SEMİ TEKTAŞ/Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele sürerken açıklanan ekim ayı verileri, fiyat artışlarının hız kesmediğini bir kez daha ortaya koydu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre tüketici fiyatları ekim ayında aylık yüzde 2,58 artarken yıllık enflasyon yüzde 29,77 olarak gerçekleşti. Yıllık enflasyonun iki aydır yüzde 30 sınırının altında kalmasına karşın aylık enflasyonun geçen yılın aynı dönemindeki yüzde 2,55 seviyesini aşması dikkat çekti.
Ekonomist Ayhan Bülent Toptaş, yaptığı değerlendirmede, mevcut ekonomik tablonun kalıcı bir iyileşmeye işaret etmediğini belirterek önümüzdeki döneme ilişkin uyarılarda bulundu. Enflasyonun seçim döneminde yeniden yüzde 40-50 bandına çıkabileceğini savunan Toptaş, yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Enerji maliyetleri ve siyasi gerilimlerin ekonomiyi zorladığını belirten Toptaş, ithiyaç duyulan istikrarlı bir ekonomi politikası oluşturamamasının riskleri artırdığına dikkat çekti.
“Enflasyonda kayda değer gerileme yok”
TÜİK’in rakamlarını değerlendiren Toptaş, “Bugün tüketici fiyatları aylık yüzde 2,58 arttı. Yıllık enflasyon ise yüzde 29,77 olarak gerçekleşti. İki aydır enflasyon ucu ucuna yüzde 30’un altında seyrediyor. Uzun bir süre yüzde 30’un üzerinde enflasyonla karşı karşıya kaldık. İlk kez iki aydır yüzde 30’un altında bir tablo görüyoruz. Ancak rakamlara biraz daha yakından baktığımızda farklı bir durum ortaya çıkıyor. Geçen yılın ekim ayında aylık enflasyon yüzde 2,55 olarak gerçekleşmişti. Bu yıl ekim ayında ise yüzde 2,58 oldu. Geçen yıl yıllık enflasyon yüzde 32,87 seviyesindeydi. Bugün ise yüzde 29,77. Bir arpa boyu yol katetmişiz. Aradan bir yıl geçmesine rağmen enflasyonda kayda değer bir gerileme sağlandığını söylemek zor. Dolayısıyla enflasyonla mücadelede henüz hedefe ulaşıldığını gösteren bir tablo bulunmuyor” diye konuştu.
“Toplum enflasyona alıştı”
Toplumun enflasyona alıştığını söyleyen Toptaş, şöyle devam etti:
“Enflasyonu gerçekten düşürmek istediğinizde, ciddi şekilde frene bastığınız ve ekonomik dengeleri yeniden kurmaya çalıştığınız zaman bunun ekonomi üzerinde yıpratıcı etkileri oluyor. Bunun siyasi sonuçları da ortaya çıkıyor. Bizim toplumumuzda artık neredeyse enflasyonla yaşamaya alışılmış durumda. İnsanlar yüzde 30 enflasyonun ne anlama geldiğini sorgulamıyor. Elbette ekonomik olarak eziliyor, zorlanıyor ve sıkıntı yaşıyorlar ancak bir şekilde bu koşullara da alışıyorlar. Parasal genişlemeye gidip insanlara daha fazla para verseniz, enflasyon yüzde 50'ye çıksa bile insanlar bir süre sonra buna da alışabiliyor. 'İyi ya, bir şekilde idare ediyoruz' diyebiliyorlar. Yüzde 50 ya da yüzde 35 enflasyonun ne anlama geldiğini yeterince sorgulamıyorlar. Seçime doğru toplumun enflasyona alışma kültürü bir kez daha test edilecek. İnsanların cebine para girecek, belki biraz daha fazla kredi bulabilecekler. Emekliler ve asgari ücretliler de bir miktar daha fazla gelire kavuşabilecek. Bu durumda toplumun enflasyonu yeniden kabullenmesi söz konusu olabilecek. Ancak bu bir kısır döngü. Bir noktada duvara çarpma ihtimali de var. Ekonomik dengeleri sürekli bu şekilde yönetmeye çalıştığınızda sistem artık içinden çıkılamaz bir hale gelebiliyor. 2001 yılında da böyle bir tabloyla karşılaştık. Herkese kaynak dağıtmaya, herkesi memnun etmeye çalışırken sonunda duvara çarpıyoruz. Nitekim son dönemde fon olayında yaşanan gelişmeler de bunun örneklerinden biri oldu. Kısacası siyasetçiler, direksiyon hâkimiyetini tamamen kaybedene kadar ekonomiyi bu şekilde idare etmeye çalışıyor”
“Asgari ücretin 36 bin lira civarına çıkmasını öngörüyorum”
Asgari ücrete ilişkin tahminini açıklayan Toptaş, “Ekonomiyi zorlayan çeşitli faktörler var. Bildiğiniz gibi Körfez kaynaklı bir enerji krizi yaşanıyor. Bu kriz ekonomik dengeler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Kaynak bulmak zorlaşıyor, maliyetler yükseliyor ve reel sektör giderek daha fazla zorlanıyor. Bir yandan çok sıkı olmasa da sıkı para politikası uygulanıyor, diğer yandan seçim baskısı bulunuyor. Dolayısıyla ekonomi yönetiminin önünde ciddi bir ikilem var. Özellikle ihracat yapan reel sektör, enerji maliyetlerinden, navlun ücretlerinden, sigorta giderlerinden ve diğer girdi maliyetlerinden etkileniyor. Bu koşullarda asgari ücrete yapılacak zam da önemli bir tartışma konusu. Enflasyon oranında zam yapılması durumunda asgari ücretin net 36 bin lira civarına çıkmasını öngörüyorum. Ancak açlık sınırı da zaten 36 bin lira seviyesinde. Üstelik bu rakamın bir ay sonra yeniden aşılması söz konusu olabilir. Önümüzdeki iki ay bu açıdan çok önemli. Ocak ayında neler yaşanacağını öngörebilmek için kasım ve aralık aylarında ekonominin nasıl şekilleneceğini görmek gerekiyor. Bir de savaş riski var. Bugün ABD seçimleri yapılıyor. Seçimlerden kısa süre sonra bölgede yeni bir operasyonun başlayabileceğine yönelik değerlendirmeler bulunuyor. Böyle bir gelişme savaşın yeniden uzamasına ve enerji maliyetlerinin yüksek seviyelerde kalmasına neden olabilir. Petrol fiyatlarının 130-150 dolara kadar çıkabileceğini öngören değerlendirmeler de var. Bütün bunlar ekonomiyi yönetmeyi oldukça zorlaştırıyor. Öngörüde bulunmak da kolay değil. Önümüzde bütün ekonomik veriler olsa bile kasım ve aralık aylarında yaşanacak gelişmeleri kesin olarak bilemeyiz. Dolayısıyla ocak ayında nasıl bir tabloyla karşılaşacağımızı şimdiden söylemek güç. Ancak ortalama bir senaryo üzerinden değerlendirdiğimde asgari ücretin 36 bin lira civarında olacağını düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.
“2023 yılındaki rahatlık yok”
2023-2024 dönemindeki koşullar şu anda mevcut olmadığına dikkat çeken Toptaş, “Bugün üzerimizde ciddi bir ekonomik ve siyasi baskı var. Fon krizi yaşanıyor. Bunun yanı sıra ekonomide bir yıpranmışlık söz konusu. Enerji maliyetleriyle ilgili sorunlar ve içeride artan siyasi gerilim de tabloyu zorlaştırıyor. Aslında her koşulda bir çıkış yolu bulunabiliyor. Örneğin 2023 seçimlerinde de ekonomiyi kimin devralacağı ve nasıl düzelteceği konusunda ciddi soru işaretlerimiz vardı. Ancak bugün ekonomi, 2023 yılına kıyasla daha iyi bir noktada değil. Aksine, çok daha zor koşullarla karşı karşıyayız. Çünkü hayat pahalılığı halkı ciddi şekilde yıprattı ve toplumsal hoşnutsuzluğu artırdı. Bir, iki, üç, dört yıl boyunca devam eden hayat pahalılığı insanları oldukça yordu. Fiyatlar hala iyi durumda değil. Bu nedenle ekonomik genişlemeye gidilebilir ancak bu, kızgın sacın üzerine bir bardak su dökmek gibi olur. Etkisi yalnızca geçici bir rahatlama sağlar. Bir süreliğine genişleme sağlanabilir ancak sonrasında mevcut sorunlarımız devam eder. Oysa bizim mutlaka yapısal önlemler almamız gerekiyor. Bu konuda geç kalıyoruz. Geciktikçe yapısal önlemlerin hayata geçirilmesi zorlaşıyor. Aynı zamanda vatandaşın sabrı da giderek azalıyor. Bugün gerekli adımlar atılmaya başlansa, alınan kararların sonuçlarının görülmesi için en az beş altı ay geçmesi gerekir. Vatandaşın bu iyileşmeyi gerçekten hissetmesi ise belki birkaç yıl alabilir. Yapısal reformlardan kastım; adalet sisteminde reformlar, iç güvenlikle ilgili düzenlemeler, ihale kanununun yeniden ele alınması ve yolsuzlukla mücadele konusunda ek tedbirlerin hayata geçirilmesidir. Bunların normal ve sağlıklı bir şekilde uygulanması gerekiyor. Aksi hâlde bir noktada çok daha büyük sorunlarla karşılaşma ihtimalimiz var. Ekonomi bu şekilde bir kısır döngü içerisinde ilerliyor. Seçimlere doğru ekonomik politikalar gevşetilecek, bir rahatlama sağlanacak, bu da fiyatları yeniden yukarı taşıyacak. Dolayısıyla geçici rahatlamalar yerine kalıcı ve yapısal çözümlere ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.
“Yüzde 50 ihtimalini olasılık dışı görmüyorum”
Genel seçim sürecinde enflasyon oranlarının yükselme ihtimalinin yüksek olduğunu söyleyen Toptaş, “Ben yüzde 40'ı, hatta yüzde 45 ve yüzde 50'yi bile hiçbir şekilde olasılık dışı görmüyorum. Özellikle bu şekilde hareket edilmeye devam edilirse seçim döneminde enflasyonun yeniden yüzde 40 seviyesine çıkması mümkün. Üzerimizde ciddi bir enerji maliyeti baskısı var. Bunun yanı sıra seçim süreci de yaklaşıyor. Bir de fon kriziyle ciddi bir servet kaybı yaşandı. Eğer bu kayıpları telafi etmek amacıyla yeniden parasal genişlemeye gidilirse enflasyonun yüzde 40-50 seviyelerine dönmesi mümkün. İstikrar kültürümüz, istikrarlı bir politika anlayışımız yok. Biz toplum olarak da bu tür ekonomik dalgalanmalara alışıyoruz. Hayatın normal akışının bozulmasını olağan karşılamaya başlıyoruz. Her sabah uyandığımızda yeni bir ekonomik sorunla karşılaşma endişesi yaşamadan, Norveç kadar olmasa bile, hayatın normal seyrinde devam ettiği bir düzene kavuşmamız gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.





