9 EYLÜL TV’de moderatörlüğünü gazeteci Zafer Ertem’in yaptığı ‘Spor Servisi’ programının bu haftaki konukları Spor Sosyoloğu Prof. Dr. Ahmet Talimciler ve Spor Yazarı Suavi Yardımoğlu oldu. Talimciler, kulüpler Birliği’nin etkisizliğini, yönetimde liyakat sorununu ve futbolun kendi dinamiklerinden uzaklaşmasını eleştirirken tribün şiddetinin yalnızca polisiye önlemlerle çözülemeyeceğini belirtti. Bireysel sorumluluk, adil ceza, futbol kültürünün yeniden inşası gerektiğini vurguladı ve bir zihniyet değişimi çağrısı yaptı. Spor Yazarı Suavi Yardımoğlu ise genç oyuncu yetiştirme sorunlarına, amatör liglerdeki statü adaletsizliklerine ve kaynakların verimsiz kullanılmasına dikkat çekti, futbolun geleceğinin altyapıdan geçtiğini hatırlattı.
PATRON KİM: SAHA MI, SİYASET Mİ?
Spor Sosyoloğu Talimciler söze şöyle başladı: ‘’Futbol düzenindeki adaletsizliği görmemek mümkün değil. Kulüpler Birliği diye ortada bir kurum var. Yıllardır beklenen işlevini yerine getiremiyor. Bu yapının kulüplerin ortak sorunlarına çözüm üretebilecek güçlü bir kuruma dönüştürülmesi lazım. Federasyon karşısında denge oluşturabilecek bir iradenin eksikliği var. “Futbol mu toplumu, toplum mu futbolu yönetiyor?” sorusuna ise hiç tereddüt etmeden “Siyaset futbolu yönetiyor” yanıtını verebilirim. Futbolun kendi iç dinamiklerinden uzaklaştığı için yönetim kademelerinde liyakat ve hakkaniyet uygulamaları ortadan kalkıyor. Bana göre kişisel ilişkilerle yürüyen, hesap verebilirlikten uzak bir düzenle Türk futbolunun sorunlarını çözmek mümkün değil.’’
FUTBOL SAHASI TOPLUMUN KUSURLU AYNASI!
Türk futbolunda yaşanan şiddet ve gerilimin yalnızca saha içindeki rekabetten oluşmadığını belirten Spor Sosyoloğu Ahmet Talimciler, tribünlerde görülen öfkenin toplumdaki kutuplaşmanın bir yansıması olduğunu da hatırlattı ve futbol sahalarının toplumsal sorunları görünür kılan bir ayna işlevi gördüğünü vurguladı. Talimciler, ‘’Rekabet aslındaGalatasaray ve Fenerbahçe’nin bu işin lokomotifi olması ve bütün bunların futbol sahalarına ve toplumsal hayata yansımalarından geliyor. Biz 1969 yılında rahmetli Metin Oktay'la Can Bartu'nun forma değiştiği andan bugüne kadar geldiysek ki 57 yıl geçmiş, bugün değil forma değiştirmek, maç sonunda birbirine saldıran futbolculara tanık oluyoruz. Artık başka bir zaman dilimindeyiz. Ezeli rakiplerin düşmana dönüştürülmesi tehlike. Yöneticilerinin mikrofon önündeki açıklamalarıyla gerçek tutumları arasında inanılmaz fark var. Sürekli eleştiri kavga dili, tribünlerdeki gerilimi beslemekte. Tek çözüm yalnızca güvenlik önlemlerini artırmak değil, bu düşmanlık kültürünü değiştirmektir, o kadar’’ dedi.
“BÜTÜN TAKIMLAR EŞİTTİR AMA BAZILARI DAHA EŞİTTİR!”
Türk futbolundaki ayrıcalık ve çifte standart tartışmasına sert bir çıkış yapan Talimciler, bazı kulüplerin diğerlerinden daha avantajlı konuma getirildiği düşüncesini eleştirdi. Kulüp yöneticilerinin hakem kararlarını yalnızca kendi aleyhlerine olduğunda gündeme getirmesini de sorgulayan Talimciler’in bu konudaki görüşü de şöyle: ‘’Yöneticiler kendi lehlerine yapılan hatalar karşısında neden aynı açıklığı göstermiyor. İşte futbol düzenindeki adaletsizlik burada başlıyor. Bu anlayış Anadolu kulüplerini güçsüzleştirdi gibi taraftarın kendi kentinin takımından uzaklaşmasına yol açıyor. İşte ben bunun için, ‘Bütün takımlar eşittir ama bazıları daha eşittir’ diyorum. Maça giden taraftarın azalmasının gişe ve forma gelirlerini de olumsuz etkiliyebiliyor. Eşitsizlik yalnızca sportif rekabeti değil, kulüplerin ekonomik geleceğini de tehdit ediyor. Bütün bunlar yan yana ve üst üste gelince adaletsizlik anlayışı işleme giriyor.’’

OLAY ÇIKARAN DEĞİL, MASUMLAR CEZA ALIYOR
Talimciler’in en sert eleştirilerinden biri de, tribün olaylarında uygulanan toplu cezalandırma anlayışına yönelik oldu. Olayı çıkaran kişiler yerine aynı tribündeki masum taraftarların da cezalandırılmasını eleştiren Talimciler, teknolojik imkânlar sayesinde kişilerin tespit edilebildiği bir dönemde sorumluluğun bireyselleştirilmesi gerektiğini savundu. “Olayları çıkartanları değil, çıkartmayanları cezalandırıyoruz” diyen Talimciler. ‘’Kuralları ihlal edenler bireysel olarak cezalandırılmalı. Aksi durumda toplu cezalar adalet duygusunu zedeler. Ayrıca yine bu tür uygulamalar bazı taraftar gruplarının tribün kapatma tehdidine ve bir güç unsuruna dönüştürebilir ki zaman zamanda öyle oluyor. Sonuçta suçlu kimse düzeni kim bozuyorsa cezayı o alsın. Geri kalanlara yazık fair-play ruhuna bile ters durum’’ dedi.
HAKEM TARTIŞMALARI BİTMEYECEK, ÇÜNKÜ….!
Hakemlerin futbolun en önemli güven unsuru olduğunu belirten Talimciler, kuralların maçın büyüklüğüne ya da takımların kimliğine göre değiştirilememesi gerektiğini de hatırlattı. Bir pozisyonda kuralın uygulanması gerektiği halde “Böyle bir maçta bu karar verilmez” anlayışıyla hareket edilmesini eyyamcılık olarak değerlendirdi. Talimciler sözlerini şöyle sürdürdü: ‘’Hakemlerin karar verirken baskılardan uzak, vicdan ve kural bütünlüğü içinde hareket etmesi gerekir. Hakem forması sahadaki en değerli formadır. Bir dönemin ünlü hakemi Halil Umut Meler’e yönelik saldırı sonrasında hakem camiası Meler’e sahip çıkmamıştır. Yaşananların Türk hakemliği açısından da ağır sonuçlar doğurduğunu söyleyebilirim. Türk futbolu, ayrıcalıkların, günübirlik kararların ve liyakatsizliğin gölgesinden çıkmadan adaletli ve güvenilir bir yapıya kavuşamaz. Tartışmalarda bitmez.’’
EUROLAR HARCANIYOR, ALT YAPI BAKIYOR
Talimciler, milyonlarca euroluk harcamalara rağmen Türk futbolunun beklenen gelişimi gösterememesini eleştirirken, Süper Lig ile alt ligler arasındaki büyük kopukluğa dikkat çekti ve sözlerini şöyle noktaladı: ‘’Üst liglerde yüksek maliyetli ve kariyerinin son dönemindeki oyunculara kapılar açılırken, alt liglerde futbolculara farklı sınırlamalar getiriliyor bu da tutarsızlığa yol açıyor. Gerçek şu ki amatör futbolun sorunları yıllardır görmezden geliniyor. Alt yapı çalışmalarında devamlılık sağlanamadığı için genç oyuncuların önünü açacak ortamda oluşturulamıyor ve uzun vadeli projeler sürdürülemiyor. Türk futbolunun bana göre günü kurtaran transfer politikaları yerine genç yetiştiren planlı, bilimsel sisteme ihtiyacı var.’’
Mini Yorum
ZAFER ERTEM
HEP BANA, HEP BANA
9 Eylül TV’de konuk etmekten büyük keyif duyduğum Spor Sosyoloğu, Türkiye'de "Futbol Fanatizmi ve Medya İlişkisi", "Sporun Sosyolojisi Sosyolojinin Sporu" adlı kitapların yazarı Prof.Dr. Ahmet Talimciler’in verdiği daha doğrusu hatırlattığı bilgiler hiçte iç açıcı değil. Toplum hareketleri ve anlayışları adına geçmişten bugüne hiçbir şey değişmemiş aksine geleneksel değerlerimizi de kaybetmişiz. Spor ekseni içinde taraftarlarda kulüplerde bencilleşmiş. Herkes kendi kulübü, taraftarı ve yönetimi adına sürekli talepte bulunuyor, ortak noktada buluşmak çok zor. Hep bana, hep bana kültürüne prim vermek ne kadar acı değil mi?
Mini Yorum
SUAVİ YARDIMOĞLU
NEREDEN NEREYE ..!
Bazı kesimlerin beğenmedikleri "Eski Türkiye" nin İzmir şehrinde dört İzmir takımı maçlarını arka arkaya aynı statta oynarlardı. Taraftarlar da aralarında hiç bir barikat olmadan yan yana otururlardı. Şimdi değil yan yana oturmak araya duvar çekseniz nafile. Nereden nereye geldik. Yılların dostu olan kuruluş tarihlerinde düşmana karşı omuz omuza Milli mücadele veren, karma takımlarla "kefere" takımlarına karşı birlikte futbol oynayan kardeşlerin maçı bile küfür kıyamet. Basketbol ve voleybolda oyuncuları "dürüst oyun"a yönelten kural güncellemeleri geliyor ama ne FİFA ne de UEFA'dan bu yönde "tık" yok.




