir enflasyon dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz.”

“Daha büyük banknot basılır mı?”

Babacan, Türk lirasındaki değer kaybına dikkat çekerek 200 liralık banknotun tedavüle çıktığı döneme kıyasla dolar karşısında büyük ölçüde eridiğini söyledi.

"Şu andaki iktidarın sıfır ekleme ya da daha yüksek kupürlü banknot basma konusunda oldukça çekingen bir tutum ortaya koyduğunu görüyoruz. Çünkü biliyorlar ki daha yüksek kupürlü banknot basmak enflasyonun bir itirafı olacak, aynı zamanda bir beceriksizlik itirafı olacak. Bu nedenle şimdilik 2009’un başında tedavüle sürülen 200 liralık banknotla devam ediyorlar.

Ancak 200 lira ilk tedavüle çıktığında kaç dolar ediyordu, bunu hatırlayalım. 200 lira tedavüle çıktığında yaklaşık 134 dolar ediyordu. Bugün ise aynı banknotun değeri yaklaşık 4,5 dolara kadar düşmüş durumda.

Yani herkesin cebindeki banknotların değeri yaklaşık 130 dolar civarında erimiş durumda. Bu değer kaybının sebebi kötü yönetimdir. Bu buharlaşmanın nedeni, iktidarın bizzat kendi elleriyle patlattığı enflasyondur.

Öte yandan dünyada büyük kupürlü banknotlar konusunda farklı tartışmalar da var. Özellikle kayıt dışı ekonomi, kara para, uyuşturucu parası ya da terörün finansmanı gibi konular nedeniyle büyük kupürlü banknotların kullanımının azaltılması yönünde yaklaşımlar bulunuyor.

Örneğin Avrupa’da en yüksek kupür olan 500 euro artık tedavülden kaldırıldı. 200 euroluk banknotlar da giderek daha az kullanılıyor ve merkez bankaları tarafından piyasadan toplanıyor. Avrupa Birliği’nde amaç, kayıt dışı ekonomiyi ve yasa dışı para hareketlerini zorlaştırmak.

Kupür küçüldükçe kayıt dışı parayı taşımak da zorlaşıyor. Daha büyük çantalar, valizler veya çuvallar gerekiyor. Yani büyük kupürlerin azaltılması kayıt dışı ekonomiyle mücadelede kullanılan araçlardan biri. Ancak Türkiye’de mevcut ekonomik tabloya bakıldığında, iktidarın daha büyük kupürlü banknot basmaya pek yüzü olmayacağını düşünüyoruz. Çünkü bu durum ekonomik başarısızlığın ve yönetim beceriksizliğinin en açık itirafı olacaktır."

Kaynak: özge uyanık